KAFKASYA’DA SON TÜRK ZAFERLERİ

KAFKASYA’DA SON TÜRK ZAFERLERİ

Türk coğrafyası içinde müstesna bir yere sahip olan Kafkasya, etnik, dinî ve tarihî nedenlerle Türklüğün ayrılmaz bir parçasıdır. Kafkasya’nın Asya ile Avrupa arasında, önemli ticaret yollarının kesiştiği yerde bulunması ve ticari zenginliği pek çok milletin buraya hakim olma arzusunu kabartmıştır. Bölgede ilkçağlardan itibaren Romalılar, Sasâniler, Persler, İskitler, Bizanslılar, Hazarlar, Büyük Selçuklu İmparatorluğu ve Moğollar; XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti ile İran etkili olmuşlardır. Diğer yandan bölge Altın Ordu Hanlığı’nın yıkılmasından sonra Rusların taarruzlarına maruz kalmıştır. XVI. yüzyıldan itibaren yeni bir siyasi güç olarak ortaya çıkan Moskova Knezliği’nin 1552 yılında Kazan’ı, 1556’da da Astrahan’ı ele geçirmesiyle Kafkasya önlerine gelen Ruslarla Osmanlı Devleti ve İran arasında asırlarca sürecek mücadeleler başlamıştır.

Osmanlı Devleti’nin Kafkasya ile olan ilk ilişkileri XV. yüzyılın ikinci yarısında başlamış, 1451 ve 1454’te Abazya bölgesi ele geçirilmiş, 1475’deki Kırım seferiyle de Kuzey Kafkasya’daki Terek ve Kuban nehirleri arasındaki bölgeler elde edilmiş, 1479’da Anapa, Taman ve Koba iskeleleri fethedilmiştir.[1] 1578’de Tiflis’in, 1588’de de Şirvan ve Gence bölgesinin Osmanlı egemenliğine girmesiyle bölgede kesin olarak Osmanlı hakimiyeti sağlanmıştır. Ancak XVI. yüzyıldan itibaren Rusya’nın bölgeyle ilgilenmesi üzerine Kafkasya üzerindeki mücadeleler Rusya, Osmanlı Devleti ve İran arasında XVII. ve XVIII. yüzyıllarda da devam etmiştir. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı’nı kaybeden Osmanlı Devleti’nin Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım’a bağımsızlık verilmesi ve 1783’te de Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı üzerine Kafkasya’daki durumu sarsılmıştır. 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşından sonra imzalanan Edirne Antlaşması ile Osmanlı Devleti Kafkasya’dan tamamen uzaklaşmıştır.[2]

Kafkaslar’da bu suretle yalnız kalan Ruslarla Kafkasyalılar arasında Müridizm hareketinin de etkisiyle yeni bir mücadele başladı. Bu mücadelelerde de Kafkasyalılar, Osmanlı Devleti’nden yardım talebinde bulunmuşlar, Osmanlı Devleti de gerekli yardımı yapmaya çalışmıştır. 1853-1856 Kırım Harbi’nde ise Osmanlı Devleti Kafkaslar’dan gereği gibi faydalanamadığı gibi Kafkasyalıların mücadelelerine de destek olamadı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi ise Osmanlı Devleti’nin aleyhine sonuçlandı ve Osmanlı Devleti, Kafkasya kabileleri üzerindeki doğrudan hakimiyetini de yitirdi. Kafkasya’nın Rusya’nın eline geçmesinin artık iyice kesinleştiği XIX. yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlı Devleti bölgede önemli gördüğü yerlerde şehbenderlikler açarak bölgeyi yakından izleme imkanı buluyordu. Bundan başka buradaki Müslüman halkla Osmanlı Devleti arasında kültür bağları devam etmiş ve bu çerçevede, eğitim ilişkilerine önem verilerek, bu bölgeden Darü’l-fünûn ve Darü’l- muallimîne öğrenci kabul edilmiştir.[3] Diğer yandan Kafkasya’dan Osmanlı Devleti topraklarına büyük bir göç yaşanmış ve bu göç hareketi Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar devam etmiştir ki bu durum da Osmanlı Devleti’nin Kafkasya politikalarında belirleyici faktörlerden biri olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yönetimi ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1905 yılından itibaren Kafkaslarla ilgilenmiş, özellikle 1905 Rus-Japon Harbi sırasında meydana gelen karışıklıklardan istifade etmek isteyen bazı Kafkas Türkleri, Paris’teki İttihat ve Terakki merkeziyle irtibata geçmişler, özellikle Ermeni kıyımından şikayetle yardım istemişlerdi.[4] İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidarı ele geçirmesinden sonra Kafkaslar’da Rusya’ya karşı takip dilen siyasetin asıl amacı Rusya ile Osmanlı Devleti arasında büyük bir “İslam Devleti” kurmak suretiyle iki devlet arasındaki irtibatı kesmek, Rus tehlikesinden uzak kalmak için bir tampon devlet meydana getirmekti.[5] 1917 Rus İhtilali’nden az sonra bu ihtilal sırasındaki karışıklıklardan faydalanma meselesinin İttihat ve Terakki Fırkası merkez teşkilatı tarafından ele alındığı anlaşılıyor. İlk hedef Azerbaycan ve özellikle Kafkaslar’da Türkiye lehine faaliyetlerde bulunacak teşkilatın kurulması idi. Bu maksatla “İttihat ve Terakki Fırkası”nın Kafkas şubesi kurulmuş ve bunun başına da Hasan Ruşeni Bey getirilmiştir.[6] Diğer yandan Türk dünyası ile ilgili büyük idealleri olan,[7] Rusya’da çarlığın yıkılmasıyla yeni bir fırsat doğduğuna inanan ve büyük Türk birliğini sağlamanın yolunun Kafkaslar’dan geçtiğini düşünen Enver Paşa Azerbaycan ve Dağıstan üzerinde aktif bir politika izlemeye başlamıştır.

I. Dünya Savaşı’nda Kafkasya Savaşlarının Nedenleri

I. Dünya Savaşı’nda birçok cephelerde savaşan Osmanlı Devleti için Kafkasya’nın ayrı bir önemi vardı. Bölgedeki Türk ve Müslüman ahalinin durumu, Ermenilerin katliamları, Rusların Ermenileri kışkırtmaları gibi nedenlerle Kafkasya, savaşın en önemli cephelerinden birini oluşturuyordu. Diğer yandan Rusya’nın idaresini bir darbeyle ele geçiren Bolşevikler, 27 Ekim (8 Kasım) 1917’de bir barış dekreti (kararnamesi) yayınlamışlar,[8] ayrıca 3 Aralık’ta “Rusya’nın ve Doğu’nun Bütün Müslüman Emekçilerine” hitaben neşrettikleri beyannamede[9] Rus işgali altında yaşayan yabancı milletlere ve Türkiye başta olmak üzere diğer Müslüman milletlere birçok vaatlerde bulunmuşlardı. Bu durum ve özellikle her milletin geleceğini kendisinin belirlemesi hakkının ifade edilmesi, Rusya’daki Müslümanlar arasında büyük heyecan ve ümit uyandırmıştı. 3 Mart 1918’de Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı Devleti, Bulgaristan ve Rusya arasında imzalanan Brest- Litovsk Barışı bu ümitleri daha da kuvvetlendirdi. Ayrıca ihtilalden sonra özel bir komite tarafından idare edilen Kafkasya’da 15 Kasım 1917 tarihinde “Mavera-yı Kafkas Komiserliği”nin teşkili ilan edildi.[10] Bu komiserlik, Gürcü, Ermeni ve Azerbaycan temsilcilerinden oluşuyordu.[11] Fakat ihtilal sonrası dağılan Rus ordusunun silahları Ermenilerin eline geçti. Rus ordusunda gönüllü savaşan Ermeni askerler Ermeni ordusunda görev aldılar. Gürcüler de İngilizler ve Fransızlar tarafından destekleniyorlardı ve Ermenilerle birlikte Türkiye’ye ile Rusya arasında bir set oluşturulmak isteniyordu.[12]

Öte yandan dağılan Rus ordusunun yerini alan birliklerden, özellikle Ermeniler, “Büyük Ermenistan”ı kurmak düşüncesiyle harekete geçtiler. Bu arada Osmanlı Devleti, Avusturya- Macaristan, Almanya ve Rusya arasında Brest-Litovsk barış görüşmeleri devam ediyordu. Ermenilerin taarruzları konusunda Ruslarla yapılan yazışmalar sonuçsuz kalınca III. Ordu Komutanı olarak bölgede bulunan Vehip Paşa[13] Enver Paşa’dan aldığı emir üzerine 5 Şubat 1918’den itibaren Erzincan Mütarekesi’nin[14] yürürlükten kalktığını ilan etti ve Türk kuvvetleri, 12 Şubat’tan itibaren Erzincan istikametine doğru ilerlemeye başladılar.[15] 3 Mart 1918 günü Osmanlı Devleti, Avusturya- Macaristan, Rusya ve Almanya arasında Brest-Litovsk Barışı imzalandı ve Mavera-yı Kafkas Hükümeti ile Trabzon’da yapılan görüşmelerin bir sonuç vermemesi üzerine III. Ordu Komutanı Vehip Paşa askeri harekata devam etti. Türk kuvvetleri 14/15 Nisan’da Batum’u, 25 Nisan’da Kars’ı ele geçirerek 1877-78 Osmanlı-Rus sınırına ulaştılar[16] Trabzon Konferansı’nı takiben Mavera-yı Kafkas hükümetiyle aradaki sorunları görüşmek üzere Batum’da bir konferans toplanması kararlaştırıldı. Türk askeri harekatının etkisiyle Mavera-yı Kafkas Hükümeti Osmanlı Heyeti tarafından ileri sürülen şartları kabul etti. Ayrıca bağımsız bir devlet olduğunu ilan ile Osmanlı Devleti ile görüşmelerde bulunmak üzere Çhenkeli başkanlığında bir heyeti Batum’a gönderdi. Batum’da 11 Mayıs’ta başlayan görüşmeler 4 Haziran’a kadar devam etti[17] Batum’da barış görüşmeleri devam ederken Türk askeri yetkilileri tarafından Ermenilere bir ültimatom gönderilerek, Gümrü’nün boşaltılması istendi ve 15 Mayıs 1918’de Gümrü, Türk kuvvetlerince ele geçirildi. Bunun üzerine Rusya bunu protesto etti ve Brest-Litoysk Antlaşması’na göre Rusya’nın Kafkaslar’da büyük fedakarlıklarda bulunduğu belirtilerek, Osmanlı Devleti’ne asla toprak bırakılmayacağını bir nota ile bildirdi.[18]

Bu sırada Mavera-yı Kafkas Cumhuriyeti Seym’i Tiflis’te yaptığı son toplantısında (26 Mayıs 1918) kendini feshetti ve Mavera-yı Kafkas Cumhuriyeti’nin sona erdiğini bildirdi. Aynı gün Gürcüler ve Ermeniler; 28 Mayıs’ta da Azerbaycan, bağımsızlığını ilan etti.[19] Bu müstakil devletlerle Osmanlı Devleti arasında Batum’da ayrı ayrı antlaşmalar imzalandı. Ancak Rusya burada imzalanan antlaşmaları tanımayacağını bildirmişti. Diğer yandan Rusya Merkez Yürütme Kurulu ve Moskova Sovyeti’nin 14 Mayıs 1918 tarihli ortak toplantısında Lenin, sunduğu dış politika raporunda Kafkaslar’da o günkü durumun çözümlemesini yaparken, Osmanlı Devleti’ni Almanya’nın bir uydusu olarak göstermesine rağmen Almanya, Osmanlı Devleti’nin Kafkaslar’a ve özellikle Bakû petrolüne el koymasından çekinmekteydi. Bunu önlemek için Gürcistan, Menşevik hükümetinin koruyucusu durumuna girecek, onu Osmanlı Devleti’ne karşı destekleyecek, hatta Tiflis yolunda, Kutayis’te bağlaşık Alman ve Türk orduları çarpışacak,[20] iki taraf kayıplar verecek ve esir alacaktır.[21] Ancak İngilizlerin Bakû’ye[22] çıkmasından sonra Almanlar Türk ordusunun harekatının gerekliliğine inanmaya başlamışlardır.[23] Nitekim Almanlar, Bakû’ye karşı gerçekleştirilecek Türk askerî harekâtına bir Alman birliğinin de katılmasını talep etmişler, ancak bu talepleri Türk tarafınca kabul edilmemiştir.[24]

Azerbaycan Harekâtı

Osmanlı Devleti ile Mavera-yı Kafkas Cumhuriyetleri arasında imzalanacak antlaşmaları tanımayacağını ilan eden Sovyet Rusya, Kafkaslar’da Ermenileri destekleyen bir politika izlemeye başladı ve Bolşeviklerin oldukça kuvvetli olarak bulundukları Bakû’nün idaresi, 18 Mart 1918’de Bolşeviklerin eline geçti. Ermeniler Bakû’de büyük bir katliama giriştiler ve binlerce Azeriyi katlettiler. Bu arada Osmanlı Devleti ile Mavera-yı Kafkas Hükümeti arasındaki sorunları görüşmek üzere toplanan Batum Konferansı (11 Mayıs-4 Haziran 1918) esnasında Osmanlı Devleti ile Azerbaycan arasında bir antlaşma imzalandı. Bu anlaşmanın IV. maddesine göre Azerbaycan hükümeti, ülke içinde güvenliği sağlamak üzere Osmanlı Devleti’nden askeri yardım[25] istemek hakkına sahipti.

Ayrıca Osmanlı Devleti ile Azerbaycan ve Gürcistan arasında bir petrol antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre Bakû’den Batum’a borularla petrolün aktarılması garanti ediliyordu.[26]

Türk Ordusu’nun Kuzey Kafkasya ve Azerbaycan’a yardım etme işi ciddi bir aşamaya gelince bu defa İngilizler de telaşlandılar. İngilizlerin Kuzey İran’ın ve Bakû’nün kaderine kayıtsız kalamayacakları açıktı. Müttefiklere Kafkas petrol sahasını kaptırmamak için İran’da bulunan Rus, Kazak ve Ermeni müfrezelerini bir yıl önce Irak’taki askeri harekat sırasında başarılı görülen Albay Biçarahof kumandasında teşkilatlandırarak yola çıkardılar.[27] Biçarahof, Dağıstan’daki Türk faaliyetleriyle Derbent şehrinin ve yolunun Dağlı çeteler tarafından ele geçirilmiş olduğu haberlerini duyunca kuzeye ilerleyerek Kuzey Kafkasya’nın kapısı sayılan Derbent’i zaptederek oraya yerleşti. Biçarahof kuvvetleri hakkında Şimali Kafkas Kumandanlığı’nın 7 Eylül 1918’de Kafkas İslam Ordusu Komutanlığı’na gönderdiği telgrafta; bu kuvvetlerin önemli miktarda İngiliz parasına sahip oldukları, yanlarında dört İngiliz zabitinin bulunduğu, Bolşeviklerle yaptıkları muharebeyi kazanarak Petrovsk’u işgal ettikleri ve anlaşılan maksatlarının da Kafkasya’dan Türkleri çıkarmak olduğu bildirilmişti.[28]

Öte yandan, Bakû’nün Ermenilerin elinde bulunması ve katliamların devam etmesi, Rusların bu katliamlara seyirci kalması, Osmanlı Devleti’nin tarihi ve siyasi nedenlerle Azerbaycan’a olan ilgisi, Enver Paşa’nın zikredilen idealleri ve ayrıca Batum’da imzalanan antlaşma gereğince Azerilerin Türk ordusunu bir kurtarıcı olarak görmeleri, Osmanlı askerî harekâtının Bakû’ye kadar uzanmasını gerektirdi. Bölgede bulunan Kafkas İslam Ordusu[29] komutanı Nuri Paşa’nın 31 Mayıs 1918’de bildirdiğine göre, “Bolşevikler Dağıstan ve Kuzey Kafkasya’yı tamamıyla ellerine geçirmek üzeredirler. Her yerde Ermenilerin tecavüzü artmaktadır. Bakû süratle zaptedilmezse buralarda durum daha da tehlikeli bir hal alacaktır. Bakû’nün bir an evvel ele geçirilmesi zorunludur, ancak mevcut kuvvetlerle bunu gerçekleştirmek mümkün değildir”.[30] Nuri Paşa’nın bu isteği Şark Ordular Grubu Komutanı Vehip Paşa tarafından uygun görüldü ve Kafkas İslam Ordusu’nu takviyeye 5. Kafkas Fırkası tahsis edildi.[31] Bu arada Bolşevikler, karşılarında düzenli bir kuvvet bulunmadığından Gence’ye doğru ilerlediler. 5. Kafkas Fırkası, karşılarındaki Bolşevik kuvvetlerini Bakû’ye çekilmeden imha etmek amacıyla harekete geçti ve 20 Haziran’da Gökçay’a geldi. Fırkanın kuvveti 225 muharip subay, 5277 muharip piyade idi. Azerbaycan Cumhuriyeti kuvveti ise 30 muharip subay, 727 muharip erden oluşuyordu. Karşılarındaki Bolşevik kuvveti ise 10.000’den fazla piyadeden oluşuyordu. 27 Haziran’da başlayan çatışmalar 2 Temmuz’da düşmanın kuzeye atılmasıyla son buldu.[32] Türk Ordusu ileri harekatına devam ederek Aksu’yu, 5. Kafkas Fırkası’nın tek ikmal yolu olan demiryolunun devamlı ve güvenli çalışması için Kürtemir’i ve kuzeyden çekilen düşmanın derlenip toparlanmasına fırsat verilmeden Bakû ana ilerleme yolu üzerindeki Şemahı’yı ele geçirdi. Ancak Nuri Paşa’ya göre mevcut siyasi durum, Bakû’ nün süratle ele geçirilmesini gerektirmekteydi. Zira düşman perişan ve kuvvetleri de azdı. Nitekim Kafkas İslam Ordusu Komutanlığı bu durum karşısında Bakû’ye karşı kat’i taarruzun 26 Temmuz’da yapılmasını emretti. Şark Cephesi Komutanlığı ise yeterli hazırlıklar yapılamadığı için Bakû’ye taarruzun ancak 28 Temmuz sabahı yapılabileceğini açıkladı.[33] Ancak 31 Temmuz’da başlayabilen harekât 15 Eylül 1918 günü sabah saat 9.00’da Binbaşı Fehmi Bey’in komutasındaki 56. Piyade Alayı’nın Bakû’ye girmesine kadar devam etti. 38. Piyade Alayı saat 15.00’te Bakû’nün Çernigorat kısmına girerken halk, ellerinde beyaz bayraklarla 38.Piyade alayını karşıladı. Albay Cemil Cahit Bey, Bakû Mevki Komutanlığı’na atandı. Bakû’nün ele geçirilmesinde 17 Ermeni, 9 Rus ve 10 Gürcü subayı ile 1151 Ermeni, 383 Rus, 4 İngiliz ve çeşitli milletlerden 113 er esir alındı. Azerbaycan Milli Hükümeti de hemen Gence’den Bakû’ye taşındı. Ordunun Bakû cephesindeki meşguliyetinden yararlanarak Karabağ taraflarında başkaldırarak Şuşa kasabasını kuşatmış olan Ermenilere karşı 5. Kafkas Fırkası’ndan iki alay sevkedildi.[34]

Bakû’nun zapt, edildiği, Enver Paşa’ya 16 Eylül’de duyuruldu. Enver Paşa da Şark Ordular Grubu Komutanı Halil Paşa’ya bir kutlama telgrafı gönderdi.

Kuzey Kafkasya Harekâtı

Güney Kafkasya’da ve özellikle Azerbaycan’da bu gelişmeler yaşanırken Kuzey Kafkasyalılar da güney komşularıyla anlaşıp Rusya ile bağlarını kesmek ve dıştan yardım alarak memleketteki karışıklığa son vermek istiyorlardı. Brest-Litovsk Barışı bunun için müsait bir zemin hazırlamıştı. Nitekim Haydar Bammatof başkanlığında bir Kuzey Kafkas heyeti Osmanlı Hükümeti tarafından davet edildikleri konferansa katılmak üzere Trabzon’a geldi.[35] Trabzon’da yapılan görüşmelerde delegeler “Kafkaslar’da hangi fırkadan olursa olsun bütün Kafkas Müslümanlarının arasındaki ihtilafların sona erdirilmesi için Türk kuvvetlerinin mutlaka Kafkaslar’a yürümesi gerektiği”ni ifade etmişlerdi.[36] Delegeler buradan Batum’a, oradan da daha etraflı görüşmelerde bulunmak üzere İstanbul’a geldiler. İstanbul’a gelişlerindeki maksadı da şöyle açıkladılar: “Darü’l-hilâfeye Şimali Kafkasya’nın istiklalini Türkiye’ye ve müttefiklerine tasdik ettirmek için geldik. Arzumuz Türkiye ile dostluk ve saygı; bir ittifak ve ittihad dairesinde yaşamaktır”.[37] İstanbul’da 1918 yılı Haziran ayı başlarına kadar kalan Kuzey Kafkas Heyeti Osmanlı Devleti’nden öncelikle askerî yardım talebinde bulundu. Sultan Mehmet Reşat’la da görüşen delegeler “öz hemdin ve hemcins” oldukları Türklerle yakınlaşmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdiler.[38]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ