İSTİKLÂL HARBİ DÖNEMİNDE TÜRK-İNGİLİZ İLİŞKİLERİ

İSTİKLÂL HARBİ DÖNEMİNDE TÜRK-İNGİLİZ İLİŞKİLERİ

İngiltere’nin 18. yüzyıldan beri dış politikasının temel amacı Hindistan’a giden İmparatorluk Yolu’nu egemenliği altında bulundurmak veya en azından dış tehditlerden korumaktı.[1] Bu nedenle 18. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü savunmuş, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra ise bu politikasından yavaş yavaş vazgeçmiş ve nihayet Birinci Dünya Savaşı sırasında Fransa, Rusya ve İtalya ile Osmanlı topraklarını paylaşmaya yönelik gizli antlaşmalar yapmıştır.[2] Savaştan sonra ise bu anlaşmaları hayata geçirmek amacıyla ve özellikle güçlü bir Yunanistan’ın İngiltere’nin Yakın Doğu politikasına hizmet edeceği inancında olan Liberal Parti Lideri Başbakan Lloyd George’un ısrarıyla Yunanaistan’ın Anadolu’yu işgal planına destek vermiştir. Türkiye ile imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’ndaki 7. maddeyi ise bilhassa bu amaç için kullanmaya çalışmıştır. İngiliz kabinesindeki muhalefete rağmen Lloyd George, Batı Anadolu’nun Yunanistan tarafından işgaline tam destek vermişti, ama işgale karşı Anadolu’da başlayan milli direniş, Yunanistan’ın işgaldeki başarısızlığı, Fransa’nın ittifaktan desteğini çekmesi, İngiltere’de bu politikaya olan muhalefetin şiddetlenmesi ve Türk-Sovyet yakınlığı İngiliz Başbakanını zor durumda bırakarak Yunanistan’a olan desteğini yavaş yavaş çekmekle sonuçlanmış, sonunda Türklere rağmen bölgede kendi politikasını oluşturmada başarısız olacağını anlayınca Türkiye ile barış antlaşması imzalamak zorunda kalmıştır.

I. Dünya Savaşı’nda yenilen Osmanlı yönetimi ise İngiltere ile dost olarak ve zaman zaman işgallere göz yumarak kabul edilebilir bir antlaşma imzalayabileceğini ve savaşın ağır faturasını en az zararla atlatabileceğini ummuştur. Bu arada Anadolu’da Mustafa Kemal önderliğinde başlayan milli mücadeleye ilk önceleri sessiz kalmayı tercih etmiş, hatta destek vermiştir. Ama İngiltere’nin yoğun baskısı, Yunanistan’ın işgal alanını genişletmesi ve daha da önemlisi milli mücadelenin İstanbul iktidarına ve belki de saltanata son vereceği anlaşılmaya başlanınca İstanbul ile Ankara arasındaki bağ kopmuş ve bir iktidar mücadelesi başlamıştır. Anadolu hareketi ise padişahın ve İstanbul hükümetlerinin İngilizlerle uzlaşmacı tutumunun ülkeyi kurtarmayacağı inancında olan aydınlar, ordu mensupları, yerel yöneticiler ve eşraf tarafından başlatılmış, kısa zaman içinde Mustafa Kemal’in liderliğinde birleşmişlerdir. Nihayet milli hükümetin hem İstanbul’a hem de Yunanistan ve onun arkasındaki müttefiklere karşı olan mücadelesi bir zaferle sonuçlanmıştır.

İngiltere’nin Türkiye Politikasındaki Görüş Ayrılıkları

İngiltere’nin savaş sonrası Yakın Doğu politikası, savaş öncesi ile paralellik gösteriyordu. Bu da İngiliz İmparatorluğu’nun Hindistan ile stratejik bağlantısının devam etmesiydi. Bu genel amaç için İngiltere’nin Yakın Doğu’da takip etmeyi planladığı politika şöyle sıralanabilir: Akdeniz’den geçen Hindistan yolunun açık olması, Boğazlar’ın kendi çıkarlarına aykırı olmayacak bir statüde olması, muhtemel bir Bolşevik etkisinin Yakın Doğu’dan uzak tutulması ve Doğu Anadolu’da bağımsız veya özerk bir Ermenistan oluşturulmasını da içeren Türkiye’deki gayrimüslim azınlıkların haklarını savunulması.[3] Bu amaçlarına ulaşabilmek için de Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması, Kürtlerin ve Ermenilerin kendi devletlerinin kurulmasının sağlanması veya en azından özerkliklerine kavuşturulması ve Batı Anadolu’da Yunan isteklerinin desteklenmesi gerekiyordu. Bu politikaların uygulanması konusunda İngiliz Kabinesi’nde üç farklı görüş vardı.

Başbakan Lloyd George’un önderlik ettiği birinci görüşe göre Osmanlı toprakları müttefikler arasında paylaştırılmalı, Türkler Avrupa’dan atılmalı ve Batı Anadolu’nun Yunanistan tarafından işgali desteklenmeliydi.[4] Dışişleri ve Savaş Bakanlıkları ile Muhafazakar Parti’nin büyük çoğunluğunun desteklediği ikinci grup da bu düşünceleri savunuyordu, ama Anadolu’nun Yunanistan tarafından işgali ve müttefikler arasında paylaştırılmasına milliyetçi bir ayaklanmaya neden olabileceği düşüncesiyle karşıydı. Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Türklerin hilafet makamıyla beraber İstanbul’dan atılmasını savunuyordu. Böylece Türkiye İran veya Afganistan gibi herhangi bir Asya devleti olacaktı.[5] Savaş Bakanlığı ve üst rütbeli subaylar ise Anadolu’da askeri bir çözüme karşı geliyorlardı. Churchill bu politikanın Türkleri Bolşeviklerin kucağına itmesinden çekiniyordu. Türkleri aşağılayıcı bir barış antlaşmasının, Orta Doğu ve Hindistan’da milliyetçi eğilimlerin artmasına neden olacağını iddia ederek, Türklerle ılımlı bir barış antlaşması yapılmasını ve Bolşeviklere karşı Türklerle işbirliği yapmayı savunuyordu.[6] Hindistan İşleri Bakanı Montagu’nın öncülüğündeki üçüncü grup ise Hint Müslümanlarının tepkisinden çekinerek Türklerin İstanbul’da bırakılması ve bir an önce bir barış anlaşmasının imzalanmasını savunuyordu.[7] Fakat Venizelos’un etkisinde kalan Lloyd George’un düşünceleri diğerlerine baskın çıkacak ve Yunanistan’ın İzmir’i işgali kabul edilecekti.

İzmir’in YunanistanTarafından İşgali

3-4 Şubat 1919 tarihinde Paris Barış Konferansı’nda Türkiye üzerine görüşmeler sırasında Yunanistan Başbakanı Venizelos, I. Dünya Savaşı’ndaki katkılarına karşılık olarak İzmir ve civarının kendileri tarafından işgal edilmesine müsaade edilmesini istedi.[8] Bu bölgede Rumların çoğunluğu oluşturması dolayısıyla bu isteklerinin Wilson ilkelerine uygun olduğunu da iddia etti.[9] İngiltere’nin bölgedeki çıkarlarına uygun büyük bir Yunanistan düşüncesini savunan ve İtalyanların İzmir’i işgaline karşı çıkan Lloyd George bu fikri hararetle destekledi.[10] Sonunda 6 Mayıs 1919’da Amerikan başkanı ve Fransız başbakanının kabulüyle Yunanistan’ın İzmir’i işgal düşüncesi onaylandı.[11]

16 Mayıs’ta başlayan İzmir’in işgali o ana kadar şaşkınlık ve bezginlik içinde olan Anadolu halkını tekrar canlandırarak direniş hareketlerinin doğmasına yol açtı. Özellikle subaylar, aydınlar ve yerel eşraf kendiliğinden direniş güçleri oluşturmaya başladı. Bu yerel direnişler daha sonra Ankara hükümeti etrafında birleşecekler ve İstanbul’a itaatı reddedeceklerdir.

İngiltere’nin Milli Harekete Karşı Politikası

Türkiye’deki İngiliz istihbarat mensupları milli mücadelecileri başlangıçtan beri takip ediyorlardı. Ama Londra’ya gönderilen raporlar çelişkilerle doluydu. Mustafa Kemal’in Milli Mücadeleyi teşkilatlandırmasıyla ilgili ilk rapor, Albay Hurst tarafından 6 Haziran 1919’da gönderildi, ama Dışişleri Bakanlığı tarafından pek üzerinde durulmadı.[12]

27 Temmuz 1919 tarihinde ise Amiral Calthorpe, Anadolu’daki durumu ve gelecekte muhtemel olayları irdeleyen bir rapor gönderdi. Bu rapora göre hem İstanbul hem Anadolu’da Meclis-i Mebusan seçimlerinin yapılmasına yönelik büyük bir istek vardı. Bu seçimlerde milliyetçilerin büyük bir zafer kazanacağını, seçimden de kaçınılamayacağını söylüyordu. İngiltere’nin seçimlere müdahale etmemesini isteyerek ve Meclis’in toplanmasına engel olunduğu takdirde Anadolu’da başka bir yerde meclisin toplanacağını belirterek şu tahminde bulunuyordu: “Farkında olduğunuz gibi Mustafa Kemal Erzurum’da bir kongre düzenliyor. Düşünceme göre Küçük Asya’da bağımsız, belki de fanatik ve Avrupa karşıtı, İstanbul’un otoritesini ve padişahın hakimiyetini reddeden bir hükümetin kurulması gibi muhtemel olayları gözönünde bulundurmalısınız.”[13]

İngiltere’nin Samsun’daki temsilcisi Yüzbaşı J. S. Perring’in Erzurum Kongresi’yle ilgili raporunda ilginç bir şekilde, Kongre’de Türkiye’nin yararına olmak şartıyla İngiliz veya Amerikan mandasına sıcak bakılacağı kararı alındığını iddia ediyordu.[14] Ekim ayındaki bir istihbarat raporunda Cumhuriyet ilan edileceği söylentilerinin asılsız olduğu iddia edilirken,[15] Aralık ayında başka bir istihbarat raporunda ise Anadolu’da Cumhuriyet ilan edilmesiyle ilgili bir belge hazırlandığı belirtiliyordu.[16] Bu şekilde birbirleriyle çelişen raporları Londra hükümeti pek fazla dikkate almadı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ