İLK BULGAR DEVLET OLUŞUMLARI

İLK BULGAR DEVLET OLUŞUMLARI

Eski Bulgarların bir grubu Kuzey Dağıstan’ın düzlük alanlarına yerleşirken, diğer grup da Derbent geçidinin güneyine düşen Albanya denen (şimdiki Azerbaycan) topraklarına yerleştiler. O dönemde Kafkas Bulgarları, Burcanlar diye genel bir isimle anılıyorlardı. Bu metinde onları Dağıstan Bulgarları diye adlandıracağız.

Birinci yüzyılın başlarından itibaren (M. S. 15 ve 47 yılları arasında) Orta İdil havzasında, şimdiki Samara bölgesinde, Kinel (Khinel) nehrinin kıyısında bir Bulyar Prensliği (Atil) vardı. Prenslik, Kama (Tarkan) -Kuzey Çin’den, Bulgarlarla yakın ilişki içindeki, Utigurlarla beraber gelme- tarafından kurulmuştu.

Bulgarların tarihteki kaderi Hunların batıya doğru ilerlemeleriyle doğrudan ilintilidir.

1. Hunların Batıya Doğru İlerlemeleri ve Bunun Sonuçları

Hunların toplu bir şekilde Volga’nın batısına yerleşmeleri, Bulyar boyunun başını çektiği, Hunoğur Hunlarının ilerlemeleriyle bağlantılıydı. 4. yy.’ın başlarında Hunoğurlar, Tarbagatay bölgesinden Bulyar boyundan Bulümar’ın (Yunan kaynaklarında Belemer diye geçer) öncülüğünde ayrılmışlardı. İlk başta Hunoğurlar Yedisu bögesine yerleşmek istediler. Olmayınca, biraz daha batıya ilerleyip, M.S. yaklaşık 329 yılında Orta İdil havzasına ulaştılar. Bu sırada Utigler başsız kalmışlardı. Prensliğin en son hükümdarı Bulyar Djoka-utig, oğullarıyla birlikte İskandinavlarla yapılan bir savaşta öldürülmüştü.[1]

Bu sebeple Utigler, Bulümar’ı hükümdarları olarak kabul ettiler. Bulümar Bulyar Prensliği’ni 30 yıl kadar yönetti. 359-360 kışı çok çetin geçmişti, o kadar ki gür ormanlardaki güçlü ağaçlar yarılmış, kuşlar başka memleketlere göç etmişti. İlkbahar ve yaz döneminde hiç yağmur yağmamıştı. Büyükbaş hayvanların ölmesiyle birlikte kıtlık başlamıştı. Halkını ölümden kurtarmak için Bulümar Hunoğurları İdil’den batıya doğru sürdü. Hazar’ın ovalık bölümlerinde yaşayan Utigler, Khotlar ve Hunların bir kısmı da Hunoğurlara katılmıştı. Bizans ve Latin tarihçileri onları toplu bir şekilde Hunlar diye adlandırmıştı. Hunlar M.S. 360 yılında Volga’yı geçtiler (M.S. 350 diye de rivayet edilir).[2]

Alanlar Hunların batıya doğru ilerlemelerine engel olmaya çalıştılar. Alanlar şimdiki Osetlerin ataları, (uzun zaman önce Sindler-Urtulardan ayrılan) Kara Saklanların da torunlarıydılar. Prens Boz- Urus önderliğindeki Alanlar Polonyalıların (Sarmatyalılar) savaş tekniklerini kullanıyorlardı. Kılıç kuşanmış atlı askerler diğer silahlı askerler tarafından çevrelenmiş bir şekilde korunuyorlardı. Alanlar atlarının boyunlarına zincirlerle uzun mızraklar bağlamışlardı. Böylece mızrak, hızla giden attan hız alarak daha iyi saplanabiliyordu. Düşman piyadelerini kolayca geçebildikleri için hafif oklarla donanmışlardı.[3]

Ammianus Marcellinus, 4. yy. sonundaki Hun savaş teknikeri ile ilgili olarak yazdığı bir yazıda: “Hunlar uzaktan büyük maharetlerle attıkları, sivri başlıklı oklarla ve ellerindeki kılıçlarla, kendilerinden geçercesine savaşıyorladı. Eğer düşman kılıçlarla hücuma geçerse, kementlerle kıskıvrak yakalanıyor, böylece yaya ve atlı birlikleri hareketsiz hale getiriliyordu.” diye bahsediyordu.[4]

Ammianus Marcellinus Hun akınlarını dağlardaki kar fırtınasına benzetirken, tarihçi Jeronimus (5. yy.) Hunları arı bulutuna benzetiyordu. Hun hücumu o kadar güçlü ve azgındı ki, Alanlar çözülüp panik içinde batıya doğru geri çekilmeye başladılar. Kuzey Kafkaslar’da yaşayan diğer halklar da Alanlarla birlikte çekilmeye başladılar. Bu olay aynı zamanda meşhur Kavimler Göçü’nün de başlangıcı oldu.

4. yy.’ın 60’larının ikinci yarısı ve 70’lerinin başında, Hunlar, Azak (Meotida diye geçer) denizinin doğu kıyılarına ve Don nehrinin düzlüklerine geldiler. Burada Sarmat Yazıglar ve Roxolanlar yaşıyorlardı. Hunların akınlarına karşı koyamadılar. Utigler ve Khotlar ataları Kimmerlerin vatanına geri döndüler.

375 ve 376 yıllarında Don kıyılarına geldiklerinde Hunlar Ostrogotlarla karşılaştılar. Liderleri, Kral Germanariks’di. Gotlar Karadeniz’in kuzeyine 2. yy.’ın ikinci yarısında gelmişlerdi. Yerleştikleri yelere göre ‘Vest’ ve ‘Ost’, yani Batı ve Doğu Gotları diye gruplandırılmışlardı. Ostgotlar (Ostrogotlar), Dinyester ve Don’un batı yakasına yerleşirken, Vestgotlar (Vizigotlar), Eflak ve Moldovya’ya yerleştiler.

Bir tesadüf üzerine (Hun avcıları bir geyiğin, 3-4 km’lik dar Kerç Boğazı’ndan geçebildiğini görünce) Hunlar, Don’un kum birikintileriyle sığlaşmış, Kerç Boğazı’ndan Kırım yarımadasına geçtiler ve Ostrogotlara arkalarından saldırdılar. Yenilen Ostrogotlar batıya doğru çekildiler.

2. Hun Devleti’nin Kurulması

Hunların Volga’dan batıya doğru ilerlemesi esnasında, Kuzey Kafkaslarda ve Azerbaycan’da yaşayan Bulgarlar da onlara katıldılar. Daha önce Bulgarlar, Alan prensi Boz-Urus’a hizmet etmişlerdi. Ne zaman Hun lideri Bulümar, Dulo Uruğu’nun “kuyruğunda renkli şeritlerle düşen bir kırmızı top bulunan” bayrağını kaldırdı,[5] onlar da bu harekete katıldılar.

Bulgarlar anladılar ki yakın akrabaları Hunlar sınırları aşarak yaklaşıyorlardı.

Bulümar’ın en büyük oğlu Prens Alp Bulgarlar ve Hunlardan oluşan bir orduyla Sadumları (İskandinavları) yendi ve onları İtalya topraklarına kaçmaya zorladı. Daha sonra Tuna nehrinden geçerek 378 yılında 80 bin kişilik Bizans ordusunu Edirne yakınlarında (Bulgarların Kan-Dare dedikleri yerde) bozguna uğrattı.[6]

Savaş ganimetleri arasında imparatorluk tacı da vardı. Prens Alp bu tacı babasına sundu ve Bulümar da bu tacı takarak kendini Hunların Hanı (hükümdar) ilan etti. Fakat Bulümar, zaferin şerefine verilen bir ziyafette birdenbire öldü. Yerine Alp han oldu. Hun Devleti’nin kurulduğunu ilan etti. Toprakları İdil’in aşağı kısımlarından, Tuna’nın aşağı kısımlarına kadar uzanıyordu. Hunların bir kısmı Bulgarlara katıldı. Böylece Bulgarların sayıları çok artmıştı. O zamanlarda (M.S. 4. yy.’ın 80 ve 90’larında) Bulgarların en önemli boyları Erdim, Bakil (Boyandır), Seber, Agaçir, Karka, Utig ve Kimer’di, ki Hun Devleti içindeki etkileri gittikçe artıyordu.[7]

Alp Han öldüğü zaman, naaşı, eteklerinde şimdiki Kiyev şehrinin kurulduğu, Kuyantau’da (Kuyan Dağı) yakıldı. Mezarının başına Dulo kabilesinin büyük bir taş tamgası yerleştirilmişti. Bu tamga ‘Baltavar’, yani “Prenslerin Efendisi” anlamına geliyordu ve Y şeklindeydi. ‘A’ işareti balta, ‘U’ ise yay anlamına geliyordu.[8] Baltavar da genel olarak imparatorluk otoritesini simgeliyordu.

Hun Devleti asıl gücüne Alp’in torunu Atilla yönetiminde ulaştı. Atilla, Avrupa kaynaklarında Muncuk diye bilinen ve M.S. 434’te ölen, Aybat’ın oğluydu. Aybat’ın ölümünden sonra Hunları, oğulları Atilla ve Bleda yönettiler. Atilla Don nehrinin batısındaki Hunları, kardeşi Bleda doğusundakileri yönetiyordu. M.S. 444 veya 445 yılında Atilla Bleda’yı öldürdü ve tek başına bütün Hunların başına geçti.

Atilla’yı görmüş bir kişi olan, tarihçi Priscus’un tanımlamasına göre Atilla, kısa boylu, geniş göğüslü ve büyük kafalı biriydi; gözleri küçüktü, sakalı ince ve ağarmıştı; geniş burunlu ve esmer tenliydi.[9]

Böylece Atilla 448’de ortaya çıkmış oldu. O zamanlar Hun hükümdarının ikametgahı, M.S. 405-406 yıllarında ele geçirilen, Pannonia’daydı (şimdiki Macaristan). Başkent, her ikisi de Tuna’nın kolları olan, Tizsa ve Temeş nehirlerinin arasında bulunuyordu ve yerleşim alanı olarak çok geniş bir araziye yayılmıştı. Neredeyse zamanın ‘en büyük şehri’ denebilirdi. Etrafı parlak tahtadan duvarlarla çevriliydi, tahtalar öyle sağlam izlenimi veriyordu ki birleşim yerleri ancak çok yakından bakıldığında seçilebiliyordu.”[10]

Yerleşim bölgesinin içinde etrafı büyük çitlerle çevrilmiş bir alan vardı. Burada bir çadır ve Atilla’nın sarayı bulunuyordu. Bir tepenin üzerine kurulan ve üzerinde kuleler bulunan saray oymalarla dekore edilmişti.

451 yılında, Atilla Tisza kıyılarından Ren nehri kıyılarına doğru, Vizigotlara karşı sefere çıktı. Seferin esas nedeni Vizigot kralının, karısını, Atilla’nın kızkardeşini, zehirlemesiydi. 451 yılının Haziran ayının ikinci yarısında Katalonya ovasında (Fransa’nın Champagne bölgesi) Avrupa’nın iki güçlü ordusu ölümüne savaşa tutuştular. Atilla’nın ordusunda, Hunların yanı sıra, Bulgarlar, üç kardeşin (Valamir, Thiudimer, Vidimer) komutası altında Ostrogotlar, ve Ardaric komutasındaki Gepidler yer alıyorlardı. Diğer ordunun başındaysa Vizigotların kralı Theodoric ve ünlü Bizans kumandanı Aetius vardı. Romanlar ve Alanlar da Vizigotların yanında savaşa katılmışlardı.

Savaşı Atilla kazandı. İki taraf da 180 bin askerini kaybetmişti. Ve artık Avrupa’da Atilla’yla boy ölçüşebilecek başka bir kuvvet kalmamıştı.

453’te Atilla tekrar evlenmişti. Gelin olarak da olağanüstü güzellikte, İldiko adında bir genç kızı seçmişti.[11]

Düğünün ertesi günü “kraliyet mensupları ters giden bir şeylerden şüphelendiler. Büyük tatışmalardan sonra kapıyı kırıp içeri girdiklerinde Atilla’nın yara almadığı halde kanlar içinde yerde yatan ölüsünü ve duvağının altından boynu bükük bir halde ağlayan genç kızı buldular.”[12]

Düğün sırasında Atilla çok fazla içmişti. Düğün odasına çekildikten sonra yüzüstü yere düşmüş ve çok yoğun bir şekilde burnu kanamaya başlamıştı. Daha sonra şiddetli akan kan yerde birikmiş, ve Atilla kendi kanında boğularak ölmüştü. Atilla Tisza ırmağının yanındaki Kereşa ırmağının kuzeyinde yer alan, kendi başkentinde ölmüştü. Erkekler, Hunlarda adet olduğu üzre, saçlarını yolup, derin yarıklarla yüzlerini korkunç hale getirerek, kadınsı feryatlar ve ağlamalarla, kanlarını akıtarak büyük savaşçılarının yasını tutuyorlardı.[13]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al