İLK OSMANLI SARAYLARI VE TOPKAPI SARAYI

İLK OSMANLI SARAYLARI VE TOPKAPI SARAYI

Osmanlı mimarlığı içinde saray, geçirdiği evreler ve sahip olduğu anlamlar açısından son derece önemli bir yer tutmaktadır. İstanbul’un alınıp payitaht ilan edilmesiyle başkentte yüzyıllar boyunca çok sayıda saray, köşk ve kasır inşa edilmiştir. Bunlar arasında Topkapı Sarayı, 19. yüzyıl ortalarına kadar, padişahlar için başlıca ikametgah ve imparatorluğun yönetim merkezi olmuştur.

İmparatorluk merkezinin İstanbul’a taşınmasından önce Osmanlılar, devlet merkezi olarak yaşadıkları bölgelerde çeşitli saraylar inşa ettirmişlerdir. Ancak, geniş bir alana yayılan ve padişahların yüzyıllar boyunca zaman zaman kullandıkları Edirne Sarayı’nın kalıntıları dışında, bu ilk sarayların tamamı, neredeyse hiçbir iz bırakmadan ortadan kalkmış durumdadır.

Bursa Sarayı

İlk Osmanlı saraylarına Bursa, Manisa ve Edirne’de rastlanmaktadır. Bursa yakınlarındaki Yenişehir’de bulunan yapı ilk örnektir. Osman Gazi dönemine tarihlendirilen bu yapıdan günümüze yalnızca hamam kalıntıları ulaşabilmiştir (Sözen 1990: 34). Erken döneme ait ilk saraylardan biri yine Bursa’da inşa edilmiştir. Orhan Gazi dönemine tarihlendirilen ve Bursa Sarayı adıyla bilinen bu yapı Hisar’daki İçkale’de yer almaktaydı. Daha sonra Murat Hüdavendigar ve özellikle de IV. Mehmet tarafından yaptırılan eklemelerle genişletilen sarayda has oda, arz odası, divanhane, ahırlar, hamam gibi çeşitli birimler bulunuyordu. Ancak önemi Fatih Sultan Mehmet dönemiyle birlikte giderek azalmıştır. Bir süre acemi oğlanlar ve ardından da bostancılar tarafından kullanıldıktan sonra kendi haline bırakılmış ve 19. yüzyılda iyice harap duruma gelerek nihayet tamamen ortadan kalkmıştır.

Manisa Sarayı

Manisa’daki Saray-ı Amire, Osmanlı’nın erken dönemlerinde inşa edilen yapılardan biridir. Manisa şehri, Kütahya, Amasya ve Konya ile birlikte, şehzadelerin tahta hazırlanmak için yetiştikleri merkezlerden biridir. Manisa’nın önemi II. Murat dönemiyle birlikte artmış ve Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murat gibi imparatorluğun güçlü padişahları, şehzadelik yıllarını bu şehirde geçirmiştir.

Manisa Sarayı’nın yapımına II. Murat devrinde, 1445 yılında başlanmış, sonraki yüzyıllarda yapılan eklemelerle genişlemiştir. Saray, bugünkü Manisa şehrinde, batıda Cumhuriyet Caddesi, doğuda Atatürk Bulvarı, kuzeyde istasyon, güneyde de Hatuni Camisi arasında kalan toplam elli altı dönümlük bir alanı kaplamaktaydı (Üçbaylar 1991: 40). Bu arazinin içinde şehzadelere ait köşkler, harem daireleri, çeşitli odalar, saraçlar odası, yeniçeriler odası, hamam, ahır ve geniş bahçeler bulunuyordu (Uluçay 1941: 11).

III. Murat’ın tahta çıkmak için Manisa’dan ayrılmasından sonra saray bakımsız kalmıştır. III. Mehmet’in padişah olmasıyla birlikte şehzadelerin sancaklarda valilik yapma geleneği sona ermiş ve sarayın işlevi de böylece ortadan kalkmıştır. 19. yüzyılda zaman zaman tamir edilen Manisa Sarayı, bu yüzyılda tamamen kendi haline bırakılarak ortadan kalkmıştır.

Manisa’da, Saray-ı Amire’den başka ikinci bir saray daha bulunmaktaydı. Şehzadelerin yaz aylarında çıktıkları Bozdağ yaylasındaki bu yapıyla ilgili ayrıntılı bilgi yoktur.

Edirne Sarayı

Osmanlı Devleti’ne İstanbul’dan önce başkentlik yapan Edirne, saray mimarisi açısından son derece önemli bir kent olmuştur. Şehrin fethinden sonra ilk saray yapısı 1365’te I. Murat tarafından inşa ettirilmiştir. Eski Saray olarak adlandırılan bu yapıda; büyük salonlar, kilerciler, doğancılar ve seferliler odaları, has oda, hazine, hamam gibi yapılar bulunuyordu. Padişahlar tarafından kısa bir süre kullanılmış olan bu saray daha sonra başkentte padişahın hizmetine girecek iç oğlanların eğitimi için okul olarak hizmet vermeye başlamıştır.

Yeni Saray olarak da anılan Edirne Sarayı II. Murat tarafından inşa ettirilmiştir. Eski Sarayın şehir içinde dar bir alanda sıkışıp kalması ve genişlemeye müsait olmaması nedeniyle ortaya çıkan gereksinimi karşılamak amacıyla Tunca Nehri kıyısında çok geniş bir alan seçilmiştir. Yapımına 1450 tarihinde başlanmış ve Topkapı Sarayı’nda olduğu gibi, yüzyıllar boyunca ortaya çıkan gereksinimler doğrultusunda yeni binalar eklenerek genişletilmiştir. Günümüzde Sarayiçi olarak anılan bölgede kalan Edirne Sarayı, yerleşim şeması açısından Topkapı Sarayı için bir prototip oluşturacak kadar önemlidir.

Sarayla ilgili en önemli kaynaklar Dr. Rıfat Osman’ın (1874-1933) yaptığı çalışmalardır. Edirne Sarayı şehir yerleşiminin kuzeyinde, Tunca Nehri’nin batı kıyısında çok geniş bir alanı kaplamaktaydı. Avlulara göre beş alanda toplanmış ana saray kompleksi ve bunun dışında kalan köşk ve kasırlardan oluşmaktaydı. Birinci ve en eski meydanı olan Alay Meydanı’nın batı duvarında Bab-ı Hümayun yer alır. Bu kapının iki yanında hapishane mekanları ve Mumcular Ocağı’na ait odalar bulunmaktadır. Meydanın kuzey duvarında Divan Kapısı ve sırasıyla Kubbealtı ve İç Hazine odaları bulunur. Alay Meydanı’nın güney duvarında Matbah-ı Amire ve Aşçılar Ocağı bulunmakta ve bunlar da kendi içlerinde çok sayıda mekan barındırmaktadır. Meydanın doğu tarafında, tam ortada Babüssaade, diğer adıyla Akağalar Kapısı yer alır. Bu bölüm, Arz Odası ile birlikte Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen en eski mekanlardan biridir. Bubüssaade’den günümüze yalnızca kapı kemeri ulaşmıştır.

Edirne Sarayı’nın ikinci bölümü, zamanla Tunca Nehri tarafından taşınan sarı kum örtü nedeniyle bu isimle anılan Kum Meydanı’dır. Meydanın güneyinde Hadika-i Hassa’ya açılan Demir Kapı, kuzeyinde Cihannüma Kasrı, Doğusunda Kum Kasrı, batısında da Arz Odası yer almaktadır. Arz Odası, yabancı sefirlerin ve heyetlerin kabul edildiği, bayramlaşmaların yapıldığı, üzeri kubbeyle örtülü bir mekandır. Edirne Sarayı’nın Fatih Sultan Mehmet döneminde yapılmış olan en önemli binalarından biri Cihannüma Kasrı’dır. Kasır adını, bir kulenin üzerinde yer alan sekizgen planlı odadan almaktadır. Kum Kasrı ya da diğer adıyla Hamamlı Köşk yine Fatih dönemi yapılarındandır. İçinde havuzlu bir salon ve sünnet odası da bulunan yapının bugün yalnızca hamam kısmı ayaktadır.

Alay Meydanı’nın kuzeyinde yer alan Divan Kapısı’ndan sarayın en önemli bölümlerinden biri olan Divan Meydanı’na ulaşılır. Kubbealtı ve İç Hazine’nin birer cephesi bu meydana bakmaktadır. Darüssaade Ağası Dairesi, Harem Ağaları Dairesi, Başkapı Gulamı Dairesi, Camlı Oda ve Mescit bu meydanı kuşatan mekanlardır.Yine bu meydanda I. Ahmet döneminde inşa edilen Alay Köşkü bulunmaktadır.

Enderun Meydanı sarayın hazineci, kilerci seferli gibi hizmetlilerine ayrılan mekanların yer aldığı bölümdür. Meydanın orta kısmında Hünkar Camisi olarak adlandırılan minaresiz, küçük bir cami bulunur. Padişah ve valide sultanların yemeklerinin hazırlandığı Kuşhane Mutfağı da yine bu meydandadır.

Edirne Sarayı’nın son meydanı, Valide Sultan Taşlığı olarak isimlendirilen yerdir. Topkapı Sarayı’ndaki taşlığın aksine bunun çevresinde son derece düzenli bir planlamaya sahip tek ve iki katlı odalara yer verilmiştir. Yine aynı meydanda Şehzadeler Dairesi ve Mektebi, Kadın Efendiler Dairesi, Valide Sultan Dairesi, Hasekiler Dairesi, Cariyeler Dairesi, Avcı Mehmet ve II. Ahmet Daireleri ile Harem Hamamı bulunmaktadır.

Edirne Sarayı’nda bu avlularla bağlantısı bulunmayan ve içlerinde çok sayıda köşkün yükseldiği çeşitli bahçeler bulunmaktadır. İftar Kasrı, Sepetçiler Kasrı, Bülbül Kasrı, Aynalı Kasır, Terazi Kasrı, Şikar Kasrı, Değirmen Kasrı Bayırbaşı Kasrı gibi isimlerle anılan pek çok kasır ve köşk, sarayın Dolmabahçe, Gülhane ve Hadika-i Hassa gibi has bahçelerinin içlerine dağılmıştır.

Edirne Sarayı önemini İstanbul’un başkent olmasından sonra da sürdürmüş; cülus ve sünnet törenleri ile sürre alaylarına sahne olmuştur. Burada kalan son padişah III. Mustafa’dır. Daha sonra kendi haline bırakılan saray kısa sürede harap olmuş ve 19. yüzyılda bazı bölümleri cephanelik olarak kullanılmıştır. Cephanelik, 1877 yılında Edirne’ye yaklaşan Rus ordularının eline geçmemesi için, Müşir Ahmet Eyüp Paşa’nın emriyle havaya uçurulmuş ve saray hem patlama hem de çıkan yangın nedeniyle tamamen bir harabe haline gelmiştir.

Eski Saray

İstanbul’un fethinden sonra kentte inşa edilen ilk padişahlık sarayı, bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu yerdeki Saray-ı Atik, yani Eski Saray’dır. 1450’lerin ortalarında Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı bu saray, kısa bir süre içinde, hem şehrin giderek kalabalıklaşan ana merkezinin ortasında kalmış, hem de ortaya çıkan yeni gereksinimlere cevap veremeyecek duruma gelmiştir. Bunun üzerine yeni bir saray yapılmasına karar verilmiş ve Topkapı Sarayı inşa edilerek eski yapı terkedilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanat yıllarının ortalarına kadar Harem bölümü Eski Saray’da kalmış, Haremin Topkapı’ya taşınmasından sonra da burası, 19. yüzyıla kadar, ölen ya da tahttan indirilen padişahların annelerine ve kadınlarına tahsis edilmiştir. Eski Saray 19. yüzyılda tamamen ortadan kalkmıştır.

Üsküdar Sarayı

Üsküdar Sarayı, İstanbul’da inşa edilen en eski saraylardan biridir. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaynaklardan, 16. yüzyılda varolduğu anlaşılmaktadır. Saray, bugünkü Selimiye Kışlası’nı da içine alan imparatorluğun en gözde has bahçelerinden Üsküdar Bahçesi’nde bulunuyordu. Mimar Sinan, 16. yüzyıl sonlarına doğru bu bahçenin Ayazma kısmına Üsküdar Sarayı’nı inşa etmiştir. Topkapı Sarayı’nda olduğu gibi sonraki yüzyıllarda yapılan eklemelerle büyütülmüş ve 17. yüzyıldan itibaren Kavak Sarayı adıyla da anılmaya başlanmıştır.

Üsküdar Sarayı, bulunduğu arazinin genişliği ve topografyasına uygun olarak dağınık bir planlama anlayışına sahiptir. Kompleks içinde çok sayıda köşk, bir cami ve çeşitli fonksiyonlara sahip yapılar bulunmaktaydı. Tek ve iki katlı binalardan oluşan sarayın deniz yönündeki yapıları, kalın sur duvarının üzerine oturtulmuştur.

Üsküdar Sarayı’nın ne zaman ortadan kalktığı bilinmemektedir. Tepede bulunan bir grup binası, muhtemelen 18.yüzyıl sonlarında, Selimiye Kışlası’nın yapımı sırasında yıktırılmıştır. Sultan Abdülmecit’in saltanat yıllarında burada bazı inşa faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. 20. yüzyıl başlarında Kavak Kasrı denilen asıl bina, mermer hamam kurnaları, çeşme ve havuz taşları, pencere söveleri ve rokoko kabartma parçalarıyla henüz ayakta olup (Osman 1939: 16) saraydan günümüze hiçbir iz kalmamıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ