KAFKASYA’DA HUNLAR

KAFKASYA’DA HUNLAR

Türkler, ilkin Orta Çağ Kafkasya’nın siyasi, etnik ve kültürel hayatında aktif rol almalarıyla bölgede cereyan eden etnik süreçlerde önemli bir yere sahipti. Yazılı kaynaklara dayalı araştırmalar yapmış olan tarihçiler, Hunların, Kuzey Kafkasya’ya ve Hazar sahiline göçlerini ve Kafkasya’da önemli askeri-siyasi güce dönüşmelerini sosyo-ekonomik ve kültürel hayatta hakaret gibi kabul ederek dağıntı ve yağmacılığın boyutlarının had safhaya ulaştığını yazarak alışılagelmiş bir hatayı tekrarlamaktadırlar. Oysa arkeolojik araştırmalar, Hazar sahili ve Kuzey Kafkasya bölgelerinde toplu yağmacılığın ekonomik durumun çöküş nedeni olmadığını göstermektedir. İster Dağıstan, isterse de Kuzeydoğu Azerbaycan arazilerinde yapılmış arkeolojik araştırmalar tam tersi IV-VII. yüzyıllarda ekonomik ve kültürel yükselişi ispatlamaktadır.[1]

Hunların Kafkasya’ya gelişi yazılı kaynaklarda milat öncesine tesadüf etmektedir. Bulgarlar, Kafkasya’da meskunlaşmış ilk Hun boyu olmuşlar. Protobulgarların Kafkasya’da yerleşmesi konusunda IV. yüzyılın Süryani yazarı Mar Apas Katina: “milattan önce, Bulgarların Kafkasya sıradağlarındaki topraklarında büyük karışıklıklar yaşandı. Onların büyük çoğunluğu ayrılıp bizim topraklara geldiler. Koh’un güneyindeki verimli topraklara yerleşerek uzun yıllar orada yaşadılar”.[2]

II. yüzyılda yaşamış Yunan tarihçi Dionisi Parieget, Hazar Denizi’nin batı sahili boyunca meskunlaşmış boylardan söz ederken kuzeyden güneye İskit, Hun, Kaspi, Alban, Kabusileri, onları takiben ise Mardları, Girkanları ve Tapirleri gösteriyor.[3] Bu da II. yüzyılın ortalarında Hazar Denizi’nin batı kıyılarında, Albanların kuzeyinde Hunların yaşadıkları görülmektedir. Hunların Kafkasya’da yerleşmesine dair bir başka önemli bilgiye ise II. yüzyılın başka bir Yunan âlimi Klavdi Ptolemey’in eserinde rastlanmaktadır.[4]

Yazılı kaynaklar, III-IV. yüzyıllarda Kafkasya’nın askeri ve siyasi tarihinde Hunların önemli bir rol üstlendiğini göstermekteler. Onlar, bu dönemde artık bölgenin önemli gücü olarak varlıklarını ispatlamışlardı. V. yüzyılda yaşamış Ermeni tarihçisi III. yüzyılın başlarında Hazar’ın batı sahillerinde meskunlaşmış Hunların İran’da baş vermiş hadiselere aktif bir şekilde katıldıklarını özellikle vurguluyor. Sonuncu Parfiya şahı V. Artaban’ın ölümü ve yeni Sasaniler sülalesinin banisi Ardeşir’in İran’da hakimiyet kurduktan sonra Arşakiler sülalesinden olan Hosrov Şah “Fars toprağına baskın için Alban ve İberlerden asker topladı, Alan kapılarından ve Çor (Derbent) istihkamlarından Hunları çağırdı”.[5]

İlkin Orta Çağ’da Kuzeydoğu Azerbaycan’ın önemli stratejik bölgelerinden olan Çor veya Çola eski Türk menşeli Çol boyu ile bağlıydı.[6]

IV. yüzyılın ilk çeyreğinde Hazar’ın batı sahillerinde meskunlaştıkları kesinlik kazanan Hunların, Azerbaycan arazilerine yaptıkları akınlar ta Mil Düzü’ne kadar ilerlemiştir.[7]

Gürcü salnamesinin verdiği bilgilere göre Hunlar, IV. yüzyılın 30’lu yıllarında İberiya ve Ermenistan’la ittifak yaparak hem Kafkasya’da Sasanilerin saldırılarının karşısını almış, hem de Fars topraklarına baskınlar düzenlemişlerdir.[8] Kaynağın verdiği diğer bilgiye göre IV. yüzyılın birinci yarısında Kartli III. Marian, Derbent yakınlığında Kafkasya’nın dağ halklarına yardım gösteren ”Hazarlar”la savaşmıştır.[9] Burada Hazarlar olarak belirtilen bu boy muhtemelen Hunlardır. Çünkü Hazarların Derbent sınırlarında sahneye çıkmaları sonraki yüzyıllara ait bir olaydır. Gürcü salnamesinin verdiği bilgilere dayanarak IV. yüzyılda Hunların Kafkasya’nın Hazar boyu topraklarında meskunlaştığını ve onların güney sınırlarının Derbent geçidinden başlayarak güneye doğru uzandığı söylenebilir.

Bazı âlimler Kafkasya’daki “Hun ülkesinden”, Hunların meskunlaştığı araziden söz ederken, bu devletin Derbent’in kuzeyindeki çölleri de sınırları içine aldığını söylemekteler.[10]

Amma yazılı kaynakların ve arkeolojik bilgilerin karşılaştırmalı araştırılması sonucu elde edilen verilere dayanarak Hunların, Derbent’ten de güneye, Beşparmak Dağı sınırlarına kadar Hazar boyu topraklarda yaşadıklarını söyleyebiliriz. V. yüzyılın Ermeni tarihçisi Favstos Buzand IV. yüzyılın 30’lu yıllarında vuku bulmuş olaylar hakkında verdiği bilgilerde, Derbent’in güneyindeki topraklarda da Hunların çoğunluk oluşturduklarını göstermektedir. Bu kaynakta, 337 yılında Maskut şahı Sanesan’ın önderliğinde “çok sayılı Hun ordularının” Ermenistan’a baskın yaparak onun başkenti Valarşapat’ı tuttuğu ve bir yıl burada hüküm sürdüğü anlatılır.[11] Alban, tarihçi Moisey Kalankatuklu’nun eserinde bu hükümdar Sanatruk adıyla geçmektedir.[12] Bilindiği gibi, Maskutlar (Massagetler) milattan sonra ilk yüzyıllarda Müşkür Düzü’nde (bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Haçmaz bölgesi) kendi devletlerini kurmuşlardır.[13] Bu Şahlığın sınırlarıyla ilgili kesin bir bilgiye sahip değiliz. Kimi bilim adamları, Maskut Şahlığı’nın güney sınırlarının Kür Nehri, kimileri Gilgilçay veya Beşparmak Dağı, kimileri ise Velveleçay olduğunu kanıtlama çabası içindedirler. Kuzey sınırlarıyla ilgili ise Samurçay veya Derbent şehrinin olması konusunda çelişkili fikirler öne sürülmektedir.[14] Favstos Buzand Maskut Şahlığı’nın sınırları hakkında kesin bilgi vermese de onun deniz kıyısında yerleşen bir ülke olduğunu bildirmektedir.

Ermenice “Maskut”, Arapça “Maskat”a uygun gelen “Müşkür” hem de Massaget adı ile bağlıdır. Yazılı kaynaklar ve toponomik bilgiler araştırıldığı zaman Haçmaz ve kısmen de Gusar bölgelerini kapsayan Müşkür Düzü’nün Maskut Şahlığı sınırları içinde olduğunu söylemek zor olmasa gerek. Maskut Şahlığı’nın kuzey sınırları hakkında bilgi edinmek için Alban tarihçisi Moisey Kalankatuklu’nun eserinden yararlanabiliriz. Tarihçinin, “Yelisey’in Doğuyu (Albaniya’yı) kendi serencamına alır. Güdsden ayrılıp İran’a gider ve oradan Ermenilerin gözünden kaçarak Maskut toprağına geçer. Çola’da kendi tebliğine başlar”.[15] Cümlelerine dayanarak Maskut Şahlığı’nın kuzey sınırlarının ilk dönemlerde Derbent’e kadar uzandığını, fakat daha sonraki dönemlerde Samur Nehri ile sınırlandığını söyleyebiliriz.

Hunlar, Maskut Şahlığı’nın askeri, siyasi ve etno-kültürel hayatında önemli yer tutmaktadır. Bazı kaynakların Maskut Şahlığı’nı ”Masaha-Hunların ülkesi” adlandırmaları hiç de tesadüf değildir.[16]

Buradan, IV. yüzyılda Hunların yerleştiği arazinin Derbent’le sınırlı kalmadığını, güneyde Velveleçay’a ve Beşparmak Dağı’na kadar uzanmış olduğu kanısına varabiliriz. Maskut Şahlığı’nın önemli merkezlerinden birinin harabeliklerinin Müşkür Düzü’nde bulunmuş olması ve çevredeki ondan fazla tepeden birini yerli halkın ”Huna Tepe” olarak adlandırmaları Hunların bu bölgede yaşadıklarına dair önemli bir bilgidir. Yapılan arkeolojik kazılar, daha miladın ilk yüzyıllarında burada şehir tipi yerleşim biriminin salındığını kanıtlamaktadır. İlkin Orta Çağ’da daha da gelişmiş, sınırlarını genişletmiş, nüfusunu arttırmış olan bu yerleşim biriminde hareketli bir yaşam olmuştur. O, Müşkür Düzü’nün en büyük ticaret ve kültür merkezine çevrilmişti. Dönemi yansıtan bu kültür Hun maddi kültürünün karakteristik özelliklerini de taşımaktadır.

Böylece, ister yazılı kaynaklar, isterse de arkeolojik bulgular, Hunların IV. yüzyıldan başlayarak Azerbaycan’ın kuzeydoğusunda yaşadıklarını kanıtlamaktadır.

Hunların, 371 yılında Kuzey Kafkasya’dan Tuna’ya göç etmelerine rağmen Kafkasya’nın askeri ve siyasi tarihindeki etkileri hâlâ sürmekteydi. 395 yılında Tuna Hunları, Kafkasya ve Ön Asya’ya büyük bir yürüyüş yapmışlar. İlkin Orta Çağ kaynaklarından yararlanan Orta Çağ yazarı Bar-Ebrey, “Selevk erasının 708 yılında (miladi 396-397 yılı) Hunlar Suriya ve Kappadokiya’nın Rum eyaletlerini ele geçirip yağmaladıktan sonra halk orayı terk etmiştir.”[17]

Ön Asya’da soygunlar yaparak külli miktarda ganimet ele geçiren Hunlar Hazar boyu Azerbaycan’ın kuzeydoğu bölgesinden geçerek Tuna’ya geri döndüler.

Tarihçi Yusif Caferov’un araştırmalarına göre 395-466 yıllarında Hunlar, Kafkasya tarihinin ikinci dönemini oluşturmakta ve bu dönem Onogurların aktifliği ile tarihte bilinmektedir.[18]

V. yüzyıl Ermeni tarihçi Yegişe’nin eserinde Hunların Kafkasya’daki faaliyetlerine dair bilgiler yer almaktadır. O, eserinde Hun-Bulgar boylarını Haylandur diye adlandırır. Ermeni yazar, Hun boyalarının meskunlaştıkları Hazar boyu çölleri ”Hunların vilayeti”, Haylandurların toprakları olarak adlandırmakta[19] Derbent istihkamlarından ise kaynakta “Hun kapıları” diye söz etmektedir.[20]

Bizans tarihçisi ve diplomatı Prisk, Kafkasya bölgesindeki Hun boylarından söz ederken Ugorların, Sarugurların, Onogurların adını çekmektedir.[21]

Haylandur etnonimine sadece Yegişen’in eserinde tesadüf olunur. Ermeni yazar, “haylandur” derken muhtemelen Onogurlardan söz etmek istemiştir.

V. yüzyılda Kafkasya’nın askeri-siyasi durumunda Hunların egemenliği, Hazar Denizi’nin batı sahilleri boyu topraklarda Türk boylarının çoğunlukta olmaları, Hunların Sasani İmparatorluğu’na yaptıkları baskınların sıklaşması, Türk silahının vahimliği Sasani şahlarını Kafkasya Albaniyası’nın kuzeydoğusunda, Büyük Kafkasya Dağları’nın Hazar Denizi yakınlarındaki beş bölgede dağ geçitlerinde savunma amaçlı yüksek duvarlar (set) yapmak zorunda bıraktı. Dar geçitleri kapatmakla Hunların güneye ilerlemelerini durdurma amacı güden bu yüksek duvarların yapılması Sasani Şahları II. Yezdegird, Firuz, I. Kubad ve I. Hosrov Anuşirevan’ın hakimiyetleri döneminde, yüzyıldan fazla zaman almıştır. Onlardan Derbent, Gilgilçay, Beşparmak büyük önem taşımaktaydı. İlk önce Derbent ve Beşparmak duvarları yapılmıştır. Alban tarihçinin eserinden artık 450-451 yıllarındaki antisasani isyanı zamanı bu duvarların varlığı belli olmaktadır.[22]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ