İLK ORTA ASYA SAKİNLERİNİN GÖÇ SÜREÇLERİ

İLK ORTA ASYA SAKİNLERİNİN GÖÇ SÜREÇLERİ

Orta Asya’da eskiden çeşitli halklar yaşamıştır. Onların arasında Türk halklarının geniş hudutlara sahip olarak Orta Asya’nın tüm ülkelerinden çok eskiden göç ettikleri bilinmektedir. Bununla birlikte onların bir yerden ikinci bir yere ilerleme durumu (migrasyon süreçleri) devamlı olmuştur. Mezkur halkların kendi yaşadığı meskenlerini değiştirmelerinin nedeni çeşitlidir. Onların en önemlilerinden birisi iklim değişmesidir. Hava durumu değişmesiyle ortaya çıkan halkların göç süreci çok az araştırılmış meselelerden biridir.

Bitkiler dünyası araştırıcıları, toprağı inceleyen eski çağ bilginleri, iklimin değişmesiyle ortaya çıkan kumluklar, Karakum ve Kızılkum çöllerinin oluşum sürecini araştırırlarken kazı yerlerindeki zemin katın birbirinden farklı olduğunu, bunun doğrudan doğruya hararetin değişmesiyle ilgili olduğu gibi ilginç bir gerçeği fark ettiler. Araştırma sonucunda kuru ve sıcak iklim ile serin ve nemli iklimin dönem dönem yer değiştirdiği belirlendi.[1] Özellikle, mezkur mesele üzerinde Kuzey-Batı Hindistan bölgelerinde çalışan G. Singh kendi araştırmalarında önemli sonuçlara varmıştır.

G. Singh’in elde ettiği bilgilere göre, sözü geçen bölgelerde bundan 10-11 bin yıl önce sıcaklık yüksek olmuştur. M.Ö. 8 bin yılından 1750 yıllarına kadar iklim serin ve nemli olmuştur. Ondan sonra yine sıcaklık yükselerek M.Ö. 500 yıllarına geldiğinde havanın çok ısındığı biliniyor. Araştırıcının vardığı sonuca göre, miladi 4.-5. yy.’lara gelindiğinde ılımanlaşan iklim, bugüne dek çok değişmeden kalmıştır.[2] G. Singh’in mezkur hulasası Orta Asya’da ortaya çıkan tarihi olaylara çok uygun düşüyor

Araştırıcılar, insanın ilk var olduğu bölgeler konusunda genel bir görüşe varamamış olsalar bile, Orta Asya’da eskiden insanların yaşadığını tasdik ediyorlar. Çünkü, burada bulunan “Fergane insanı”,[3] Alt Paleolitik Dönemi’ne ait medeni yadigârlar ve orta paleolitik dönemine ait Baysun dağının Teşiktaş Mağarası’ndan bulunan çocuk kemiği,[4] yine Kaşgar etrafında bulunan Üst Paleolitik “Artuş insanı”nın taşa dönüşen kafa kemikleri[5] bu bölgenin çok eskiden insanların yaşadığı bir yer olduğunu gösteriyor.

Orta Asya mıntıkasının canlıların ilk yaşadığı bölgelerden biri olduğunu[6] neft (petrol) stoklarının zenginliği de göstermektedir. İlk paleolitik dönemindeki buzulların kuzeyden güneye ilerlemesi neticesinde kuzeyde soğuğa uyum sağlayamayan canlılar ve insanların bir kısmı, o dönemde yaşam için nispeten uygun olan Orta Asya’nın orta ve güney bölgelerine yerleşmiş olabilirler. Araştırmalara göre, zeminin 20° ve 40° parallellerinde ağır doğal şartlarda yaşamış insanlar Pleistosen hem de Holosen (soğuk iklim-buz çağı) döneminin sonlarında hayvancılık ve çiftçilik yaparak ilk insanlık toplumuna esas oluşturmuşlardır.[7] Soğuk iklim çağında mezkur mıntıkadaki dağların da kalın buzla kaplı olduğu bellidir.[8] Ama, bu dağların çevresindeki Gobi, Taklamakan, Kızılkum ve Karakum çölleri ve etrafı insanların yaşayabilmesi için uygun yerler olduğu malumdur. Bu durum aynen Tarım Vadisi, Cungarya (Yarış) ve Turfan-Kumul düzlüğünde de göze çarpıyor.[9] Sonraları havanın ısınması ve buzların erimesiyle ağır şartlara uyabilen insanlar, çöller etrafındaki vadileri cennete dönüştürmüşlerdir. Bu ise Orta Asya’nın o çağda 40° paralelde yerleşen bölgeleri insanların kalabalık olarak meskun bulundukları yerlerden biri olduğunu gösterir. Neticede, bu çöllerin çetin doğal şartları, ortak bir kültür oluşmasına ortam yaratmıştır. Herhalde, daha Üst Paleolitik Çağı’nda bu bölgelerde aynı dilli etnik grup, yani, Türk halkının şekillenmesine esas olmuştur.

Rus arkeologları, Batı Türkistan’ı çok iyi araştırmışlardır. Onlar eski kültür ocaklarından sayılan Özbekistan ve Türkmenistan bozkırlarında ve kumlu çöllerinde de insanlar yaşadığına dair bilgiler sunuyorlar. G. Singh cetveline uygun olarak, Özbekistan’da bundan 12-15 bin yıl önce havanın ısınması sonucunda insanlar acı, ağır günlerle karşılamıştır. Su kaynaklarının kuruması sonucu bitki aleminin kesin kısalması, hayvanat âleminin kırılmasına ve azalmasına sebep olmuştur.[10] Bununla beraber, M.Ö. 3000 yıllarının sonu 2000 yıllarının başlarında iklimin ılımanlaşması sonucunda yine Kızılkum hududundaki göllerin çevrelerinde insanların nispeten daha çok yaşamış olduğu belirtilmiştir. Ancak, M.Ö. bin ve miladi bin yıllar arasında mezkur bölgede nüfusun kesin azaldığı söyleniyor.[11]

Aşağı-yukarı 15-20 bin yıl evvel iklimin kesin değişmesinin ilk önce Orta Asya’nın en ağır doğal şartlara sahip bölgesi olan Tarım Vahası’nda ortaya çıktığı bellidir. Orta Asya dağlarındaki buzullar eriyip dağ suları azalınca dört tarafı dağlarla çevrili Taklamakan Çölü genişlemeye başlamıştır.[12] Sonuçta, bu durumun insanların yaşam tarzının ciddi olarak değişmesine sebep olduğu aşikardır. Künçi nehrinin dolaylarında M.Ö. 6412±117 yılından önce[13] yaşadığı tahmin edilen mumyalanmış kadın cesedi bulunmuştur. Ölünün yanına o dünyada yemesi için sepete et ya da başka yiyecekler konulmadan sadece buğday konulmuştur. Demek ki, mezkur bölgede yaşamış kavimlerde M.Ö. 4 bin yıllarında çiftçilik ürünleri en önemli yaşam kaynağı olarak değerlendirilmiştir. Yani, G. Singh cetvelinde kaydedilen 10-11 bin yıl önce ortaya çıkan doğal afetten sonra insanların sadece çiftçilikle meşgul olanları yaşamını sürdürebilmiştir. 6412 yıllık cesedin bize kadar bozulmadan ulaşması 11 bin yıl önce ortaya çıkan sert kurak iklimin devamlı korunması sonucudur. Demek ki, Tanrı Dağı’nın güneyindeki çiftçiliğe uyanlar kendi yerlerinde kalmışlardır. Diğerleri dört tarafa göç etmeye mecbur olmuştur.

G. Singh cetvelinde 10-4 bin yıl önce biraz ılımanlayan hava 2 bin yıl sonra yine ısınmaya başlamıştır. Bu dönemde Taklamakan Çölü etrafındaki eski Krurona Devleti’nin[14] hududu ve Miran, Niya, Çerçen, Keriya, Akspil, Kusan, Şehriyar, Çadır gibi şehirler ve onun çevresindeki şehir ve köyler kum altında kalmıştır.[15] Miladi 3-4 yy.’lara geldiğinde ise mezkur yerlerdeki su kaynakları tamamen kurumuştur. Çoğunluk şehirlerin yerinde kumlu tepeler oluştuğundan insanlar başka yerlerde sığınak bulmuşlardır. Sözü geçen insanların kuzeye, doğuya, güneye ve batıya ilerledikleri hakkında Zeki Velidi Togan,[16] Mehmet Emin Buğra,[17] Turgun Almas[18] ve başkaları fikir bildiriyorlar.

Yeryüzünde iklimin kesin değişmesinin ilk olarak Sahra-i Kebir’de olup bittiği biliniyor. İşbu mıntıkada yaşayan insanların iklime uymak için çaba harcaması ilk defa büyük bir kültürün doğmasına neden olmuştur. Araştırıcılar, iklim değişmesi neticesinde göçebelerin ilk göründüğü bölgeler konusunda “Arap Yarımadası ve Hazar Denizi’nin doğusundan ta Büyük Hingan Dağlarının doğusuna kadar olan hudutlar olmuştur” şeklindeki iki görüş olduğunu belirtmektedir. Onun kuzey hudutları orman-steplere kadar, güneyi Merkezi İran Dağları ve Süleyman Dağı’yla sınırlandığı tahmin olunuyor.[19] Mezkur tahlilde Türkistan halklarının kuzeyde ve doğuda ta Hingan Dağı’nın doğusu yani Çin Denizi’ne kadar vardıkları söyleniliyor.

Kadim insanların Türkistan’ın güneyinden kuzeye göçtükleri konusundaki görüşü tasdik etmede ünlü Eski Çağ tarihçisi Aleksey Pavloviç Okladnikov’un Moğolistan’ın Hoyt-Senher mağarasındaki taşa çizilmiş resimler üzerinde yaptığı araştırma ayrıca önem taşıyor.

A. P. Okladnikov, Moğolistan’ın Hoyt-Senher Mağarası’ndaki Üst Paleolitik Çağı’na ait (35 bin yılından 10 bin yılına kadar) ilkel insanların çizdiği resimleri araştırarak dikkate değer bir sonuca ulaşıyor.

O işbu mağara resimlerini Pamirdeki yani Tacikistan’ın Margab köyünden 40 km. güney batıda yerleşen mağarada bulunan duvar resimleriyle karşılaştırarak Moğolistan’ın Hoyt-Senher Mağarası’ndaki resimlerin Pamirdeki resimlere nazaran daha zengin ve yüksek derecede ustalıkla yapıldığını vurguluyor. Bilgin, mezkur resimler Orta Asya’nın çeşitli bölgelerinde bulunan türlü resimlerle karşılaştırarak aşağıdaki önemli sonuca ulaşıyor ve “Hoyt-Senher ve Aguy Mağarası’ndaki resimler ortak mazmun hem de üslup cihetinden Orta Asya, Pamir, Tiyan-Şan (Tanrı Dağı) ve Yukarı Lena’daki (Şişkino) eski taşlara çizilmiş tasvirlerle temelinin aynı olması bakımından büyük ölçüde bir bütün olarak tarihi-kültürel birlik oluşturuyor”[20] diye kaydediyor. Ama, A. P. Okladnikov mezkur bölgelerde yaşayan halkların Türk kavmine mensup olduğunu söylememiş olsa bile, onun çok uzun süren çalışması neticesinde çıkarttığı sonuçtan aşağıdaki görüşlere varmak mümkündür:

1) Taş yani Üst Paleolitik Çağı’nda insanlar ağır günlere denk geldiklerinde, Batı Moğolistan ve Sibirya’dan ta Güney Türkistan’a kadar yaşamış olan eski insanların sadece taş aletleri kullanma tarzları aynı olmasından başka, mezkur mıntıkadaki insanların resim çizme üslubu ve dinsel düşüncelerinin bir olduğunu hem de onların manevi kültürünün de ortak olduğunu gösteriyor. Demekki, mezkur durum. Orta Asya’nın kuzeyindeki halklarla güneyindeki halkların esas menşeinin (etnogenezi) aynı olduğunu belirtir. Bu ise Moğolistan’ın batısı aslen Türkler mekanı sayıldığından Güney Türkistan’da eskiden Türklerin yaşadığını tasdik eder.

2) A. P. Okladnikov kendi araştırmasında V. A. Ranov, L. F. Sidorov ve M. E. Masson gibi araştırmacıların sürdürdüğü çalışmalara dayanarak Orta Asya’nın güneyinde devekuşu yaşadığını belirliyor.[21] Buna dayanarak o eski müsavvirlerin kendileri güneyde gördükleri fil ve devekuşu tasvirini kuzeydeki mağaralara çizdiklerini yazıyor.[22] Bilginin bu tespiti güney mıntıkalarda yaşayan insanların kuzeye göçtüklerini onaylıyor.

Eski Çağ tarihçileri ve paleograflar (zemin katlarını araştırıcı coğrafyacılar), bundan 35 bin yıl önce Yenisey nehrinin doğusunda iklimin şimdiki döneme nispetle nemli ve sıcak olduğundan Güney Ural, Kuzey Kazakistan, Moğolistan, Kuzey Çin’den bir kısım insanların kuzeye göçtüklerini söylüyorlar. Onlar Yenisey’in doğusunda “Dyukitay” kültürün temelini atmışlardır.[23]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ