İZMİR’İN YUNANLILAR TARAFINDAN İŞGALİ VE İSTANBUL BASININA YANSIMALARI (15-26 MAYIS 1919)

İZMİR’İN YUNANLILAR TARAFINDAN İŞGALİ VE İSTANBUL BASININA YANSIMALARI (15-26 MAYIS 1919)

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinin, İstanbul Basını’na yansımalarını konu alan bu çalışmamızda kullanılan diğer kaynakların yanı sıra büyük ölçüde, İstanbul’da yayınlanan Türkçe gazetelerden yararlanılmıştır.

Bilindiği üzere yakın tarihimizde “Mütareke Dönemi (1918-1922)” olarak adlandırılan ve nevî şahsına münhasır buhranlı bir dönemin başlangıcını oluşturan Mondros Mütarekesi’nin 30 Ekim 1918’de imzalanmasıyla birlikte 4 yıldan beri ülkenin değişik yerlerinde ve birbirinden uzak cephelerinde süren savaşın sona ermesi kamuoyunda genellikle iyimser bir kanaat oluşturulmaya çalışılmıştı. Zira Mütareke’nin imzalanmasından sonra “seferberliğe son verileceği, genel bir af çıkarılacağı, herkesin işiyle meşgul olacağı, devletin istiklali ve saltanatın hukuku ile milletin izzet-i nefsinin tamamıyla kurtarıldığı” yolundaki açıklamalar bu kanaati iyice pekiştirmişti. Ancak, Mütareke hükümlerinin, bir taraftan daha bir etraflıca değerlendirilmesi, diğer taraftan İngiliz murahhaslarının görüşmeler sırasında Türk murahhaslarına göstermiş oldukları beklenmedik nezaketin altında yatan politik gerçeklerin aralanması ile Amiral Calthorpe’un Rauf Bey’e gönderdiği gizli mektupta, Mütareke şartlarından doğan bazı anlaşmazlıklar konusunda verdiği cömertçe sözlerin yerine getirilmeyeceğine ilişkin emarelerin kısa bir süre içerisinde görülmesinden sonra oluşturulan iyimser hava ve ümitlerin gelişmekte olan belirsiz durumda hiçbir ilgisinin bulunmadığı anlaşılacaktır.

Gerçekten de bundan sonraki gelişmeler bir takım Türk aydın ve idarecilerinin yanı sıra Türk kamuoyunun da beklentilerinin tam aksi yönünde cereyan edecek; sözde Mütareke hükümlerinin uygulanması gerekçesiyle ülkenin pek çok bölümünün işgal edilmesi bir yana, devletin başkenti de 13 Kasım 1918’den itibaren fiilen işgal altına alınacaktır. Öyle ki, Mütareke Heyeti Başkanı Hüseyin Rauf Bey’in deyimiyle “Mütareke’nin mürekkebi henüz kurumadan, Fransız, İtalyan ve İngilizler, İstanbul’da bir sömürge havası yaratmaktan geri kalmayacaklardır”.

Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra cereyan eden ve giderek belirginleşen gelişmeler bazı Türk aydınlarını devletin ve milletin kurtuluşu yolunda ciddi düşünce ve teşebbüslere sevketti.

Nitekim Mütareke sürecinde, ordunun durumu ve devletin bu noktada izlemesi gereken siyasete ilişkin olarak çok önemli görüş ve önerilerinin bulunduğunu bildiğimiz, Çanakkele kahramanı Mustafa Kemal Paşa, komutanlığını yürüttüğü Yıldırım Orduları Grubu lağvedilip Harbiye Nezareti emrine alındığından başkentin fiilen işgal altına alındığı gün İstanbul’a gelmişti. Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a gelir gelmez ilk iş olarak başta Müstafi Sadrazam Ahmet İzzet Paşa olmak üzere yakın çevresiyle birlikte bir dizi temaslarda bulunmuştu. Fikrî ve siyasi yollarla devletin ve milletin kurtuluşu yönünde sarfettiği çabaların sonuçsuz bırakılıp; her şeye rağmen Meclis-i Mebusan’ın faaliyetini sürdürmesi yolundaki düşüncelere rağmen, parlamentonun padişahça feshedilmesi (21 Aralık 1918) üzerine Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’ya geçerek “Milli Hareketi” başlatma düşüncesi istikametindeki oluşum sürecini hızlandıracaktır.

Devletin ve milletin kurtuluşu yönündeki ciddi düşünce ve girişimlerin sonuçsuz bırakıldığı, siyasal eğilimler arasındaki cepheleşmenin gerginleştirildiği ve Ermeni Tehciri’nden sorumlu oldukları iddia edilen ittihatçılar’dan hesap sorulması yolundaki baskılarla, parlamentoya dayanmayan bir siyasi yönetimin oldukça zayıflatıldığı bir devrede, I. Dünya Savaşı’nın galipleri en çok da Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden tanzim etme, daha doğrusu parçalama konusunu görüşmek üzere Paris Barış Konferansı hazırlıklarını tamamlamışlardı.

Paris Konferansı’nda İzmir’in İşgali Kararının Alınması

I. Dünya Savaşı’nın galipleri sözde daimi bir barışı sağlayacak konferansın Paris’te toplanmasını kararlaştırmışlardı. Bu konferansa İttifak Devletleri’ne karşı savaşmış yada savaş ilan etmiş olan 32 devlet davet edilmişti. Avrupa ve hatta Dünya haritasını yeniden çizecek olan bu devletler kendi aralarında da “Müttefik” “daha az Müttefik” ve “Ortak Devletler” gibi garib, suni bir sınıflanmaya tabii tutulmuşlardı. Bununla birlikte beş büyük devlet, ABD, İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya yetkileri kendi ellerinde bulundurmak için başbakan ve dışişleri bakanlarından oluşan “Onlar Konseyi”ni kurarak kendilerini tek yetkili kurul ilan etmişlerdi.[1]

Ayrıca kimi sorunlarda Japonya’nın dışında öteki devletlerin katıldığı bir “Dörtler Konseyi” kurulması öngörülmüş, ancak anlaşmazlık sebebiyle İtalya bir ara Konferanstan çekilince Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson, İngiliz Başbakanı Lloyd George ve Fransa Başbakanı Clemenceau’dan oluşan “Üç Büyükler” kurulu oluşturulmuştur.

Fransızların gururunu okşamak için 18 Ocak 1919’da ilk toplantısını yapan Paris Konferansı’nın en çok meşgul olduğu iş diğer sorunların yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu arazisinden Yunanlılara verilecek topraklar meselesi oldu. Zira Yunanlılar’ın istedikleri toprakların bir kısmına İtalyanlar da göz dikmiş bulunuyorlardı.[2] Oysa Yunanlıların istedikleri topraklar daha önce gizli antlaşmalarla İtalyanlara vâdedilmişti.[3]

Kurulduğu günden bugüne büyük devletlerce sürekli desteklenerek durmadan genişlemiş olan Yunanistan’a, İngiltere 23 Ocak 1915’te savaşa katılması şartıyla İzmir ve doğusunda kalan bölgenin kendilerine verilebileceği vaadinde bulunmuş, fakat Yunanistan bu vaadin gereğini ancak yerine getirmişti.[4]

Yunan Başbakanı Venizelos, 3-4 Şubat 1919’da “Onlar Konseyi”nde yaptığı konuşmada “İstanbul hariç bütün Trakya’yı ve Batı Anadolu’nun bir kısmı ile Oniki Adayı, Kıbrıs, Meis, Rodos, İmroz ve Bozcaada’yı talep ettiklerini açıkladı. Yunan isteklerinin, Batı Anadolu’da İtalyanlara tanınmış olan haklarla çatışması nedeniyle İtalyanlar, Wilson prensiplerine uyularak mukeddaratın tayin edilmesi ilkesiyle hareket etmeyi dile getiren Bulgarları desteklediler. Söz konusu memleketin asıl sahibi olan Türklerin hesaba katılmadığı konferansta ise İngilizler gibi Fransızlar da Yunanlıları desteklediler. Bu gelişmeler üzerine İtalyanların ülkelerine dönünce, 2 Mayıs’ta Fium’e bir savaş gemisi, İzmir’e de küçük bir filo gönderdikleri öğrenildi.[5] Bunun üzerine Llyod George, 5 Mayıs 1919’da “Üçler Konseyi”nde İtalyanlar’ın doğudaki hareketlerinden şüphelendiğini gizlice yapacakları bir saldırı ile Anadolu’da gerekli yerleri zaptedeceklerini, böyle bir harekete başvurmalarına imkan kalmadan ve konferansa dönmelerinden önce İzmir’in işgal hakkının Yunanlılara tanınmasını teklif etti.[6]

6 Mayıs’taki oturumda, İtalyanların Antalya, Fethiye, Marmaris ve Kuşadası’na çıkartma yaptıkları öğrenilince, Llyod George, İtalyanların İzmir’e de çıkabileceklerini öne sürerek bölgedeki Rumları korumak için Venizelos’a İzmir’e 2-3 tümenle çıkma izninin verilmesini istedi.

Lloyd George’un önerisini Başkan Wilson da destekleyerek aynı akşam Venizolos’un da katıldığı askeri toplantıda, “gerek İtalyanlar gerekse Türkler bu harekete karşı koyacak olurlar da nazik bir durum ortaya çıkarsa” endişesi gündeme geldiğinden, mütareke hükümleri içinde olsun veya olmasın Türklerle İtalyanlara bu konuda bilgi verilmesi görüşü ağırlık kazanmıştı.[7]

7 Mayıs 1919’da yapılan Yüksek Konsey toplantısında Venizelos, 6 Mayıs’ta gündeme gelen endişeye hamiz görüşü kurnaz bir şekle dönüştürerek; Mütareke gereğince, Müttefiklerin herhangi bir bölgeyi işgal yetkileri olduğunu, Yunanlılar da ittifaka dahil olduklarına göre, Türk kuvvetlerinin de bu çıkartmaya engel olmaya haklarının bulunmadığını, bununla beraber Türkleri bu çıkarmadan ancak 12 saat önce haberdar etmenin ihtiyata uygun düşeceğini söyledi ve nihayet 10 Mayıs’ta İzmir’in işgal edileceği hakkında karar alındı.[8]

Alınan karara göre önce İngiliz ve Fransız müfrezeleri karaya çıkarken, körfezde demirli İtalyan gemileri de, harekatı yöneten Müttefik Donanması Başamirali Calthorpe’un komutası altına girecekti. İşgali yönetecek komutanın denizci seçilmesinin nedeni ise harekatın ortak bir müttefikler çıkarması gibi gösterilerek İtalyanlar’ın da bertaraf edilmesine yönelik bir tatbikat idi.

Nitekim İtalyanlar, 12 Mayıs tarihli oturumda bir oldu bitti ile karşılaştılar. Clemenceau, İzmir Hıristiyanlarını kurtarmak için şehre Yunanlıları çıkarma kararı aldıklarını, bu harekata İngiliz ve Fransızlarla birlikte İtalyanlar’ın da katılmalarını istediklerini açıkladığında[9] işgalin bir Müttefik çıkarması değil, Yunanlılara peşkeş çekme olduğunu sezen İtalyan temsilcileri işgale karşı değil ama, fiili bir durumla karşı karşıya bırakılmış olmaları sebebiyle çekimser davrandılar. Çünkü onlara göre, büyük devletlerin askerlerinin, şehirdeki polis görevini Yunanlılar yapacaklarından onların komutası altına girmeleri doğru değildi. Nihayet İtalyanlar, Fiume’nin kendilerine verilmesi karşılığında ve İzmir konusunda direnmenin de kendileri açısından faydalı olmayacağını düşünerek, bu konuda ısrarcı olmadıklarından, Amiral Calthorpe’a 12 Mayıs akşamı çıkartma için gerekli emir bildirildi.[10]

Büyük bir gizlilik içinde kararlaştırılan anlaşma ve plana göre herşeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp hesaplayan Yüksek Konsey’in hesaplayamadığı en önemli husus Türk Milleti’nin Türk İzmir için göstereceği haysiyet ve İstiklal Mücadelesi idi.

İzmir’in İşgali (15 Mayıs 1919)

Emperyalist devletlerin Paris Sulh Konferansı “Üçler Meclisince aldıkları karar büyük bir gizlilikle uygulanmaya konuldu. Buna göre Yunan Birlikleri’nin 14 Mayıs’ta İzmir’e gelmesi, çıkartmadan 36 saat önce İzmir Türk tabyalarının Müttefiklerce işgal edilmesi ve ancak Yunan askeri karaya çıkmadan 12 saat önce işgalin Türk makamlarına bildirilmesi, ondan sonra da Türk tabyalarının Yunan komutanına devredilmesi düşünülmüştü. Yani bir anlamda işgal ilkin bir Müttefik işgali gibi gösterilerek İzmir’in Yunanlılarca işgal edilmesi sağlanacaktı.[11] Böylelikle Türklerin direnme ve mücadele etme azmi önlenmiş olacaktı. Zaten İzmir’in askeri ve mülki yetkilileri olan Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa ile Vali Kanbur İzzet böyle bir teşebbüse karşı koyamayacak kadar basiretsiz insanlardı.[12]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ