İSKİTLER’DE KUYUMCULUK

İSKİTLER’DE KUYUMCULUK

Giriş

Kavimlerin tarih sahnesine çıkışlarında, başka kavimlerle karışıp kaynaşmalarında ve bazen de büyük bir güç olarak ortaya çıkmalarında göçlerin büyük etkisi olmuştur. Göçler tarih öncesi ve tarihi devirlerde belirli aralıklarla gerçekleşmiştir. Bu göçlerin önemli bir kısmının menşei Türk ırkının ana vatanı olarak bilinen Orta Asya olmuştur. Burası doğuda Kadırgan Dağları’ndan batıda Ural Dağlan ile Hazar Denizi’ne, kuzeyde Sibirya’dan güneyde Çin, Tibet ve İran’a kadar uzanan oldukça geniş bir sahadır. Orta Asya’dan binlerce yıl dalgalar halinde devam eden göçler başlıca iki yoldan olmuştur. Bunlardan birincisi kuzey yoludur. Bu yol Ural Dağları ile Hazar Denizi arasından ve Karadeniz’in kuzeyinden geçmektedir. İkinci yol ise güney yoludur. Güney yolundan Kafkaslar’ı geçmek suretiyle kuzey yoluna ulaşan kafileler de olmuştur. [1]

Bugünkü Moğolistan ve Türkistan olarak anılan bölgelerde yaklaşık M.Ö. 8. yy’da meydana gelen ve oldukça uzun süren bir kuraklık Orta Asya ve Güney Rusya bozkırlarında kayda değer bir nüfus baskısına sebep olmuştur. Otlakların kuraklıktan büyük ölçüde zarar görmesi, doğu bozkırlarında yaşamlarını sürdüren göçebelerin Çin’in kuzeybatı sınırlarına kaymalarına sebep olmuştur. Çin kaynaklarından öğrendiğimize göre, M.Ö. 8. yy’ın başlarında Hiung-nular ile Çinliler ve Choular arasında yoğun savaşlar olmuştur. Buna sebep olarak, Choular’ın her yerde garnizon kurmaları sonucu Hiung-nuların otlaklarının küçülmesi gösterilmektedir. İmparator Suan (MÖ 827­-782) döneminde yapılan askeri bir hareket sonucunda Hiung-nular Çin sınırlarının batısına kadar çekilerek, batıda bulunan komşularını yerlerinden oynatmışlardır. Diğer kabilelerin de kendi batılarında bulunan kabilelere hücum etmeleri bozkırda müthiş bir göç hareketinin başlamasına neden olmuştur. Böylece her boy, yeni otlaklar elde edebilmek gayesiyle batıdaki komşularına saldırmak zorunda kalmıştır.[2]

Kavimlerin doğudan batıya doğru birbirlerini sıkıştırmaları sonucunda İskitler’in de tarih sahnesine çıkarak, M.Ö. 8. yy’da Kimmerler’in ülkesine yayıldıkları kabul edilmektedir. Nitekim Herodotos da göçebe İskitler’in Massagetler’le yaptıkları savaşta yenilmeleri sonucu, batıya doğru ilerleyerek Kimmerler’in yaşadıkları coğrafyaya yayıldıklarını bildirmektedir.[3]

İskitler’in arkalarında bıraktıkları anavatanları bugünkü Kazakistan, Rusya, Moğolistan ve Çin’in birleştiği yerde bulunan Altay dağlarıdır. Orta Asya’nın bozkırı ile Sibirya ormanlarının birleştiği bu alan, kültürel anlamda insanoğlunun en güzel örneklerini bünyesinde barındırır. Bu bölgede, İskitler’den sonra Hunlar tarih sahnesine çıkmıştır. İskitler’in bugünkü Ukrayna topraklarına ise M.Ö.8. yy’da ilk defa geldiklerine inanılmaktadır. Onlar kendileriyle birlikte, hayvan sanatı olarak adlandırılan Orta Asya sanat anlayışını[4] da bu bölgeye getirmişlerdir. Bunu takip eden süreçte Yakın Doğu ve Yunan sanatı ile etkileşim yoğunlaşmıştır.[5]

İskit hâkimiyeti Batı Avrasya’ya aşağı yukarı üç asırlık bir barış sağlamıştır. Pax Scythica’nın (İskit barışı) ticareti kolaylaştırmada sadece İskitler’e değil, aynı zamanda onların egemenliği altındaki diğer kabilelere de refah ve rahatlık sağlamada büyük katkısı olmuştur. Gerçekten İskitler zenginliklerinin ve servetlerinin çoğunu özellikle Yunanistan ile yapılan ticaretten sağlayarak refah içinde yaşayan bir kavim olmuştur. Heredotos,[6] Pers Kralı Darius’un Babili aldıktan sonra İskitler’e karşı sefere çıktığında Asya’nın çok geliştiğini, nüfusunun arttığını ve onların zenginlik içinde yüzdüğünü söylemektedir. Bununla birlikte Darius’un İskitler’i cezalandırmayı kafasına koyduğunu da bildirmektedir. Oysa ki sözünü ettiğimiz bu devirlerde (M.Ö. 6-4. yy’lar) Hellas (Y unanistan) halkının temel gereksinimlerini dahi uzak bir sahadan ithal etmeksizin karşılamaya muktedir değildi.[7]

Bu zenginliğin yansımalarını, İskit ülkesinin iç yaşantısında görmek mümkündür. Nitekim M.Ö. 4. yy, İskitler’in ekonomik ve kültürel açıdan en geliştiği dönem olmuştur. Gerek yazılı kaynaklar, gerekse bu döneme ait İskit kurganlarından çıkan altından eserler bu gelişimin kanıtı durumundadır.[8] Öyle ki bu eserler üzerinde icra edilen altın işçiliği günümüzde dahi hayranlık uyandıracak niteliktedir. Bunda İskitler’in göç ederek geldikleri Altaylar’daki gelişmiş sanat anlayışının etkisi büyüktür.

Iskitler-001

1. İskit Sanatı

İskitler, bozkır bitki örtüsü özelliği taşıyan dağlık bölgelere yayılarak yarı göçebe bir yaşam tarzını tercih etmişlerdir. Ata binme ve gütme, silah ve araç gereç tipleri ve defin ritüellerindeki benzerlikler onların Sibirya bölgesini de içine alan büyük bir kültürel birlikteliğin üyeleri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kültürel yapı, bilim dünyasınca genellikle Scytho-Siberian terimi ile ifade edilmektedir.[9]

Diğer taraftan doğal görünümü nedeniyle kolay unutamadıkları ana vatanları Altaylar’da M.Ö. 1. bin başlarında bir süre daha yaşayan avcı İskitler, M.Ö. 2. binin sonlarında at, koyun ve sığır çobanı olmuşlardır. Bu yaşam tarzının bir sonucu olarak ortaya çıkan ve hayvan üslubu[10] olarak bilinen sanat anlayışını da gittikleri yere götürmüşlerdir. Nitekim Altaylar’daki kurganlarda bulunan arkeolojik eserler ile Ukrayna’daki İskit kurganlarından bulunan eserler arasındaki benzerlikler bu durumu açıklar niteliktedir.[11]

Altaylar ile Güney Rusya, Batı Asya’nın sanat ve kültüründen etkilenmiştir. M.Ö.6. yy boyunca modern Kazakistan ve Özbekistan’daki Oxus Irmağı (Amudar’ya) ve Jaxartes arasında kalan bölgedeki Achaemenid imparatorluğu içinde Sogdiana bölgesi bulunmaktaydı. Bu sebeple Altay kökenli İskit kültürel öğelerinin bazılarının benzerlik göstermesi antik Yakın Doğu ile karşılıklı ilişkilerin bir sonucu olabilir. Örneğin, kaplama (giydirme) olarak adlandırabileceğimiz altın plakaların dekorasyon amacıyla kullanılması bu etkileşimin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. [12]

Iskitler-002

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ