İPEK YOLUNDA KAFKASLAR

İPEK YOLUNDA KAFKASLAR

Eski Çağ’ın sonları ve Yeni Çağ’ın başlarından itibaren Çin’i Orta Doğu ve Batılı ülkelerle bağlayan Eski ve Orta Çağın büyük yolu (veya çeşitli güzergahlardan geçen yollar zinciri) yüzyıl önce “İpek (Büyük İpek) Yolu” adını almıştır. 1877 yılında Alman coğrafyacı Karl Fon Richtgofen tarafından ileri sürülen bu ad o dönemden beri kullanılmaya başlanmıştır.

Bu söz birleşiminde “ipek” sözü tesadüfi değildir. Bu yolun oluşturulmasındaki esas amaç ipek ve ipekli ürünlerin ticaretinin geliştirilmesiydi.

Bin yıl boyunca, ana vatanı Çin olan ipek ve ipek kumaşların Batı’da altınla eşdeğer kabul edilmesi, eşi benzeri olmayan bir olay olarak dünya tarihine geçmiştir. İpek fiyatları yüzyıllar boyunca sabit kalmıştır. IV. yüzyıl başlarında Diakletian’ın fermanıyla 1 kilogram boyanmamış ipek kumaşın değeri 4000 altın dinar olarak belirlenmiştir (ağırlık olarak altından daha değerli). VIII. yüzyıl Bizans “Deniz Kanunu” tarifeleri ipeği altına eşdeğer kılmaktaydı. X. yüzyıl tarihçisi Nerşahi Orta Doğu’da bir Soğd perdesi alabilmek için Arapların Soğd’u işgal ettikten sonra Buhara’nın ödediği haraç kadar paranın verilmesi gerektiğini yazmaktadır.

İpeğin bu derece değerli olması Orta Doğu ve Akdeniz ülkelerini, ipek üretimi ve dokumacılığını tekelinde bulunduran Uzakdoğu ile ticaret yollarını kontrolü altına alma zorunluluğunu beraberinde getirdi. Yeni çağın ilk yüzyıllarına doğru koruma noktaları bulunan ticari yollar faaliyet göstermekteydi.

Yüzyıldan uzun bir süredir araştırmacıların esasen Çin ve Batı (Roma, Bizans) kaynaklarında adı geçen coğrafi adları (toponimleri) karşılaştırma suretiyle bu yolların rekonstrüksiyon çalışmaları devam etmektedir. Bu çalışmalarda, XIX. yüzyılın sonlarına doğru esasen Doğu Türkistan’da (son otuz yılda bu tür bulguların sayısı artmıştır) yapılan arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan bulgular fazla kullanılmamıştır.

Günümüzde bilim adamlarınca İpek Yolu’nun üç esas güzergahtan geçtiği tespit edilmiştir:[1]

  1. Karayolu veya esas yol, Büyük İpek Yolu. Yakın ve Orta Doğu’nun kurak çölleri ve dağ geçitleri (en zor olanları Pamir Dağlarında) boyunca uzanan yol. Uzmanlar, bu yolun gidiş gelişinin 89 yıl sürdüğü ve o boylamda Dünya çevresinin 1/5 eşit olduğunu ileri sürmektedirler.[2]
  2. Deniz yolu veya “Güney Yolu”. Akdeniz limanlarından başlayarak Kızıldeniz ve Hint Okyanusu boyunca uzanan yolun Hint Okyanusu’ndan sonraki bölümü iki farklı kola ayrılmaktadır. Güney Hint Yarımadası’nın kuzey batısında Romalılar tarafından kurulan limanlara kadar uzanan ve oradan karayoluyla Gidikuş Dağlarındaki geçitlerle kuzeye ilerleyen oradan da esas İpek Yolu’yla birleşen birinci yol. İkinci yol, denizden güneydoğu Asya’yı dolanarak Doğu’ya giden güzergahtır. Seyrüsefer aletleri kullanmadan, sadece Muson rüzgarlarıyla yapılan deniz yolculuğu, çok sayıda korsan tehlikesi de eklenince zorlaşmaktaydı.[3]
  3. Kuzey yolu (bazen İskit yolu olarak da adlandırılmaktadır) Akdeniz’den Karadeniz’in Azak, Kırım ve Kuzey sahillerdeki antik (daha sonraları Bizans) kolonilerinden (bir süre sonra Karadeniz’in doğu ve Kafkasya sahilleri de kullanılmaya başlanmıştır) karayla devam etmekteydi. Yol, güney Rusya, Ön Kafkas, Ural, Güney Sibirya ve Altay steplerinden güneyde Tyan Şan Dağlarıyla Cungar dağ geçidine ve daha ileri Çin’e kadar uzanmaktaydı.

Bir bölümü Kafkasya’dan geçen yol Kuzey yolunun bir başka varyasyonunu oluşturmaktaydı. Bu konuya geçmeden önce İpek Yolu’nun üç güzergahına ilişkin yorumlara bir açıklık getirmek isterim.

Kanımca, bu yolları, genelde olduğu gibi birbirine mukabil olarak ele almak yanlıştır, çünkü bu yollar ister ticaret yapan ülkeler, isterse de konumları ve görevleri açısından birbirinden tamamen farklıdırlar.

Birinci yolun batı kısmı önce Partlar, daha sonra Sasanilerin yarım bin yıllık hakimiyeti süresince (daha sonra Arap Halifeliği döneminde) tamamen İran’ın kontrolünde bulunmaktaydı. Mahiyeti bakımından İran Çin yolu olduğunu söyleyebiliriz, çünkü batıda Fırat hattı boyunca oluşturulan set Batı Dünyası ile (Roma, Bizans) Uzak Doğu ve Orta Asya arasında direkt bağlantının önünü kesmekteydi.[4]

Bu durum İran’ın gümrük vergileri, İranlı tacirleri ise Çin ham ipeğini ve ipekli kumaşları batıya, batı mallarını ise doğuya satışı vasıtasıyla zenginleşmesine yol açmaktaydı. Batı mallarının türlerinin ne olduğu konusuna fazla değinmeden sadece örneğin III. yüzyılda Uzak Doğu’ya değeri yüksek olan on yedi çeşit Akdeniz yün kumaşı ihraç edilmekteydi.

Bu, bir yandan Akdeniz ülkelerini, diğer yandan da Uzak Doğu ve Orta Asya ülkelerini İran’ın aracılığı olmadan direkt bağlantıların kurulmasına itmekteydi. VI. yüzyılda Konstantinopolis ve Bizans’ın Akdeniz eyaletlerinde kendi ipek imalatını ve ipek dokumacılığını geliştirmelerini müteakip, sadece Çin ipeğine değil, aynı zamanda, ham ipeğe olan talebin artışı Batı dünyasını yeni yolların arayışına itmekteydi.

Bu amaçla oluşturulan ikinci ve üçüncü ipek yollarını, kanımca, Akdeniz Orta Asya ve Akdeniz Çin ticaret yolları olarak ele almamız gerekmektedir.

İpek yolu konusunda yapılan çalışmalardan farklı olarak, bu araştırma ilk önce Kuzey Kafkasya kurganlarında yapılan kazılarda elde edilen kumaş ve diğer bulgular esasında çıkarımlarda bulunacaktır (70’li yıllarda yazarın başkanlığındaki Ermitaj araştırma grubunun Moşçevaya Balka kurganındaki kazılarda elde ettikleri bulgular müze kolleksiyonlarını zenginleştirmekle kalmayıp aynı zamanda bu abidenin karakteristiği hakkında birçok ayrıntıyı ortaya çıkarmaya yardım etmişti).[5]

Bulunan kumaşlar KuzeyBatı Kafkasya’da İlk Orta Çağ dönemi ithalatının mahiyetini ortaya çıkarmakta önemli ip uçları vermiştir. Bu durum, “Kuzey Kafkasya İpek Yolu”[6] olarak adlandırdığım ve makalenin konusunu oluşturan yolun restorasyonunda önemli rol oynamıştır.

VIII-XI. yüzyıllara ait olan Moşçevaya Balka kurganında bulunan dokumacılık örnekleri daha sonra Hasaut, Aşağı Arğız vb. gibi Kuzey Batı Kafkasya kurganlarındaki bulguların incelenmesi ve değerlendirilmesine zemin hazırlamıştır.

Moşçevaya Balka, deniz seviyesinden bin metre yukarıda dağlarda, Abhazya’ya çıkan Labin dağ geçidi yolu üzerinde Kuban Nehri’nin sol kolu ve Bolşaya (Büyük) Laba Nehri yakınlarındaki dağ boğazında yerleşmiştir. Doğal veya suni, örülmüş mağaralarda taş kutularda bulanan mezarlar yüksek ve ormanla kaplı sarp dağ boğazında oluşan teraslarda yer almaktadır.

Elverişli toprak ve iklim şartları organik maddeden yapılmış ürünlerin (kumaşlar, halılar, ağaç işleri ürünleri, deri vb.) mükemmel şekilde korunmasını ve zamanzaman gömülenlerin doğal mumyalanmasını sağlamıştır.

Arkeoloji açısından beklenmedik bir şekilde mükemmel korunmuş olması ender görüldüğünden, abide uzun yıllar uzmanların dikkatleri dışında kalmıştır. XX. yüzyılın başlarında kurgana gelen ilk arkeologlar (1901 N. Veselovski, 1905 N. Vorobyov) burayı arkeolojik eser olarak kabul etmemişlerdir. Buradaki bulgular imparatorluk arkeoloji komisyonuna bir rapor sunulmadan SanktPetersburg’un etnografi müzelerine küçük koleksiyonlar şeklinde dağıtılmış ve dolayısıyla müze kayıtlarına bile geçilmemiştir. Sadece, 30’lu yıllarda Doğu Bölümü Müdürü İ. Orbeli’nin inisiyatifiyle bulguların büyük bölümü Ermitaj’a getirilmiştir.

60’lı yılların başlarında Doğu Bölümü Kafkasya Şubesi Müdürü iken koleksiyonun ilk kez araştırılması ve değerlendirilmesi sonucu uzun yıllar geç döneme ait olduğu ve etnografik değer taşıdığı sanılan koleksiyondaki ipek kumaşların en azından VIII-IX. yüzyıllara ait olduğunu (bazı örnekler VII. Yüzyıla aittir)[7] tespit ettim. Bu güne kadar, sadece, arkeolojik açıdan yaptığım araştırma yeni bir boyut kazanmış, eski dönem dokumacılık tarihi araştırmaları haline gelmiştir. Fakat, Moşçevaya Balka ve Hasaut kurganlarındaki örnekleri araştırma ve değerlendirmeğe geçmeden önce bu özel bilim dalıyla ilgili bazı metotların öğrenilmesi gerekmekteydi. Hasaut kurganlığı, Kluhor Dağ geçidinin doğusundaki dağlarda yerleşmiştir (XIX. yüzyılın sonlarında M. Kovalevski başkanlığındaki grubun yaptığı kazılar sonrası elde ettikleri bulgular Ermitaj ve Moskova’daki Devlet Tarih Müzesi’nde saklanmaktadır).

Çalışmalarım sırasında, abideleri değerlendirebilmek için, ortaya çıkan iki soruna dikkat çekmek istedim.

  1. Kuzey Batı Kafkasya’nın bu kuytu dağ bölgelerinde VIII-IX. yüzyıllarda ne devlet yapısı, ne para birimi olmayan, kendi ilkel inançları ve mütevazı hayat tarzları olan AdigeAlan boyları yaşamaktaydı. Yerli halk arasında sıradan topluluk üyelerinde bile bulunan, giysiler, ayakkabı ve hatta çocuk oyuncaklarında dahi kullanılan bu kadar değerli ipek ve ipekli kumaşların nasıl biriktiği sorunu (kurganlıklarda 300e yakın örnek bulunmuştur) ilk mesele olarak gösterilebilir.

Batıda benzer kumaş örneklerine üst düzey kişilerin giysilerinde, ünlü katedrallerin mihraplarında vb. rastlanmaktaydı. Örnek olarak, “Bahram Gür’ün avı” motifli Bizans ipeği verilebilir (Şekil 2) (Sasani motifinin batı varyasyonunda V. Varahran Şah olacak kahraman, yaban eşeğini (onagr) ve üzerine saldıran aslanı tek bir okla öldürmektedir. Bu kahramanlık olayı daha sonraları Firdovsi’nin “Şahname” eserinde anlatılmıştır).

Bu ünlü işlemeli ipek kumaşın Avrupa’da birkaç örneği bulunmuştur. Örneklerden biri Köln katedralindeki Aya Kuniberta mihrabını süslemiştir (Moşçevaya Balka kurganlığındaki parçalar bu örneğin esasında restore edilmiştir), Milano’da Sant Ambrogio katedralindeki mihrap kapısı bununla süslenmiş, Prag İncil’i bu kumaşın iki parçası ile ciltlenmiştir. Moşçevaya Balka kurganlığında bulunan “Bahram Gür” desenli ipek kumaşın parçalarından biri keten kaftanın kol kapağında, diğer üç parçası ise başka bir giyside kullanılmıştır.[8] Nijniy (Aşağı) Arhız kurganlığında bulunan birkaç parçası ise muska veya makyaj malzemeleri saklamak için yapılan torbada kullanılmıştır.[9]

  1. Kurganlarda bulunan yabancı kumaşların, bir kısmının Akdeniz (özellikle Bizans) üretimi ipek kumaşlar, yün ve tüy halılar, diğer kısmının ise Uzak Doğu ve Orta Asya üretimi olmasına rağmen, bir arada bulunması ilginç bir husustur. Örneğin, bir yandan Akdeniz üretimi yüksek kaliteli, desenli ipek kumaşların (Şekil 2, 3, 4) diğer yandan ise Mısır, Ahmimepanopolis’te[10] üretilmiş daha mütevazı ipek kumaşlar (ilginçtir ki, bu kumaşlara doğuya, Sintzyan’a kadar uzanan güzergah boyunca bir çok kazıda rastlanmıştır).[11] Ayrıca, burada Suriye, Mısır’da üretilen yün kumaşlar, halı ve goblenler de bulunmuştur (Şekil 5).

Moşçevaya Balka’da bulunan kumaşların büyük bölümünü “Zandaneçi” adlandırılan çeşitli motif veya geometrik resimlerle süslü değişik kalitede Soğd ipeği ve ürünleri oluşturmaktadır. (Şekil 6)

Çin ipeklerinden ise burada ince taftalı, tek renk, çapraz nakışlarla renk cümbüşü meydana getiren ipekler bulunmuştur.

Bu birbirine bağlı iki soruya yanıtları Bizans yazarları, özellikle de VI. yüzyıl yazarı Menandr’ın eserlerinde rastlamaktayız. Excepta[12] adlı eserinde VI. Yüzyılın son çeyreğinde ipek ticaretinin gelişimi hakkında bilgiler vermektedir. Bir yandan, Sasani İran Devleti Orta Asya’daki Soğd ipek dokumacılık merkezlerinde üretilen ürünleri kendi sınırları içerisinde sattırmamakta hatta, bu ürünlerin batıya ihracını da engellemekteydi. Diğer yandan, Bizans bu dönemde Uzak Doğu’yla direkt ilişkileri geliştirmek için yeni yollar arayışındaydı. Bu noktada hem Soğd’un (bu dönem Türk Hakanlığı’na bağlıydı), hem de Bizans’ın çıkarlarının kesişmesi Konstantinopolis’le Soğd arasında elçiliklerin kurulmasını da beraberinde getirdi. Menandr, Bizans elçisi Zimarh’ın ve Soğd elçisi Maniah’ın kullandıkları yolu anlatmaktadır. Bu anlatıma göre, batıdan doğu yönündeki yol, Apsilin, Laziki (bugünkü Abhazya) gibi Bizans Karadeniz kolonilerinden başlayarak Bzıbi, Kodori, İnguri, Rioni nehirleri vadisiyle büyük Kafkas sıra dağlarının geçitlerine doğru devam etmektedir. Fakat, söz konusu dağ geçitleri merkez ve doğu Kafkasya’daki esas geçitler (Krestovıy, Mamison gibi) değildir. Esas dağ geçitlerinin kullanılmamasının başlıca nedeni, bu bölgenin (Gürcistan, İberya) Sasanilerin etkisi altında olması ve burada kalelerin bulunmasıydı. Bu yüzden hem sözü edilen elçilikler, hem de onları takiben ticari kervanlar bu bölgeyi dolanarak daha zorlu batı geçitlerini kullanmaktaydılar (Şekil 1 b).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ