İSRAİL’İN KÜRT POLİTİKASI

İSRAİL’İN KÜRT POLİTİKASI

Yerden göğe kadar üst üste dizilen küplerden en altta bulunan Suriye’nin çekilmesiyle ortaya çıkacak kargaşanın boyutları pek çok kimse için artık somut bir anlam taşımaktadır. Doğacak bu kargaşada yüzyılların derinliğinden gelen etnik-mezhep husumetleri kadar İsrail’in bölgeyle ilgili hesapları da görülecektir. Ortadoğu’da İsrail’in en yakın dostunun Kürtçüler olması nedeniyle de Irak, İsrail’in gündeminde eskiye oranla çok daha fazla önemli bir yer tutacaktır.

İsrail’in Irak ve bölgenin geneline yönelik politikasının temelinde tarihi gerekçelere dayandırdığı toprak talepleri bulunmaktadır. Bununla birlikte günümüzün bölgesel çatışmaları nedeniyle toprak hesabından ayrıca güvenlik ve bunun doğrultusunda da aralarında oldukça eskiye dayanan bir işbirliği bulunan Kürtçülere ilişkin politikaları vardır.

Yahudilerin topraklar üzerindeki hak iddialarına dayanak olan araştırma sonuçları bulunmaktadır. Bu türlü araştırmalardan Filistin’de olduğu kadar “Kürdistan” topraklarında da Yahudilerin yaşadıkları sonuçları çıkarılmaktadır.

Kürtlerin hatta Ermenilerin kökleri konusunda Gad NASSI isimli araştırmacıya atfen bildirilen görüşte; “Kürtler Asur İmparatoru III. Salmanasar’ın Filistin-Yahuda bölgesinden alıp Kürdistan’a (Nassi’nin ifadesi) sürdüğü Yahudilerdir.” Devamında; “Kürtler ve Ermeniler, İsrailoğulları’nın kaybolan on kabilesinden biri olan Benyamin’in çocuklarıdır ve bu kabileler kaybolmamış, III. Salmanasar tarafından Kürdistan’a deporte edilmişlerdir.”

Tarihi gerçek adına ortaya atılan bu ve benzeri iddialar, günümüzün üzerinde anlaşılamayan etnik-mezhep sorunlarıyla da bir arada değerlendirilmektedir. Öyle ki üzerinde oturdukları topraklar ile altındaki zenginlikler nedeniyle Kürtler ile Yahudilerin arasında bir akrabalık bağı yaratılmaya ya da varsa canlandırılmaya çalışılmaktadır. Etnisite temelinde aralarında bağ kurmaya çalışan İsrailli bilim adamları, bu alanda Hintli ve Alman meslektaşlarıyla ortak çalışmalar yapmışlardır.

Makale-2255-01[1]Araştırmanın sonuçları hakkında Jerusalem Post gazetesi; “Kuzey Afrika Yahudileri ile Irak Yahudileri Genetik olarak neredeyse ikizler ve Türkçe’ye oldukça geç çevrilmiş Hazar Yahudileri kitabıyla tanınan Kevin BROOK’un yazdığı -Yahudi ve Kürtler arasındaki genetik bağlar- makaleleri Kürtler ile Yahudiler arasında akrabalık oluşturmakta ısrar etmekteler. BROOK’a göre: 2001 yılında İsrailli, Alman ve Hintli bilim adamları tarafından gerçekleştirilen bu araştırmalar için Yahudi ve Müslüman Kürtler, Filistinli Araplar, Sefaradi Yahudiler, Aşkenazi Yahudileri, İsrail’in güneyindeki bedevilerden toplam 526 Y-kromozomu örneği toplamış. Daha sonra bunu aralarında Rus, Beyaz Rus, Polonyalı, Berberi, Portekizli, İspanyol, Arap, Ermeni ve Türk deneklerin de yer aldığı 12 halktan 1321 örnek dâhil edilmiş. Araştırma sonuçları Sefarad Yahudileriyle Kürtler arasında babadan geçen genetik akrabalık tespit ediyor.” ifadesiyle bu konudaki çalışmalar hakkında bilgi vermektedir. (1)

Aynı araştırmacı yaygın bir kanı olan Barzani adı altında K. Irak’taki Yahudilik konusundaki görüşleri belirterek;

– Kürtlerin yüzde sekseninin Nakşibendi ve küçük bir bölümünün de Kadiri tarikatına mensup olduklarını, Şafii ve Nakşibendiliğin Kürtler ile Farslar, Türkler ve Araplar arasında en önemli ayırıcı özellik olduğunu,

– Celal TALABANİ’nin Şafii-Kadiri, BARZANİ’lerin ise Nakşibendi olduklarını,

– Nakşibendiliğine rağmen BARZANİ’lerin kripto Yahudi’si olduklarına inanıldığını, belirtmektedir. (2)

Görüldüğü üzere kısaca değinilen araştırma sonuçlarında gerek toprak ve gerekse etnik bakımdan Kürtler ile Yahudiler arasında bağ bulunduğu iddiaları kanıtlanmaya çalışılmaktadır.

İsrail kurulmasının ardından Araplarla girdiği çatışmaların bir bölümünde bağımsız devlet olmanın peşinde giden Kürtçülerle sıkı bir işbirliği gerçekleştirmiştir. Gün olmuş İran Şahı ve ABD ile birlikte Molla Mustafa BARZANİ – Celal TALABANİ ayaklanmasını desteklemiş, gün olmuş onları Arap Birliği’ne karşı kullanmıştır.

Bu işbirliği doğal olarak gizlilik esasına göre yürütülmüştür. Eski bir MOSSAD görevlisi olan Benny MORRIS, Ian BLACK ile birlikte kaleme aldığı “Israel’s Secret Wars” isimli kitabında, İsrail gizli servisinin Molla M. BARZANİ ile ilk görüşmesini Mayıs 1965’te yaptığını ileri sürmektedir.

İşbirliğinin içeriği, günün koşullarına göre değişen İran veya Arap veya bir başka hedef hakkında istihbarat yapılması, saldırı-sabotaj eğitimleri, düzenli birlikler halinde askeri harekât gerçekleştirilmesi, silah ve patlayıcı eğitimi ve ortak örtülü operasyonlardan oluşmaktaydı.

Böyle bir işbirliği içerisinde Irak’ta darbeler yoluyla el değiştiren iktidarlar, Kürtçü isyanları, İran-Irak ve Körfez Savaşları, Saddam’ın yok oluşu ve Irak’ın işgali olayları gelip geçti. O gün de bugün de devam eden İsrail-Kürtçü işbirliği, Şii veya Sünni fark etmeksizin tüm Araplarla bölge ülkelerinin duydukları alerji nedeniyle hep masa altından yürütüldü.

Saddam operasyonu öncesinde ve sonrasında artan ilişki trafiğinde Türkiye ve Ürdün üzerinden Irak’a gönderilen işadamı kılığındaki İsrailli ajanlar, K. Irak’ın dağlarının gözden uzak noktalarında kurulan eğitim kamplarında peşmergelere eğitim verdiler.

Le Figaro gazetesine atfen verilen haberde:

“Fransız askeri istihbaratına göre 2004 yılının başlarında MOSSAD ya da İsrail askeri istihbaratından 1200 ajan Kürdistan’da faaliyet gösteriyordu. (….) Kürt liderler bu iyiliğe, olumlu açıklamalarla karşılık verdiler. Kürdistan Demokratik Partisi lideri Mesud Barzani, 6 Haziran’da -birçok Arap ülkesinin de ilişkisinin bulunduğu İsrail devletiyle kurulacak bir ilişkinin suç olmadığını- belirtmişti. Kürdistan dağları her zaman casus yuvası olmuştur. Avrupa’dan eski bir istihbarat şefi -1991’den beri özerk olan bölgede birçok halkın varlığı İsrail’e başka örgütler içine sızma olanağı sağladı diyor. Bugün, Iraklı Kürtlerin Irak ordusuna sızma önceliği de İsrail’in çıkarlarıyla bağdaşıyor. İsrail, Iraklı Kürtlerle ittifak yaparak Ortadoğu’daki iki büyük düşmanı olan İran ve Suriye üzerindeki denetimlerini güçlendirmek istiyor.” (3) bilgileri sıralandı.

Bağımsızlık isteğini düne göre çok daha yüksek sesle dile getiren BARZANİ’nin yönetimi altındaki K. Irak’taki İsrail varlığı soft güçlerle daha da etkili hale getirilmektedir. İsrail ile ABD’nin öncelikli hedefi olan İran, bu durumdan son derece rahatsızdır. İsrail’in K. Irak’ta çeşitli isimler altında oluşturduğu HDÖ’leri (STÖ) büyük bir dikkatle izlemektedir.

Makale-2255-02[1]Bu türlü kuruluşlardan birisi de Erbil’deki İsrail-Kürt Enstitüsü’dür. Sözü edilen bu kuruluş, başında bulunan Dawood BAGHISTANI’nin şahsında İsrail’in dümen suyunda olduğunu sergilemekten kaçınmamaktadır. Her sözüyle İsrail dış politikasının bir aracısı olduğunu kanıtlayan D. BAGHISTANI; uluslararası terör örgütü olarak nitelediği HAMAS’a verdikleri destek nedeniyle İran’ı ve Türkiye’yi suçlayan, Kürt halkının bunların politik oyunlarının bir parçası olmak istemediğini, Kürt çocuklarını katletmekle suçladığı Türkiye’nin Başbakanı’nın İsrail’den özür dilemesini istediğini söyleyerek İsrail yandaşlığını gizlememektedir.

Nükleer çalışmalarındaki ısrarı nedeniyle cehennemin kapısını her geçen gün biraz daha aralayan İran ile karşısındaki İsrail-ABD ortaklığı arasındaki mücadelede, K. Irak’ın hatırı sayılır bir yeri bulunmaktadır. Karşılık suçlamaların en sonuncusunda İran, nükleer çalışmalarının önemli bir parçası olan Moustafa Ahmadi ROWSHAN suikastında İsrail-Kürt Enstitüsü’nün parmağı olduğunu belirtmektedir.

K. Irak ve İsrail söz konusu olunca PKK’yı da düşünmemek elbette mümkün değildir. BARZANİ’nin aksine PKK, Türkiye ile çok yönlü ilişkileri ve ÖCALAN’ın ele geçişi sırasındaki rolü nedeniyle İsrail’e güvensizlik duymaktadır. İsrailliler ile bulundukları her temasta bu hususu bir serzeniş olarak dile getirmektedirler. Kandil’de M. KARAYILAN ile görüşen Channel 2 televizyonunun yaptığı gibi İsrail basın-yayın mensupları PKK’nın bu türlü mesajlarını kamuoylarına ve resmi makamlarına iletmekte aracılık rolü üstlenmektedirler. Türkiye ile bozulan ilişkilerinin etkisi olup olmadığını söylemek zor olsa da böyle bir ortamda PKK ve İsrail arasındaki bu ışık yakmalar gelecekte olası bir işbirliğinin emarelerini taşımaktadır. İsrail-Kürt Enstitüsü’nün görüşü olarak ortaya atılan ancak açık bir şekilde İsrail’e gönderme olan bir değerlendirmede; PKK’nın “Kuzey Kürdistan”ın hemen yanı başındaki K. Irak’ta taşıdığı önem hatırlatılmaktadır. Bu cümlede “Kuzey Kürdistan” belirlemesiyle Türkiye’nin K. Irak’a sınır bölgelerinin ifade edildiği gözden kaçırılmamalıdır. Dolayısıyla ister bir devlet ister bir terör örgütü olsun her iki tarafa ait gizlenmeyen bu niyetin bölge dengeleri içerisinde dayanışma ve işbirliğine giden yolun açılışına dayanak olacağından kuşku duyulmamalıdır. Zira her iki taraf da değişen dengeler arasında hareket etme konusunda son derece ustadırlar. Bu bakımdan terör örgütü tarafından bakınca, ilk yıllarında kamplarındaki eğitimin karşılığında İsrail’e karşı Filistinlilerle omuz omuza çarpışan PKK’nın bu kez de İsrail tarafında yer alması hiç sürpriz olmayacaktır.

Nitekim bu konuda yeni emareler bulunmaktadır. İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor LIEBERMAN, bir bakıma devletin niyetini ortaya koyarak Türkiye’yi cezalandırma konusunda Kürtlerin de kullanılabileceğini söyledi. Yüksek sesle söylenmesinin ne yeri ne de zamanı olan bu niyet yaratacağı çalkantı nedeniyle derhal yalanlandı. Ciddi gazetelerde yer alan açıklamasında LIEBERMAN, işbirliği sağlanması amacıyla PKK’nın elebaşlarıyla görüşmeyi planladığını ağzından kaçırmıştı.

İkincisi İskenderun’da deniz üssümüze yapılan ve yedi şehidin bulunduğu terör saldırısının faillerinden PKK’lı Kenan YILDIZBAKAN’ın basında yer alan ifadesinin üzerinde dikkatle durulmalıdır. Adı geçen teröristin, meşgul olduğu inşaat işinin gereği olarak İsrail’e sıkça gidip geldiğini kabul ettiği, bu ülkedeki bir kadınla olan ilişkisi konusunda ise sessiz kalmayı tercih ettiği bildirilmekteydi.

Hem zamanlaması hem de ortaya çıkışıyla dikkat çeken bir diğer gelişme ise, Tel Aviv Üniversitesi’ndeki İstanbul Kürt Enstitüsü ile burada gerçekleştirilen akademik çalışmadır. Çeşitli yaş gruplarından olan katılımcıların Arapça ve Türkçe bildikleri ifade edilmektedir.

Genelde tüm istihbarat örgütleri ama ustalığı bakımından özelde MOSSAD, paravan kuruluşları, buralara çekilen istihbarat vasatlarını ve işadamı kimliğini mükemmel bir şekilde kullanmaktadır. Oluşturulan böyle merkezler ve şahıslar üzerinden ihanetçilerle birlikte her türlü istihbarat çalışmasını başarıyla yürütmektedir.

Ketumiyet içerisinde sürekli gelişme kaydeden İsrail-Kürtçü ilişkilerinde K. Iraklı liderler zaten önemli bir yere sahiptirler. Bizim açımızdan önemli olan bu ilişkiye PKK’nın da dâhil olmasıyla işimiz biraz daha güçleşecektir. Bu bakımdan K. Irak ve özellikle de Kandil’de olabilecek ilişkiler bizi doğrudan tehdit eder nitelikte olacağı için daha çok dikkati gerektirmektedir.

İbrahim ÇEVİK


(1) Mahir Ünsal ERİŞ Kürt Yahudileri –Tarih, Kültür, Dil, Din Kalan Yayınları S. 35 ve 42
(2) A.g.e S.51
(3) İsrail’in Kürt Politikası ABD’den Veto Yedi Cumhuriyet 03.10.2005

http://www.turksam.org

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al