JÖN TÜRKLER VEYA KÜLTÜREL VATANIN KAYBI, COĞRAFİ VATANIN GİTMESİ DEMEKTİR

JÖN TÜRKLER VEYA KÜLTÜREL VATANIN KAYBI, COĞRAFİ VATANIN GİTMESİ DEMEKTİR

Kültürel vatanla, coğrafi vatan kadar, kader birliği müthiş olan iki kavram bulmak güçtür. Çünkü birini kaybettiğiniz zaman diğerinin kaybı mukadder olmaktadır. Kültürel vatanı oluşturan, kültür ve onun gerisindeki değerlerdir. Değerlerin kaybı, değerlere rağbetsizlik, kafa ve kalplerde başka değerlerin yerleşmesi anlamına gelmektedir. Kafa ve yüreklere yerleşen düşman değerleri, yenilginin başlangıcı olmaktadır. Çünkü üstün görülen değerlerin sahipleri ile karşılaşmada, karşı duruşun gerekçeleri baştan çözülmüş, yenilgi mukadder hale gelmiştir.

İstanbul ileri gelenleri köşklerinde, Avrupa özentisi içinde bir hayat yaşamakta, Tanzimat modeline göre düzenlenmiş bir görgü tablosu işlemektedir. Şöhretli şair Abdülhak Hamid’in kız kardeşi Mihrinnisa Hanım’ın köşkünde, “aile fertlerinden başka belki de uşaklar dahi Fransızca bilmekte, hiç değilse, az çok anlamakta idiler.” (Ayverdi, 1985, 192). Tophane Müşiri Zeki Paşa, Abdülhamit devrinin önemli devlet adamlarındandır. Bunun için de Meşrutiyet devrinde suçlu bulunamadığı halde yerinden yurdundan edilerek cezalandırılmıştır. Yaverinin kızının anlattığına göre; Paşanın “çocukları yabancı mürebbiyeler elinde aşırı frenkperest olarak” yetiştirilmiş, “millî bağları zayıf, dinî inanışları ise sıfır” kimselerdir. Oğullarından Sedat Zeki, Ayverdi’lere geldiği zaman ilk sorusu şu olur: “Türkçe mi konuşalım, Fransızca mı?” Dinî zayıflıklarına rağmen kendi dillerini küçümseyeceklerini muhatapları hiç düşünmemiştir (Ayverdi, 1985, 125-126).

Sadrazam Kâmil Paşa’nın gelini Fatma Hanım’ın kızları, mürebbiyeler elinde büyümüş ve İsviçre’ye yerleşmişlerdir. Bu kızlardan biri, din değiştirip bir Katolikle evlenmiştir”. Annelerinin sonu da kumarda mal ve altınlarını kaybedip, seyisinden bile saygı görmez haline gelince intihar etmiştir (Ayverdi, 1985, 210-211).

Balkan Harbi’nden hemen önceki Meşrutiyet günlerinde, “Resimli dergilerde hocalarla papazların, Bulgar çetecisi Sandanski ile Türk subaylarının öpüşen, kucaklaşan resimleri” yayınlanır (Atay, 1963, 29). Değerleri yitirme yanında, onları günlük politikada kullanma da yaygınlaşmıştır.

Jön Türk liderlerden, İttihat ve Terakki’nin ilk kurucusu olduğunu yazan, parti iktidara gelince de mutasarrıf unvanı verilip Beyoğlu Mutasarrıflığı Sıhhiye Müfettişliğine atanan İbrahim Temo’nun, Askerî Tıbbıyede, arkadaşları arasında lâkabı, Pierre Lermit’tir (Temo, 2000, 19). Haçlılara karşı vatanı savunan Kılıç Arslan, Selahattin Eyyubi değil; Haçlıları ayağa kaldıran, topal eşeğiyle bütün Avrupa’yı dolaşarak Haçlı seferini kışkırtan Fransız Hıristiyan din adamı Pierre Lermit (1050-1115). Yani Jön Türkler, bazıları hariç, kendi kültür ve medeniyet değerlerine karşı mücadeleleriyle, Haçlılığın içimizdeki beşinci kolları durumundadır. Batıcılığın ideoloğu Abdullah Cevdet’in, para karşılığı kendi vatanı aleyhine Siyonist örgüte hizmetini (Herzl, 2002, 306), İttihat ve Terakki adının Fransızcadan aparıcısı Ahmet Rıza’nın, Osmanlı Meclis-i Mebusanı başkanı iken bile yemininde Allah demeyecek kadar katı bir Pozitivist olduğu düşünülmelidir.

Balkan bozgunu sırasında, gemiyi ilk terk eden fareler gibi, ülkeyi terk edenlerin Jön Türkler olması bir tesadüf olmamalıdır. Fransız Elçiliği ile içli dışlı olan bir Fransız gazetecinin tespiti acıdır. Ordusuz kalan gariban halk, kağnısına, sırtına vurduğu denkleri ile Bulgar, Yunan, Sırp katliamından kurtulabilmek için İstanbul yolunu tutarken; Jön Türkler, Paris yoluna düşmüşlerdir. Ahmet Rıza’nın tam bozgun sırasında Meclis Başkanı olarak ameliyat olacağı tutmuş, İttihat ve Terakki’nin başyazarı aynı zamanda milletvekili olan Hüseyin Cahit, Maliye Nazırı yapılan Maliyeci Cavit, Paris yoluna düşmüşlerdir.

Jön Türklerle ilgili Fransız gazetecinin tespiti aydın sefaletini gözler önüne sermektedir: “Jön Türkler bu savaşta hiç de parlak bir harekette bulunmadılar. Trakya ve Makedonya köylüleri gibi onlar da rastgele bölgeyi terk ettiler. Ama Asya’ya doğru gitmediler. Onlar Londra-Paris yolunu tuttular. Düşman başkente yaklaştıkça şehri terk etmeyi uygun bulan önde gelen Jön Türk komitesi üyelerinin sayısı daha Kasım’ın ilk günlerinde pek uzun bir liste oluşturmaktaydı. Kırklareli bozgununun hemen ardından, eski Millet Meclisi Başkanı Ahmet Rıza Bey Paris’e gitmişti. Güya ameliyat olmak istiyordu. Fakat aslında bu ameliyat hiç de acil değildi. Bunun ardından Tanin gazetesi sahibi Hüseyin Cahit Bey’in gittiği haber alındı. Bir ikindi vakti Paris’e gitmek üzere vapura binmişti. Sonra sıra eski Maliye Nazırı Cavit Bey’e gelmişti.” “Bir zamanlar Paris’te adından söz ettiren” Prens Sabahattin, Padişah’a kumandayı eline alması gerektiğini bildiren bir açık mektup yayınlar. O bütün “Osmanlı hanedanının Çatalca hattına gitmesini” de ister. Ama kendisi, “kafilenin sonuncusu olarak” bile olsa ortada yoktur (Lauzan, 82-84). Arnavutluk’un başına getirilen İsmail Kemal’in, İşkodra’yı krallık vaadi üzerine teslim eden Esat Paşa’nın Jön Türk zümresinden olduğu da hatırlarda tutulmalıdır. İsmail Kemal, 1902 Jön Türkler Kongresi’nin “belli başlı adamı” durumundadır (Yahya Kemal, 1976, 190).

Hüseyin Cahit, hatıralarında, Tanin’in kapatılması ve başka bir adla yayınlanmasına izin verilmemesi üzerine (9 Kasım 1912), “Avrupa’ya gitme kararı” aldığını belirtir. Yanında gelmek isteyen Hüseyin Kâzım, Talât tarafından ikna edilince geri kalmıştır. 12 Kasım 1912’de pasaportla “Galata rıhtımından Romanya vapuruna binerek Viyana’ya doğru İstanbul’dan” ayrılır. Viyana’da Cavit Bey’le buluşurlar. Gelişmeleri Viyana’dan takip ederler. Dönüş kararını, ortalık yatışıp, İttihat ve Terakki yönetime hâkim olunca almıştır: “Babıali Baskını olayını duyunca hemen hazırlanarak” İstanbul’a döner. 31 Ocak 1913’te Tanin’i yeniden yayınlamaya başlar (Yalçın, 1976, 179-180, 183).

Balkan_Savasi_024[1]

Jön Türk büyüklerinden Mizancı Murat, İkdam’daki “Tehlikeli Bir Geçit” başlıklı yazısında: “Bundan sonra bir yüzyılın dörtte biri oranında bir büyük devletin esirgemesinde yaşamaktan başka bir yol bulunmadığını” savunarak, mandacılığın ilk sözcülerinden olacaktır (Yalçın, 1976, 180).

Öğrencisi F. Rıfkı’ya göre, “bir savaşçı ve tenkitçi” olan Hüseyin Cahit’i, İttihatçılar, kendisine birkaç bin altın lira verip, Osmanlı İmparatorluğunun en yüksek maaşlı ikballerinden biri olan, Düyun-ı Umumî’ye Türk alacaklılar vekili yapmışlardır. Bundan sonra, “savaşçı ve tenkitçi Hüseyin Cahit’i, bir daha memleketin en güç günlerinde bile aramızda göremedik. Harp sırasında Büyükada Yat Kulübü’nde yüksekçe fiyatlı oyun masalarında rastlardık” der (Atay, 1963, 69).

Meşrutiyetle beklenen gelmez. “Kanun-ı Esasi yürürlüğe girdi mi, her şey yoluna girecek” beklentisi gerçekleşmez. Avusturya-Macaristan, Bosna-Hersek’i işgal eder, Bulgaristan bağımsızlığını ilân eder, ardından Girit gider. Hıristiyan unsurların da azması ile birlikte bütün bunların “hepsi Meşrutiyet yüzünden başımıza geliyor”, “çoban isteriz, şeriat isteriz, sesleri ile halk Selânik’ten soğudu ve Yıldız’a döndü.” Artık sürgünlerden dönen Hürriyet kahramanlarının da birbirlerinin içyüzlerini açığa vuran yazılarını okuyorduk. Bir çokları curnalcı imişler. Paris’te Sultan Hamid’den aylık almakta imişler. Hatta bizim tercümelerinden hürriyet dersi aldığımız birinin arsızlığı yüzünden elçilikten kovulurken pantolonu yırtıldığı için Yıldız’dan ‘tazminat’ istediğini öğreniyorduk.” (Atay, 1963, 30).

Sivil kanat için şu ifade dehşet vermelidir: “İlk zamanları bütün ümidimiz İngiltere’de idi. Hatta ihtilâlden sonra büyükelçinin arabasını halk çekmişti. Bir aralık Almanya’dan medet umduk. Hepsi boşuna gitti.” (Atay, 1963, 30).

Özenti yaygınlaşmış, değerlerden kopuş tesir alanını genişletmiştir. “Beyoğlu’nda bir İstanbullu Türk, ‘Yerli’liğini kolayca hisseder. Dükkânlardan çoğu Türkçeden başka dille konuşmayana cevap vermeğe ancak ‘Tenezzül’ eder. Yan sokaklardan bazılarının adı Fransızcadır ve Fransızca yazılmıştır. ‘Büyük Kulüp’ün adı ‘Cercle d’Orient’dır.  Dili Fransızcadır. ‘Karşı’ Türklerinin de Türkçe konuştukları pek duyulmaz.” (Atay, 1963, 17).

 “Bu Tanzimat tipi ‘Batılı’ ile bugünkü Batılı Türk arasında hiçbir benzerlik aramayınız. O, Türklüğünden utanan, Türklüğünü saklayan bir ‘Alafranga’dır. Bir göbek, çoğu iki, nihayet üç göbek ötesi Anadolu’nun bir kasaba veya köyüne çıkan bu Türkler, Saraya yahut Babıâli’ye çatınca ilk işleri soylarını da unutmak olur. Ama biz Meşrutiyet’ten önce onların tenkit edildiklerini duymadık.”  “Bu gençlerin sefahatlerine bütün mahalleli lânet eder. Şurası da var ki çoğunun mirasyediliği ‘Karşı’ masraflarını birkaç ay karşılamağa yeter yahut yetmez.” (Atay, 1963, 17).

“Osmanlı polisinin ve hafiyelerinin ne Pera Palas, ne de Anadolu Demiryolları idaresi kapısından içeriye giremeyeceğini bilirdik. Hatta eğer Yunan uyruklu ise Rum meyhanesinde de ‘dokunulmazlık’ içinde idiniz. Yabancıların zabıtası ve adliyesi konsolosluklardı.” (Atay, 1963, 22-23).

“Aydınlar veya Aydıncalar Batı hayranlığında üçe bölünmüşlerdi: Kara subayı mı, varsa Alman yoksa Alman. Deniz subayı mı, İngiltere’nin üstüne olmaz, sivil aydının gönlü ise Fransız’da idi.” (Atay, 1963, 23).

İttihatçı kahramanlar, Meşrutiyetten sonra “ayakları parlak çizmeli, esvapları sırmalı, birer yalı ve konakta damat” olmaya alışmışlardır. Birinci Dünya Harbi yıllarında “Millî İktisat” adı altında politik istismar yaygınlaşır. “Parayı Türkler kazanmalı, ancak bu Türkler de Merkez-i Umumî politikacıları olmalı idi. ‘Harp Zenginleri’ diye o zaman şöhret bulan nüfuz tüccarlarının çoğu, parti fedaileridir.” (Atay, 1963, 181).

balkan-harbindeki-koyluler-boyle-asildi-24493-14g1

– PARTİZANLIK:

Balkan Harbi’nin ilk safhasını kaybetmenin sebebini İttihat ve Terakki milletvekili ve gazeteci Hüseyin Cahit de “particilik hastalığına bağlar” (Yalçın, 1976, 179).

Yunan ordusunu eğiten Fransız generali, Bulgar, Sırp ordusunu eğiten Rus subayları, Türk ordusunda ise eğitimci Alman subaylardır. Türk ordusunun kullandığı Alman tüfek ve topları, Bulgar, Yunan, Sırp ordusunun kullandığı genelde Fransız toplarıdır.  Bu yönüyle bakıldığında Balkan Harbi, Avrupa devletlerinin Birinci Dünya Harbi öncesinde Balkanlar ve Türkiye üstünden birbirleriyle kafa ve teknik olarak çarpışmalarıdır, denilebilir. Böyle bir denemenin insanlık faciasına sebep olması, Avrupalı yüreklerde asla bir yer bulamayacaktır.

Balkan Harbinden sonra “Hasta Adam” kavramı neredeyse inanca dönüşmüştür. Bu terkip, oryantalizmin, kafaları esir alan propagandasından başka bir şey değildir. “Hasta Adam”sa, Trablusgarp’da 1700 kişiyle, 100 bin modern donanımlı İtalyan ordusunu kıyıda rezil etme nedir? Hasta Adam’la Çanakkale Muharebeleri, nasıl telif edilecektir?

Sorunlar vardır. Adriyatik’ten Yemen’e, Girit’ten Basra’ya, Kafkaslara uzanan bir cihan devletinin sorunu, büyüklüğünden dolayı yönetilemez olması değildir. Sorun kafalarda ve yüreklerdedir. Tanzimat, Genç Osmanlılar, Jön Türklerle devam eden kültür ve medeniyet değerlerindeki değişim furyası, kafaların Batı adına esir alınmasını sağlamıştır. Yenilgi asıl kafalarda ve yüreklerde başlamıştır. Sanayileşememe, Pazar olma, geri kalma, iç isyanlar, kışkırtılan ırkçılık akımlarının getirdiği ayaklanmaların temelinde, değerleri yitirme bulunmaktadır. Kendine güveni, değerlerine bağlılığını yitiren okumuş kesim, Avrupa’nın yeniçerisi olmaya başlamıştır. Batının ağzına bakan, batı yönlendirmesinin esir aldığı insanlar, canlı ceset halinde ölü yıkayıcılarına teslim olmuşlardır. Kafa ve yürekte bir dirilişin yakalanamaması, ekonomik ve teknik alanda görülen eksikliklerin öne çıkmasından dolayı görülmemiştir. Napolyon’a, “Türkleri öldürebilirsiniz ama yenemezsiniz” dedirtenler, yüreklerdeki parçalanmayla ilim, sanat, siyaset ve askeri alanda da hiçliklerini kabullenmeye başlamışlardır.


1. 100. YILINDA BALKAN BOZGUNU VE GECİKEN UYANIŞ
2. BALKAN HARBİNİN HABERCİSİ 93 HARBİ
3. BALKANLAR’DA IRKÇILIK FESADI VE SEBEPLER YIĞINI
4. BALKANLAR’DA İTTİFAK
5. BALKANLAR’DA SAVAŞ
6. KARADAĞ ORDUSU VE İLK BOZGUN
7. LÜLEBURGAZ
8. ÇORLU, ÇATALCA, KUMANOVA ve ASKERİN ÇARESİZLİĞİ…
9. İNANCINI YİTİREN ORDU YENİLİR
10. İŞKODRA, ÇATALCA, YANYA…
11. BALKAN SAVAŞINI NASIL KAYBETTİK?

KAYNAKÇA

♦ ANDONYAN Aram, 1999, Balkan Savaşı, Çeviren: Zaven Biberyan, Aras Yayıncılık, İstanbul.
♦ APAK Rahmi, 1988, Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları, Türk Tarih Kurumu yayını, Ankara.
♦ ARTUÇ İbrahim, 1988, Balkan Savaşı, Kastaş A.Ş. yayını, İstanbul.
♦ ATAY Falih Rıfkı, 1963, Batış Yılları, Dünya Yayınları, İstanbul.
♦ AYVERDİ Sâmiha, 1977, Hâtıralarla Başbaşa, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul.
♦ AYVERDİ Sâmiha, 1985, Ne İdik Ne Olduk Hâtıralar, Hülbe Basım ve Yayın, Ankara.
♦ AYVERDİ Sâmiha, 2004, Ah Tuna Vah Tuna, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul.
♦ BARDAKÇI İlhan, 2002, İmparatorluğa Veda, Alioğlu Yayınevi, İstanbul.
♦ ESENYEL Ömer, 1995, Balkan Harbinden Günümüze Bakış, Harp Akademileri Komutanlığı yayını, İstanbul.
♦ Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, 1984, Yanya Savunması ve Esat Paşa (Korg. Bülkat), Kültür ve Turizm Bakanlığı yayını, Ankara.
Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı, 1970, Balkan Harbi (1912-1913) I nci Cilt Harbin Sebepleri, Askerî Hazırlıklar ve Osmanlı Devletinin Harbe Girişi, ♦ Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Resmî Yayını, Ankara.
♦ HERZL Theodor, 2002, Siyonizm’in ve İsrail’in Kurucusu Theodor Herzl Hatıralar,Türkçesi: Ergun Göze, Boğaziçi Yayınları, İstanbul.
♦ Hüseyin Râci Efendi, Zağra Müftüsünün Hatıraları Tarihçe-i Vak’a-i Zağra, Baskıya Hazırlayan: Ertuğrul Düzdağ, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul.
♦ İbrahim Temo, 2000, İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin Kurucusu ve 1/1 no’lu Üyesi İbrahim Temo’nun İttihad ve Terakki Anıları, Arba Yayınları, İstanbul.
♦ KARAY Refik Halid, 2000, Gurbet Hikâyeleri, Günümüz Türkçesine uyarlayan: Ender Karatay, İnkılâp Kitabevi, İstanbul.
♦ LANDAU Jacob M., 1996, Tekinalp Bir Türk Yurseveri (1883-1961) Tekinalp, Turkish Patriot (1883-1961), İletişim Yayınları, İstanbul.
♦ LAUZAN Stephan, (tarihsiz), Osmanlı’nın Bozgun Yılları -Hastanın Başucunda Kırk Gün Kırk Gece-, Yayına Haz.: Seyfettin Ünlü, Beyan Yayınları, İstanbul.
♦ Mahmud Muhtar, 2012, Balkan Harbi Üçüncü Kolordu’nun ve İkinci Doğu Ordusunun Muharebeleri, Yayına Hazırlayan:  A. Basad Kocaoğlu, İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul.
♦ Mahmut Muhtar, 2012, Balkan Harbi Üçüncü Kolordu’nun ve İkinci Doğu Ordusunun Muharebeleri, Yayına hazırlayan: A. Basad Kocaoğlu, İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul.
♦ SERTEL, Zekeriya, 2000, Hatırladıklarım, Remzi Kitabevi, İstanbul.
♦ TUNCER Harun, 201, Bir Balkan Hikâyesi Arnavutlar da Benim Evladım!.., Yedikıta Aylık Tarih ve Kültür Dergisi, Çamlıca Basın Yayın Ticaret A.Ş. yayını, İstanbul, Mayıs 2012, S. 45, s.30-33.
♦ Yahya Kemal, 1976, Çocukluğum, Gençliğim, Siyasî ve Edebî Hâtıralarım, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul.
♦ YALÇIN Hüseyin Cahit, 1976, Siyasal Anılar, Hazırlayan: Rauf Mutluay, Türkiye İş Bankası yayını, İstanbul.
♦ YÜKSEL SERDENGEÇTİ Osman, 1992, Kanlı Balkanlar, Yayına Hazırlayan: Bozkurt Zakir Avşar, Kamer Yayınları, İstanbul.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ