İNGİLİZ ASKERLERİNİN HATIRATLARINDA KUT’ÜL AMARE’DE SAVAŞIN ÖTESİNDE YAŞANANLAR

İNGİLİZ ASKERLERİNİN HATIRATLARINDA KUT’ÜL AMARE’DE SAVAŞIN ÖTESİNDE YAŞANANLAR

Osmanlı Devleti, Almanya ile birlikte, İttifak Devletleri’nin yanında, Birinci Dünya Savaşı’na girmeye karar verdikten sonra bazı cephelerde muharebelere katılmıştır. Bunlar Kafkas Cephesi, Irak Cephesi, Kanal Cephesi ve Çanakkale Cephesi’dir. Ayrıca Galiçya ve Makedonya gibi yabancı cephelere de yardım amacıyla asker göndermiştir. Bunlardan Irak Cephesi, Britanya güçlerinin Basra’ya asker çıkartmasıyla açılmıştır (Gencer vd 2011: 48-72).

Irak Cephesi’nde, Mezopotamya’da, savaş 5 Kasım 1914’te Britanya’nın Tuğgeneral W.S Delamain komutasındaki D Kuvveti’nin (Hint Sefer Kuvveti) Şattü’l Arap girişindeki Fav mevkiine çıkmasıyla başlamıştır (Erickson 2009:104). D Kuvveti’nin taarruzları, Türk Kuvvetleri’nin güneyden gelecek bir saldırıya karşı küçük ölçüde dahi olsa bir yığınak meydana getirmedikleri ve tehlikenin baş gösterdiği andan itibaren de yeterli önlemler almaması nedeniyle (Genelkurmay 1979: 61-64), kuzey istikametinde başarılı bir şekilde Selman-ı Pak Muharebesi’ne kadar devam etmiştir.

Britanya güçlerinin Basra Körfezi’ndeki hücumlarının hedefi, her şeyden önce Hindistan ile deniz bağlantısını sağlamak, aynı zamanda bölgedeki Alman tehlikesini ve varlığını ortadan kaldırmaktır (Uçarol 2013: 622). İngiltere’nin 1913-1914 yıllarındaki Irak ve Basra’daki faaliyetleri incelendiğinde (Kocatürk 2011: 1449-1462) bunun bir sebebinin de “petrol” olduğu söylenebilir. A.İ. Gencer ve S. Özel’e (2011: 58) göre de bunun nedeni, bu bölgenin Hint deniz yolunun güvenliği ve petrol bakımından önem taşımasıdır.

“29 Eylül 1915’te çok parlak bir muharebeden sonra Kut’ül Amare ele geçirilince, başarısız Çanakkale Savaşı’ndan kaynaklanan siyasi ve askeri saygınlık nedenlerinden dolayı, Bağdat’ın ele geçirilmesinin önemli olduğu düşünülmüş ve ileri harekâta devam edilmiştir (Erickson, 2009, s. 106).” Fakat Bağdat’ın 50 km güneyine kadar gelebilen 6’ncı Tümen’in Komutanı Tümgeneral C.V.F. Townshend, 22-25 Kasım 1915’te Selman-ı Pak’ta yapılan muharebeyi kaybedince Kut’a geri çekilmeye karar vermiştir. Nikolas Gardner’a (2013: 183) göre bu talihsiz bir karardır.

Çoğunluğunu Hintli askerlerin oluşturduğu 6’ncı Tümen’in Komutanı C.V.F. Townshend kendini haklı gösteren birkaç nedenden dolayı geri çekilerek Kut kasabasına yerleşmiştir. Bunlardan biri İngilizler gibi nehir nakliyatına bağlı olan Türk 6’ncı Ordusu’nun ilerleyişinin önünü kesmek diğeri de Sir John Nixon emir komutasında toplanan İngiliz takviye güçlerinin El- Amare’de bir araya gelerek taarruz için zaman kazanmalarını sağlamaktır (C.V.F. Townshend 2012: 371-372).

Ayrıca Kut’un önemi, yerli tahıl ticaretinin merkezi olmasının yanı sıra tahıl kaynaklarını da ihtiva etmesinden de ileri geliyordu (Barker 2009: 115). Fakat tahıl depolarının o dönemde çoğu boştu (C. Townshend 2011: 185). Üç tarafı nehirle çevrili olan Kut bu avantajının yanı sıra ateşlerden koruyacak birkaç sulama kanalı ihtiva etmektedir fakat bunun haricinde açık bir araziye sahiptir (Barker 2009: 115). Bu özellik şehri savunmayı zorlaştırmaktadır ve savunma için büyük oranda hazırlık gerektirmektedir. Kut’un tutulmasının en ciddi olumsuz yönü ise yardım kuvvetlerinin uzak tutulmasına ve geciktirilmesine sebep olmasıdır. Nehrin doğu yakasında Kut’tan güneye doğru 35 km kadar mesafede nehirle bataklık arasında sadece 1,5 km genişliğinde geçişe müsait bir alan varken, batı yakada bataklıklar ve akarsular tarafından parçalanmış bir arazi mevcuttur. Kurak mevsimde bile bu bölgede yardım kuvvetleri için ilerlemek zorken, su taşkınlarının olduğu şubat sonu ve mart aylarında yardım kuvvetlerinin ilerlemesi daha da zorlaşacaktır (Barker 2009: 115-116).

Kut’un karşısında, nehrin sağ kıyısında olan Elhan köyü (İngiliz kaynaklarında Woolpress) de Türk kuvvetlerinin Kut’a yapacakları bir taarruzda kuvvetlerini buraya getirip kullanmalarına engel olmak için de Britanyalılar tarafından tutulmuştur (Sandes 1919: 179).

C.V.F. Townshend, Kut’ta tamamen kuşatılmadan önce 4 aralıkta yaklaşık 800 hasta ve yaralıyı, 6 aralıkta da süvari tugayını, gemilerle gambotların hepsini ve gönderebilecekleri kadar yedek nakliye vasıtalarını yardım kuvvetlerinin müteakip hareketlerini kolaylaştırmak için nehrin aşağı kısmına göndermiştir. Hava irtibat subayının talebi üzerine de uçakların Ali el Garbi’ye gitmesine izin vermiştir. Çünkü Türk topçularının uçakların havalanmasına müsaade etmeyeceğini ve uçakları tahrip edeceği düşüncesi hâkimdir. (C.V.F. Townshend 2012: 377, 386).

Gerek Kut’ta gerekse de Elhan köyünde savunma için hazırlıklar başlamıştır. Britanya güçleri kaybettikleri bir savaş sonrası çekilmek zorunda kalmış, her ne kadar çekilmeyi başarılı bulsalar da çekilmenin vermiş olduğu moralsizlik ve yorgunluk içindeydiler. A.J. Barker’a (2009: 116) göre, C.V.F. Townshend’in Kut’a yerleşmesinin temel sebebi yorgunluktur. Bu durumu C.V.F. Townshend (2012: 377) kitabında şöyle ifade etmektedir: “Askerlerin Kut’a vardıktan sonraki bitkinlikleri gibi bir bitkinliğe daha önce hiç şahit olmamıştım. Hint askerlerinin büyük bir kısmı yerlerinden kıpırdayamıyordu bile; buna rağmen 4 Aralık’ta Türklerin öncüsünü görünce İngiliz askerleri çalıştırdım” H.C. Bishop (1920: 14) hatıratında yaklaşan tehlikeyi şu şekilde belirtir: “Türkler biraz acele etselerdi bizimle iyi şekilde hazırlanmamış mevzilerde karşılaşabilirlerdi. Bu da bizim için büyük bir dezavantaj olurdu. ” Bu sebeple kuşatmanın ilk günlerinde Kut’taki hemen hemen her personel mevzi ve irtibat hendekleri kazmak, ateş mazgalı hazırlamak, dikenli tel döşemek gibi tahkimat ve emniyet görevlerinde kullanılmış, hemen hemen tüm enerji bu yönde harcanmıştır. Türklerin 9 aralıktaki topçu atışını müteakip, ilk genel taarruzu 10 aralıkta başlattığı göz önüne alınırsa mevzii kazma hususunda C.V.F. Townshend’in ne kadar haklı olduğu anlaşılacaktır.

Kut’ta sadece Britanya askerleri değil, aynı zamanda Britanya askerleriyle birlikte Kut kasabasının yerli Arap halkı da kuşatma altında kalmıştır. Bu rakamın ise 5.000-6.000 kişi olduğu C.V.F. Townshend (2012: 405) tarafından bildirilmektedir. C.V.F. Townshend’in (2012: 404) kasabanın yerlileri hakkındaki düşüncesi şöyledir: “Beni en çok endişelendiren, şehrin Arap sakinleriydi. Onların düşmanla irtibat halinde olduğunu biliyordum, endişelenmeme sebep olan şey, birçok tüfeğin toprağa gömülmüş ve saklanmış olabileceğiydi. Kuzey cephemizde taarruz ilerlerken düşman gece kasaba halkının ayaklanmasını sağlarsa durumun ciddiyet arz edeceği muhakkaktı. Bu sebeple halkın ileri gelenlerini gözaltına aldım ve en ufak bir ihanet halinde onları vuracağımı ilan ettim. Muhasaranın ilk dönemlerinde Arapların yağmalamalarını durdurmak için yağma yaparken suçüstü yakalanmış on iki adamın askeri komisyonca yargılamasını sağladım ve ibret olsun diye kurşuna dizdirttim. ” C.V.F. Townshend ilk başta tüm halkı kasaba dışına tahliye etmek istemiş ama İngiliz Siyasi Subayı Sir Percy Cox havanın soğuk olması nedeniyle çocukların çöllerde telef olacağını belirtmiş, C.V.F. Townshend (2012: 404-405) yapacağı bu davranışın Arap nüfus üzerinde yıkıcı bir etkisi olacağını da düşünerek sadece kasaba sakini olmayanların kasabadan tahliye edilmesine karar vermiştir.

Kut’ül Amare Kuşatması, Britanya güçlerinin tam teslimiyle sonuçlanmıştır. “Kut zaferini Türkler İstanbul’da Beyazıt Meydanı ’nda ellerinde meşalelerle, Konya ve Edirne ’de ellerinde Türk bayraklarıyla coşkulu bir şekilde kutlamış, şehirleri Türk bayraklarıyla donatmıştır. Müttefik ülkeler de zaferi aynı coşkuyla karşılamış ve kutlamıştır. Berlin’de okullar tatil edilmiş, halk Osmanlı elçiliğine gelerek Türk bayrağını selamlamıştır. Viyana’da ise imparator başta olmak üzere devlet yetkilileri tarafından Osmanlı elçisine tebrik nameler gönderilmiş, bütün binalar bayraklarla donatılmıştır. Sofya’da ise Türk ordusu övülmüştür (Özçelik 2015: 378-379).”

“Hatırat türünden eserler tam da bireyin olaylar karşısındaki bakış açısını gösterdiği için, öğrencilerin tarihsel gerçekliğe eleştirel bir gözle bakmasını sağlamanın en uygun kaynaklarından birisidir. Tarih konularını ihtiva eden derslerde öğrencilerin ‘hatırat’ türünden eserleri okuması özendirilmelidir (Altıkulaç vd 2014: 32).” Bu düşünceden yola çıkılarak, unutulmaması gereken Kut’ül Amare Zaferi’ni, kuşatmanın daha az bilinen kısmını daha çok İngiliz hatıratları incelenerek aydınlatılmaya çalışılmıştır. Bunu yaparken de diğer kitap ve makalelerden temin edilen bilgiler de kullanılmıştır.

Kuşatmada Hintli askerler de olmasına rağmen kendilerine ait belgelerin neredeyse hiç olmamasından dolayı (Gardner 2004: 308) çalışmamızda İngiliz hatıratları incelenmiştir. İngiliz hatıratları incelendiğinde genel olarak Kut’ül Amare’de günlük hayatın seyrini belirleyen en önemli hususlar şunlardır:

Türklerin Taarruzları, Bombardımanları ve Keskin Nişancılar

Türklerle ilk çatışma 9 Aralık 1915’te sabahleyin, Kut kasabasını Dicle’nin sağ yakasına bağlayan, yapımı daha yeni biten bir yüzer köprünün karşısında çıkmıştır. Bu çatışmayı müteakip köprünün yıkılması emri verilmiş ve Britanya ordusundan subaylar köprüyü patlayıcılarla havaya uçurmuştur. Köprünün kalıntıları ise 11 aralıkta bir topçu bataryasının on sekiz top atışıyla tamamen yok edilmiştir (Sandes 1919: 137-141, C.V.F. Townshend 2012: 396-397).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ