IRKIMIZIN KAHRAMANLARI – İKİNCİ MURAT

IRKIMIZIN KAHRAMANLARI – İKİNCİ MURAT

Aksak Temür’ün temellerini sarstığı, Türkiye Devleti’ni yeni baştan ayağa kaldıran Çelebi Mehmet, savaşlarda yıprattığı gövdesini erken bir yaşta toprağa verdiği zaman, yerine pek değerli bir oğul bırakmıştı. Bu oğul, Osmanlı padişahlarının en büyüklerinden biri olan İkinci Murat’tır ki tarihimizde devlet adamlığının, kumandanlığın, feregatın ve kahramanlığın örnek şahsiyetlerinden biri olarak yaşamaktadır.

İkinci Murat, tahta çıktığı zaman, atalarının yüksek meziyetlerinden çoğuna malik bulunuyordu. Talihin önüne koyduğu en güç sınavlarda gösterdiği yüksek başarılarla, tarih sayfalarında yüz aklığı ile yer alarak bu meziyetlerin hesabını vermiş oldu. O, ırkının şanlı tarihine büyük bir hatıra olarak bıraktığı adının yanına atalarında bulunmayan bir meziyeti daha ekledi. Osman Oğulları’nın ilk şair padişahı olmak şerefini de kazandı.

İkinci Murat’ın padişahlık çağı, Haçlıların bir azgınlık anına rastlar. Saltanatının ilk yıllarında bir yandan dağınık Anadolu Türklüğü’nün birliği için çalışan, bir yandan da ordusunu Balkanlarda gazalar ardında koşturan Murat, Türk düşmanı Batı’nın Türkiye’ye yaptığı saldırışları önlemek için de savaş alanlarına yürümek zorunda kalmıştır. Onun Haçlılarla ilk karşılaşması 1437 yılındadır, Macar, Alman, Sırp, Romen ve Lehlilerden meydana getirilen ve usta bir başın buyruğunda bulunan Haçlı ordusu ile yapılan savaşlar 1444 yılına kadar sürmüş, Murat’ın orduları Batı’ya yenilerek Avrupa’daki topraklarımızın bir bölümünü düşmana kaptırmıştı. Yedi yıl süren bu savaş; Murat’ı da, ordusunu da yormuş gibiydi. Bunun hesabının Batı’ya sonra sorulması düşüncesi ile, ulu padişah, yenilmeyi kabul ederek barış yapmak istedi. Barış on yıl için yapıldı. Mevkide gözü olmayan temiz ve ulu ruhlu sultan bu barıştan sonra padişahlığı henüz on beş yaşına varmayan oğlu Mehmet’e bırakarak Manisa’ya çekiliyor, sükûn arayan ruhunu bu güzel Anadolu parçasının yeşillikleri arasında dinlendirmek istiyordu.

Türkiye tahtına tecrübesiz bir çocuğun çıkması, Batı’nın mutaassıp Haçlı aleminde yeni bir umut doğurmuştu: Sırp Sındığı’nda, Birinci Kosova’da ve Niğbolu’da yapamadıkları işi, Türkleri Avrupa’dan kovmak kuruntusunu, bu fırsattan faydalanarak yapmak.. Fakat henüz imzaladıkları barış, büyük bir engel olarak önlerinde duruyordu. Çünkü barışı Sultan Murat Kur’an, onlar da İncil üzerine yemin ederek imzalamışlardı. Yemini nasıl bozabileceklerini düşünüyorlardı. Papanın vekili, Türkler’i Avrupa’dan kovacak yiğitlerin yardımına yetişti; Müslümanlara verilen sözün hükmü olmadığını söyleyerek meseleyi halletti! Bu seferki Haçlı ordusu Macar, Alman, Leh, Romen ve Hırvatlardan mürekkep olarak hazırlandı. Ordunun çekirdeği Macar atlıları idi. Macar kralı da orduyla birlikte bulunuyordu. Fakat buyruk, yedi yıllık çarpışmalarda Murat’ı barışa mecbur bırakan ünlü asker Jan Hunyad’da idi.

Haçlıların yürümeye hazırlandıkları duyulunca, Türk devlet adamları Murat’ın ordu başında bulunmasının gerekliğine karar verdiler. Çocuk padişahı razı ederek Manisa’ya haber saldılar. Murat, yedi yıllık savaşların ve ölen büyük oğlunun yaslarını unutmak için çekildiği Manisa’dan gelmek istemedi. Bunun üzerine geleceğin büyük Fatih’i “Eğer padişah sizseniz kâfirleri kovmak için, yok padişah bensem buyruğumuza uyarak gelmeniz gerektir” tarzındaki mektubunu yazdı. Murat, ruhunu dinlendirmekte olduğu Manisa’dan kalkarak hızla geldi. Ordusunun başına geçti. Gelibolu’ya doğru yöneldi. Lakin Haçlı donanması Türkler’in karşı kıyıya geçmemesi için Boğazda bekliyordu. Murat, durumu görünce hemen karar değiştirir. Ordusunu sıkı bir yürüyüşle Karadeniz boğazına getirdi. Anadolu Hisarı’ndan karşıya geçirerek Edirne üzerine yürüdü.

Haçlı ordusu her rastladıkları kalede savaşlar vererek Varna’ya doğru ilerliyordu. Türk ordusunun Anadolu topraklarından karşıya geçmiş olduğundan haberleri yoktu. Hızla ilerleyen Sultan ise, düşmanın Varna’ya yürüdüğünü öğrenmiş ve ardına düşmüştü. Haçlılar, 9 ikinci teşrinde Varna’ya vardılar. Fakat aynı günün akşamında pek yakınlarında Türk ordusunu konaklar görmeleri onlar için büyük bir şaşkınlık oldu.

Türk ordusu 50.000. Haçlılar ise 70.000 kişi idiler. Savaş ertesi sabah Türkler’in atılışı ile başladı. Türkler, Haçlıların bozdukları antlaşmayı bir kargıya geçirerek karargâhlarına dikmişlerdi.

Varna Meydan Savaşı tarihin büyük imha kavgalarından biridir. Bu çarpışmada iki taraftan birinin yok olacağı muhakkaktı. Bir tarafla kahraman Türkler, diğer tarafla Macarlar çok sert vuruşuyorlardı. Savaşın ilerlediği bir anda, yedekte beklemekte olan Macar kralı da erleri ile birlikte harekete geçti. Fakat bu atılış kendisine pek pahalıya mal oldu. Büyük bir kahramanlıkla vuruşan Türk ordusundan Rüstem adlı bir er, kralın atını balta ile yere devirdi. Hızar adlı yaşlı bir savaşçı da Kralın başını keserek bir mızrağa geçirdi. Baş, karargâhtaki bozulmuş antlaşma mızrağının yanına dikildi. Bu hal Haçlılar için büyük bir sille oldu. Onların manevî güçleri kırılırken, Türk ordusu iki yandan şiddetle saldırarak düşmanı çember içine almaya başladı. Jan Hunyad savaşın sona ermek üzere olduğunu anlamış, küçük bir kuvvetle şimale doğru çekilmişti. Türkler ertesi gün çember içine aldıkları Haçlı ordusunu tamamen yok ettiler. Jan Hunyad dört beş bin kişilik küçük kuvveti ile güçlükle kurtulabildi. Zırhlı Macar atlılarının büyük değerine ve kahramanlığına ve Jan Hunyad’ın ustalığına rağmen, İkinci Murat’ın buyruğundaki Türk ordusu parlak bir zafer kazanmış oluyordu.

Murat, sözlerini hiçe sayan Batılılara verdiği bu müthiş dersten sonra padişahlığı yine oğluna bırakarak ikinci defa tahttan çekildi. Fakat talih onu aradığı sükûna bir türlü kavuşturmuyordu. Bir takım olaylar Gazi Sultanı üçüncü defa olarak padişahlığı ele almaya mecbur bıraktı. İkinci Murat’ın üçüncü padişahlığı zamanındaki en mühim olay da yine Haçlılara karşı yaptığı bir savaştır. Türk düşmanı Batı, Varna’da gafil avlandığını sanıyor, Asya’nın efendi ırkından öç almaya hazırlanıyordu. Bilhassa Hunyad, Varna’da yere serilen namını yeniden yüceltmek için fırsat bekliyordu. Bu hazırlanmalar meyvesini vermekte gecikmedi. Varna bozgunundan dört yıl sonra Macar, Alman, Romen ve Çeklerden mürekkep yeni bir Haçlı ordusu Türkiye’ye bir kere daha saldırdı. Sultan Murat bu seferki savaşını adaşı Birinci Murat’ın bu hem gazi, hem şehit atasının Batı ile çarpıştığı, onları ezdiği, lakin toprağa düştüğü yerde, Kosova’da yaptı. Bu İkinci Kosova Savaşı 1448’de başladı. Üç gün sonra sona erdi. Tarih, bu dört günlük savaşı bir Türk zaferi ve bir Haçlı bozgunu olarak sayfalarına geçiriyor. İkinci Murat’ı ve Türk ordusunu yücelten bu kavga, Batı’yı Türkler önünde bir yol daha dize getirmiş oluyordu.

Türk tarihine bu parlak zaferleri yazdıran İkinci Murat, Türk’ün ulu çocuklarından biridir. Türklüğe Fatih gibi bir yiğidi armağan bırakarak göçen bu ulu padişah, tarihte en çok Varna’nın ve İkinci Kosova’nın başbuğu olarak yaşayacaktır. 1944 ve 1948 yılları, Batı’nın, Türk düşmanı mutaassıp Haçlı ruhunu yere vurduğumuz o iki zaferin beş yüzüncü yıl dönümlerine rastlamaktadır. Acaba, bu kutlu günlerin beş yüzüncü yıl dönümlerinde ulu Murat’ı ve yenilmez Türk ordusunu topluca anmak vazifemizi yapacak mıyız? 

Kaynak: Irkımızın Kahramanları – Nejdet SANÇAR 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ