IRAK SELÇUKLULARI (1120-1194)

IRAK SELÇUKLULARI (1120-1194)

A. Irak Selçukluları

Devleti’nin Kurululuşu

Kurulduğu andan itibaren batı yönünde genişleme siyaseti izleyen Büyük Selçuklu Devleti, Tuğrul Bey’den başlamak üzere Alparslan ve Melikşah dönemlerinde İran’ın batısından Mısır sınırlarına, Kafkaslar’dan Arap Yarımadası’na kadar yayılarak bu alandaki hedeflerinin büyük bir kısmını gerçekleştirdi. Bu büyük gelişmeler Sultan Melikşah’ın 1092’deki ölümü ile birlikte sona erdi ve devlet kendisini büyük bir iktidar mücadelesi içerisinde buldu. On yılı aşkın bir süre devam eden savaşlar sonucu batı yönündeki fetihler durduğu gibi, bir noktada buradaki topraklar da kaderine terk edildi. Sultan Mehmet Tapar’ın devleti derleyip, toparlama çalışmaları büyük ölçüde başarılı olmasına rağmen bu siyaset değişmedi. Bu hükümdarın 18 Nisan 1118 tarihinde vefat etmesinden sonra yerine henüz 14 yaşında olan büyük oğlu Mahmud geçti. Mehmet Tapar’ın hepsi de küçük yaşlarda olan Mesud, Tuğrul, Süleymanşah ve Selçukşah adlarında dört oğlu daha bulunmaktaydı.

Sultan Mahmud’un yaşının küçüklüğünü fırsat bilen Selçuklu devlet adamları, kısa sürede onu saray eğlencelerine ve bunun sonucunda oluşan müsrifçe harcamalara alıştırdılar. Sultan Mehmet Tapar’ın, Melikşah’ın ölümünden sonra yaşanan dağınıklığı derleyip, toparlamaya başladığı sıradaki ölümü, bu çalışmaların yarım kalmasına sebep olmuş ve oğlu Mahmud, çevresindeki devlet adamlarının yönlendirmesiyle bütün olumlu gelişmeleri bir anda tersine çevirmişti. Merkezi otoritenin sarsılması sonucu Irak’ta isyanlar çıktı. Bağdad şahneliğine getirilip, sonra azledilen Aksungur Porsukî, Hille Mezyedî Emîri Dubeys b. Sadaka, Melik Mesud ve Melik Tuğrul isyan ettiler; sükûnet zorlukla sağlanabildi.

Bu kötü gidiş Mahmud’un amcası ve devletin doğu taraflarının yöneticisi konumundaki Melik Sancar’ın olaya müdahale etmesine sebep oldu. Sancar, 11 Ağustos 1119 tarihinde Sâve’de yeğeninin ordusunu yenilgiye uğratmayı başardı. Bundan sonra Büyük Selçuklu Devleti tahtına oturan Sultan Sancar, eskiden olduğu gibi doğudaki ülkeleri yönetirken, oğlu olmadığı için kızı ile evlendirerek kendisine damat yaptığı yeğeni Mahmud’u, Rey şehri sınır olmak üzere, imparatorluğun Irak-ı Acem’den Akdeniz’e kadar uzanan bütün batı topraklarında hükümdar yaptı. Böylece, doğuda İran’ın batısından, batıda Suriye içlerine, kuzeyde Kafkasya’da Gürcistan sınırından, güneyde Arap Yarımadası’nın içlerine kadar uzanan geniş topraklarda Büyük Selçuklu Devleti’ne tâbi, Hemedân merkezli Irak Selçuklu Devleti ortaya çıkıyor ve bu durum buralarda okunan hutbelerle resmi hale getiriliyordu (Nisan 1120).

B. Irak Selçuklularının Yükseliş Devri

Sultan Mahmud, amcası Sultan Sancar’ın gözetimi altında, 11 yıl boyunca Irak Selçukluları Devleti’ni yönetti. Uzun bir süredir kaybettikleri dünyevî hâkimiyetlerini tekrar ellerine geçirip, eski parlak dönemlerine kavuşmak için büyük bir istek duyan Abbâsî Halifeleri, aradıkları fırsatı Irak Selçukluları Devleti’nin kurulması ile yakalayabildiler. Zira, kurulduğu andan itibaren iç isyanlar ile uğraşmak zorunda kalan, yaş ve tecrübe itibarıyla yetersiz hükümdarlar, onlara aradıkları imkânı vermişlerdi. Bu cümleden olarak, 1055 yılından itibaren Selçuklulara tâbi bir şehir devleti konumunda olan Abbâsî Halifeliği, bu statüyü bozarak, Türkleri Irak’tan kovmak için çeşitli yollara baş vurmağa ve silaha sarılmağa başladı. Halife Musterşid, Hille Arap emîri Dubeys b. Sadaka ile Selçuklulara karşı ittifak yaptı ise de, daha sonra araları bozuldu ve düşman oldular. Bizzat sefere çıkan Halife Musterşid, Selçuklu komutanlarının da yardımı ile el-Nîl’de Dubeys’i yenilgiye uğrattı (Mart 1123). Sancar’ın emir ve direktifleri doğrultusunda devleti yöneten Sultan Mahmud, halifenin kışkırtmaları sonucu amcasına karşı harekete geçmeğe karar vermişken, son anda onun uyarıları sonucu gerçek düşmanının kim olduğunu fark ederek, Bağdad üzerine bir sefer düzenledi ve halifeyi tekrar Selçuklulara tâbi hale getirmeyi başardı (Şubat 1127). Halife Musterşid, bu olaydan sonra Mahmud’un saltanatının sonuna kadar herhangi bir harekete kalkışamadı.

Sultan Sancar, başta veziri olmak üzere, devleti yönetecek olan bütün önemli memurları da bizzat kendisi tayin ederek, yeğeninin, tecrübesizlikten kaynaklanacak bir takım yanlış kararlar almasının önüne geçmeye ve Irak Selçukluları Devleti’ni kendi politikası doğrultusunda yönlendirmeye çalıştı. Bu amaçla metbû hükümdar sıfatını kullanarak sık sık tâbi Irak Selçukluları Devleti’nin iç işlerine müdahalelerde bulundu. Bu müdahaleler genelde başta vezir olmak üzere, devlet adamlarının değiştirilmeleri veya görevlerine iadeleri konusunda oldu. Sultan Sancar, Irak Selçukluları Devleti’nin durumunu o kadar yakından takip etmekteydi ki, yeğeninin emir ve direktiflerine uymada gevşek davranması üzerine harekete geçerek sınırdaki Rey şehrine gelip, onu yanına çağırarak yeni direktifler vermekten kaçınmamıştı (1128).

Selçuklu tarihinin genelinde olduğu gibi, bu dönemde de isyanlar eksik olmadı. Gerek Selçuklu meliklerinin, gerekse de Hille Emîri Dubeys b. Sadaka’nın isyanları Sultan Mahmud’u bir hayli uğraştırdı. Melik Mesud, Atabegi Çavuş Beg ve Veziri Ebû İsmâil et-Tuğraî’nin kışkırtmalarıyla isyan etti ise de Esedâbâd yakınlarında yapılan savaşta yenildi (14 Haziran 1120). Melik Mesud, sonradan ikinci bir isyan girişiminde daha bulundu; fakat Sultan Mahmud kardeşi ile anlaşarak, barış yoluyla bu olayı halletti (Mart 1131).

Melik Tuğrul da iki defa isyan girişiminde bulundu. Bunların ilki Mart-Nisan 1122 tarihinde gerçekleşti. Emîr Çavuş Beg bu isyanı bastırdı.  Tuğrul’un ikinci isyanı Dubeys b. Sadaka’nın kışkırtmasıyla Irak’ta gerçekleşti; fakat Halife Musterşid’in şiddetle karşı koyması üzerine sonuçsuz kaldı (Mart 1125).

Dubeys b. Sadaka, bir yandan halife ile mücadele ederken, diğer yandan da Sultan Mahmud’a karşı fırsat buldukça isyanlar çıkartmaktan çekinmedi. 1129 yılı sonlarına doğru Irak’ta gerçekleştirdiği isyan hareketi bastırıldı ve kendisi Hille’den ayrılarak çöle kaçmak zorunda kaldı.

Bu dönemde, Rusların baskısından kaçarak Kafkasya’ya sığınan Kıpçak gruplarını ülkesine yerleştirerek onlardan büyük bir ordu meydana getiren Gürcü Kralı IV. David, bu savaşçı Türk gurubunun da yardımıyla Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da önemli başarılar kazandı. Sultan Mahmud, kardeşi Melik Tuğrul’un komutasında bir orduyu ve içlerinde Artukoğlu İlgazi’nin de bulunduğu Doğu Anadolu’daki Türk beyliklerinin güçlerinden oluşan yardımcı kuvvetleri Gürcüler üzerine sefere gönderdi. 18 Ağustos 1121 tarihinde Did-Gorni’de yapılan savaşta bu Türk birlikleri Gürcü Kralının ani baskını sonucu ağır bir yenilgiye uğradılar.Bu savaştan bir yıl sonra Tiflis Gürcülerin eline geçti. Sultan Mahmud, bölgedeki Türk halkının şikâyetlerinin artması üzerine bizzat bölgeye bir sefer düzenledi ise de yeterince başarı sağlayamadı (Temmuz-Ağustos 1123). Durdurulamayan Gürcü kralı 25 Ocak 1125 yılındaki ölümüne kadar topraklarını Müslüman Türklerin aleyhine genişletmeye devam etti.

Birinci Haçlı Seferi’yle Müslüman Doğu’da Urfa, Antakya, Kudüs ve Trablus gibi müstahkem şehirleri ellerine geçiren Avrupalı Hıristiyanlar, buraları kendilerine merkez yaparak Müslümanlara karşı saldırılarını sürdürdüler. Sultan Mahmud’un saltanatı devrinde Artukoğlu İlgazi ile yeğeni Artuklu Belek Gazi, Mûsul emîrleri Aksungur Porsukî ve İmâdeddîn Zengi, bu Haçlı kuvvetleriyle mücadele ettiler.

İlgazi, 30 Haziran 1119 tarihinde Telli Afrîn’de Antakya Haçlı Prensi Roger’in ordusunu imha etti.  Dimaşk Atabegi Tuğtekin ile birlikte, 24 Ağustos 1119 tarihinde Telli Dânis’te bu sefer de Kudüs Haçlı Kralı II. Baudouin’in ordusunu geri çekilmek zorunda bırakt.  1120 yılı yaz aylarında yine Atabeg Tuğtekin ile birlikte Kudüs Kralı II. Baudouin ve Urfa Haçlı Kontu Joscelyn’in ordularıyla yaptıkları savaşta taraflar yenişemedi ve kısa süreli bir anlaşma imzaladılar. İlgazi, bütün bu mücadelelerden sonra 19 Kasım 1122 tarihinde Meyyâfârikîn yakınlarında vefat etti.  Onun ölümünden sonra yeğeni Belek Gazi mücadeleyi devraldı. Belek, 13 Eylül 1122 tarihinde, Sûrûc’da, Urfa Kontu Joscelyn ve Birecik Senyörü Galeran’ın kuvvetlerini yenilgiye uğrattı. Bundan bir yıl sonra 8 Nisan 1123 tarihinde Kudüs Kralı II. Baudouin’in ordusunu Turuş savaşında bozguna uğratarak, kralı esir aldı. 5 Mayıs 1124 tarihinde Menbic yakınlarında bu sefer de Urfa kontu Joscelyn ve Maraş kontu Geoffroy’un ordularını bozguna uğrattı. Menbic kalesini kuşatması devam ederken, bu savaştan bir gün sonra kaleden atılan bir okla şehit oldu. Bundan sonra Sultan Mahmud, Haçlılarla mücadelelerde bulunması için Aksungur Porsukî’yi vali tayin ederek Mûsul’a gönderdi. Aksungur Porsukî’nin burada yaptığı en büyük başarı, kuşatılmış olan Haleb’in imdadına koşarak, Haçlılar tarafından ele geçirilmesini önlemek oldu (Ocak-Şubat 1125). Onun 25 Kasım 1126 tarihinde Mûsul’da Batınîler tarafından bir suikast sonucu öldürülmesinden sonra, Mûsul’un yönetimi oğlu İzzeddîn Mesud’a bırakıldı. Onun da kısa bir süre sonra vefatı ile birlikte, İmâdeddîn Zengi atabeg payesiyle bölgeye vali olarak atanınca (1127), bölgedeki mücadelelerin seyri Türklerin lehine değişti.

Sultan Mahmud, 10 Eylül 1131 tarihinde Hemedân’da hayata gözlerini yumdu. Yaşının gençliği ve tecrübesizliği sebebiyle başarılı olamamış, bu yüzden de amcası Sancar’ın müdahalelerine maruz kalmıştı. Saltanatı döneminde devleti uğraştıran bütün meseleler, kendisinden sonra gelecek olan hükümdarlara miras kaldı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ