İKİNCİ HAÇLI SEFERİ VE SELÇUKLULAR

İKİNCİ HAÇLI SEFERİ VE SELÇUKLULAR

Urfa’nın yaklaşık elli yıl Haçlı hâkimiyetinde kaldıktan sonra 24 Aralık 1144 tarihinde Türkler tarafından yeniden fethi, Doğu’daki Haçlılar ile Avrupa’da büyük bir şok yarattı ve 1101 yılı Haçlı ordularının Anadolu’da imha edilmesinden sonra yaklaşık yarım asır kadar duraklamış olan Haçlı hareketinin yeniden başlamasına sebep oldu.

Doğu’dan gelen âcil yardım çağrıları üzerine Papa III. Eugenius (1145-1153) tarafından plânlanan Haçlı seferi Fransa Kralı VII. Louis’in (1137-1180) katılımı ve Avrupa’da sözü en çok geçen kişilerden biri olan Başrahip Bernhard de Clairvaux’un çabaları sayesinde uygulamaya konulabildi. Bernhard, Alman Kralı III. Konrad’ın (1138-1152) da Haçlı seferine katılmasını sağladı. Bu suretle İkinci Haçlı Seferi bundan önceki Haçlı seferlerinden farklı olarak Avrupa’nın en güçlü iki hâkiminin kumandasında gerçekleştirilecekti. Ancak Türklerin gittikçe artan gücü karşısında tehdit altında kalan Kudüs ve Antakya’nın da kaybedileceğinden korkan Avrupa Urfa’nın artık geri alınamayacağını kabullenerek Kudüs’ü savunmak ve Doğu’da zor durumda olan Haçlılara yardım etmek üzere harekete geçti.

Önce Alman Kralı Konrad 1147 yılının Mayıs ayında ordusuyla beraber yola çıktı ve Niş-Sofya- Filibe-Edirne üzerinden ilerleyerek 10 Eylül 1147 günü İstanbul önüne ulaştı. İki Haçlı ordusunun İstanbul önünde buluşmasının Bizans için büyük bir tehlike oluşturacağını düşünen İmparator Manuel Komnenos, Almanları bir an önce şehir önünden uzaklaştırmaya çalıştı.[1] Sonunda Konrad ve ordusu Bizans gemileriyle Anadolu yakasına geçip Kadıköy’de[2] ordugâh kurdular. Kinnamos’un kaydına göre,[3] Alman kralının bir rehber isteği üzerine, Manuel muhafız alayı kumandanı olan Stephanos’u Konrad’a gönderdi. Bu arada ona Bizans topraklarından geçen yolu tâkip etmesini tavsiye ederek Türklere karşı birlikte savaşa girmek teklifinde bulundu, fakat Alman kralı yapılan teklifleri reddederek Philomelion’a (Akşehir) giden yolda ilerlemeye karar verdi. Konrad, Almanya’daki saltanat nâibi ve Corvey manastırının başrahibi Wibald’e yazdığı mektupta, Philomelion üzerinden güneye inen bu en kısa yolu,[4] Anadolu’yu çabucak geçmek için tercih ettiğini belirtmiştir.[5] Konrad’ın, imparatorun teklifini reddedip en kısa yoldan Suriye’ye ulaşmak için Türklere ait olan araziden geçmeyi göze alması, onun ordusunun büyüklüğüne güvenmesinin sonucu olabilir. Bundan sonra Konrad, ordusunun disiplinini sağlayabilmek maksadıyla her birliğe ayrı kumandanlar tayin ettikten sonra[6] İzmit Körfezi boyunca yürüyüşe geçti.

İmparator Manuel, Kral Konrad’a savaşçı olmayan ve orduya yük teşkil eden yayaları ülkelerine geri göndermesini tavsiye etmiş,[7] fakat Konrad imparatorun bu tavsiyesine de aldırmamıştı. Bununla beraber kral, İzmit’i geçip İznik’e (Nikea) varınca ordusunu ikiye ayırarak[8] ordunun savaşçı olmayan unsurunu birçok asille beraber Otto von Freising’in idâresinde Denizli (Laodikeia) üzerinden Antalya’ya gönderdi. Otto’nun idâresindeki Haçlı grubunun[9] bu seyahati hakkında kaynakların verdiği bilgi yok denecek kadar azdır.[10] Ancak Odo’nun kaydından bu grubun sahil yoluyla güneye doğru ilerlediğini[11] ve büyük bir kısmının Denizli yakınlarında Türkler tarafından yok edildiğini öğreniyoruz.[12]

Konrad ise ordunun vurucu gücünü teşkil eden birlikleriyle, yani seferin esas kısmıyla beraber yol boyunca kendilerine gerekli olan yiyecek maddelerini yanına alarak 15 Ekim günü,[13] Bizans Kumandanı Stephanos’un rehberliğinde İznik’ten Dorylaion yönünde harekete geçti. Niketas’ın kaydına göre,[14] İmparator Manuel, Haçlıların yiyecek sıkıntısı çekmemeleri için gerekli yiyeceği hazırlamıştı. Bu sebeple Alman Haçlılar, Bizans arazisi içinde ilerlerken hemen hemen hiç yiyecek ve su sıkıntısı çekmediler; tek şikâyetleri, Bizanslıların una kireç katmalarıydı. Ama bir hafta sonra Bizans topraklarından çıkınca ne alışveriş yapabilecekleri bir pazar ne de su bulabildiler. Ümitsizliğe kapılan Haçlılar bu yüzden Bizanslı rehberleri suçlamaya başladılar ve orduda ihânet dedikoduları yayıldı. Bunun üzerine bir süre sonra rehberler birliklerini alarak Haçlı ordusundan ayrıldılar.[15] Belki de, tehlikeyi sezen veya civarda büyük bir Türk ordusunun toplanmış olduğunu haber alan rehberler Konrad’ı geri dönmesi hususunda uyarmış, fakat ordusunun büyüklüğüne güvenen ve Türklerden korkarak geri çekilmeyi kendine yediremeyen Konrad bu teklifi kabul etmeyince geri dönmüşlerdir.

Gerçekten de Willermus’un kaydına göre,[16] bu sırada çok büyük bir Türk ordusunun yakınlarda olduğu haberi de kesinlik kazanmıştı. Alman Haçlı ordusunun Anadolu’ya geçtikten sonraki yürüyüşünü yakından tâkip eden Türkiye Selçuklu Sultanı I. Mesud’un (1116-1155), Haçlıların Anadolu içinden geçmesine engel olmak amacıyla toplamış olduğu büyük ordu, onlara saldırmak için uygun yer ve zamanı beklemekteydi.[17] Almanlar, Türk arazisine girer girmez açlık ve susuzlukla karşılaştıkları gibi, bölgeyi çeviren Türk okçularının hücumlarına da maruz kalmaya başlamışlardı. Türkler ilk olarak küçük kuvvetlerle Haçlıların güçlerini anlamak ve durumlarını öğrenmek için artçı birliklerine hücum ederek onları büyük kayıplara uğrattılar.[18] Bu hücumlarını defalarca tekrarlayan Türkler sürekli ordunun gerisinde kalan yaya askerlerine saldırmaya devam ettiler.[19]

Böylece bir yandan açlık diğer yandan da Türk saldırıları yüzünden kayıplara uğrayan Alman Haçlı ordusu, nihayet 26 Ekim 1147[20] tarihinde, Eskişehir (Dorylaion) yakınındaki Sarısu (Bathys) Irmağı’na ulaştı. Aç ve bitkin haldeki ordu, ırmak kenarında kamp kurmaya karar verdi. Herkes rehavet içinde dinlenmek üzereyken birdenbire Türk ordusunun toplu hücumuna uğradılar.[21] Türklerin bu ani taarruzu, zaten aç, susuz ve yorgun olan Almanlar arasında tam bir kargaşa yarattı. Hafif teçhizatlı ve süratli atlara sahip olan Türk süvarileri, saldırılarını büyük bir çeviklikle defalarca tekrarladılar. Almanlar güç ve silâh yönünden Türklerden çok daha üstün oldukları halde ağır zırhları ve kalkanlarıyla Türkler’e karşı savaşamıyor, ayrıca kendileri gibi atları da açlık, susuzluk ve yorgunluktan bitkin olduğu için süratli hareket edemiyorlardı.[22] Birinci Haçlı Seferi sırasında büyük bir yenilgiye uğrayan ve 1101 yılı Haçlı Seferleri ordularına karşı gerilla taktiğini kullanan Sultan I. Kılıçarslan’ın oğlu Mesud da şimdi aynı yöntemi kullanmıştı. Böylece Türkler Haçlı ordusuyla bir meydan savaşına girmek yerine, arka arkaya düzenledikleri şiddetli saldırılarla kalabalık Alman ordusunu kademeli olarak imha etmeye çalışmış, Haçlılar ise Türklerin bu saldırılarına karşılık verme fırsatı bulamamışlardı. Kinnamos,[23] Konrad’ın bu savaşta, imparator tarafından kendisine hediye edilen son derece süratli atını kaybettiğini ve bu yüzden de Türkler tarafından esir alınmasına ramak kaldığını yazmaktadır. Alman Haçlı ordusunun umutlarına son veren ve daha çok bir katliamı andıran bu savaştan sonra Willermus’a göre,[24] sayısız büyüklükteki Alman Haçlı ordusunun ancak onda biri sağ kalmıştı. Bunların bazısı açlık yüzünden, bazısı da ok yağmuru altında can vermişti. Türkler, bu savaştan sonra zengin bir ganimet, sayısız silâh ve at da elde etmişlerdi. Süryânî Mikhail,[25] “Türk memleketleri frankların esvap ve paraları ile o kadar doldu ki, Malatya’da gümüş, kurşun kıymetine düşmüştü. Frankların esvabı İran’a kadar götürüldü” diye yazmaktadır. Ağırlıklarını ve ordusunun büyük bir kısmını kaybeden Kral Konrad ise bir kaç asili ve sağ kalan askerleriyle beraber kaçarak İznik istikametinde geri dönmeye başladı.

Alman Haçlı ordusu bu geri dönüş sırasında da bir taraftan açlığa diğer taraftan da ardı arkası kesilmeyen Türk saldırılarına karşı koymak zorunda kaldı.[26] Süryânî Mikhail,[27] yiyecek aramak için gruplar halinde etrafa dağılanların derhal Türkler tarafından öldürüldüklerini kaydetmiştir. Bu seyahat sırasında Alman Kralı Konrad da ok darbesiyle yaralanmıştı.[28]

Konrad ve sağ kalan adamları sonunda 2-3 Kasım’da[29] İznik’e ulaşmayı başardı. Pek çok kişi Haçlı yeminlerini yerine getirmekten vazgeçerek ülkelerine geri dönmek arzusuyla buradan İstanbul’a geri gitti.[30]

Bu arada Macaristan üzerinden ilerleyerek Almanlardan bir ay sonra 4 Ekim 1147’de İstanbul önüne gelen Fransa Kralı VII. Louis ve ordusu İzmit Körfezi’ni dolaşarak Kasım ayı başında İznik’e ulaşmış ve İznik Gölü yakınında ordugâhını kurmuştu. Burada Louis’e, Alman kralının Türklerle yaptığı savaşta ordusunun büyük kısmını kaybettiği bildirildi. Bir süre sonra, Konrad’ın, olanları bildirmek ve yardım istemek üzere göndermiş olduğu yeğeni Friedrich von Schwaben ve birkaç asil, Kral Louis’in ordugâhına gelerek Alman kralının başına gelen felâket hakkında kesin ve ayrıntılı bilgi verdiler.[31]

Derhal yakınlarda bulunan Konrad’ın yanına gelen ve Alman kralı ile adamlarını perişan bir vaziyette bulan Louis onlara para ve malzeme yardımında bulundu. İki kral yaptıkları görüşme sonunda, seferin bundan sonraki kısmı için ordularını birleştirmeye karar verdiler.[32] Odo’ya göre, Konrad yola çıkmadan önce İznik’te erzak temin ederken Louis, Lupar (Lopadion, Ulubad)[33] kalesinde onu bekleyecek ve burası orduların birleşme yeri olacaktı.

Böylece Louis ordusuyla beraber Lopadium’a gelerek burada, anlaşmaya göre Almanları beklemeye başlamıştı. Arkadan gelen Almanlar bütün erzak maddelerinin Fransızlar tarafından tüketilmiş olması dolayısıyla yiyecek bulabilmek için etrafa baskınlar düzenleyince Bizanslıların saldırısına uğradılar. Az sayıdaki Bizanslıya karşı koyamayacak kadar perişan durumda olan Almanlar sonunda Konrad’ın âcil ricası üzerine Louis’in yardıma gönderdiği bir Fransız birliği tarafından Lopadion’a götürüldüler. Burada iki kral tekrar bir araya geldi.[34]

Böylece iki ordu birlikte yürüyüşe başladı ve 11 Kasım’dan sonra[35] Balıkesir yakınındaki Esseron’a ulaştılar. Kral Louis, Esseron’dan sekiz gün sonra Alaşehir’e (Philadelphia) ulaşan ve Denizli üzerinden Antakya’ya (Antiochia) inen yoldan gitmeyi plânlamıştı. Bu yol, sahil yolundan daha kısa ve rahat olmakla beraber Selçuklu Türklerinin sınırlarına çok yakın olduğu için endişe vericiydi. Bu yüzden Louis, Konrad’ın tavsiyesine uyarak kıyı yolundan güneye inmeye karar verdi. Böylece ordular Edremit’e doğru ilerlemeye başladılar. Direk yolu tâkip edenler yarım günde Edremit limanına ulaşırken, bazı vadilerde yoldan sapan Fransa kralı ve yanındakiler yollarını şaşırarak kayboldular ve ancak üçüncü gün Edremit’e varabildiler.[36]

Bundan sonra Fransız Haçlı ordusu dolambaçlı sahil yoluna girdi. Yerli halk ordudaki yayaların küstahça hareketleri yüzünden haklı olarak şehirlerinin kapılarını onlara kapatarak yiyecek temini hususunda zorluklar çıkarıyordu. Bizanslı köylüler, korkudan götürebilecekleri her şeyi yanlarına alıp dağlara kaçmışlardı. Haçlılar ancak kıyı boyunca kendileriyle beraber ilerleyen Bizans gemilerinden yiyecek alıyorlardı. Odo’nun kaydına göre, Haçlı ordusu bu koşullar altında ilerlerken bazı Haçlılar, kötü hava koşulları yüzünden denizde maruz kalacakları tehlikelere aldırmadan bulabildikleri Bizans gemilerine binerek seyahatlerine deniz yoluyla devam etmiş, bazıları da Haçlı ordusundan ayrılarak Bizanslıların hizmetine girmeyi tercih etmişti.[37] Fransızların arkasında ilerleyen Almanlar ise onlara güçlükle yetişiyorlardı ve o kadar yavaş yürüyorlardı ki, bu yüzden Fransızların alay konusu oluyorlardı.[38] Böylece Haçlı orduları Bergama (Pergamo) ve İzmir’i (Smyrna) geçtikten sonra Efes’e (Ephesos) ulaştılar.[39]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ