İRAN ENGELİNİ SURİYE’DE AŞMAK

Halil DAĞ

Yazarın şu ana kadar yazılmış 26 makalesi bulunuyor.

Halil_Dag014

Dış politikada BOP çerçevesinde sürekli ABD ile birlikte hareket ettiği için bir Amerikancı olduğunu düşünsek de aslında Sayın Başbakan’ı anlamak da gerekiyor. Suriye’yi ABD istediği için köşeye sıkıştırıyor olsak da bu politikanın uzun vadede Türkiye’nin nefes borularını açan bir yönü de var. O da şu:

İran’ın devre dışı bırakılması dahası Şii İran’ın yok edilmesidir.

  • İslam dünyasının bekası için İran yok edilmelidir.
  • Türklerin coğrafyalarında hak ettikleri devletlerini kurabilmesi için İran yine yok edilmelidir.

Bugün İran’ın jeopolitik ilgi alanına giren haritayı açıp Türkiye’nin jeopolitik haritası ile yan yana koyarsanız Doğu Anadolu’dan itibaren birebir örtüştüğünü görürsünüz. Rusların güney jeopolitiği diye adlandırdığı alanların haritasını da bunların yanına koyarsanız yine arada fazla bir fark göremezsiniz.

Rusya’nın İran Tercihi

İşte bu benzeşme ve örtüşmeden dolayı Rusların dış politika konsepti, hızla Türkiye’yi boğmayı amaçlayan bir çizgiye doğru gitmekte bunun için de Ruslar bilinçli bir şekilde Türkiye’nin ilgi alanına giren bölgelerde İran’ı öne çıkarmaya çalışmaktadır.

Rusların Türkler yerine Persleri seçmesi ise üç konuyla alakalı. Bunlardan birincisi İran ile birlikte hareket ederek Batıyı enerji konusunda köşeye sıkıştırmaktır. İkincisi dinsel nedenlidir. Üçüncüsü ise etnik sebeplere dayanmaktadır. Enerji konusu kaynak yoksunu Türkiye’yi aştığı için diğer iki konuya değinelim biraz.

Sünni Türkler mi Şia İran’ı mı?

Rusya’nın içinde bol miktarda Sünni etnik vardır. Ruslarda, güçlü bir Türkiye ne zaman olursa olsun bu etnikleri kullanır ve Rusya’yı içerden yıkar endişesi var. Dinsel faktörün diğer etkisi ise İslam dünyası içinde Batı ile ilişkileri iyi olmayan tek ekolün Şia ekolü olmasıdır. Rusya, Sünni bir Türkiye veya Vehhabi bir Suudi Arabistan’ın her halükarda Batının yanında yer alacağını düşünmektedir. Bu yüzden Rusya, Sünni Türkiye’nin de içinde yer aldığı grubun güçlenmesini, Rusya’nın Ortadoğu’da ve Orta Asya’da hâkimiyeti Sünniler aracılığıyla Batıya kaptırması olarak görmektedir.

Rusların bu konudaki görüşü oldukça berraktır. Şu anki Rus dış politika doktrinin akıl hocası olan Aleksandr Dugin, açık bir şekilde Türklerin yerle yeksan edilmesini içeren fikirler ileri sürerken Kafkasya ve Ortadoğu’daki etnik unsurlarla ilgili olarak dikey bağlantılar içeren bir pasta dilimi tarifi yapmaktadır. O’na göre Ruslar bu etnikleri dikey olarak kendine bağlayıp kullanmalı ve bu yolla da Türkiye’yi devre dışı bırakmalıdır(1).

Kısacası İran kendi siyaseti için bizi ne Ortadoğu’da ne de Orta Asya’da istemezken Türkiye’nin etkinliğinin kendisini parçalayacağını düşünen Rusya da Batılı ve güçlü bir Türkiye’dense müttefik İran’ın varlığını daha fazla önemsemektedir.

Türk Etnisitesinin Coğrafi Dağılımı

Her ne kadar Sünnilik konusu içinde zımni olarak yer alıyor olsa da bugün Orta Asya’nın tamamında etnik açıdan baskın unsur olan Kazak, Kırgız, Türkmen, Tatar, Yakut gibi alt Türk kimlikleri Büyük Rusya’nın önündeki en büyük engeldir. Rusya bu Türk etnisitesinin bir gün mutlaka Türkiye ile birlikte hareket ederek Rusya’yı yok edeceğine inanmaktadır. Bunun yanında bu Türklerin Sovyetler sonrası dönemde hızlı bir şekilde Batı modeline entegre olmaya çalışması bölgede Türkler kadar Batılıların da büyük bir problem olarak sahneye çıkmasına neden olmuştur.

Özbekistan, Kırgızistan gibi ülkelerin 11 Eylül sonrasında ülkelerinde ABD’ye üs vermesi bunun açık bir göstergesidir. Her ne kadar Rusya, Şanghay İşbirliği Örgütü sayesinde bölgeden ABD’yi şimdilik çıkarmış olsa da Batılıların geri dönmek isteyecekleri muhakkaktır.

Bugün Rusya, bölgedeki her Türk izinin altında ABD’yi aramak gibi bir paranoya içindedir. Bu inşaat işleri için de böyledir, finans işleri için de başını Nur Cemaati’nin çektiği Türk okulları için de böyledir.

Sonuç olarak Rusya arka bahçesi olarak gördüğü Orta Asya’da ne Türk ne de Batılı birini istememekte, bu konuda gördüğümüz kadarıyla oldukça titiz davranmaktadır. İşte Ruslar bu sorunun da etkisiyle Türkiye’nin önünde adeta bir duvar olan İran’ı Türkiye’ye karşı tercih etmektedir. Rusya biliyor ki bu duvar yıkılırsa, bir selin göstereceği etkiye benzer şekilde Türkiye, Rusya’yı Orta Asya’da silip süpürecektir.

Rusların bölgede nasıl bir İran istediği yada bugünkü İran ile nasıl baş etmeyi düşündükleri ise ayrı bir konudur. Buna girmeden Türkiye’nin mevcut yönelimine devam edelim.

Bölgemizin Büyük Resmi

Genel olarak Avrasya politikalarının içerisinde ele alınan Ortadoğu ve Orta Asya ile ilgili mücadelenin İran ve Rusya tarafından görünümü bu şekilde iken konunun Türkiye ve başta ABD olmak üzere Batı tarafından görünüşü ise aşağıdaki şekilde izah edilebilir.

Başta Almanya olmak üzere Avrupa Birliği bölgeye “enerji güvenliği” kavramı çerçevesinde yaklaşmakta ve bölgede olabildiğince etkin olmak istemektedir. Bu konuda özellikle Almanya’nın çok hevesli olduğu görülmektedir. Almanlar Ruslarla çatışan jeopolitik anlayışı terk edip Haushofer’in(2) Ruslarla işbirliğini savunan doktrinine dönmüş görünmektedirler. Bu anlamda Almanların Ruslarla pek çok enerji sözleşmesi görüşmesi yaptığı bilinmektedir. Almanlar diğer yandan da Aryen kardeşleri olan İran’ı ayakta tutan amillerin başında gelmektedir.

Almanlar, ABD ile ne Avrupa’da ne de Asya’da doğrudan karşı karşıya gelmek istemiyorlar. Bunun yerine ABD menfaatlerini zedeleyecek şekilde İran’a destek vermekte, Türkiye’yi köşeye sıkıştırıcı adımlar atmaktadır. Hatta Türkiye’deki bazı partilerdeki etnik vurguların da arkasında büyük oranda Almanya vardır.

İsrail ve ABD’nin durumu ise malum, onlar atbaşı gidiyor. Suudi Arabistan’ın da durumu bellidir. Onlar da ABD gözetiminde İslam’ın üçüncü kolu olan Vehhabiliği savunuyorlar. Şu an bölgede İran’a karşı en büyük düşmanlığı Suudi Arabistan taşımaktadır. Burada kafası en karışık olan ise İslam dünyası içinde en geniş kesim olan Sünnilerin lideri görünümündeki Türkiye’nin durumudur.

Türkiye’den İran’a Tuzak

Davos Krizi olduğu gün iki şey düşünmüştüm. Bunlardan birincisi yerel seçime hazırlanan Türkiye’nin iç kamuoyuna güçlü bir mesaj verildiği diğer ise İran’a gaz verildiği şeklindeydi. Bugün her iki öngörünün de çıktığını düşünmekteyim. Birinci konu gündemimiz dışında ikincisini ise biraz açmakta fayda vardır.

Yıllardır ABD, İran’ı vurdu vuracak diye gündemleri işgal etmektedir. Ancak ABD’nin İran konusunda iki temel açmazı vardır. Birincisi Irak’ta yaşadığı meşruiyet krizini tekrar yaşamak istemiyor. Diğeri ise ABD, İran ile savaşa tutuşurken arkasını sağlama almak istiyor. Özellikle Hizbullah gibi asimetrik tehditlere karşı kendisini güvene almak istiyor.

Hatırlarsınız, ABD, Irak’ı gözüne kestirdiğinde “Elimizde sağlam deliller var” demekteydi. Ancak ABD, iki milyon Müslüman’ın katledilmesine yol açan savaşın üzerinden yıllar geçmesine karşın hala o delilleri sunamadı. Aynı ABD, 10.08.2011 tarihinde de İran için aynı açıklamayı yaptı, “Elimizde sağlam deliller var” şeklinde. Ancak Irak delillerini henüz gösteremeyen ABD’nin inandırıcı olması mümkün değil. İşte bu yüzden ABD tarafından izole edilen İran’ın ABD karşısında masumiyetinin bir şekilde lekelenmesi gerekmektedir. Bu konuda Türkiye’nin birkaç yıldır İran’ı yoldan çıkarıcı adımlar attığı görülmektedir.

Hani demir tavında dövülür denir ya, yıllardır ABD, İran’ın tepesine çullanmak istiyor ama bir türlü kendini hazır hissedemiyordu. Diğer yandan Almanların ve Rusların İran’a gizli aleni destekleri de ABD’nin elini kolunu bağlıyordu.

Bu noktada Türkiye, son yıllarda İran’ı içine düştüğü yalnızlıktan çekip alıyor görünen politikalarla İran’ın cüretkâr davranmasını sağlamış kısmen de ABD’nin İran ile ilgili söylemleri için alt yapı oluşturmuştur. BM’deki oylamada İran’ın yanında tavır konması, İran ile birçok anlaşma için görüşülmesi, İran ziyaretleri, ikide bir İsrail’e yönelik sert açıklamalar ve İran’ı memnun edici daha birçok adım ABD tarafından izole edilmiş İran’ın kendisine normalin üstünde güven duymasını sağlamaktadır. En önemlisi İran’ın Türkiye’ye güvenmesini sağlamaktadır. Bu güvenle hareket eden İran, özellikle nükleer içerikli konularda direnişini sürdürmekte, kendini farkında olmadan ateşe atmaktadır.

Oysaki –eğer masumsa- masum bir İran, şimdiye kadar tesislerini vs. çoktan uluslar arası topluma açıp kendini aklayabilirdi. Ancak İran bu yanılgı ile hareket ederek buna yanaşmadı ve nükleer gibi hassas bir konuda kendini göz göre göre ateşe attı. Sonuç olarak kritik gün geldiğinde herkes savaşa sebep oldu diye İran’ı suçlayacaktır.

Yoldaki Taşlar ve Hizbullahsız Savaş

ABD’nin İran konusundaki ikinci açmazı ise Hizbullah konusudur. ABD, İsrail aracılığı ile taktik ağırlıklı havadan bir operasyonu çok düşünmüştür. Fakat bu tür bir çaba ancak İran’ın sınırlı sayıda tesisini yok ederken artık her şey alenileşecek ve muhtemelen de İsrail olağanüstü yara alacaktır. En önemlisi ise Lübnan ve Suriye’de yer alan Hizbullah, İsrail’e ağır insan kayıpları verdirecektir. Bu yüzden planlanan operasyonlar sürekli ertelendi ve hep İran karşısında uluslar arası meşruiyeti sağlayacak bir ortam arandı durdu.

Bugün Suriye’ de yaşananları biraz da bu açıdan ele almak gerekmektedir. Her ne kadar son yıllarda Türkiye’nin “kardeşim” diye kucakladığı Beşşar Esad Batıyla uyumlu bir lider görüntüsü verse de kritik zamanlar için tekin bir adam olarak görülmemektedir. Bu yüzden kritik gün geldiği zaman eskiden beri Rusya ve İran etkisi bilinen Suriye’nin emin ellerde olması gerekmektedir.

Olası bir savaş senaryosunda Suriye şu haliyle hangi tarafta yer alırsa alsın Suriye içindeki Hizbullah unsurlarının İsrail’e büyük kayıplar verdireceği aşikârdır. Ancak savaş öncesinde yoldaki taşların temizlenmesi gerekmektedir. Diğer yandan buradaki taşların İsrail’i işe bulaştırmadan temizlenmesi İran’a yüklenecek güçlerin toplamı açısından kritik önem taşımaktadır. NATO denetiminde Türkiye’nin ağırlıklı olarak yer aldığı bir operasyonda Batı güçleri zinde bir şekilde korunacaktır. Diğer yandan böylesi bir operasyon sırasında kaçınılmaz olarak Türkiye’nin üsleri Batılı güçlere daha cömert bir şekilde açılacak zamanı gelince de bu üsler İran’a karşı kullanılacaktır. Şu an için Batılı güçler İran’a karşı kullanmak üzere Türkiye’den bir tane üs istese dünya ayağa kalkar. Ancak Suriye’ye yapılacak bir operasyon sırasında bu sorun zaten kendiliğinden çözülmüş olacaktır.

Başbakanı Anlamak, Yanında Olmak

Uzun vadeli sonuçları olan bu konuda Sn Başbakanı anlamaya çalışmak gerekir. Hatta yanında olmak, O’na güç vermek ve halkını arkasına almış bir başbakan olarak muhatapları karşısında daha güçlü olmasını sağlamak gerekir. Yanında olunmalı ki hazzetmediğimiz ülkelerin karşısında eli güçlü olsun. Yanında olmalıyız ki İran gibi çetrefilli meselelere ABD veya İsrail çıkarlarına göre değil de Türkiye’nin çıkarlarına göre müdahil olsun.

Büyüyen Türkiye’nin Önündeki İran Temizlenmelidir

Nihayetinde İran, Türkiye’nin 21. yüzyıldaki en büyük meselelerinden birisidir. Çünkü İran sadece bir devlet değildir. İran bir ideolojidir, İran ayrı bir dindir. İran kökü binlerce yıl öncesine giden dünyanın en büyük kültür ve medeniyetlerinden birisidir. İran bugün İran dışında da etkili olan Aryencilik anlayışının görünürdeki temsilcisidir.

Sonuç olarak ülkemizdeki Sünni İslamcı ekolün dominant isimlerinden birisi olan Sn Başbakanın koynumuzdaki Şia ile uzaktaki Batı arasında bir seçim yapmak zorunda kalınca uzaktaki düşmanı dost bilmesini anlamak gerekiyor. Çünkü İslam dünyasındaki Şia problemi, sanıldığından daha derindir ve uzun vadede büyük sorunlar yaratmaktadır.

Suriye’de olanları demokrasi vs. gibi kavramlarla açıklamaya çalışmak anlamsızdır. Bir kere ABD’nin olduğu yerde demokrasi falan olmaz. Olsa olsa Büyük Oyun’un bilmediğimiz bir parçası vardır. Bize düşen kaçınılmaz olarak bu oyunun içindeysek rolü kendi istediğimiz bir kıvama getirmek, bu oyundan kendi başarımızı yaratmaktır.

Bu yüzden 21. yüzyılın büyük devleti olmaya namzet Türkiye’nin önündeki taşları temizleyebilmek için el ele olmak zorundayız. Mesele İran olunca tereddüde düşmeden Sn Başbakanın yanında olmak gerekir. Çünkü Türkiye’nin hayat sahası Balkanlar ve Ortadoğu kadar Orta Asya’dır. Haliyle, bu büyük coğrafyayı bıçak gibi ortadan bölen İran’ın saf dışı bırakılması kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Sonuç

Şu veya bu şekilde Suriye hizaya getirilecektir. Madem öyle olacaksa biz de kendi rüyamız için en doğru adımı atmalı ve İran engelini daha Suriye’deyken aşmanın yollarını aramalıyız.

Kader mukadderse yapılması gerekeni erkene almak en akıllıca iştir.

http://twitter.com/#!/hdag77


(1) Dugin açık bir şekilde başta Kürtler olmak üzere Türkiye ve çevresindeki etnik unsurların desteklenmesi gerektiğini, Ermenilerle ilgili konularda Türkiye’nin köşeye sıkıştırılması gerektiğini savunmaktadır. Hatta Dugin hızını alamayıp Doğu Anadolu’da bir Ermenistan, Güneydoğu Anadolu’da da bir Kürdistan devleti kurmaktadır. Aynı Dugin’in Putin’in dış politika danışmanı olduğu unutulmamalıdır.

(2) Almanların en büyük jeopolitik teorisyeni, akademisyen, general. Haushofer, Almanların hayat sahasının Ruslarınki ile örtüştüğünü ve Almanlarla Rusların Avrupa’yı paylaşmasını savunuyordu. Bugün Dugin de Avrupa hakimiyetini Almanlara layık görürken Haushofer’i ihya etmektedir. Haushofer, II. Dünya Savaşı’nda Almanların Rusya’yla savaşmaması gerektiğini savunmuştur. Rusya’ya harekâta karar veren Hitler, Haushofer’i görevinden almış ve Haushofer’in öngörüsünde olduğu gibi yenilmiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ