İNGİLİZ ÖZEL HAREKÂT BİRİMİ’NİN (SOE) İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARINDA TÜRKİYE’DEKİ FAALİYETLERİ

İNGİLİZ ÖZEL HAREKÂT BİRİMİ’NİN (SOE) İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARINDA TÜRKİYE’DEKİ FAALİYETLERİ

SOE düşman kuvvetlerinin savaş planlarını zayıflatmak, işgal altındaki topraklarda gizli ordu kurmak ve kurulmasını teşvik etmek, mihver kuvvetleri aleyhinde propaganda faaliyetleri gerçekleştirmek ve stratejik ve askeri noktalara sabotaj düzenlemek ve bu faaliyetlere öncülük etmek amacı ile Temmuz 1941’de, Fransa’nın yenilerek savaştan çekilmesinden hemen sonra, savaş kabinesi kararnamesi ile kuruldu. SOE, bu zaman zarfında Londra merkezli organizasyondan İngilizlerin dünyanın değişik bölgesindeki komutanlıklarının sorumluluğu altında oluşturulan bölgesel birimlere ayrıldı.[1] Bu organizasyonun gizli tutulması için azami gayret sarf edildi. Organizasyon Savaş Ekonomisi Bakanlığı adı altında faaliyet gösteren bir bakanlık tarafından gerçekleştiriliyordu. Ekonomik savaş stratejileri ve yurt dışı ekonomik politikaları için birbirlerine gerekli bilgiyi sağlamalarına rağmen, Bakanlık ve SOE birbirinden tamamen ayrı tutuldu.[2] SOE’nin Nazi işgali altındaki topraklarda yürüteceği faaliyetler için karar alma mekanizmasında ciddi sorun yaşanmazken tarafsız ülkelerde yürüttüğü faaliyetler için durum tamamen farklı idi. Bu bağlamda bu çalışma, son zamanlarda açılan İngiliz belgelerinin ışığı altında (HS 3 dosyaları), SOE’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’deki faaliyetlerini incelemektedir.

Birinci Dünya Savaşı’nda da tanık olunduğu üzere, Akdeniz ile Karadeniz arasındaki deniz ulaşımına ve Orta Doğu coğrafyasına hakim pozisyonda olmasından dolayı Türkiye, savaşın seyrini değiştirebilecek konumda bulunduğu için İkinci Dünya Savaşı’na katılan devletler, tarafsızlığını kendi savaş stratejilerinin gereği doğrultusunda kullanması için Türkiye’ye inanılmaz bir baskı uyguladılar. Stratejik konumunun hassasiyetinden dolayı müttefik ve mihver blokunun her ikisi de Türkiye’nin dostluğuna mecbur oldukları için Ankara, bu baskılara karşı koyabildi ve savaşın son anlarına kadar tarafsız kaldı.[3] Türkiye, 1941 yılının ilk yarısında Nazi ordusu tarafından kuşatıldığında yalnız başına kaldığının farkına vardı. Bulgaristan, Yunanistan ve Ege Adalarının Almanya tarafından işgal edilmesinden büyük bir endişe duydu.

Ankara’nın politikası zaman kazanmak; en azından silahlanmasını herhangi bir Alman saldırısına karşı koyabilecek düzeye ulaştırana kadar savaşa katılmamaktı. Ancak Türkiye’nin savaşa girmesi için Churchill yoğun çaba sarf etti ve hiçbir zaman Türkiye’nin kendi saflarında, Nazi kuvvetlerine karşı savaşa katılacağına olan inancını yitirmedi. Bununla beraber Londra Hükümeti’nin, herhangi bir Alman ültimatomu ya da saldırısı karşısında Türkiye’nin buna direneceğine olan inancı tamdı. Üstelik Türkiye’nin savaş dışında kalmaya veya müttefiklerden yana bir tarafsızlık politikası takip etmeye devam etmesi, emperyal konumunun Irak, İran ve doğu yolları üzerindeki hakimiyetinin korunmasını sağlaması açısından da İngiliz hükümetine önemli avantajları vardı.[4]

Alman işgali ya da Türkiye’nin mihver bloğu ile işbirliğine girmesi gibi politik şartların değişme ihtimaline karşın SOE, Türkiye’de sabotaj, casusluk ve propaganda gibi yıkıcı faaliyetleri içeren geniş çaplı bir organizasyon kurmayı arzuluyordu. İzmir ve İstanbul’daki limanlarda bulunan alet ve vasıtalar, petrol stokları, krom madeni, Zonguldak endüstriyel bölgesi, Anadolu’daki demiryolu ağı ve Toros tünelleri, tahrip edilecek ilk hedeflerdi. Casusluk, karşı casusluk, gerilla savaşı, gizli paramilitarı ve paranaval operasyonlar vs. gibi bütün gizli savaş kavramlarını kapsayan işler SOE’nin ana görevi idi. Bu tür gizli faaliyetler, rüşvet, aldatmalar, sahte pasaport düzenlemeler, yaralama ve öldürme gibi değişik kanunsuz işler ya da gayri ahlaki metotlar içeriyordu. Türkiye’deki faaliyetleri, Fransa gibi Nazi işgali altında olan ülkelerle kıyaslandığında biraz farklı bir platformda oldu. Çünkü bu tür gizli faaliyetler ve resmi görevliler ile olan işbirliği gizli olarak yürütülmek zorundaydı. Bu durumu göz önünde bulunduran Türk yetkilileri, Almanları kışkırtmamak için SOE ile işbirliği yapmaya taraftar değildi. Türkiye ile işbirliği ve faaliyetlerinin boyutu konusunda İngiliz Dışişleri Bakanlığı ve SOE arasında da görüş farklılığı vardı. Dışişleri, Türkiye ile olan ilişkilerini tehlikeye atmak istemezken SOE, savaşı politik boyutundan çok askeri-stratejik açıdan değerlendiriyordu. Bu yüzden SOE’nin faaliyet alanı sınırlı idi. Ancak savaşın gidişatının kendi lehlerinde değişmesi durumunda zaman kaybetmemek ve ilk fırsatta uygulamaya koymak üzere hazırlamaları gereken planlar vardı.

SOE, faaliyetlerini İstanbul Konsolosluğu’ndaki Denizcilik Departmanı adı altında yürütüyordu ve bazı personelini, Balkan filosundan geriye kalan gemileri ile ilgilenen Goeland Denizcilik Şirketi ile paylaştı. Olası bir Alman işgali ihtimali için Türkiye’de muhtemel sabotaj ve tahliye planları hazırlamada ve ajan ağı oluşturmada başarılı oldular. Türkiyede’ki SOE, Kahire’de bulunan İngiliz Devlet Bakanı ve Orta Doğu Başkomutanlığı kontrolü altında olan Orta Doğu misyonunun salahiyeti içerisinde idi.[5] Fakat Eylül 1943 yılında bölgedeki politikaları ve faaliyetleri Dışişleri ve Orta Doğu Komutanlığı’nın kesin kontrolü altına verildi. Türkiyede’ki faaliyetleri ise İstanbul’dan, albay rutbesinde bir sorumlu tarafından yönlendirildi. Ayrıca İzmir Fethiye Adana ve Ankara gibi stratejik öneme sahip yerlerde de branşları vardı. İstanbul’daki SOE’nin Türkiye’deki bütün faaliyetlerini sevk ve idare eden kişi G. de Chastalein idi.

Aynı zamanda buradan Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Yugoslavya, Avusturya, Macaristan ve İtalya’daki faaliyetleri sevk ve idare de onun sorumluluğunda idi. Ankara’daki İngiliz elçiliği ile İstanbul’daki gizli birimlerle olan ilişkiler yanında işgal öncesi ve sonrası operasyon planlarını takip etmek onun görevleri arasında idi. Ticari denizcilik faaliyetlerinden Harris Burland, L. R. Harrop, İstanbul ile Balkan gizli istasyonları ve Türk şubeleri arasındaki sinyal gönderme trafiğinden sorumlu olmalarının yanında şifreleme ve şifre memurlarının, telsiz ve telgraf operatörlerinin eğitiminden ve işgal sonrası faaliyet gösterecek ekiplerin organizasyonunun yanısıra telsiz haberleşmeleri ve İstanbul’da bulunan Alman ve İtalyan ajanları ile temas da onların görevleri arasında idi.[6]

Çıkar Çatışması

Türkiye gibi tarafsız ülkelerde dış işlerinin çıkarları genellikle daha baskındı. SOE, askeri harekâtın seyri ile ilgilenirken İngiliz Hükümeti diplomatik ilişkilerin devamıyla ilgileniyordu. Bu anlamda SOE, Alman işgaline karşı hazırlıklara başlamak ya da işgal altında veya düşman topraklarına yönelik haberleşmeyi sağlamak amacıyla tarafsız ülkelerde faaliyet göstermek için çaba sarfediyordu. Bunu gerçekleştirebilmek ve işgal sonrası plan hazırlanabilmesi için Türkiye’ye çok sayıda ajan sızdırılması SOE’nin faaliyetlerini yürütmesi için çok önemli idi. Ancak onların Türkiye’deki faaliyetleri, dış işlerinin sıkı takibi yanında bu tür faaliyetlerin iki ülke arasındaki ilişkilere ciddi zarar vereceği gerekçesiyle Türkiye sınırları içinde hareket kabiliyetleri İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Sir Hughe Knatcbull-Hugessen tarafından kısıtlanmıştı. Dışişleri’nin bu ihtiyatlı politikasından dolayı SOE, Türkiye’deki faaliyetlerini Alman işgaline endekslemek zorunda kalmıştı. SOE, bu doğrultuda, planlar yapılarak Türkiye’nin Almanya’ya krom ihracatını engellemek için birtakım sabotaj faaliyetleri ve Türk limanlarını ve İzmir sahillerini -Ege adaları başta olmak üzere Alman işgali altındaki bölgelerden bilgi toplamak üzere- ajanlarını göndermek için üs olarak kullanıyordu. Bütün yasak ve engellemelere rağmen SOE, Türkiye’de birçok kanunsuz icraatta bulundu ve daha maceralı planlarına hayatiyet kazandırmak için siyasi makamlara baskı yapmayı sürdürdü.

Türk yetkililerinin İngiliz Orta Doğu Başkomutanlığı tarafından yapılan istekleri reddetmesinden dolayı, SOE kendi planlarına Ankara’nın haberi olmadan işlevsellik kazandırma konusunda çaba sarf etti. Ancak Dışişleri, Türkiye’de gerçekleştirilecek olan bu türden askeri nitelikteki sabotaj faaliyetlerinin, mutlak surette Türkiye’nin bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleştirilmesi konusunda uyarıda bulundu. Çünkü geniş çaplı SOE organizasyonu kurmak, malzeme ve teçhizat sağlanmasını zorunlu kılacaktır ki, bu süreçte Türk otoriteleri böyle bir kuruluşun varlığını keşfedeceklerdir. Bu da İngiltere’nin Türkiye üzerindeki hedeflerine engel olacaktı. Bu yüzden Dışişleri, SOE’den kendi başına imha planı hazırlamamasını ve görevinin sadece danışmanlıkla sınırlandırılmasını istedi.[7]

Ancak askeri açıdan Orta Doğu Başkomutanlığı ve SOE, zamanı geldiğinde sabotaj faaliyetlerini harekete geçirmek için Türkiye’de bir casusluk şebekesi kurma konusunda çok istekli idiler. Özellikle Anadolu’nun güneyindeki demir yollarının imhası için etkili bir sabotaj hazırlığı, İngilizler’in Orta Doğu’daki varlığına yönelebilecek tehlikelerin savuşturulması açısından çok önemli idi. Çünkü, kara yolunun uygun şartları haiz olmamasından dolayı, Alman kuvvetlerinin Anadolu’da ilerlemesi büyük oranda demiryollarını kullanabilmesine bağlıydı. Bundan dolayı, Güney Anadolu’ya doğru uzanan demiryolu üzerindeki köprülerin uçurulması ve Toros dağlarındaki tünellerin imhası ile Alman ilerleyişi belli bir süre önlenebilecekti. Bu sebeple Joint Planning Staff Alman ordusunun Türk topraklarına girmesi halinde bu imha planlarının derhal faaliyete geçirilmesinin “çok acil bir zorunluluk” olacağını kabul etti.[8] Ancak, bu durum karşısında Türkiye, savunma hattını İngilizlerin çıkarına uygun olan güney bölgesinden ziyade, Trakya’da ya da Batı Anadolu’da kurmak isteyeceğinden, bu konuda desteği sağlama ihtimali azdı.

28 Ağustos 1941 tarihinde İngiliz Genel Kurmayı, Türkiye’nin rızası olmadan operasyonların yapılmasına karşı çıkan Dışişleri’nin itirazları ile SOE’nin isteklerini tatmin edecek bir orta yol çözümünü kabul etti: Kuzey Suriye’de görevi yalnızca Güney Anadolu demiryollarına sabotaj düzenlemek olacak olan ve gerekli teçhizatlarla donatılacak bir organizasyonun kurulması.[9] Bu plana göre sabotaj ekibi, Alman işgali durumunda Türkiye’ye yardım için giden İngiliz kuvvetlerine katılmak ya da Türkler Alman saflarında savaşa girerse planlanan sabotajları gerçekleştirmek üzere Türk topraklarına gireceklerdi. Buna göre, sadece küçük bir ajan grubunun Türk topraklarına keşif için girmesine izin verildi. Ancak bu aşamada, imha için gerekli malzemelerin Anadolu’ya taşınmasına müsade edilmedi.[10]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ