KAFKASYA’NIN BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİNDE TASAVVUF VE TARİKATLARIN ROLÜ

KAFKASYA’NIN BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİNDE TASAVVUF VE TARİKATLARIN ROLÜ

Hz. Muhammed’in (s.a.a.) Kur’an’a dayalı ahlâkını, sevgi ve hoşgörüsünü kendilerine rehber edinen tasavvuf ve tarikatlar, kalp ve gönül dünyasını arındırıp ahlâklı insanlar yetiştirmeye çalışmışlardır. Orta Asya’da Türklerin İslâmiyet’i kabul etmesinde ve Anadolu’nun Müslüman-Türk yurdu olmasında kolonizatör dervişlerin gayretleri ile Kuzey Afrika ve Endülüs’te halkın İslâmlaşmasında sûfîlerin çabaları bilinmektedir. Onlar İslâm dininin yayılması ve vatan müdafaasında aktif bir görev üstlenmişlerdir. Bu alperen geleneğinin en son yeşerdiği, İslâmiyet’in tasavvuf ve tarikatlar vasıtasıyla yayılıp kök saldığı bölgelerden birisi de, sert tabiatlı mert insanların yaşadığı Kafkasya’dır.

Kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılan Kafkasya, Karadeniz’in kuzeydoğusundaki Taman Yarımadası’ndan Hazar Denizi’nin batısındaki Apşeron Yarımadası’na kadar devam eden dağlık bölgedir. Kuzeyde Ukrayna ve Kalmukya, batıda Karadeniz, doğuda Hazar Denizi, güneyde İran ve Anadolu dağları ile çevrilidir. Yüzölçümü 470.000 kilometre karedir. Kafkasya sıradağlarının Elbruz (5633 m.) ve Kazbek (5647 m.) olmak üzere en yüksek iki tepesi vardır. Sıradağlar kuzeybatıda Novorossisk limanının bulunduğu Apşeron Yarımadası’nda sona erer. Kafkasya’nın güneyinde Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan Devletleri ile Türkiye’nin Doğu Anadolu’daki bazı şehirleri ve İran; sıradağların kuzey eteklerinde ise, Hazar Denizi’nden Karadeniz’e doğru Dağıstan, Çeçenistan, İnguşya, Kuzey Osetya, Kabarday-Malkar, Karaçay-Çerkez ve Abhazya bulunur.[1] Kafkasya’nın kuzeyinde aslen Türk olan Çerkez, Abaza, Lezgi, Çeçen ve Gürcülerin oluşturduğu Kafkas kavimleri; Ermeni, Osset, Svan, Rus, İran ve bazı Avrupa milletlerinden meydana gelen İndo-Avrupa Kavimleri ve Türkler, güneyinde ise Azerbaycan Türkleri yaşamaktadır.

Kafkasya, doğuyu batıya bağlayan önemli bir kavşak noktasında bulunmaktadır. Ticaret yollarının oradan geçmesi, zengin petrol ve doğal gaz yataklarının bulunması uluslararası arenada bölgenin önemini daha da artırmaktadır. Karmaşık bir etnik yapıya sahip olmasının yanı sıra zengin petrol yatakları ve Trans Kafkasya’nın (Kafkasya ötesi) kontrolü ile ticaret yollarının Kuzey Kafkasya’dan geçmesi, bölgeyi sürekli olarak dış güçlerin, özellikle de Rusların ilgi alanı içerisinde bulundurmaktadır. Bundan dolayı Kafkasya’da huzurlu ve sakin bir ortamdan söz etmek oldukça zordur.

I. Kafkasya’da İslâmiyet’in Yayılması

Hz. Peygamber döneminden itibaren İslâm’ın yayılmasında çok çeşitli metotlar uygulanmış, zamana ve bölgeye göre bazıları diğerlerine tercih edilmiştir. Fethedilen yerlerde cami ve medreseler yaparak buralarda halkı bilgilendirme, tekkeler ve ribatlarda sûfî ve dervişler tarafından farklı bir yol olan ferdî ve yaygın eğitimin benimsenmesi, Müslüman tüccarların gittikleri yerlerdeki faaliyetleri ve fethedilen bölgelerde yerli halkın kızlarıyla evlenerek akrabalık bağı kurmak, Müslümanlaştırmanın en etkili yolları arasındadır.

Kafkasya’da din, millî yapının bir unsuru oluncaya kadar uzun bir süreç geçirmiştir. Bölge, Hz. Ömer’in halifeliği döneminden itibaren Müslüman Arapların, Selçuklularla birlikte Müslüman Türklerin fetih hareketlerine ve İslâmiyet’i yayma faaliyetlerine sahne olmuştur. Kabilecilik ve dağlılık ruhu ile birlikte geleneklere katı bir şekilde bağlılığın yaygın olduğu bölgede birlik sağlamak çok güç olduğundan İslâmiyet’in yayılması için inşa edilen cami ve mescidler, her fetih hareketinden sonra yeni baştan yapılmıştır.

Kafkasya’nın kuzeyi, yeryüzündeki en karmaşık etnik yapıya sahip bölgelerden birisidir. Bölgede her biri farklı lehçeye sahip olan elli kadar kabile ve kavim yaşamaktadır.[2] Bölgede yaşayan kavimler arasında bitmek tükenmek bilmeyen kabile savaşları, onların bir arada yaşamasını güçleştirmektedir. Bu kavimlerin aralarını düzeltecek, birbirleriyle iyi ilişkiler kurmalarını sağlayacak tek güç, İslâmiyet’in herkesi kucaklayan geniş yelpazesidir. Kabileler arasındaki düşmanlıklar ya Türk valilerin yaptığı gibi müsamaha ve hoşgörü ile veya imamların yaptığı gibi sert bir şekilde İslâmiyet’in uygulanmasıyla,[3] karizmatik liderlerin etrafında toplanmaları ve kutsal cihad ile bilfiil meşgul olmalarıyla önlenebilir, kardeşlik anlayışı tesis edilebilirdi.

Nitekim İslâm dini bölgede “imamlar” adı verilen tasavvuf önderleri vasıtasıyla Dağıstan, Çeçenistan ve İnguşya’da; Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin Kafkasya valileriyle de Çerkez ve Abaza bölgesinde bu görevi üstlenerek, sayısız millet ve topluluk arasında birleştirici yegâne unsur olmuştur. Yüzyıllar boyunca Rusların sindirmeye ve izlerini yok etmeye çalıştığı İslâm dini, Kafkasya’nın millî kimliğinin temelini teşkil ederken aynı zamanda bilhassa Çeçenler ile ezelî düşmanları Ruslar arasında güçlü bir kültür bariyerini oluşturmuştur.[4]

Kafkasya, ikinci halife Hz. Ömer zamanında (22/643) Müslüman Arap ordularının İran ve Azerbaycan’ı geçerek Kafkas dağlarına ulaşmasıyla İslâmiyet’le tanıştı.[5] Hz. Osman’ın halife olmasından sonra Azerbaycan valisi olarak tayin ettiği Velid b. Ukbe, Azerbaycan ve Ermenistan’ı fethederek (25/646) yörede yaşayan kavimlerle anlaşma yaptı.[6] Emevîler Dönemi’nde ise bölgedeki konumun sağlamlaştırılması için yapılan akınlara devam edildi. Ancak bölgede fazla bir varlık gösteremeyen Müslümanlar, asıl yayılma ve hâkimiyetlerini Emevî Arap Genel Valisi Mervan b. Muhammed’in (736-738) zamanında Dağıstan ve Çeçenistan’a ulaşan Arap fatihler vasıtasıyla sağlamaya başladı.[7] Kafkas kabileleri, bu dönemlerde Müslüman olmalarına rağmen Arapların buralardan çekilmeleri ile tekrar eski âdet ve ananelerine döndüler.

Kafkasya, Selçuklular için büyük önem taşımıştır. Selçuklu Devleti’nin resmen tanınması sayılan Dandanakan Savaşı’ndan önce oraya geçip bölgede teşkilatlanılması düşünülmüş, Çağrı Bey’in karşı çıkmasıyla bu düşünce gerçekleşmemiştir.[8] Kafkaslar’a Türklerin ve İslâmiyet’in kalıcı olarak yerleşmesi XI. yüzyılın ortalarında başlamış, Kafkasya’nın güneyinde yer alan Azerbaycan bu dönemde tamamen bir Türk ülkesi haline gelmiş, İslâmiyet kuvvetli bir şekilde yerleşmiştir. Daha sonraki dönemlerde, bölge bu Müslüman Türk karakterini korumuştur.[9]

Türklerin Kafkasya ile münasebetleri, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey Dönemi’ne kadar uzanır. Onun 446/1054’teki Kafkas seferi, Selçukluların Ön Asya’daki hakimiyetini kuvvetlendirmiştir.[10] Sultan Alp Arslan’ın 456/1064 yılında Nahcivan, Azerbaycan ve Gürcistan’a yapılan seferde Gürcüleri yenip Ani kalesini fethetmesiyle yeni bir dönem başlamıştır. Fethedilen yerlerde geleneğe uygun olarak kiliseler camilere çevrilmiş,[11] bölge kavimlerinin İslâmlaşmasına zemin hazırlanmıştır. Daha sonra bölgede meydana gelen karışıklıklar Alp Arslan’ı tekrar Kafkasya seferine çıkmaya mecbur etmiştir. Bu sefer sırasında Nizamülmülk ve meşhur Kafkasya fatihi Sav-Tekin de Sultan’ın yanında yer almıştır. Sultan Alp Arslan yeni fethedilen kale ve şehirlerde camiler yaptırarak bölgede İslâmiyet’in yayılmasına hizmet etmiştir.[12] Alp Arslan’ın ölümünden sonra Melikşah da Kafkas fatihi Sav-Tekin’i Kafkasya umumi valisi olarak görevlendirerek Erran ile Şirvan’ı kendisine ikta olarak vermiştir.[13] Alp Arslan’ın Gürcüleri mağlup etmesiyle bölgede Türk iskan hareketine başlanmış, Melikşah Dönemi’nde de sürdürülmüştür. Kafkasya’nın yayla ve kışlakları, Orta Asya bozkırlarından gelen Türkmenlerin hoşuna gitmiş,[14] Sav-Tekin bölgeye onları yerleştirerek İslâmiyet’in ve Türk geleneğinin kabul görmesi için büyük gayretler göstermiş, birtakım hayır işleri yapmıştır.

Türklerin Kafkasya’ya yerleşmeleri 1076’dan itibaren hız kazanmış, Derbend ve Şirvan gibi yerleşim merkezleri de iskan edilen yerler arasına girmiştir.[15] Asıl gayeleri, hükümranlıkları gittikçe zayıflayan Abbasilerin ve Bizans’ın miraslarına konup Anadolu’yu Müslüman Türk yurdu yapmak olan Selçuklular, Kafkasya’nın kuzeyine gitmeyi fazla düşünmemişler, hakim oldukları Güney Kafkasya’yı bir üs olarak kullanıp batıya, Anadolu’ya yönelmişlerdir.

Kafkasya’da İslâmiyet’in genel kabul görmesi, XIII-XIV. yüzyıllarda Altınordu Hanlığı’nın etkisiyle başlamıştır. Osmanlılar döneminde 1475’te Kırım Hanlığı’nın İstanbul’a bağlanması ile Kafkas sıradağlarının kuzeyindeki bölge de Osmanlı hâkimiyeti altına girmiştir. Fatih Sultan Mehmed’in son yıllarında 1479’da Anapa, Taman ve Koba iskeleleri fethedilmiş, Taman’da bir mescid, Tarkhan (Temrük) yanında bir cuma mescidi yaptırılarak İslâmiyet’in yayılmasına çalışılmıştır.[16] XVI-XVIII. yüzyıllarda İslâmiyet peyderpey yayılmasını sürdürmüş, XIX. yüzyılda da bölgeye tamamen hakim olmuştur.[17]

XVI. yüzyıldan itibaren Rusların yayılmacı politikaları ve sıcak denizlere inmek istemeleri, ilişkilerin gerginleşmesine sebep olmuştur.[18] Rusların Çar Korkunç İvan zamanında Astrahan’ı almalarından sonra (1556) bölge Rus nüfûzunun etkisinde kalmıştır. Hatta bazı Çerkez ve Çeçen beyleri bizzat Moskova’ya gidip, özellikle Çeçenler, Kırım Hanları ve Osmanlılara karşı İvan’ın himayesini bile istemişlerdir. Kafkasya’daki bu nüfûz, XVI. yüzyıl sonlarından itibaren bariz bir şekilde kendisini hissettirmiştir.[19]

1568’de Rusların Dağıstan arazisinde bir kale yapıp bölgenin kontrolünü ele geçirerek yayılma gayretlerini pekiştirmeleri, Osmanlı Devleti’nin bu bölge meselelerine eğilmesini mecburiyet haline getirdi. Devlet-i Ali bir taraftan ticaret yollarının kontrolü, diğer taraftan Kırım Hanlığı’nı Rus tehlikesine karşı korumak, bir başka açıdan da Orta Asya ve Türkistan Müslümanlarının serbestçe Hac vazifelerini yapmalarını sağlayıp onlar üzerindeki nüfuzunu artırmak düşüncesiyle Kafkasya ile ilgilenmeye başladı. Bu düşünce ile Özdemiroğlu Osman Paşa’yı bölgeye Serdar olarak tayin etti.

Osmanlı vezir-i âzamlarından Özdemiroğlu Osman Paşa, Şirvan Serdarı iken (1578-1584) İran, Şirvan ve Kafkasya’da önemli başarılar sağladı. Bölgedeki İran destekli Kızılbaş hakimiyeti, onun etkili siyaseti ve savaş kudretiyle kısa zamanda giderildi.[20] Bir ara Dağıstan’da Osmanlı askerine yönelik taciz, yağma ve hırsızlık hareketleri artmış, fakat o, önce kendilerine sulh teklif etmiş, onlar buna yanaşmayınca da askeri güç kullanarak itaat etmelerini sağlamıştır.[21]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al