İSMAİL BEY GASPIRALI

İSMAİL BEY GASPIRALI

Bütün hayatını Türklüğün yükselmesine sarf eden İsmail Bey, Türk halkının ebedî şükranlarına lâyıktır.

Köprülüzade Mehmet Fuad

Kırım’ın en büyük evlâtlarından, cemiyet adamı, gazeteci, yazar, pedagog, ideolog ve ıslahatçı İsmail Bey Gaspıralı 24 Eylül 1914 tarihinde, sabah saat 11’de Bahçesaray şehrinde ebediyete kavuşmuştur.

Onun acı ölüm haberi yıldırım hızıyla bütün Kırım’a yayılmış ve kısa bir müddet içinde Türk- Müslüman dünyası tarafından öğrenilmişti. Başta Bahçesaray ahalisi olmak üzere çeşitli millet ve dinlere mensup binlerce insan, ölüye karşı son vazifesini yapmak üzere cenaze merasimine akın etmişti. Rusya’nın her tarafından milyonlarca Türk ve Müslümanların, bu büyük insanın vefatı dolayısıyla çektikleri derin acı ve yas hislerini ifade eden yüzlerce taziye telgrafı alınmıştı. Bütün bunlar İsmail Bey Gaspıralı’nın ölüm yıl dönümünde, gayriihtiyarî olarak canlanmaktadır.

Gaspirali01[1]İsmail Bey’in ölüm gününden bu yana geçen 56 yıl içinde onun hayatı, eserleri ve çok yönlü faaliyeti hakkında çeşitli dillerde ciltler dolusu yazılar kaleme alınmıştır. Bunlar arasında onun oydaşı Akçuraoğlu Yusuf’un makaleler serisi ve her şeyden önce Cafer Bey Seydahmet’in makaleleri ve derin ve esaslı çalışmalar sonucunda İstanbul’da 1934’te yayımlanan monografik eseri dikkate değer.[1]

İsmail Bey Gaspıralı 1851 yılında Bahçesaray yakınında bulunan Avcıköy’de soylu ve memur Mustafa Ağa ailesinin evlâdı olarak dünyaya gelmiştir. İsmail Bey’in çocukluğu Bahçesaray’da, onun tefekkür ve hislerinde derin ve silinmez bir iz bırakan Kırım’ın eski zamanlarına ait sayısız anıtlar arasında ve eski Kırım Türk millî gelenek ve görenekler havası içinde geçmiştir. İsmail Bey 10 yaşında iken Simferopol Lisesi’ne gönderilmiş, iki yıl sonra oradan ilk önce Voronej şehrinin askerî okuluna, sonra da Moskova Harp Okulu’na naklettirilmiştir. Gaspıralı Moskova’da Rus aydınlar çevresinde bulunuyor ve tanınmış Slav Birliği taraftarı Katkov ile görüşüyordu. Bütün bunlar İsmail Bey’e, onda her şeyden önce kendi Türk milliyetçilik hissini uyandıran Rus kültürünü ve Rus aydınlarının ideolojik akımlarını yakından tanımak imkânını vermişti.

İsmail Bey 1871-1874 yıllarını, öğrenimini tamamladığı, Fransız dilini öğrendiği ve aynı zamanda Batı Avrupa ve Osmanlı kültürleri hakkında da bilgi edindiği İstanbul’da ve Paris’te geçirmiştir.

İsmail Bey böylece Doğu ve Batı dünyasının kültür değerlerini kendi nefsinde toplamış ve etrafında cereyan eden olaylardan doğru sonuçlar çıkarmak kabiliyetinde bulunan parlak zekâsıyla çağındaki Türk-Müslüman dünyasının kültürel canlanmasının gerekliliği sonucuna varmıştır.

Bunun gerçekleştirilmesi, Gaspıralı tarafından, onun çok yıllık ve verimli faaliyetinin sonuna kadar konsekan surette takip edilen hayatının esas hedefini teşkil etmiştir. Kendi sarsılmaz ve hiçbir sınır tanımayan iradesine dayanan İsmail Bey, bu hedefin gerçekleştirilmesi yolunda tarihte çok az kimselere nasip olan büyük başarılara ulaşmıştır.[2]

İsmail Bey sosyal-pedagojik faaliyete Bahçesaray ve Yalta’da öğretmenlik yapmak suretiyle 1868-1871 yıllarında başlamıştır. İsmail Bey’in, Avrupa gezisi sonucunda, çağdaş Batı kültürünün kritik tahlili konusunda kaleme aldığı Avrupa Medeniyetine Bir Nazarı Müvazene adlı ilk eseri 1874’te İstanbul’da yayımlanmıştır.[3]

İsmail Bey, 1875’te Kırım’a döndükten sonra Bahçesaray Belediye Başkanlığı’na seçiliyor ve 1882 yılına kadar bu makamda kalıyor. Gaspıralı’nın, 1881’de Simferopol’de Rus dilinde yayımlanan Rusya Müslümanları adlı eserinde ifade edilen ideolojisi bu devirde nihai olarak billurlaşmaktadır. Bu eserde Gaspıralı, Avrupa kültür ve medeniyetinin olumlu yönlerini benimsemek ve bunun yanı sıra kendi manevî ve millî kültürünü korumak ve mükemmelleştirmek yoluyla bütün Rusya Müslümanları için kültürel-millî Rönesans gerekliliğini öğütlemekte idi. İsmail Bey aşağıdaki tedbirleri uygulamak ve kökleştirmek suretiyle bu hedefe varılabileceğini tasavvur etmekte idi:

Millî kültür müesseselerinin ıslâh edilmesi ve genişletilmesi; millî hayır cemiyetlerinin kurulması; bütün Rusya Müslümanlarını kapsayan millî basının vücuda getirilmesi; Müslüman toplumunun modernleştirilmesi ve Avrupalılaştırılması ve Müslüman kadınların azat edilmesi; halkın “yaratıcı güç ve düşüncesini” temsil etmesi gereken millî aydınlar kadrolarının yetiştirilmesi vesaire.[4]

Yukarıda sayılan maddeler, Gaspıralı’nın programının temelini teşkil etmekte idi. Onun düşüncesine göre, bunlar gerçekleştirilmeden Rusya Müslümanları arasında herhangi bir ciddî millî-siyasî hareketin doğması söz konusu edilemez. Onun programında ve pratik faaliyetinde siyasî esaslara yer verilmemesinin sebebi işte bundan ileri geliyordu. Gaspıralı’nın, Rusya Müslümanları kültürel ve siyasî bakımlardan tam mânasıyla olgunlaşıncaya kadar Rus hükümetiyle herhangi bir ihtilâftan kaçınma arzusu da bununla izah edilmektedir. İsmail Bey’in görüşünde siyasî tezin yerini programının, Türkçülük ve İslâmcılık ideleriyle belirtilen ideolojik yönü işgal etmekte idi. Türkçülük idesi onun ünlü “Dilde, fikirde, iş’te birlik” şiarında sentezleştirilmiş, İslâmcılık görüşü ise bütün Müslüman dünyasının dayanışma prensibi üzerinde kurulmuştu.[5] İsmail Bey’in geniş ve çok yönlü pratik faaliyeti işte bu ideolojik temel üzerinde gelişmiştir.

Bu faaliyetin ilk safhasında Rusya Müslümanlarının millî basınını vücuda getirmek maksadıyla büyük çabalar sarf edilmiştir. Gaspıralı, bütün teşebbüslerine rağmen gazete çıkarmak için gerekli izni alamayınca, 1881 yılında, çeşitli isimler altında, hemen hemen her ay bir risale yayımlamaya başlıyor. Tonguç, Şafak, Kamer, Güneş, Yıldız, Mir’at-ı Cedit vesaire adlar altında yayımlanan bu risaleler, münderecatları itibarıyla, aylık dergilerden başka bir şey değildi. 12 adedi bulan bu risalelerden Tonguç adlı ilki 8 Mayıs 1881’de yayımlanmış bulunuyordu. Bunlardan ikincisi Şafak Tiflis’te, geriye kalanlar da, anlaşılan Bahçesaray’da basılmıştır. Bu risalelerde bütün Türk-Müslüman dünyasının kültürel canlanma gerekliliğini öğütleyen Gaspıralı, bunları başlıca olarak Kırım dışında yaşayan Müslümanlar arasında dağıtmakta idi.[6]

1883 yılının başında gazete çıkarmak iznini almaya muvaffak olan İsmail Bey, Tercüman adlı ünlü gazetesinin ilk sayısını 10 Nisan 1883 tarihinde yayımladı. Tercüman o devir Türk dünyasının en uzun ömürlü, en çok okunan popüler bir gazete haline gelmiş ve nispeten kısa bir süre içinde Kahire’den Kaşkar’a ve Kazan’dan Hindistan’a kadar uzanan sahada kendine okuyucu bulmuştu. Bazı yazarlar bu gazeteyi Rus Novoye vremya ve İngiliz Times gazeteleriyle kıyaslamakta, Cafer Seydahmet ise onu “bütün Türk dünyası tarihinde en çok okunan gazete” diye nitelendirmektedir.[7] Tercüman 1905 yılına kadar Rusya Türklerinin tek süreli gazetesi olmuş ve 23 Şubat 1918 tarihine kadar 35 yıl süresince yayınına devam etmiştir.[8] İsmail Bey Tercüman sütunlarında başta Rusya Türk ve Müslümanları olmak üzere Türk-Müslüman dünyasına ait en aktüel siyasî, sosyal, iktisadî, kültürel, millî ve dinî problemleri aydınlatmakta idi. Onun çağdaşı ve Tercüman’ın uzun yıllık yazarı tanınmış Kırım tarihçisi Osman Akçoraklı, adı geçen gazeteyi 1903’te “millî edebiyatımızın, millî eğitim ve son çağ tarihinin millî hazinesi” diye vasıflandırmıştır.[9] İsmail Bey Tercüman vasıtasıyla Türk-Müslüman dünyasının kültürel Rönesans’ının gerekliliğini dinmeden öğütlüyor ve tarihe “Gaspıralı’nın dili” adı altında giren ortak edebî Türk dilini yaratmak suretiyle ilk sırada Rusya Türklerinin kültür birliğini sağlamaya çalışıyordu. Gaspıralı bu yolda önemli başarılar elde etmiş ve bunun sonucu olarak Tercüman bütün Rusya Türkleri tarafından kolayca okunan ve anlaşılan bir gazete haline gelmişti. Güvenlikle söylenebilir ki, eğer Gaspıralı’nın bu sahadaki çabalarının meyvelerini bilerek tahrip eden ve Sovyetler Birliği’nin her Türk kabilesine, suni şekilde vücuda getiren ayrı ayrı “edebî dilleri” zorla yükleyen Bolşevizm olmasaydı, Türk dünyası bugün, şüphesiz, İsmail Bey’in ve tilmizlerinin uzun yıllık çalışmaları sonucunda meydana gelen ortak bir edebî dile sahip bulunacaktı. Stalin rejimi zamanında Sovyet makamları edebî “Gaspıralı dilini” yalnız reddetmek ve unutturmağa çalışmak ile yetinmemiş, aynı zamanda Gaspıralı’nın bütün ıslâhatçı faaliyetini “karşı ihtilâlci” hareket gibi damgalayarak, bütün sayısız eserlerine ve bundan mütevellit mânevi mirasına el koymuşlardır. Maksat, onun kurmuş olduğu ve bugün Sovyetlerin boyunduruğu altında bulunan Türk-Müslüman dünyasının birliğini bu yolla tahrip etmek idi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ