İSLAMİ BİRLİĞİN SAĞLANMASINA YÖNELİK GAYRETLER

İSLAMİ BİRLİĞİN SAĞLANMASINA YÖNELİK GAYRETLER
  1. Giriş

İkinci Abdülhamid dönemi nesli, Avrupa ve Asya’nın geniş bir bölümünde değişik Pan- ideolojilerin yükseliş ve gelişmesi şahit olmuştur. Temel olarak, söz konusu ideolojiler, değişik coğrafi alanlarda yaşayan soydaş milletlerin desteğini kazanarak güçlerini artırma çabasında olan milliyetçi hareketlerin yansıması olarak kabul edilebilir. Ayrıca, genelde savunmacı karakterli olmakla beraber zaman zaman istilacı da olabilirler.[1] Genelde “Pan-İslamizm” olarak adlandırılan İslami Birliğin sağlanması çabaları, soydaşlıktan ziyade aynı dine mensup değişik insanların din kardeşliği üzerine odaklanmıştır. Pan hareketlerinin çoğu diaspora boyutlu olmasına karşın,[2] Abdülhamid zamanındaki Pan-İslamizm, Sultan’ın imparatorluk politikalarını oluşturduğu ve ülkeyi yönettiği sarayın bulunduğu İstanbul’da, yani Osmanlı İmparatorluğu’nun kendisinde merkezileşmiştir.

  1. İdeolojik Dayanaklar

Güçlü İslami duygular, pratikte her zaman var olmakla beraber, 19. yüzyılda ve özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında kamuoyunda ağırlığını açıkça hissettirmeye başlamıştır. Dünya çapında okur yazarlığın artması ve basının günlük hayata daha fazla girmesi ile değişik Müslüman toplumlar arasında bir bağ oluşmuş, hatta İslami bir dayanışma belirgin hale gelmiştir. Abdülaziz’in hükümdarlığı sırasında Müslümanların sıkıntı içinde olmaları ve Müslüman bölgelerin kaybedilmesi karşısında büyüyen bir tepkinin varlığına dair pek çok belirti mevcuttur.[3] Ancak, çok daha somut bir Pan-İslamist ideolojisinin ortaya çıkışı ve Osmanlı İmparatorluğu dahilinde organize bir fikir hareketinin varlığı, Abdülhamid zamanına rastlamaktadır.

Mevcut İslam ve Avrupa kaynakları, son derece az, bazen çelişkilerle dolu ve çoğu zaman yetersizdir. Bununla birlikte, planlı Pan-İslamik hareketler dahilinde meydana gelen bir dizi koordineli çabanın, iki safhada ortaya çıktığı belirtilebilecektir: İdeolojik propaganda ve organizasyonel faaliyetler. Burada temel olarak II. Abdülhamid’in iktidarda gerçek bir güç olarak bulunduğu 1876-1908 yılları ele alınacaktır (II. Abdülhamid’in kukla hükümdar olarak tahtta bulunduğu 1908-1909 arası ve Selanik’teki sürgünden döndüğü 1912 sonrası dönem konu edilmeyecektir).[4] Söz konusu hareketlerin pek çoğunun, muhalif İslam karakteristiğine sahip olduğu söylenebilir. Ancak bu hareketleri bir bütün dahilinde anlayabilmek için açık veya gizli politik amaçlarını da belirlemek gerekecektir. Sultan ve danışmanlarının öncelikli üç amaçları olduğu görülmektedir; 1, Sultan’ın Müslümanların halifesi sıfatı ile gerek Osmanlı İmparatorluğu sınırları dahilinde, gerekse Müslümanların yaşadığı diğer yerlerde Müslümanların lideri konumunda olduğu fikrini güçlendirmek;[5] 2, dönemin en büyük bağımsız Sunni-Müslüman devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun bekası için Müslümanlardan asker toplamak ve 3, İmparatorluğun düşmanı ve/veya hasmı durumundaki Avrupa ülkelerinin her türlü hasmane hareketi karşısında birleşik ve dayanışma içerisinde bir Müslüman toplum imajı çizmek ve Osmanlı’ya düşman Avrupa güçlerine, hakim oldukları kolonilerde yaşayan Müslüman nüfusuna dahi etki edebileceği görüntüsü vermek.

  1. Propaganda

Müslümanlığın toplum hayatı ile bireylerin özel hayatlarındaki rolünü güçlendirmek için İslamın teşvik edilmesi amacıyla Sultan’ın başvurduğu karakteristik uygulamalardan biri olan propaganda, sadece “İslamcılığı” değil, siyasi kuralların yönlendirdiği İslam Birliği üzerinde etkin olan Pan- İslamizmin politik çerçevesini de teşvik etmekteydi.

Propaganda yolu ile, hacca gidenler aracılığıyla Pan-İslamik düşüncelerin yayılmasına ve askeri birliklere İslami birliğin politik faziletlerinin aşılanmasına çalışılmıştır.[6] 1892 yılında kurulan “Aşiret Mektebi” veya kabile okulları, sadece Arap aşiret reislerinin (ve diğerlerinin) sadakatini güçlendirmek görevini yerine getirmemiş, aynı zamanda aşiret reislerinin oğullarını İslam ve Pan-İslamizm düşüncesine göre eğitme işini de üstlenmişlerdir.[7]

Değişik yerlerden seçilen öğrencilere, ülkelerine geri döndüklerinde Pan-İslamizm propagandası yapabilecekleri düşüncesi ile İstanbul’da eğitim olanakları da sağlanmıştır.

Basın da, dünyanın her yerindeki Müslümanların halifesi ve Pan-İslamizm hareketinin başı olan Sultan’a sadakati okuyucularına öğütleyerek, Osmanlı İmparatorluğu’nun başında bulunanların menfaati doğrultusunda hizmet etmiştir. Basın, geniş kitlelere hitap edebilmesi, genelde ılımlı tavrı ve aşırı finansal zorluk içinde bulunması (bu özelliği basının satın alınabilir olduğunu da göstermektedir) bakımından propaganda avantajı sağlamaktaydı. Ancak propaganda açısından en büyük handikap, İslami gazeteler ile dergilerin sadece hitap ettikleri okuyucu kitlesi tarafından anlaşılabilen çok değişik sayıda dilde basılıyor olmalarıydı. Bu da, her zaman sağlanması mümkün olmayan büyük miktarda parasal kaynak anlamına geliyordu. Bu durumda Sultan’ın Pan-İslamik propagandası, etkinliği daha yüksek olan basını desteklemek ve finanse etmek şeklinde gelişmeye başlamıştır. Bu gazetelerden bir tanesi de 1897 tarihinden itibaren yayın yapan ve Mehmet Tahir isimli şahıs tarafından İstanbul’da çıkartılan Malûmât gazetesidir. Hükümet tarafından sübvanse edilen Malûmât, imparatorluk sınırları içinde ve dışında son derece ucuz fiyata satılmakta, hatta yasaklanan ülkelere kaçak olarak sokulmaktaydı. Gazete başlangıçtan itibaren iki yüzlü bir yol benimsemişti. Öyle ki; bir tarafta Avrupalı güçleri İslam Birliği’nin tamamen ruhani bir konu olduğuna ve politik fanatizm ile ilgili bulunmadığına ikna etmeye çalışıyor, diğer taraftan ise tüm Müslümanları aynı Avrupalı güçlere karşı kışkırtarak birleşmeye, koruyucuları ve halifeleri II. Abdülhamid’e güvenmeye ve haç ile paganizme karşı hilalin zaferi için çalışmaya teşvik ediyordu.[8]

Görünen odur ki; propaganda faaliyetlerinin çoğu yabancı dilde yayın yapan basın organlarına yönelmişti. Bu noktada asıl amacın, Sultan’a/Halife’ye sadakatleri fazla belirgin olmayan ve Pan-İslamizme karşı tavırları ile güven vermeyen Müslümanlara etki etmek olduğu söylenebilir. Türkçe ve Urdu dilinde yayınlanan Peyk-i İslam isimli Urdu gazetesi, 1881 yıllarında İstanbul’da törenle yayın hayatına ve Hindistan’da dağıtılmaya başlanmıştır. Diğer gazeteler de bunu izlemişlerdir.[9] Öte yandan, Avrupalı güçlerin topraklarında yaşayan Müslümanlar gibi, imparatorluk sınırları içinde hayatlarını sürdüren Arap Müslümanların son derece önem arz etmelerinden dolayı, Arap basın-yayın organlarında dikkatli bir gazetecilik çalışması ile Pan-İslamik propaganda materyalleri yer almaktaydı. Al-Caua’ib, bu duruma iyi bir örnek teşkil etmektedir. 1860 yılından itibaren İstanbul’da basılan ve resmi olarak hükümet politikaları lehinde yayın yapan bu haftalık Arap gazetesi, 1881 yılından başlamak üzere sübvanse edilmekteydi. Söz konusu gazete, 1887 hatta daha önceki yıllardan itibaren Suriye ve Kuzey Afrika ülkeleri gibi imparatorluğun Arap Eyaletleri’ndeki Pan-İslamik yazılı propagandanın adeta öncüsü durumunda olmuştur. Al-Caua’ib öyle fütursuzca Pan-İslamizm propagandası yapmaktaydı ki, gazete dönem dönem Hindistan’da İngilizler[10] ve Kuzey Afrika’da Fransızlar[11] tarafından yasaklanmıştı. Politik bir yaklaşım gösteren gazete, sürekli olarak tüm dünyadaki okuyucusu olan Müslümanları, Sultan’ın liderliğinde ve Müslüman bölgelerinde birleşme için çalışmaya çağırıyordu. Gerçekten Müslüman topraklarına saldırıların olduğu zamanlarda haftalık gazete daha sert ve doğrudan ifadeler ile tüm Müslümanları birlik olmaya çağırıyordu.[12] Yukarıda bahsedilen iki yüzlü yaklaşımın basın-yayın organlarında nasıl kullanıldığı burada açıkça görülmektedir. II. Abdülhamid’in sarayında üretilen ve Londra ile Paris’te dağıtımı yapılan gazete ve broşürler, bir taraftan Pan-İslamizmin şiddet karşıtı karakterini vurgularken,[13] bir taraftan da birleşik İslamın gücü konusunda üstü örtülü uyarılarda bulunmaktaydı.

  1. İmparatorluk Politikaları

Osmanlı İmparatorluğu sınırları dahilinde finansal yatırımlar yapmaya teşvik eden ve başkent ile eyaletlerde yaşayan Müslümanları önemli noktalara erişebilmeleri için destekleyen İslami politikaların yanı sıra, imparatorluk politikalarının net bir Pan-İslamik boyutu da mevcuttu. Bu Pan-İslamik boyutun yansımaları genellikle, dünyanın her yerindeki Müslümanların Hıristiyan tehdidi altında olduğunun ifade edilmesi, Avrupalı güçler ile Çarlık Rusyası veya Hindistan’da yönetimi ele geçirmiş yabancıların (aslında Hıristiyanların), egemenlikleri altına aldıkları impartorluğun eskiden sahip olduğu topraklarda yaşayan Müslümanların hayatlarına, Hıristiyanları korumak adına artan şekilde müdahale etmesine karşı çıkmak şeklinde olmaktaydı.

Politikaların çoğu, gayri resmi veya gizli faaliyetler yoluyla uygulanmaktaydı. Ancak Osmanlı Konsoloslukları ile temsilcilikleri tarafından, çoğu Avrupa ülkesi olmayan Hindistan,[14] Endonezya,[15] Çin, Japonya, Kuzey Afrika ve II. Abdülhamid’in anılarında belirtiği Java gibi[16] ülkelerde resmi düzeyde de Pan-İslamizm propagandası yapılmaktaydı. Her ne kadar Sultan’ın Pan-İslamik faaliyetleri hakkında -genelde Sultan’ın tüm hareketlerinin bir gizlilik örtüsü altında olmasından dolayı- fazla bir bilgiye sahip olmasak da, beraberlerindeki propaganda konusunda maharetli muhabirlerle şeyhlerden müteakip resmi misyanların[17] 1877’deki Afganistan, Fransa’nın Tunus’u, İngiltere’nin de Mısır’ı işgalini müteakip, 1880’lerin başında Kuzey Afrika ziyaretleri, bize, sultanın Müslümanlara yönelik politikası hakkında fikir verebilir. Aslında 1881-1882 yılları, Müslümanlara zulüm uyguladığı ve ayrımcılık yaptığı iddiası ile Avrupa hükümetlerine karşı Pan-İslamik hissiyatın politik açıdan kullanılmaya başlandığı yıllardır. Söz konusu duruma paralel olarak kısa ömürlü olmalarına rağmen Paris, Londra ve diğer yerlerde Pan-İslamik dernekler kurulmuş, imparatorluk içerisindeki birtakım İslami dernekler de değişik ülkelere sızdırılmaya çalışılmıştır.[18] Gerek resmi gerekse gayri resmi ajanlar, Avrupa ülkelerinin yanısıra Afganistan, İran ve Afrika’nın belirli Müslüman ülkeleri ile Müslüman olmayan Hindistan ve Balkan ülkelerine gönderilmişlerdir. Ajanlar bu ülkelerde yaşayan Müslümanların II. Abdülhamid’in Pan-İslam politikalarını desteklemeleri için faaliyet göstermişler ve İslamın selameti için işbirliği yapmalarını sağlamaya çalışmışlardır.[19]

Sultan’ın Pan-İslamizm politikalarını şekillendirmek amacıyla uygulamaya koyduğu en belirgin çabası, hatta belki de II. Abdülhamid saltanatının en büyük dış ilişkiler başarısı, yeni Alman Devleti’nin hükümdarı olan Kayser II. Wilhelm ile olan özel ilişkisidir. Önde gelen Avrupalı güçlerden biri olan Almanya ile Osmanlı İmparatorluğu’nun ilişkisinde politik, ekonomik ve askeri menfaatler kadar Pan-İslamizm faktörü de varlığını hissettirmektedir.[20] Kayser Osmanlı İmparatorluğu’na yapmış olduğu ikinci ziyareti esnasında gittiği Hayfa, Kudüs, Şam ve Beyrut’u gezdikten sonra kendisini açık olarak “300 milyon Müslümanın saydığı Sultan’ın arkadaşı” olarak tanımlamıştır.[21] Bu ifade, II. Abdülhamid’in İslami Birliği sağlama gayretleri çerçevesindeki politikalarının, “gerçekleşmiş politika” olarak uluslararası platformda algılandığının ve destekleneceğinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

  1. Organizasyon

Bazı Osmanlı konsolosları ile temsilcilerinin, Pan-İslamik faaliyetlerine daha önce değinmiştik. Bununla birlikte, söz konusu faaliyetler gizli yürütüldüğünden, Sultan’ın Pan-İslami çabalarına hizmet eden organizasyon hakkında çok az bilgi mevcuttur. Organizasyon yapılanmasında, piramidin en üstünde şahsi serveti ile organizasyonu finanse eden bizzat Sultan’ın kendisi bulunmaktaydı. Faaliyet raporları doğrudan veya dolaylı olarak Sultan’a iletilmekteydi. Ancak bugüne kadar ne tek bir rapor, ne muhasebe kayıtları ne de yapılan harcamalara ait bir fatura gün ışığına çıkartılabilmiştir. İstanbul, her türlü Pan-İslamik faaliyetin planlandığı ve uygulamaya konduğu merkez durumundaydı. Sultan’ın danışmanlarından bazıları, sorumlu oldukları coğrafi bölgelerde Pan-İslamik faaliyetler ile propaganda çalışmalarının yürütülmesinden mesul idiler. Bu danışmanlar, Sultan’dan talimat alır, Sultan’a rapor verirlerdi.[22] Bazı danışmanlar ise İmparatorluk sınırları içinde ve dışında yaşayan seçkin Müslüman şahsiyetlerin İstanbul’a davet edilmesi ve liberal bir misafirperverlik anlayışı ile ağırlanmasından, ayrıca yabancı uyruklu öğrencilere cömert miktarda burs verilmesinden sorumlu idiler.[23] Davet edilenlerden, İslami ve Pan-İslamist mesajların, Sultan’ın arzuları doğrultusunda, propagandasını yapmaları beklenmekteydi. Pan-İslamist organizasyonlar hedefe ulaşabilmek için destek sağlayan gayrı-resmi bir şebeke görüntüsü vermekteydiler. Bu organizasyonlar, İstanbul’dan çok uzaktaki büyük Müslüman kitlelere herhangi bir fikri aşılamak gibi son derece ağır bir işi yapabilecek beceriden ise uzaktılar.

  1. Çarlık Rusyası’nda Pan-İslamist Faaliyetlerin İzleri

Bahsedilen dönem itibariyle Osmanlı İmparatorluğu sınırları dışında İslam Birliği’nin sağlanması amacıyla çaba sarf edildiğine dair en iyi bilgi sahibi olduğumuz ülke Çarlık Rusyası’dır. Bu çabalar, II. Abdülhamid’in faaliyetlerinden ziyade o dönemde Rusya’da yaşayan Müslümanların özel durumlarından dolayı ortaya çıkmıştı. 1897 nüfus sayımına göre sayıları 13.600.000’i (bu sayı toplam 125.600.000 kişilik nüfusun neredeyse %11’ine tekabül etmektedir) bulan Müslümanlar resmi olarak hem Ruslaştırılacak hem de Hıristiyanlaştırılacak hedef kitlelerin başında gelmekteydiler.

Müslüman gruplardan bazılarının liderleri, Pan-Slavizm taraftarlarının görüşlerinden hareket ederek, Pan-İslamizm veya Pan-Türkizm[24] kavramlarına dayalı ideolojiler geliştirmişlerdir. Söz konusu kavramlardan Pan-İslamizm, Müslüman kitleler tarafından daha fazla destek görmüş ve savunmacı bir yaklaşım tarzında birleştirici bir etken olarak kullanılmıştır. Dini ve entellektüel bağlamda İslami bir uyanış kendini hissettirmiş ve özellikle Tatarlar ve Azeriler arasında Pan-İslamik kimliğin uygulamaya konması hususunda verimli bir ortamın ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Tatarlardan İsmail Gaspıralı (1815-1914) ile Azerilerden Ahmed Ağaoğlu (1870-1938) Pan-İslamizm konusunda faaliyet gösteren en ünlü kişilerden ikisidir.[25] Her iki şahşiyet de Pan-İslam’ın amaçları konusunda konuşmalar yapıp yazılar yazmışlar, ayrıca, Rusya’da aktif Müslüman politikacılar tarafından düzenlenen üç konferansa katılmışlardır. Söz konusu konferanslara katılan şahıslardan bir diğeri ise Abdülreşid İbrahim (1853-1944) olup, Rusya’da (daha sonraları yurtdışında da) Pan-İslamizmin hedefleri konusunda propaganda faaliyetleri yürütmüş, davaya sonuna kadar inanmış ve insanları da aynı inanç düzeyine getirmek için yazılar yazıp konuşmalar yapan bir kişi olarak tanınmaktadır.[26] Pan-İslam’ın hedeflerine genelde seçkin sınıf arasında ulaşabilmesi, Rusya’da Pan-İslam konusunda faaliyet gösterenlerin önüne çıkan zorluklar ve engeller yüzündendir.[27]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ