İŞBİRLİĞİNDEN AYRILIĞA: XIV VE XV. YÜZYILLARDA CENEVİZLİLER VE TÜRKLER

İŞBİRLİĞİNDEN AYRILIĞA: XIV VE XV. YÜZYILLARDA CENEVİZLİLER VE TÜRKLER

Ondördüncü ve onbeşinci Yüzyıllarda Türkler ile Cenevizliler arasındaki ilişki, hacimsiz bir ticari ilişki ile başlamıştır. Daha sonra iki devlet arasında birçok alanda iş birliği ve ortak çalışma gerçekleşerek, 15. yüzyılda meydana gelen çıkar çatışmaları sonrasında ilişkiler neredeyse tekrar başladığı noktaya dönmüştür.

Cenevizliler ile ilk kez ne zaman ilişki kurulduğu konusunda birtakım farklı görüşler mevcuttur. Gerçekte II. Bizans iç savaşı döneminde vuku bulan ilk temas için bazıları Sultan Orhan zamanında Cenevizliler ile Bizans arasında 6 Mayıs 1352’de imzalanan anlaşmayı önermişlerdir.[1] Cenevizliler ile 1352 ve 1356 yılları arasında birtakım mektup alışverişi gerçekleşmiş ve Osmanlılar Cenevizlilerden Pera, Filippo, Demerode ve Bonoficio de Saulo’da[2] birtakım ticari haklar verilmesini talep etmişlerdir. Bu ticari haklar talebi, bir sonraki yüzyılda Fatih Sultan Mehmed ve Francesco Draperio arasında kurulacak olan ilişkiye bir giriş niteliği taşımaktaydı.[3] Ceneviz hükümeti gittikçe artan ticari hilekarlıkları ortadan kaldırmak amacıyla bu tür bir ilişkiye girilmesi için bir takım haklar vermeyi gönüllü olarak kabul etmiştir.[4] Birçok onaylamadan sonra yasadışı ilan edilmesine ve nihayet 1361 yılında iptal edilmesine rağmen bu hakların verilmesi[5], Cenevizlilerin ticari çıkarları olan Anadolu’nun birçok toprak parçasında söz sahibi olan Türkler ile kurulan iyi ilişkilerin devam ettirilmesi açısından çok önemli görülüyordu. İyi ilişkilerin devam ettirilmesinin politik ve askeri açıdan ne kadar önemli olduğu Boğaz savaşlarında da anlaşılmıştı.[6] İşte böylece Cenevizliler, Osmanlı güçleriyle kuracak olduğu ilişkilerin, Bizanslılar tarafından desteklenen Venedik güçlerine karşı ne kadar önemli bir politik taktik olduğunu anlamıştır. Yine bu nedenden dolayı da bu ittifakı güçlendirmek için yapması gereken mali fedakarlıklardan kaçınmamıştır.

Türklerin 1379-1381 yılları arasında “Tenados Savaşı” ve “Chioggia Savaşı”[7] gibi Venedikliler tarafından oluşturulan Ceneviz karşıtı koalisyonlar içinde yer alması bile Cenevizlilerin Türklere karşı olan bu tutumunu değiştirmemiştir. 8 Haziran 1387’de Sultan I. Murad ve tam yetkili Ceneviz elçisi arasında imzalanan antlaşma ile de bu tutum daha da belirgin hale gelmiştir.[8] 1387 Antlaşmasına göre Cenevizliler, Türk tacirlerinin Pera’da ödediği verginin en fazla %8 olarak azaltılmasını kabul etmek zorunda kalmışlardır. Ancak bununla birlikte kendileri de Osmanlı’nın egemen olduğu topraklarda Venedikliler ile diğer gayrimüslimlerin ödediği miktarla eşit oranda vergi ödeyerek özgürce dolaşmak hakkını elde etmişlerdir.

Cenevizli tüccarlar böyle bir dönemde, Balkan yarımadasının büyük bir bölümünü yani, Batılı tüccarların yiyecek ihtiyacını karşıladıkları geleneksel alanı, kontrolü altında tutan Türkler ile geliştirilen ilişkilerin ticari açıdan ne kadar önemli olduğunun açıkça farkındaydılar. Türkler ile imzalanan antlaşma metninde mısır ve buğday alımının öncülüğü -Pera’da birkaç hafta önce aynı Cenevizli elçilerin Ceneviz’in ticari çıkarlarını yakından ilgilendiren mısır üretim alanlarını kontrol eden diğer bir güç, Dobrucalı despot İvanko’nun temsilcileri ile imzaladığı ve mısır ticareti hususunda detaylı bir tasarruf hakkına izin verilebilen antlaşma- konusunda kesin deliller yoktu.[9]

Cenevizli tüccarlar topluluğunun Akdeniz’deki ticari çıkarlarını güvence altına alması dışında, antlaşma Demerode ailesi ve Osmanlı hanedan arasında sıcak ve önemli bir ilişkinin gelişmesine de neden olmuştur. Antlaşma metni, otuz yıl önceki Pera’da nasıl bir ticari hareketlilik olduğuna göndermede bulunarak, bunun Orhan ve Filippo Demorade arasındaki karşılıklı kişisel güvenden kaynaklandığına dikkat çekilmiştir. Ve şimdi de Givonni Demerode, I. Murad ile iyi ilişkiler geliştirirken otuz yıl önce babasının üstlendiği misyonu üstlenmektedir.[10]

Bu önemli belge delil gösterilerek söylenilebilir ki, Cenevizliler ve Türkler arasındaki ilişki eğrisi 15. yüzyılın ortalarında açıkça görüldüğü gibi yükseklerde seyretmektedir: Bir yanda Cumhuriyetin resmi müdahalesi sayesinde tüccar topluluğunun Doğu kolonilerinde yaygınlık göstermiş olan genel ticari çıkarları korunmak istenirken, diğer yandan da Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar elde etmelerine neden olan kişisel ilişkiler sayesinde -Ceneviz hükümetinin tek başına bunları elde etmesi mümkün değildi- önemli birtakım ekonomik ayrıcalıklar elde edilmiştir.

“Kişisel ilişkiler” yoluyla geliştirilen ilişkilere özellikle antlaşmayı takip eden yıllarda bolca rastlamak mümkündür. 1396 yılındal[11] I. Bayezıd’a paralı asker olarak hizmet etmiş olan Savonalı Pietro Maria dışında, 1402[12] yılında Ankara’da Timur’un kuvvetlerine yenilen Türk kuvvetlerinin kalan kısmına Marmara Denizi’nde seyretmekte olan Ceneviz gemisinin yardımı bir başka örnek olarak verilebilir. Bir diğer örnek de bu olaydan yirmi yıl sonra Giovanni Adorno’nun ve Foça anlaşmasını imzalayan tarafların, Sultan’ın ordularını Lampsakos’tan Gelibolu’ya aktararak ve daha sonra Edirne’deki harekata da katılarak[13] II. Murad’ın Düzmece Mustafa yanlılarına karşı kazandığı zafere önemli katkıda bulunmasıdır.

Cenevizlilerin Türklere yaptığı yardımlar her iki durumda da donanmaları hala yeterince güçlenmemiş olan Türkler tarafından cömertçe geri ödenmiştir. Bu son iki durum Ceneviz hükümetinden herhangi bir onay alınmadan gerçekleşmiştir. En azından birinci durumdan Cenova ve Ceneviz toplumu Adorno’nun müdahalesinin bir sonucu olarak faydalanmıştır. Giovanni’nin Osmanlı sarayında kazanmış olduğu prestij, daha önceleri kaybedilen Samsun’daki Ceneviz kolonisinin tazminatını almakla kalmayıp aynı zamanda 1424 yılında Türkler ile Bizanslılar arasında imzalanan bir barış antlaşmasında arabulucu olarak bulunan Giovanni’nin kardeşi Giacomo’nun diplomatik başarılar elde etmesine katkıda bulunmuştur.[14]

Bu arada resmi düzeyde ise ihtiyatlı ve eşit uzaklık prensibine uygun diplomatik politikalar takip edildiği Massaria Peyre’nin kayıtlarında açıkça görülmektedir. Bu kayıtlar aynı zamanda Ceneviz ve Türk büyükelçilerinin sürekli gidiş-gelişlerinden de söz etmektedir. Yine Türklerle sürdürülen bu ilişkilerdeki temel nokta, Bizans ve Rodoslular ve Macaristan Kralı gibi diğer Hıristiyan güçlerle girişilmiş olan ilişkilere zarar vermeksizin Osmanlı faaliyetlerini kontrol altında tutmaktı.[15] İlişkileri dengede tutmak Peralı Cenevizlerin Mitylene Lord’u, Chios’lu Maonez’le Rodos Şovalyeleri’yle ve Kıbrıs Kralı ile birleşerek I. Murad’a karşı oluşturdukları ittifak örneğinde olduğu gibi pek tabii ki her zaman mümkün olmuyordu.[16] Ancak bu tür durumlar, Cenevizlilerin Timur’a karşı I. Bayezıd’a yardım etmeleri örneğinde olduğu gibi, ortamı bulunduğunda hemen düzeltilmeye çalışılarak eski politik denge yeniden sağlanıyordu.[17]

Türklerle olan ilişkilerde resmi düzeyde Cenevizliler tarafından takip edilen tedbirli politik tutumlar ile bazı özel şahısların benimsedikleri prensipsiz ve dikkatsiz girişimler arasındaki çelişki, bazen Ceneviz devletini girişilen bu tarz kişisel ilişkileri sınırlandırma şeklinde bir müdahaleye zorlamıştır. 1424 yılında II. Murad’tan Sultan’ın sembolünü kule üstüne boyamak karşılığında şehir duvarındaki kulelerden birinin tamiri için para isteyen Pera halkının tutumu yukarıda anlatılan duruma bir örnek olarak gösterilebilir.[18] Ceneviz hükümetinin takip ettiği çok dikkatli politikalar ilişkilerin daha uzun bir süre devam etmesine neden olmuştur.

Pera halkının böyle bir tutum geliştirmelerinin altında yatan en önemli sebep, Giovanni Adorno’nun elde ettiği başarı ve Milan Dükünün, Genova Lordunun ve aynı zamanda Osmanlı Sultanı ile Venediklilere karşı düzenlenecek bir ittifak konusunda askeri işbirliği yapma hazırlığında olan Filippo Maria Visconti’nin politik tutumlarının bir sonucu da olabilir. Daha önce de Osmanlı ile bu tür ittifaklara girilmiş ve Osmanlı sarayı ile Milan sarayı arasında elçiler gidip gelmiştir. Bu ilişkiler sonrasında Osmanlı Sultanı II. Murad, 1430 yılında ordusunu Venedik’in kontrolü altındaki Selanik üzerine göndermeye ikna olmuştur.[19]

Bu tür politik durumlar, bir sonraki yıl Chios savunmasında Venedik kuvvetlerine karşı Türklerin yardımı örneğinde görüldüğü gibi büyük avantajlar getirebilmektedirler.[20] Fakat Doğu politikalarında, daha çok İtalya’daki olaylarla ilgileniyor olan Lombard Lord’undan daha tecrübeli olan Cenevizliler bu tür girişimlerdeki risklerin de farkında olarak Sultan’ı imparatorluk içindeki olaylara karşı desteklemiş ve Aydınoğulları gibi Müslüman beyliklerin isyanlarını bastırmakta Sultan’ın minnettarlığını kazanabilmek ve kendi haklarını korumak için ona yardım etmiştir.[21] Fakat Cenevizliler biliyordu ki, Sultan’a yaptıkları yardımlar Balkanlar’ın ikinci şehrinin ve Ege Denizi’ndeki önemli limanın kuşatmasında Türklerin yardım etmesinde olduğu gibi kendilerine mutlaka geri dönecektir.[22]

Daha önceleri Cenevizliler, Türkleri Venediklilere, Venediklileri de Türklere karşı kullanmayı çok iyi başarmıştı. Ancak bu yıllarda Cenevizliler farkına vardılar ki, daha önceleri Venediklilere karşı kullandıkları Türkler, artık gittikçe kontrol edilemeyen bir güç olmuşlar ve bu nedenle de Akdeniz’deki çıkarları yavaş yavaş tehlike altına girmeye başlamıştır. 1435 yılında Visconti’yi Ceneviz’den def ettikten sonra Osmanlılar ile Cenevizlilerin ilişkileri arasında yeni bir dönemin başladığını söylemek mümkündür. Bu yeni dönemde Cenevizliler ve Osmanlılar karşılıklı olarak tarafsız kalmayı sürdürürken, Cenevizliler Türk yayılmacılığına engel olmak için birçok karşı tedbirler alma çabasında bulunmuşlardır.

***

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ