KADIN HAKLARI: NE İDİK NE OLDUK?

Kemal ÇİÇEK

Yazarın şu ana kadar yazılmış 46 makalesi bulunuyor.

Kemal_Cicek10

Üst üste yaşanan cinayetler kadın hakları tartışmasını da beraberinde getirdi.Eski Türkler’de, Selçuklu ve Osmanlı’da kadınlar dünyadaki emsallerine göre çok daha özgürdü. Yüzyıllar önce Anadolu’ya  gelen Batılı seyyahlar kadınların  toplum içindeki baskın rolünü  görünce hayli şaşırmıştı

Gerek Türk töresi gerekse İslam dini, Müslüman kadınları çağdaşlarına göre çok daha itibarlı bir statüye kavuşturmuştu. Bu yüzden son yıllarda İslam dünyasında kadınların sürekli hak kaybına uğramaları ve toplumdan tecrit edilmeleri İslam dini ile ilişkilendirilmemelidir. “Cennet annelerin ayakları altındadır” diyen bir peygamberin sevenleri eşlerine ayrımcılık yapamaz, yapmamalıdır. Yapıyorsa dinine değil iddia ettiği sevgisine baksın.

Bu hafta ülkemiz kadına yönelik şiddeti ve kadın haklarını konuştu. Bir üniversite öğrencisinin hunharca katledilmesi İslam toplumunda kadınların konumunun tekrar tartışılmasına neden oldu. Kimisi kadınların gördüğü bu muameleyi Türkiye’nin laik düzeniyle, kimi İslam’ın erkekler tarafından yorumlanmasıyla ilişkilendirdi. En ilginci de bazı kesimler hâlâ kadın haklarında geri olmamızı Tanzimat ile başlayan çağdaşlaşma projesinin duraksamasına bağladılar. Halbuki eski Türk toplumunda, Hz. Muhammed döneminde ve Osmanlı toplumunda kadınlar, çağdaşlarıyla karşılaştırıldığında toplumda çok daha iyi bir konumdaydı.

ANNELERE MİRASTAN BABA KADAR HAK VERİLİRDİ

Eski Türkler’de kadın, toplumda çok itibarlı bir yere sahipti. Göktürkler’de Anne Kurt en üstün kadın motiflerden biriydi. Göktürkler’in ulus olmasında çok önemli bir rol oynadığına inanılıyordu. Kağanın eşi tıpkı kağan gibi töre ile hatun makamına oturuyor ve kağan ile birlikte ülkeyi yönetiyordu. Orhun Kitabeleri’nde hatunun buyruğu ile başlayan ifadeler göze çarpar. Eski Türk toplumunda kadınlara anne olmalarından dolayı ayrıca önem verilir, saygı ve sevgi gösterilirdi. Miras hakkından yararlanan annenin çocuklar üzerinde baba kadar hakkı vardı.

Türkler’de tek eşlilik esastı. Oğuz destanlarındaki kahramanların tek kadınla evli olmaları dikkat çekicidir. Hatunların kendilerine ait ordu ve otakları (sarayları) vardı. Şecere-i Terakime’ye göre Oğuzlar’da beylik yapan yedi hatun vardı. Törenlerde hatun, hakanın soluna otururdu.

TÜRKLER KIZ VE ERKEK ÇOCUKLARI ARASINDA AYRIM YAPMAZLARDI

Devlet meclislerine katılır, devlet adına önemli belgeleri imzalayabilirdi. Hun İmparatorluğu ile Çin arasındaki ilk barış antlaşmasını Mete Han’ın hanımı imzalamıştı. Müslüman seyyah İbn Fadlan Türkler’de kadın ile erkeğin aynı ortamda bulunmasını çok şaşırtıcı bulduğunu belirtir.

Yabancı bir akademisyen grubu ile Kayseri’de Selçuklu Sultanı’nın kızı Gevher Nesibe Hatun adına yapılan şifahaneyi ve medreseyi gezmiştik. Batılı akademisyenler 13. yüzyılın başlarında bir tıp merkezine bir kadının adının verildiğini duyunca çok şaşırmışlar ve o dönemde Batı dünyasında böyle bir şeyin yaşanmasının hayal bile edilemeyeceğini belirtmişlerdi. Boston şehrindeki bir panelde de Amerikalı kadınlar Osmanlı toplumunda kadının tapulu ev, arazi ve dükkân sahibi olduğunu duyunca çok şaşırmışlardı.

OSMANLI KADINI ÇAĞDAŞLARINA GÖRE ÇOK ÖZGÜRDÜ

Osmanlı’nın ilk dönemlerinde kadın, sosyal hayattan henüz koparılmamıştı. Ünlü seyyah İbn Batuta Anadolu kadınını şöyle anlatır: “Bu memlekete geldiğimiz andan itibaren çevredeki komşularımız, kadın olsun, erkek olsun durumumuzla ilgilenmeden yapamamışlardı. Burada kadınlar erkeklerden kaçmazlar ve yola çıkacağımız zaman akraba ve hane halkındanmışçasına bizimle vedalaşırlar, bu ayrılıktan dolayı üzüntülerini gözyaşları dökerek belirtirlerdi.” Lady M. Mantagu, yasalar çok eşliliğe ruhsat vermesine rağmen bu toplumda “Ne bu özgürlükten yararlanan erkek ne de buna katlanan kadın örneği vardır” der. Tarihçi Haim Gerber, Bursa’da 16. yüzyılda iki veya daha çok eşe sahip olan erkeklerin sayısının 20’yi geçmediğini tespit etmiştir.

BİZANS VE AVRUPA’NIN OSMANLI’DA KADIN HAYATINA OLUMSUZ ETKİSİ

Osmanlı kadınının statü kaybetmesinde Batı dünyasının ve gittikçe yobazlaşan Osmanlı medreselerinin etkisi vardır. İlber Ortaylı’ya göre 13, 14 ve 15. yüzyıllarda Avrupa kentlerinde genç kızlar sadece pazar günleri mürebbiyeleriyle birlikte ayin için kiliseye gidebiliyordu. Katolik Floransa ve Bizans’ta cariyelik vardı.

Bizanslı kadınlar sosyal yaşamdan uzaktı. İmparatoriçeler bile halk arasında ender görülürdü. Bizanslı kadınlar dışarıya yüzlerini peçe ile örterek ve aile üyelerinden biri veya hizmetli eşliğinde çıkabilirdi.

OSMANLI KADINI NASIL STATÜ KAYBETTİ?

16. yüzyıl sonlarından itibaren medreselerin ve tarikatların baskısı ile Müslüman kadın da toplum hayatından uzaklaştırıldı. Hz. Muhammed Medine’de Semra binti Nüheyki’l-Esediye adlı bir kadını muhtesip (bir tür zabıta müdürü) olarak tayin etmişken, kadınlar camide peygambere sorularını açıkça yöneltebilirken sonrasında Müslüman kadınlar gittikçe tecrit edilmeye başladılar.

SANDALA BİNMELERİ YASAKLANDI

İslam’ın kadına verdiği mülk edinme ve miras hakkı bile geleneklerin etkisiyle gasp edildi. Kadınlar hakkını ancak kadı kararıyla alabildi. III. Osman gibi bazı padişahlar medrese softalarının baskısıyla Müslüman kadınlara peçe ve çarşaf zorunluluğu getirdiler. Saray kadınları dışındaki kadınların sandala binmesini yasakladılar.

KADINLARIN ‘BİZ İNSAN DEĞİL MİYİZ’ İSYANI

Geleneklerin etkisiyle hak kaybına uğrayan ve vapurun güvertesine çıkması yasaklanan Osmanlı kadını, Tanzimat Fermanı’ndan sonra hak arama savaşına girişti. Kadın dernekleri kurdu. Terakki-i Muhadderat gibi kadın dergileri çıkardı. Bu dönemde kadınlar dergilere gönderdikleri şikâyetlerde “Biz insan değil miyiz” diye sormaya başladılar. II. Abdülhamid kadın eğitimini destekledi. Kız Sanayi Mektebi gibi okullar açarak meslek sahibi, yazar ve işçi kadın sayısının artmasını sağladı. Şüküfezar dergisinin sahibi ve tüm yazar kadrosu kadındı. Mürüvvet dergisi kadınların politikadaki ağırlığını artırmaya yönelik yayınlar yaptı. İlk kadın romancı Fatma Aliye, İslam tarihinde kadını anlatan yazılar yazdı.

ŞİDDET UYGULAYAN KOCASINI BOŞAYABİLİRDİ

Bugün Türkiye’de kadına yönelik şiddet maksatlı olarak İslam dini ile ilişkilendirilmektedir. Hâlbuki İslam, kadına karşı şiddet uygulayan ve iffetine iftira atanlara en ağır cezaları vermektedir. Osmanlı mahkemelerinde kocası tarafından dövülen kadınların nafaka ve tazminat alarak boşanmasına dair çokça örnek vardır.

FEMİNİZM İSLAM’A AYKIRI MIDIR?

İbn Arabi ve İbn Rüşd gibi bilim adamları İslam’da kadınların erkeklerle eşit olduğunu cesurca açıkladılar. Osmanlı mahkeme kayıtlarında kadınların şahitliğinin erkeklerle eşit olduğuna dair bizzat rastladığımız yüzlerce örnek vardır. İslam, geleneklerden ve doğmalardan arındırıldığında Müslüman kadının gerçek kimliğine kavuşacağına şüphe yoktur. Bu uğurda mücadele etmek dine aykırı olamaz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ