İSMAİL GASPIRALI VE TÜRKİSTAN’DA CEDİTÇİ HAREKETİ

İSMAİL GASPIRALI VE TÜRKİSTAN’DA CEDİTÇİ HAREKETİ

Yirminci yüzyıl başında Rusya’da yaşanan siyasi ve içtimai olaylar Çarlık işgali altında olan diğer ülkeler kadar Türkistan’ı da etkiledi.

Gerçekten bu dönem Türkistan tarihinde bir dönüş noktası olma bakımından öğrenilmeye tetkik edilmeye değerdir. Ülkenin sosyal, siyasi ve iktisadi hayatını ele alırsak, şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır. Yıllardır kuzeyden Rus, doğudan Çin işgali ve baskısı altında yaşayan Türkistan’da durum her bakımdan dayanılmaz bir hale gelmiş, toplum tam bir fetret döneminden sonra gelecek aydınlık günleri beklemektedir. Dış ve iç etkenler sonucunda ortaya çıkan bu süreç kendi tabiatına göre o kadar tehlikeli görünmezse de mahiyet bakımından bu olay büyük içtimai ve siyasi devrim ve değişimlere sebep olabilirdi.

Hayat koşullarının ağırlaşması ve halkın fakirleşmesi ile bağlantılı olarak devamlı durgunluğa neden olan etkenlerin başında Türkistan toplumunu zorla sözde yenileme (Çağdaşlaştırma) hareketleri gelmektedir. İşgalcı yöntemler ile dışarıdan cebren gerçekleştirmeye çalışılan bu sözde yenileme süreci her zaman olduğu gibi geri kalmışlık ve sefaleti muhafaza etmeye bir alet olarak kullanılmıştır.[1]
Gaspirali011Rusya’nın hammadde ülkesi olarak sömüregeldiği Türkistan’ın iktisadi durumu tarım ve sanayinin yeni kaynakları olan pamuk ziraatı, pamuk yağı üretimi, madencilik, demiryolu transportu ve benzeri konularda tamamen Rusya Merkezi Sanayi bölgelerinin arz ve taleplerine bağlı idi. Böyle bir ekonomik ve siyasal bağımlılık üzerine bir de sosyal ve kültürel baskı, istismar ve tahribat eklenince durum daha da ciddiyet kazanmıştı. Açlık, sefalet, manevi durgunluk toplum içinde perakendeliğe, tefrikaya, sınıflar arasındaki çekişmelere yol açmıştı. Elbette söz konusu dönem kitlesel grevlere, protestolara ve çeşitli ayaklanmalara sahne oluyordu, ama talep edilmekte olan konular mevcut düzeni değiştirmeye yetersiz olduğundan bu girişimlerden herhangi bir sonuç elde edilemezdi. Yine de bu ayaklanmalar halkın genel bir kimlik arayışı süreci içine girmesine, insanlarda işgal ve sömürgeye karşı genel bir nefret uyanmasına sebep oldu.

İlk adımda Ceditçiler sosyal düzeni değiştirmekten öte toplumun manevi yaşamını ıslah etmeye, yenilemeye dikkat ettiler. Onlar yeni usûl Cedit okulları açıp, gazete, dergi ve ders kitapları (özellikle pozitif ilimlere ait) neşretmeye başladılar. Batı teknolojisini öğrenme ve uygulamanın zaruretini dikkate alıp çağdaş Avrupa kültürünün bazı konularından yararlanmak için millî eğitimi teşkilatlandırma yoluyla manevi ve ruhani hayatı yenileyerek ve zenginleştirerek milli kimlik tefekkürünü yükseltmeye zemin hazırladılar.[2]

Türkistanda ilk Cedit grupları XX. yüzyılın başında ortaya çıktı. Ceditcilerin önde gelen isimleri Münevver Abdurreşithan oğlu, Sadreddin Ayni, Mahmudhoca Behbudi, Abdullah Avlani, Zeki Velidi (Togan), Taşpolat Narbutabek, Abdurrauf Fıtrat, Çolpan gibi milli aydınlardan ibaretti.

Bu dönemde Türkistan siyaset meydanına atılan Ceditciler, millet özgürlüğü ve vatan istiklalı uğrunda canlarını veren gerçek kahramanlar idiler. Yenilikçi hareketin başında Türkistan Ceditcilerinin önderi Mahmudhoca Behbudi geliyordu. Türkistan çağdaş eğitim sisteminin oluşması ve gelişmesinde Behbudi’nin rolü çok büyük olmuştur. O ülkedeki “Usül-i Cedit” mekteplerinin ilk nazariyatçısı ve uygulayıcısı hem de Ceditci hareketin önderidir. Behbudi o dönemde basında yer alan yazılarında ve yeni tip okullar için Özbek ve Tacik dillerinde telif ettiği ders kitaplarında her zaman İsmail Gaspıralı’nın bu konudaki görüşlerine dayanarak hareket etmiştir. Çünkü Mahmud hoca’nın dünya görüşünün şekillenmesi ve gelişmesinde Rusya Ceditçi hareketinin kurucusu İsmail Gaspıralı’nın büyük hizmetleri olmuştur. Şark ve Garb tarihi ve medeniyetini derinden bilen, Arapça, Farsça dillerinin yanı sıra İngiliz, Alman ve Fransız dillerinde de rahat konuşabilen bu muhterem zat 1881 yılında Rus dilinde “Rusya Müslümanlığı” adlı kitabı yayınladı. O, söz konusu kitabında, Rusya’da yaşamakta olan tüm Müslümanların kendi kimliklerini kaybetmemeleri için tek yol, ilim ve maarif vasıtası ile memleketin içtimai, siyasi ve kültürel yaşamına özgürce katılabilme ve bu konuda söz sahibi olabilme derecesine ulaşmak olduğunu vurgulamıştır. Bu görüşten yola çıkarak Türkistan’da yapılan ilk iş “Usül-i Cedit”, “Usül-i Savtiye” adları ile tarihe giren yeni mekteplerin açılması oldu. Nitekim, 1884’te İsmail Gaspıralı’nın meşhur “Tercüman” gazetesine abone olan 1000 kişiden 200’ü Türkistanlılardan oluşuyordu.

İsmail Gaspıralı, 1892 yılında Türkistan’daki mektep ve medreseleri ıslah etme ve “Usül-i Savtiye”yi eğitime uygulama teklifi ile general-gubernator Rozenbah’a müracaat eder. Ondan bir sonuç alamayınca, 1893’te Taşkent’e gelir. Oradan Semerkant ve Buhara’ya geçer. Yerli ahali içinde kendine destek bulunca ilk yeni usül okulu açmaya muvaffak olur. İsmail Gaspıralı’nın açtığı yeni mektepler kısa bir süre sonra yasadışı ve “dine aykırı” olduğu gerekçesi ile mutaassıb görevliler tarafından kapatılır. Ama bu kadarı da toplum içinde yenilikçi aydın harekete karşı ilgi toplamaya yeterli olmuş, “Tercüman” gazetesinin okur sayısının hızla artmasını sağlamıştır.

1897’de bir daha Türkistan’a geldiğinde İsmail Gaspıralı Mahmudhoca ile görüşür ve onların arasında üstad-talebe ilişkisi başlar. Bu ilişki üstad-talebe münasebetinden ziyade bir dostluk kardeşlik samimiyetine dönüşür. Mahmudhoca toplumu aydınlatma yolundaki tüm faaliyeti devamında İsmail Gaspıralı’yı bir yol gösterici ışık olarak görmüş, onun 1898 yılında neşrettiği “Rehber-i Müallimin” kitabını da kendisine kılavuz seçmiştir. Behbudi 1914’te yazdığı bir makalede “Usül-i Sevtiye mekteplerinin Rusya’daki kurucusu ve hamisi İsmailbek hazretleridir. İlk yeni usül alfabenin murettibi ve yayıncısı yine İsmailbek hazretleridir” diye ondan bahseder.[3]

Ceditçi Müslüman aydınlar Türkistan’ın istibdad ve işgala maruz kalmasının ve ülkedeki geri kalmışlığın esas nedenini toplumun kötü eğitim sisteminde, milletin bilgisizliğinde görüyorlardı. Bunun için Ceditçiler eğitim sistemini ıslah etme ve yenilemeyi ilk etaptaki en önemli vazife olarak görüyorlardı. Onlar yeni usül okullar, kutüphaneler, kıraathaneler açıyor, ders kitapları ve kılavuzları telif ediyorlardı.

“Mektep ve medrese bir milletin hatta tüm insanlığın terakki derecesinin göstergesidir. Fakat terakki mektep ve medreselerin çok olmasıyla değil belki de nizam, tertip ve iyi idare edilmesi ile olur. Dünyada mevcut devletler terakkiye ibtidai mektepten (ana okul) başlarlar. Hakikaten terakki için birinci yol ve esas olan şey mekteptir”, diye yazmıştı Niyazi Recebzade.[4]

“Ülke hududunda açılan Usûl-i Cedit mekteplerinden biri de 1898 yılında Hokand’da Molla Selaheddin’in kurmuş olduğu okul idi. Aynı yıl Tokmak şehrinde de benzeri bir okul açıldı. 1899’da Taşkent’te Münevver Kari’nin, Andican’da Şemsiddin Damla’nın Usûl-i Cedit mektepleri faaliyete geçti. 1900 yılından itibaren Türkistan’da Cedit mekteplerinin sayısı gittikçe arttı. Yeni açılan mektepler içinde özellikle meşhur ilim adamı ve gazeteci yazar Münevver Kari Abdurreşithan oğlunun kurduğu okul çok tanınmıştı. Bu okul diğer mekteplerin açılması ve toplum içinde hızla yayılması için bir esin kaynağı olmuştu denebilir. 1903’te Mahmudhoca Behbudi, Semerkant civarındaki Cambay kasabasında kendi imkanlarıyla yeni okul açtı. Hacı Muin ve Abdulkadir Şakuri gibi aydınlar bu okulda ders veriyorlardı.”[5]

Yukarıda belirttiğimiz gibi, Behbudi İsmail Gaspıralı’yı her bakımdan kendi üstadı olarak görüyor, onun bilgisini, gayretini, millet uğrundaki fedakarlığını takdir ediyordu. Onun vefatıyla ilgili yazdığı bir makalede: “Rusya Müslümanları içinde böyle bir zat gelmemiştir” diyordu.

İsmail Gaspıralı, eğitim sürecinin ilk basamağı olan çocuk eğitimi için “Usül-i Cedit” yöntemini geliştirirken, XIX. yüzyıl Avrupa pedagojisini benimseyen çağdaş Rus pedagoglarının tecrubelerinden yararlanmıştı. İşbu “Usûl-i Cedit”in bazı görünüşleri o dönemde İslam medreselerinde de mevcuttu. Fakat program içeriği, pozitif ilimlerin geniş uygulanması ve pedagojik usül bakımından Gaspıralı’nın geliştirdiği yöntem gerçekten yeniydi.[6] Bu da İsmail Gaspıralı’nın kendi çağından ne kadar ileri gittiğini gösteriyordu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ