İNGİLİZ YAŞAMINDA TÜRK İMGESİ VE ETKİLERİ

İNGİLİZ YAŞAMINDA TÜRK İMGESİ VE ETKİLERİ

İngiliz-Osmanlı Diplomatik İlişkilerinin Başlaması

İngilizlerin Türklerle olan ilişkileri ticari amaçlarla diplomatik düzeyde gelişme yolunda 1570 yılında ilk admını atmıştır. Bununla birlikte coğrafi konumları itibariyle biri Avrupa’nın en batısında, diğeri ise en doğusunda yer almasına karşın, İngiliz-Türk ilişkileri gerçekte Ortaçağlara kadar uzanmakta, Haçlı Seferlerine kadar gelmektedir. Ancak diğer Avrupa ülkelerine oranla iki ülke arasında 16. yüzyıl sonlarına kadar çok yoğun bir ilişki söz konusu olmamıştır.

Osmanlı-İngiliz ilişklerinin devlet düzeyinde başlangıcı 1583 yılında olup 1914 yıllarına kadar sürmüştür. Bu süreç içinde İngiliz sosyal yaşamındaki Türk imgesi ve bunun değişik şekillerde yorumlanması sonucu meydana gelen Türk etkileri, İngiliz kültür yaşamı içinde önemli bir yer tutmuştur. Bu makalede Osmanlı-İngiliz ilişkileri içinde özellikle İngiliz sosyal yaşamındaki Türk imgesi, Türk temaları ele alınacaktır.[1] İki ülke ilişkilerinin diplomatik düzeyde başlaması özellikle İngiliz tüccarlarının oluşturduğu Turkey Company üyelerinin girişimleri ile başlamasına karşın, İngilizlerin Türklere olan ilgisi ve merakı gerçekte bu tarihlerden çok öncesine dayanmaktadır. Konunun sunuluşu açısından ticari amaca dayalı olarak başlayan diplomatik ilişkiler çerçevesinde başlamak ne kadar doğru olsa da, bu ilişkiler öncesinde özellikle İngiliz toplumunda Türkler hakkında olan bilgilerin bu ilişkilerin başlamasında da bir etken olduğundan, öncelikle I. Elizabeth devrinden önce İngiliz halkının Türkler hakkındaki bilgileri ve Osmanlı İmparatorluğu ile olan ilişkilerini burada kısaca ele almakta yarar vardır. Bu nedenle de konumuz iki ana başlıkta incelenecek, ilk kısımda I. Elizabeth devri öncesinde İngiltere’deki Türk imgesi, ikinci kısımda ise diplomatik ilişkiler çerçevesinde İngiltere’deki Türk imgesi ele alınacaktır.

I. Elizabeth Dönemi Öncesi

İngilizlerin Türkler ile İlişkisi ve İngiltere’de Türk İmgesi

15. yüzyılda özellikle Küdüs’e haç ziyareti amacı ile yapılan seyahatlerde İngiltere’nin yanı sıra Fransa ve Almanya’dan hareket eden hacı kafileleri önce Venedik’e gelip, buradan yollarına devam etmiş ve doğal olarak Akdeniz kıyılarındaki güzergahları boyunca Türklerle karşılaşmışlardı. İngilizlerin Türklerle karşılaştığı diğer bir yer ise Venedik idi. Venedik’te Türk tüccarlarının yanı sıra, sık sık vergi almak için gelen Osmanlı elçi kafilelerini görmek 15. yüzyılda çok sık olmamışsa da, 16. yüzyıldan itibaren mümkündü.[2] Aynı yolla hac ziyareti yapan Devonshire’lı William Wey, İstanbul’un düşüşünden beş yıl sonra 1458’de 197 hacı adayından oluşan kafile ile ziyaretini 16 hafta içinde tamamlayıp, Venedik’e geri dönmüştü. Wey, çok kısa olan seyahatnamesinde Türklerden çok fazla söz etmemiş, sadece Rodos’ta bulunan ve İstanbul’un iskanı için oradaki halkı buraya sürgüne göndermeye çalışan II. Mehmet’ten söz etmişti.[3] Bunun dışında Sir Richard Guylforde,[4] Sir Richard Torkington ve Margery Kemp adlı bir kadın, haç ziyaretlerinin kısa da olsa birer dökümünü bırakmışlar, bunlar 19 ve 20. yüzyılda bulunup yayınlanmıştı.[5] Genellikle bu hacılar Türklerin kendilerine yaptığı eziyetleri de gündeme getirmekle beraber, kadın hacı Margery Kemp, kendi soydaşları olan yol arkadaşlarının kötü muamelesi dışında çevreden kimsenin kendisine kötü muamele etmediğini yazmıştı. Genellikle Osmanlı kıyıları boyunca çizilen güzergahları nedeniyle fazlaca Türk ile karşılaşma şansı olmamıştı. Bu anılar içinde İstanbul ziyaretine cesaret eden bir Alman dışında başka bir ziyaret henüz bilinmemektedir.[6] Haç ziyaretine giden bu kişiler içinde geri dönerken Türk giysilerine bürünmüş olanlar da yok değildi. Hazine Lordu (1452-54) ve deniz işlerinden sorumlu olarak görev yapan (1454) Worcester Dükü Robert Tiptoft, Robert Fleming ve Philip Wenworth ile birlikte Calixtus III’ün sarayına elçi olarak gönderilmiş, bunu fırsat bilerek Kudüs’e haç ziyareti de yapmıştı. Lord Tiptoft, Türk giysileri ve başında bir türban ile İngiltere’ye dönmüştü.[7]

Mandeville Sayahatnamesi Orta ve Doğu Asya’da yaşayan Türklere oldukça yer vermişse de buradaki bilgilerin gerçekte Johannes Plano de Carpini, Guillaume de Ruberquis ve Odoricus’un seyahatnamelerinden alınmış olduğu sanılır. Dönemin pek çok edebi metninde aynı kaynaklardan alıntılara rastlanması, her üç seyahatnamenin de İngiltere’de 1550 yılları öncesi yaygın bir şekilde okunduğunu yansıtmaktadır.[8] 1576’da John Frammton tarafından İngilizceye çevrilen Venedikli Marko Polo’nun Seyahatleri’nde de oldukça canlı sahnelerle anlattığı Asya Türkleri ile ilgili bilgiler de Rönesans İngilteresi’nde Türkler hakkında bir ilginin oluşması için oldukça önemli bir kaynak olmuştur.[9] 16. yüzyıl başlarında gücünün en üst düzeyde olduğu Osmanlı İmparatorluğu, uzakta olan İngilizler için değilse de, tüm Avrupa devletleri için büyük bir korku ve tehdit unsuru olmuş, Katolik kilisesinin büyük bir nefretini kazanmış, aleyhte propagandalar ve yayınlar yapılmıştı. İtalya, bir Rönesans merkezi olarak İngiliz gençlerinin de eğitimlerini tamamladıkları bir yer idi. O yıllarda Türk tarihini yazanlar genellikle Venedikliler ve İtalyanlar olup, bunlar arasında Barletto, Minadoi, Sabellico, Menavino, Sansovino, Cambini gibi tarihçiler vardı. Türk aleyhtarı tarih kitapları böylece İngiliz gençleri tarafından da okunmakta ve memleketlerine taşınmaktaydı. Ancak 16. yüzyıl ortalarında İngiliz bilginleri için, Türkler’in kudret ve şöhretin en yüksek seviyesine erişmelerinin sırlarını araştırmak daha cazip gelmiş ve Türklerin büyüklüğünün sebeplerini sorgulayan İngilizce ve başka dillerden çevrilmiş kitap ve risalelerde büyük artış ortaya çıkmıştı.[10]

Bunların ilki, seyyah Andrew Borde’un 1542’de neşrettiği Introduction to Knowledge adlı coğrafik ve etnolojik eserin Türkleri kısmen yeren, kısmen de öven bilgiler içeren kısmıdır. Bir diğeri ise Antoine Geuffroy’un 1543’te Fransızca olarak yayınladığı Türklerle ilgili eserin 1544’te Richard Grafton tarafından çevrilerek neşredilen “The Order of the Great Turckes Courte of hys menne of warre and of all hys conquestes with the summe of Mahometes doctrynes” adını taşıyan ve Osmanlı İmparatorluğu’na ait bilgi içeren ilk İngilizce eserdi.[11] Peter Ashton ise Türklerin askeri teşkilatı ve disiplini üzerine önemli bir eser olan İtalyan tarihçi Paolo Giovio’nun kitabının Short Treaties upon the Turkes’ Chronicles adı altında tercümesini yayınlamıştı. Bu eserde özellikle Beyazıt’ın Timur tarafından yenilmesini büyük bir coşku içinde anlatması, Türklerin gücüne olan hayranlık karşısında duydukları kin ve nefretin de açıkça belirtisi idi.[12]

Bu eserler dışında o dönemin devlet görevlerinde önemli rolü olan kişlerin ve soyluların mektuplarında Büyük Türk’e atıfta bulunuluyordu. IV. Henry, Timur’a tüccarlarına serbest ticaret izni vermesinden dolayı teşekkür etmek ve Beyazıt’ı yenerek kazandığı zaferi kutlamak için bir mektup gördermiş,[13] VII. Henry ise Papa’ya Türklere karşı savaşmaları için çağrıda bulunmuş, yapmaları gereken hazırlıklardan bahsetmişti. VIII. Henry’nin mektupları arasında ise Macaristan Kralı’nın Sultan Süleyman’a karşı yardım isteği ile ilgili yazışmaları yer almıştı.[14] Türklerin sınırlarını genişletme çabaları ve fetihleri sık sık bahsedilmekte idi. I. Elizabeth devrine ait neşredilen bazı mektuplarda da Büyük Türk’e ait haberler oldukça yaygındı. Örneğin, Lord Clinton’dan Sussex Dükü’ne yazılan 17 Haziran 1560 tarihli mektupta Nis’in Türkler tarafından fethi anlatılmıştı. Yine Sussex Düküne W. H. Honning’den yazılan mektupta Madena Dükü’nün oğlunun Türkler tarafından esir alınmasının yanı sıra Beyazıt’ın oğlu Cem Sultan’ın bu savaşta esir alındığını, ancak Sultan’ın oğlunu sevmediğini yazmıştı. Ağustos 1570 tarihli Shrewsbury Kontesine Sussex Dükü’nün mektubunda Büyük Türk’ün Kıbrıs’ta Magosa ve Lefkoşa’ya yüz binden fazla bir ordu çıkardığı ve on iki bin askerin daha ilk hücumda şehit olması üzerine ordu komutanı Anadolu Beylerbeyi’ne savaşı kazanmazlarsa ülkeye dönüşlerinde kılıçtan geçirileceklerini bildirdiğini duyduklarını yazmıştı.[15]

İngilizlerin Türklerle olan ilgisi I. Elizabeth devrine kadar hemen hemen fazla olmamakla beraber, İngiliz edebiyatında ve özellikle saray eğlencelerinde bir Türk gibi davranmak veya giyinmek şeklinde yansımış, bunlar da kafalarında oluşan Türk imgesinin sosyal yaşama yansımaları olmuştur. Dönemin İngiliz sarayına ait kayıtları bu modadan çokça bahsetmektedir. Edebiyat metinleri içinde Türk imgesi ise genellikle Müslümanlar ve Saracenler (Araplar) olarak yansımakta, kafirler diye niteledikleri Müslümanlarla savaşarak Hristiyanlık uğruna ölme teması altında Türklerden sık sık bahsedilmekte idi. 13. yüzyıl İngiliz edebiyatının önemli metinlerinden olan Song of Roland’da Hıristiyan olmayanlar günahkar, Hıristiyanlar ise doğru yoldadır diye yapılan tanımlar[16] Doğu dünyası ile görüşleri yansıtmakta idi. Sir Thomas Malory’nin yazdığı La Mort D’Arthur’da Romalılar ve Türklerle savaşmanın Hıristiyanlık uğruna yapılan kutsal savaş olduğu sıkça işlenmiş bir tema idi. Chaucer’in Cantenbury Tales’i de Türkler ve Haçlı Seferlerinden izlerle dolu olup[17] özellikle Prologue kısmında şövalyenin Türk Sultanı ile işbirliği içinde diğer kafirlere karşı savaştığı[18] yine “The Pardoner’s Tale”de fetihleri ile ünlü Atilla’nın yaptığı pek çok evlilikten sonuncusunda düğünü esnasında sarhoşluğu ile düştüğü utanç verici haysiyetsiz halinden dolayı, gece uykusunda burun kanaması sonucu öldüğünü anlatması[19] gibi konularla Türk Sultanları ve Hanlarına da hikayeler boyunca yer yer atıfta bulunulur.

İngiliz Pazarında Türk Ürünleri

Haç yolculukları yanı sıra, ticari ilişkilerin de henüz daha iki ülke arasında bir anlaşma yokken on altıncı yüzyılın başlarında yoğunlaşmaya başladığı bilinir. 1511’den 1534 yılına kadar Londra, Southampton ve Bristol’den birçok büyük gemi Sicilya, Kandiye, Sakız, Kıbrıs, Şam Trablusu ve Beyrut arasında muazzam seferler yapıyorlardı. Hakluyt, bu gemilerin İngiltere’den Doğu’ya kersie denilen şayak, çuha, bez, “kardinal beyazı mermeri” (statue cardinal whites) diye anılan birtakım pamuklu kumaşlar getirip Osmanlı topraklarında sattıklarını, buralardan da İngiltere pazarlarında satmak üzere ipekliler, çeşit çeşit şaraplar, zeytin, susam yağı, pamuk, Türk halıları, biber ve tarçın gibi baharatlar götürdüklerini anlatır.[20] 14. yüzyıl sonunda yazıldığı sanılan Sir Gawain and The Green Knight’da sık sık yapılan ziyafetlerde Kral Arthur’un oturduğu yüksekçe olan masa ve tahtın üstünün zengin Tolousse ve Türkistan halıları ile donatıldığından bahsedilmiş ve bunların o yıllarda zenginliğin her zaman satın alabileceği lüks eşyalar olduğu tüm metin boyunca sık sık tekrarlanmıştı.[21] İngilizler, ticari faaliyetlerinde sadece İngiliz gemilerini kullanmıyorlar, Kandiye, Raguza, Sicilya, Cenova, Venedik, İspanya, Portekiz gemilerinden de faydalanıyorlardı.[22] İngilizlerin Akdeniz’e seyahatleri 1552 yılından itibaren ani bir duraksama göstermişti. Bunun nedeni çok fazla bilinmese de o yıllarda Avrupa’nın çok yöresinde olduğu gibi İngiltere’de de yaşanan ekonomik kriz ile ilgili olması ihtimalini İngiliz tarihçiler de onaylamaktadır.[23]

Bu ticaretin Osmanlı İmparatorluğu’nun resmi onayı ile yapılması ise 16. yüzyıl ortalarına dayanır. İlk kez 1553 senesi sonlarında, Kanuni Sultan Süleyman, İran’a sefer yapmak üzere Halep’te kışladığı sırada, İngiliz tüccarlarından Anthony Jenkinson’a bir ticaret izni vermişti. Sadece Jenkinson ve temsilcisine verilen bu özel izin, fevkalade hiç bir vergi ödemeksizin Türk limanlarında ticaret yapma imtiyazlarını tanımakta idi.[24] Jenkinson’un kendisine verilen bu imtiyazlı ticaret izninden ne derece faydalandığı bilinmez.[25] Ancak, bu yıllarda İngiliz gemilerinin Akdeniz kıyılarına geldiklerine ait herhangi bilgi günümüze gelmedi. Bunun nedeni kesin olarak bilinmemekle beraber, bazı tarihçi bilginlere göre Türklerin Akdeniz üzerindeki hakimiyetine, bazılarına göre ise tamamı ile İngiliz ekonomisi ile ilgili nedenlere dayanmaktadır.[26]

İngilizlerin Akdeniz’de yeniden görülmeleri, Türkler’in 1571’de İnebahtı Savaşı’ndaki yenilgiden sonradır.

Bu yıllara kadar, Doğu malları İngiltere’ye Venedik ve Ceneviz gemileriyle ulaşıyordu. Osmanlı hakimiyeti zayıflamakla beraber, Kıbrıs’ın fethi de Venediklileri zayıflatmış, uzak diyarlara deniz seferlerini sürdüremez duruma gelmişlerdi.[27] Böylece Orta Doğu deniz yolları İngilizlere açılmış ve daha büyük sayıda gemilerle Akdeniz’de ticaret başlamıştı.[28]

İngiliz Osmanlı İlişkilerinin Diplomatik Düzeyde Başlaması

Türklerin askeri alandaki başarıları ve efsanevi zenginliği, gittikçe artan yünlü kumaş üretimini pazarlama arzusunda olan İngilizler’e çekici gelmişti. 1575 yılında Edrward Osborne ve Richard Staper adlı iki tüccar, Joseph Clements’i doğrudan doğruya Osmanlı İmparatorluğu ile ticaret yapma imkanlarını araştırmak üzere göndermişlerdi. Çok geçmeden Clements, III. Murad’dan Osborne’un temsilcisi William Harborne için de yol izni elde eder.[29] 1578 yılında yola çıkan Harborne, iki yıl sonra III. Murad’dan Venedik ve Fransızların engellemeye çalışmalarına karşın[30] ilk kapitülasyonları almayı başarır. Mayıs 1580’de yürürlüğe konan ve 1923’de Lozan Antlaşması ile yürürlükten kaldırılan bu kapitülasyonlar, 1569’da Fransızlara verilenler ile aynı idi.[31] Bunun üzerine, Kraliçe Elizabeth de Osborne, Staper ve on meslektaşına Levant’e yedi yıllık ticaret imtiyazı verince, önceleri Turkey Company adı altında oluşan, daha sonra Levant Company diye isim değiştiren ve Türkiye’ye ticaret yapan tüccarların oluşturduğu ticari kuruluş meydana gelmişti. Yine William Harborne, kumpanyanın İstanbul’daki ilk temsilcisi, ayrıca Kraliçe’nin Osmanlı Sarayı’ndaki temsilcisi olarak atanmıştı.[32] Tüccarların temsilcisi olarak 1583 yılında Susan gemisi ile gizlilik içinde yola çıkan ve İspanyolların saldırısına uğramaktan güçlükle kurtulan William Harborne,[33] son derece zengin hediyeler ile ilk kez Osmanlı Padişahı’nın huzuruna kabul edilmiş ve Kraliçe’den getirdiği itimadnamesini Padişah’a sunmuştu.[34] Bu hediyeler arasında 500 İngiliz Sterlingi değerinde, üzerinde av sahnesi, tarlada çalışan çiftçiler ve madencilerden oluşan bir taşra sahnesi olan, gümüşten yapılmış ve değerli taşlarla bezeli bir saat vardı. O günkü şartlarda teknoloji harikası sayılabilecek bu eserin pek çok hünerleri olup, saat başlarında tüm figürler otomatik olarak hareket etmekteydi. Bunun dışında gümüş ibrik ve leğen, altın varaklı tabaklar, kaseler, şişeler, içki kupaları gibi hediyeler yanında değişik cins av köpekleri ve işlemeli giysileri olan küçük köpekler de vardı.[35] Kraliçe’nin namesi ile bu hediyelerin sunulmasını takiben elde ettiği kapitülasyonlar sonucunda Osmanlı – İngiliz ilişkileri resmi olarak başlamış ve 20. yüzyıl başlarına kadar sürmüş, 1914 yılında I. Dünya Savaşı’nın başlaması ile sona ermişti.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ