İNGİLİZ KAYNAKLARINA GÖRE TÜRKİYE’DEKİ 27 MAYIS DARBESİ

İNGİLİZ KAYNAKLARINA GÖRE TÜRKİYE’DEKİ 27 MAYIS DARBESİ

Yirmi yedi Mayıs 1960 darbesi ile Menderes hükümeti devrildi ve Türkiye’de savaş sonrası dönemin ilk askeri yönetimi iş başına geldi.[1] 27 Mayıs 1960 günü Amerikan Dışişleri Bakanlığı adına basına yapılan açıklamada Menderes hükümetinin devrilmesinin Washington için tam bir sürpriz olduğu belirtildi.[2] Anlaşıldığı kadarıyla ABD Dışişleri Bakanlığı Ankara büyükelçisi tarafından bilgilendirilmemişti. Büyükelçi Fletcher Warren bakanlık ile yaptığı yazışmalarda Menderes’in çok güçlü olduğundan ve ordunun onu desteklediğinden ve Genelkurmay Başkanı Elderhun’un Başbakan’ın emirlerine uygun hareket ettiğinden bahsetmekteydi. Ünlü gazeteci ve İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker’e göre, Ankara’daki entellektüel kesim Amerikan büyükelçisine “uzun boylu ahmak” lakabını takmıştı. Waren’ın boyu yaklaşık iki metreydi ve hükümetine geçtiği yanlış bilgiler nedeniyle “ahmak” diye tanımlanmıştı.[3]

Diğer taraftan İngiliz Dışişleri Bakanlığı için Türkiye’deki darbe bir sürpriz değildi. Ankara’da İngiliz büyükelçiliği Türkiye’nin iç durumu hakkında bütün bilgileri düzenli olarak geçmekteydi. 22 Nisan 1960 tarihli uzun bir raporunda büyükelçi Burrows, 1955 ile 1960 arası daha sakin bir dönem olmakla birlikte, bu dönemde belli aralıklarla şiddet ve sertliğin patlak vermesinin nasıl Türkiye’deki iç politik durumun bir özelliği haline geldiğini detayları ile belirtti. Yine bu raporda Menderes yönetimin muhalefet ve özellikle de Demokrat Parti’deki “… muhalefet ve basına karşı baskıcı önlem alma” eğilimini ele alış tarzında yaptığı son hatalara da dikkat çekti:

DP’de var olan bu eğilim, Batı’da uygulanan en gelişmiş demokrasinin Türkiye için uygun olmadığı, bu demokrasiler taklit edilmeye çalışılırsa kendi kimliğini yitireceği inancında rasyonel bir dayanak bulmaktadır. Her ne kadar Başbakan geçmişte bu anlayışı uygulamaya koyacak önlemler almaktan sakınmışsa da, bu anlayışın ona cazip geldiğine inanmak için bazı nedenler vardır.[4]

Büyükelçi sadece altı aydır Ankara’da görev yapıyor olmasına rağmen, Türk siyasetini mükemmel ve doğru biçimde anlamıştı; büyükelçilik görevlilerinin ona verdiği büyük destek de bunun bir göstergesidir.

Bu raporun geçilmesinden üç gün önce, 19 Nisan’da Burrows, bilgi kaynaklarının ifade ettiğine göre taşrada tansiyonun yükselmekte ve 18 Nisan 1960 DP sözcüsünün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yaptığı konuşmada yaptığı çirkin şahsi saldırı sonrasında ordunun kaynamakta olduğuna dikkat çekmişti. Bu söylentilerin gerçeğe uygunluğunu araştırmak için doğrudan bir yol olmamasına rağmen, bunların abartılmış olduğundan, ancak yine de ülkede oluşturulan genel havayı yansıttığından söz etti. Yine Türkiye’deki siyasi ortamın sağlıklı görünmediğine vurgu yaptı, çünkü Meclis Tahkikat Komisyonu’na siyasi liderleri tutuklamak dahil soruşturmayı kolaylaştıracağını düşündüğü her istediği şeyi yapabilmesi yönünde çok geniş yetkiler verilmişti ve muhalefet Komisyon’un yetkisini tanımamakta kararlı görünmekteydi.[5] Burrows müdahaleden bir ay önce gönderdiği raporlardan birinde potansiyel olarak ‘ihtilal ortamının’ var olabileceğini de belirtti. Bu görüş özellikle 22 Nisan 1960 tarihli raporunda bulunabilir. Rapor, “Tahkikat Komisyonu’nun” kuruluşundan sonra yazılmıştı. Raporda bildirildiğine göre:

Komisyon ülkedeki bütün siyasi parti faaliyetlerini ve toplantılarını bu dönem için halen yasaklamış bulunmaktadır. Gelecekte neler olacağı belirsizdir. Potansiyel olarak bir ihtilal ortamı vardır. Sayın İnönü ve partisi şimdilik meseleyi var gücüyle takip etmek niyetinde gibi görünmemektedir. Gerçekten de 18 Nisan’daki Meclis görüşmelerinde yaptığı ikinci konuşmasında İnönü özellikle bu tür bir eğilimin karşısında olduğunu söylemiştir. Hükümet içinde bütünlüğün olmayışı, ordunun tavrının ne olacağından emin olmamaları ve çok kısa bir zaman içinde -gelecek ayın başında- İstanbul’da NATO Bakanlar Toplantısı yapılacak olması nedenleri, Hükümet tarafını konuyu aşırıya götürmekten alıkoyabilir.[6]

İngiliz Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, 27 Mayıs’ta darbe olmasından hemen sonra Londra’da yaptığı açıklamada darbeyi Türkiye’nin bir iç meselesi olarak tarif etmiş ve konunun diğer boyutlarına ilişkin yorum yapmamıştı.[7] 27 Mayıs akşamına kadar İngiliz vatandaşlarının herhangi bir zarara uğradığına ilişkin Londra’da hiç bir duyum olmadığı belirtilmişti. Sözcü, Türkiye’de İngiliz vatandaşı ya da İngiliz korumasından yararlanan yaklaşık 3500 kişinin bulunduğunu da eklemişti.

3 Haziran’da -darbeden yaklaşık bir hafta sonra- Burrows, durumu doğru bir biçimde açıklayan gizli raporu Londra’ya gönderdi. Bu raporda kendini toplumun okumuş kesimleri ile özleştiren ve muhalefet yanlısı orta ve alt düzey subayların uzun süredir DP hükümetinin icraatından hoşlanmadığına işaret etti. İlaveten bahsedilen subaylara ödenen ücret düşük ve hizmet kötüydü.[8] Üst düzey subaylar şüphesiz astlarının ne düşündüğünün farkındaydı. Onlar İnönü’nün partisinden daha çok şahsiyetine büyük bir saygı göstermekteydi. Hükümetin öğrenci gösterilerini bastırmak amacıyla orduyu kullanmasına şiddetle karşı çıkmışlardı ve “orduyu siyasetin dışında tutmak ve halkla yakın bağlarını sürdürmek” istemekteydiler.[9]

Darbe öncesi gelişmeler incelenirken genellemeler yapmak yanlış olabilir. Orduda bu konuda farklı tavırlar vardı. Pek çok subay, Atatürk’ün silah arkadaşı İnönü’nün Cumhuriyet Halk Partisi’nden daha çok şahsına bağlılık duymakta; diğerleri ordunun siyasal amaçlar için kullanılmasından rahatsız olmakta ve bir başka grup ise Türkiye’nin siyasi geleceğine ilişkin daha kapsamlı ve radikal fikirler taşımaktaydı. Bu sonuncular en azından bütün siyasetçilerin kötü olduğuna, sadece Türkiye’yi mevcut siyasi krizden çıkarmak için değil aynı zamanda en azından belli bir süre için Türkiye’nin idari sisteminde kapsamlı değişiklikler yapılmasının gerekli olduğuna inanmışlardı. Onlara göre, Atatürk’ün eserini tamamlamak amacıyla, yeni seçilecek bir hükümetin üstlenemeyeceği kadar katı nitelikte yeni -ve bazen halkın hoşlanmayacağı- uzun vadeli reformlara ihtiyaç vardı. Bu farklı unsurlar planlama aşamasında bir araya geldiler ve ihtilali çok etkin ve başarılı bir tarzda gerçekleştirdiler.[10]

DP hükümeti, 1955-60 döneminde tam anlamıyla olmak üzere, entelektüel kesimin desteğini yitirdi. Entelektüeller hükümetin üniversitelere doğrudan müdahalesini, basın üzerindeki kısıtlamaları ve hükümetin radyoyu halkın yararına değil de iktidar partisinin propagandası için kullanmasını eleştirdi. Hükümet karşıtı öğrenci gösterileri ile aynı zamanda entelektüeller de pasif direniş başlattı. CHP, entelektüeller ve basın hükümet karşıtı bir grup oluşturdu. Bu tehlike ile başa çıkmak amacıyla 18 Nisan 1960’da DP milletvekilleri Meclis’te tamamı Demokrat Partili üyelerden oluşan 15 kişilik bir ‘Meclis Komisyonu’ kurdular.[11]

Komisyonun görevi muhalefetin siyasi faaliyetlerini soruşturmaktı. Muhtemelen dönüşü olmayan noktaya, bütün siyasi faaliyeti yasaklamak amacıyla bu Komisyona fiilen sınırsız yetkiler verilmesi – Komisyon çalışmalarına ilişkin Mecliste yapılan tartışmaların yayınlanması dahi yasaklanmıştı- ile birlikte ulaşıldı.[12] Muhalefet grupları Komisyon’un anayasaya aykırı ve anti-demokratik olduğunu iddia ettiler. Muhalefet Ankara, İstanbul ve İzmir caddelerinde durumu protesto etti ve ordunun onları bastırmaması anlamlıydı. Müdahale yapıldı, çünkü ordu, hükümetin gösterilerin bastırılması isteğine karşı pasif direnişin Türkiye’nin içinde bulunduğu krizin çözümü için yeterli olmadığının ve bunun yerine durumu iyileştirmek amacıyla ordunun ‘taraf olması’ gerektiğinin sonunda farkına vardı.[13]

Burrows Ankara’daki Amerikan Büyükelçisi Warren ile yakın ilişkilere sahipti. Warren darbenin hemen ertesi günü Cemal Gürsel ile gayri resmi düzeyde bir görüşme yaptı.[14] Türkiye’nin yeni Dışişleri Bakanı Selim Sarper, eğer İngiliz tarafı arzu ederse Gürsel’in İngiliz büyükelçisi ile görüşmekten memnun olacağını, fakat İngiliz tarafını görüşmeye resmen davet etmek için zamanın uygun olmadığını söyledi. Büyükelçi o zaman kendi Dışişleri Bakanlığı’ndan, yeni hükümet tanınmadan önce Gürsel ile görüşüp görüşmeyeceği konusunda acil talimat bekliyordu. Bakanlık görüşmenin yapılmasına izin verdi ve yeni rejimle hemen ilişki kurmanın önemini göz önüne alarak – Amerikan elçisinin Gürsel ile zaten görüştüğünden bahsedildi- Ankara’daki büyükelçisinin görüşüne katıldığını belirtti. İngiliz elçisine mümkün olan en kısa zamanda Gürsel ile özel görüşme yapmaya çalışması tavsiye edildi.[15]

Dışişleri Bakanlığı’nın yeni Türk yönetimine ilişkin Amerikan tavrı konusunda edindiği bilgilere göre, Amerikan Dışişleri Bakanlığı bir gün önce Washington’daki Türk büyükelçisinin kendileri ile kurduğu temasın, yeni Türk hükümetini gecikmeden tanımalarını haklı kılmak için yeterli bir sebep oluşturduğu görüşündeydi. 30 Mayıs’ta Ankara’daki Amerikan elçisi, Türk hükümeti ile normal ilişkilerin başlatılması konusunda Washington’un talimatını aldı.[16]

İngiliz Dışişleri Bakanlığı 29 Mayıs 1960’da Türkiye’deki askeri yönetimin tanınmasına ilişkin bir yönerge gönderdi. Bu belgeye göre Burrows ABD elçisi ile bu meselede yakın ilişki kurmalıydı; İngiliz hükümeti yeni rejimi ABD ile aynı anda tanımayı çok arzulamakta, “arkada kalmış” görüntüsü vermek istememekte idi.[17] Ankara’daki Kanada, Pakistan ve Hindistan büyükelçileri İngiliz büyükelçisi ile yakın irtibatlarını sürdürüyorlardı ve kendi hükümetlerinin tanımayı uzun süre geciktirmeyeceğini tahmin etmekte idiler.

İngiliz hükümeti, 30 Mayıs 1960’da İngiliz Dışişleri Bakanlığı Londra’daki Türkiye büyükelçiliğinden bir mektup aldığı zaman yeni Türk hükümetini tanıdı. Bunun üzerine İngiliz hükümeti şöyle bir cevap gönderdi:

İngiliz Kraliyet Hükümeti, Türk hükümetinin iki ülke arasında memnuniyet verici düzeyde gelişen ilişkilerin sürdürülmesi isteğine tamamen katılır ve karşılık verir.

İngiliz Büyükelçiliği bunu fırsat bilerek Dışişleri Bakanlığına en derin saygılarını sunar.[18]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ