KADINLARIN BİTMEYEN EŞİTLİK MÜCADELESİ

Kemal ÇİÇEK

Yazarın şu ana kadar yazılmış 46 makalesi bulunuyor.

Kemal_Cicek12

Müslümanlık’la birlikte sosyal hayatta belli hakları elde eden kadınların aynı desteği iş hayatında görmeleri uzun zaman aldı. Esnaflıkta da işçilikte de erkek rakiplerine göre daha az para kazandılar.Çalışma hayatında yaşadıkları çileler romanlara konu oldu. Meşrutiyet dönemiyle iş hayatında görünür hale geldiler. Kurdukları derneklerle devletleri ve şirketleri dize getirdiler.

Müslüman İslam toplumlarında kadınlar yüzyıllar boyunca sosyal hayatta daha fazla yer almak ve kendi ekonomik bağımsızlıklarını elde etmek için mücadele etmiştir, etmektedir. Osmanlı’nın son dönemlerinde Batı’nın tesiri ile kadın haklarında iyileşmeler görülmüşse de kadınların hâlâ hak ettikleri değeri bulduklarını söylemek mümkün değil. Hz. Muhammed döneminde çağdaşlarına göre çok daha iyi durumdaki Müslüman kadın, günümüzde bu konumunu ne yazık ki koruyamamıştır.

Bugün Dünya Kadınlar Günü. Daha önce yazdığımız “Kadın Hakları: Ne idik, ne olduk” başlıklı yazımızda Osmanlı toplumunda kadın hakları konusunu ele almıştık. Bu hafta günün önem ve anlamına uygun olarak Osmanlı kadınlarının örgütlenme ve iş hayatındaki durumlarını anlatmak istiyorum.

ESNAF OLABİLİRLER AMA ESNAF ODASI’NA ÜYE OLAMAZLARDI

Osmanlı kadınının iş hayatına katılmadığı ya da sadece tarım kesiminde çalıştığı zannedilir. Bu kesinlikle doğru değildir. Tanzimat öncesinde bile Osmanlı kadınları el sanatları ve atölyelerde çalışıyor, üretime aktif olarak katılıyordu. Osmanlı kentlerinde çok sayıda dükkan ve atölye sahibi kadın vardı. Mumhane ve dokuma atölyesi, çamaşırcı dükkanı, hamam ve başka ticari faaliyetlerde kadınlar çok aktifti. Haim Gerber’in bir araştırmasına göre 1678 yılında Bursa’da 300 dokuma mancınığının 150’si kadınlara aitti. Ancak kadınlar lonca üyesi olamıyorlardı.

VE ERKEKLERİN DÜNYASINA GİRME MÜCADELESİ BAŞLIYOR…

Bu durum Osmanlı kadınının erkeklerle rekabet etmesini zorlaştırıyordu. Miras yolu ile sahip olunan lonca hissesini koruyamayan Osmanlı kadını ürettiği malları pazarlarda satarken de engellerle karşılaşıyordu. Nihayet rekabet mahkemeye intikal etti. Erkekler, lonca üyesi olmadıkları için kadınların, ürünlerini pazarda doğrudan tüketiciye satmasına izin vermiyorlardı. Bursa kadı mahkemesine gelen bir davadan öğreniyoruz ki dokumacılıkla uğraşan ve “Gaytancı” adı verilen sekiz kadın, 17. yüzyılda rakiplerinin şikayetine rağmen mahkemeyi kazanmış ve mallarını serbestçe piyasaya sürme hakkı elde etmişti.

EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET MÜCADELESİ ÇOK ESKİDİR

Tanzimat döneminden itibaren kadınlar çalışma hayatına daha fazla katıldılar. Ama ücretleri erkeklerle aynı değildi. Prof. Ahmet Makal tarafından hazırlanan “Osmanlı İmparatorluğu’nda Çalışma İlişkileri” adlı esere göre aynı iş kolundaki erkeklerin ücreti kadınlarınkinden en az iki kat fazlaydı. 1913-15 yılları arasında dokuma atölyesindeki bir erkek işçi 10-13 kuruş, kadın ise 4-6 kuruş alıyordu. Tarım sektöründe de durum farklı değildi. Ankara’da bir tarım işçisi kadın 4-5 kuruş alırken, erkekler 8-15 kuruş yevmiye alıyordu.

Kadınların, erkeklerin iş dünyasına girmesi hiç de kolay olmadı. Sait Halim Paşa, Musa Kazım ve Mehmet Akif gibi II. Meşrutiyet döneminin ünlü İslamcılar’ı kadının çalışma hayatında aktif olarak yer almasına karşı çıktılar. “Kadınların çalışmasına izin vermek, İslam dininin koymuş olduğu kuralları çiğnemek demektir” dediler. İlginçtir ki bu düşüncenin mirasçıları aynı tartışmayı aynı tezlerle hâlâ sürdürmektedir.

FATMA ALİYE VE HALİDE EDİP ÖNCÜLÜK YAPTI

Tanzimat döneminden itibaren hak ve özgürlükleri artan Osmanlı kadınları II. Meşrutiyet’in ilanından sonra sosyal hayatta daha etkin olmaya başladı. Hatta halı ve kumaş dokumacılığı gibi alanlarda kadınlar tekelleşti. Bu durum onların örgütleşmesi ve dernekleşmesinin önünü açtı. Fatma Aliye ve Halide Edip (Adıvar) ilk kadın derneklerinin kurulmasında öncülük yaptı. Ancak Cemiyet-i İmdadiye olsun Teali-i Nisvan olsun sadece yüksek eğitimli ve yabancı dil bilen kadınları üye olarak kabul ettikleri için sayıları sınırlı kaldı.

‘ERKEKLERİMİZ ŞİMDİDEN SAKALLARINI KADINLARIN ELLERİNE VERMEYE BAŞLADILAR’

10 Eylül 1917 tarihli Sabah Gazetesi aynen böyle yazıyordu. Haberin yazılmasına sebep o tarihlerde kadınların binlercesinin resmi ve özel işletmelerde işe başlaması değildi. Sabah Gazetesi’nin haberi şu şekilde idi:

“Yakın vakitlere kadar şehrimizde cins-i latife mensup hemen hiçbir berber yok iken birkaç ay içinde kadın berber adedi şayan-ı hayret bir surette arttı. Beyoğlu’nda ilk görüldüğü zaman büyük bir teaeccüble seyredilen kadın berberler şimdi nazar-ı dikkati bile celb etmiyor.”

SUİMİSAL MİSAL DEĞİLDİR AMA…

İş hayatında kadınların etkinliğinin artması muhafazakâr erkekleri rahatsız ediyordu. Ortamı yatıştırmak için olsa gerek devlet memuru kadınlar kendilerine ait odalarda çalışıyordu. Bakanlıklarda haremlik-selamlık uygulaması vardı. Kadınların odalarına odacıların dışında hiçbir erkek giremezdi. Vatandaş işlerini bayan memurlara odacılar aracılığıyla gönderiyordu. Mesai bitiminde binayı önce erkekler daha sonra kadınlar terk ediyordu.

YANDAŞ KADIN DERNEĞİ DE VARDI

Kadın derneklerinin sayısı ve toplumdaki etkinliği iyice artınca iktidardaki İttihat ve Terakki Partisi seyirci kalmadı.

1916 yılında Enver Paşa’nın başkanlığında ve eşi Naciye Sultan’ın himayesinde Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyesi adlı bir dernek kuruldu. Bu dernek partiye yakın kişilerin kadın yakınlarını işe yerleştirmek amacıyla kurulmuş gibiydi. Çünkü gazete haberlerine göre sekiz bin kadın bu dernek aracılığı ile çeşitli resmi ve özel kuruluşlarda işe yerleştirilmişti.

KADINLAR UÇAĞA BİNEBİLECEK

Osmanlı kadın dernekleri arasında mücadeleciliği ile öne çıkan Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan (Kadın Haklarını Savunma) özel bir ilgiyi hak ediyor diye düşünüyorum. Nezihe Muhiddin Hanım’ın başkanı olduğu bu dernek Fransız Telefon ve Telgraf Şirketi’ne karşı yürüttüğü savaş sonucu Müslüman oldukları ve Rumca veya Fransızca bilmedikleri için işe alınmayan kadınların hakları için kampanya yürütmüş, şirketi dize getirmiştir. Ayrıca kadınların uçağa binmesi ile ilgili yasağı kaldırtarak dernek üyelerinden Belkıs Şevket Hanım’ın uçağa binmesini sağlamıştı.

KADIN AMELE TABURLARI

Kadınlar gününde I. Dünya Savaşı’nın cefakar kadınlarını da anmak gerekir. Erkeklerin cepheye gitmesi üzerine artan işçi açığını karşılamak için 1917 yılı Eylül ayında oluşturulan kadın amele taburlarında çalışma koşulları çok ağırdı. Buna rağmen ücret ödenmesi nedeniyle talep çok olduğundan, taburlara katılmak için en az 18 en fazla 30 yaşında olmak şartı getirilmişti.

ÇALIŞAN KADINLARIN DRAMI

Dokuma fabrikaları üzerine yapılan bir araştırmaya göre kadınlar güneş görmeyen mekanlarda çok uzun süre ve düşük ücretle çalıştırılıyordu. Bu yüzden yeterince dinlenemeyen işçi kadınlarda anemi hastalığı sıkça görülüyordu. Refik Halit’in (Karay) 1909’da yayımlanan Hakk-ı Sükut (Sus Payı) adlı öyküsü, ipek sanayiinde çalışan kadınların dramatik hikayesini anlatır.

Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ