III. SELİM’İN DIŞ POLİTİKA ANLAYIŞI VE DİPLOMASİ REFORMU ÇERÇEVESİNDE BATILILAŞMA SİYASETİ

III. SELİM’İN DIŞ POLİTİKA ANLAYIŞI VE DİPLOMASİ REFORMU ÇERÇEVESİNDE BATILILAŞMA SİYASETİ

A. Giriş

Osmanlı hanedanının yirmi sekizinci hükümdarı ve III. Mustafa’nın oğlu olan III. Selim, ilgi çekici bir tesadüf eseri olarak Fransız İhtilali’nin gerçekleştiği 1789 yılında tahta çıkmış ve 1807 yılına kadar yaklaşık on sekiz yıl Osmanlı Ülkesi’ni yönetmiştir. İç ve dış sorunların alabildiğince ağırlaştığı 18. yüzyıl sonlarında III. Selim yirmi sekiz yaşında padişah olduğunda Osmanlı Devleti, Rusya ve Avusturya gibi iki büyük düşmanıyla savaş içindedir. Bu ortamda savaştan ve mağlubiyetlerden yorgun düşmüş İmparatorluk için genç padişah adeta taze bir kan sağlayarak, batılılaşma ve reform çabalarına yeni bir soluk getirmiştir. Şehzadelik günlerinden beri yetenek ve enerjisi konusundaki şöhreti, hükümdarlığının yönetici kadrolar, ordu, reaya, hatta yabancı elçiler arasında büyük bir sevinçle karşılanmasına neden olmuştur.[1] Bu dönemde ilk kez reform teşebbüsleri askeri alanla sınırlı kalmamış ve dönemin simgesi haline gelen Nizam-ı Cedit Programı çerçevesinde toplumun bütün kesimlerine yaygınlaştırılmıştır. Nizam-ı Cedit ordudan başlamak üzere toplumun ve devletin bütün kesimlerinde ve alanlarında yapılacak olan batılılaşma ve yenileşme çabalarını içine almıştır. Bu anlayış içerisinde diplomasi reformu ve yeni dış politika yaklaşımları, III. Selim’in batılılaşma programında hem çok özel bir yere sahip olmuş, hem de yeni yeni şekillenmekte olan bir dünya görüşü ile ilgili önemli ipuçları vermiştir.

Aslında Osmanlı Devleti’nde ilk batılılaşma teşebbüsleri III. Selim’le birlikte başlamış değildir.

17. yüzyıl’dan itibaren ortaya çıkan “kısmi müessese ıslahları” 18. yüzyıl başlarında ıslahat hareketlerine dönüşmüştür.[2] 18. yüzyıl’da Batının kuvvetli, imparatorluğun zayıf olduğu anlaşıldığında, Batılı gibi olmak bir ıslahat programı sayılmış, bütün Batılılaşma hareketleri ıslahat hareketleri olarak nitelenmiştir.[3] 1622’den itibaren Genç Osman’ın, IV. Murat’ın, Köprülülerin açtığı bu çığır Lâle Devri ile birlikte yeni bir biçime bürünmüştür.[4] Her ne kadar Lale Devri, III. Ahmet’in İran Şahı Nadir Han karşısında alınan mağlubiyetin kızgınlığıyla, Sarayın “Frenk tarzına” karşı duyulan öfke birleşince çıkan ayaklanma karşısında tahttan feragat etmesiyle sona ermişse de, bundan sonra tahta çıkan bütün padişahlar az ya da çok ıslahatlara devam etmişlerdir.

III. Selim’in geniş kapsamlı reform programının hemen öncesinde amcası I. Abdülhamit devrinde de ıslahat çabaları ara verilmeden sürdürülmeye çalışılmıştır. III. Mustafa’nın iktidar günlerinde İstanbul’a gelen Baron de Tott, I. Abdülhamit’in ilk yıllarında da çalışmalarını sürdürmüş, modern topçu birliği ve Hendesehane’yi kurmuştur. İmparatorluğun içinde bulunduğu durumdan kurtulabilmesi için sadece askeri alanda yapılacak reformları yeterli görmeyen ve toplumun bütün kesimlerini kapsayacak yeniliklerden yana olan, I. Abdülhamit’in sadrazamı Halil Hamit Paşa ise görevde kaldığı sürece kökü uzun yıllar öncesine dayanan aksaklıkları düzeltmeye çalışmıştır. Bu amaçla toprak düzeni ve tımar sistemini aldığı tedbirlerle yeniden işler hale getirmek için çaba harcamış, Yeniçeri Ocağı’nda düzenlemeler yaparak görevini yapmayanları ocaktan atmış, Osmanlı sanayiini kuracak girişimlerde bulunmuş, Baron de Tott’un sürat topçu birliklerini yeniden canlandırmıştır.[5]

Kendinden önceki padişahların açtığı yolda ilerleyen III. Selim ile birlikte Osmanlı’yı Batı’dan ayıran “demir perde” tamamen ortadan kalkmasa da parçalanmaya başlamış, açılan yarıklardan sadece Avrupa’nın askeri ve teknik başarıları değil, bunların gerçekleştirilmesini sağlayan siyasi, ekonomik ve sosyal kurumlar, fikirler de girmiştir.[6] Osmanlı düzeninin genel yapısı göz önüne alındığında öncü nitelikteki bu hareketlerin çok hafif bir etki bırakacağı açıktır. Burada esas cevaplandırılması gereken soru, daha sonraki dönemlerde devlete ve topluma nüfuz ederek modern Türkiye’nin üzerinde yükseleceği kurumların oluşumuna yol açacak alt yapının hazırlanmaya başlayıp başlamadığıdır. Buna bağlı olarak sorulabilecek bir diğer soru ise şöyle formüle edilebilir. III. Selim kendisinden öncekiler gibi gelenekçi bir reformcu mudur yoksa 19. yüzyıl ortalarındaki radikal değişimleri simgeleyen (eski kurumları kaldırıp, Batıdan yeni kurumlar alma) Tanzimat reformlarının yollarını açan kişi midir? [7]

Konumuz açısından vurgulanması gereken bir diğer önemli nokta ise Ortaylı tarafından dile getirilmiştir: “18. yüzyıl siyasal düşüncesi Türk toplumunun hep batılılaşma etrafında cereyan etmesi ancak Batılılaşmanın adının konulamamasıdır. Hele Batının siyasal müesseselerinin kabul veya ret anlamında mülahazaya alınması hiç söz konusu değildir”.[8] Bu dönemde Batılılaşmanın Osmanlı toplumu tarafından farklı algılandığı ve daha çok hayatın içinde gerçekleştiği görülmektedir. Üst sınıf Osmanlılar Avrupa toplumunu taklite başlamışlar, konaklarında Avrupalı dostlarını da çağırdıkları davetler düzenlemişlerdir. Türk Osmanlı için Batılılaşma bir tarz-ı hayat, zengin yaşam, renk, ihtişam, güzel bahçeler ve hatta yavaş yavaş hoşlanmaya başladıkları Batı musikisidir.[9] Sadece yönetici sınıf değil, reaya da bu yakınlaşmadan nasibini almıştır. Batılı tüccarlar askeri ve teknik personel sokaklarda, pazarlarda, kahvehanelerde Sultan’ın tebası ile karşı karşıya gelmiş, sokaklarda gösteri yapan Avrupalı aktör, palyaço ve sihirbazlar alt sınıf Osmanlı şehir hayatının alışılagelen simaları olmuşlardır. Büyük şehirlerde yaşayan her düzeydeki halk Avrupa modasını (mobilya-giyim-mimari vb.) gücü elverdiğince takip etmeye çalışmıştır. Hatta İngiliz elçisi Liston 1796’da Londra’ya gönderdiği raporlarda “toplumun bütün sınıflarında Avrupa’yı taklit modasının çok güçlü bir eğilim” olduğundan bahsetmektedir.[10]

B. Nizam-ı Cedit Kavramı ve Genel Olarak III. Selim’in Batılılaşma Politikası

III. Selim ve dönemi deyince akla gelen ilk kavram kuşkusuz Nizam-ı Cedit’tir. Bilindiği üzere Avusturya ve Rusya ile barış yapıldıktan sonra uygulanan reform programı “Nizam-ı Cedit” yani “yeni düzen” olarak adlandırılmıştır. Bu kavrama ilk kez Viyana’ya olağanüstü elçi olarak gönderilen

Ebubekir Ratip Efendi’nin sefaretnamesinde ve sadrazam tarafından padişaha takdim edilen arz tezkeresinde rastlanmaktadır. Ebubekir Ratip Efendi Avusturya siyaseti ve kurumlarından bahsederken, mevcut idari düzeni “Nizam-ı Cedit” olarak tarif etmektedir.[11] Fransız ihtilali sonucunda kurulan yeni rejim de Osmanlı Devleti’nde “Fransa Nizam-ı Cedidi” olarak kabul edilmiştir.[12] Ayrıca sadrazamın padişaha gönderdiği arz tezkeresinde “Fransız Devleti’nde zuhur eden ihtilale binaen nizam-ı cedit ihtira eylediğinden” söz edildiği gibi, padişah da arzın derkenarına “Françe nizam-ı cedidinin bir suret-i tahrir ve taraf-ı hümayunuma irsal oluna” ibaresini yazmıştır.[13] Bütün bunlardan anlaşılan “Nizam-ı Cedit”in Osmanlı Devleti yönetim kademelerinde mevcut idari düzenin yerine yenisinin konması anlamında kullanıldığıdır.

Bu noktadan hareketle kavramın Osmanlı Devleti’nde dar ve geniş olmak üzere iki anlam içerdiğini görmekteyiz. Dar manada Nizam-ı Cedit, III. Selim devrinde Avrupa usulüne göre yetiştirilmek istenen talimli askerin adıdır. Geniş manada Nizam-ı Cedit ise, Avrupa’nın ilim, teknik ve tecrübelerinden faydalanmak suretiyle Osmanlı Devleti’nde idarî, mülkî, askerî, sınaî, ziraî, ilmî vb. alanlarda yapılması gerekli görülen bütün ıslahatları ifade etmektedir.[14] Daha açık bir deyimle Nizam-ı Cedit ordudan başlamak üzere toplumun ve devletin bütün kesimlerinde ve alanlarında yapılacak olan Batılılaşma girişimleri ve reform çabaları demektir.[15] III. Selim bu topyekün reform programı ile merkezi devlet örgütünün gücünü hem dış düşmana (özellikle Rusya) hem de iç düşmana (ayanlar) karşı arttırmayı da hedeflemiştir.[16]

III. Selim şehzadeliği döneminden başlayarak Batılılaşma ve reform kavramlarıyla tanışmıştır. Babası III. Mustafa’nın askeri alanda yapmak istediği ıslahatlara bizzat tanıklık etmiş, amcası I. Abdülhamit döneminde de bazı kısıtlamalara rağmen önceki şehzadelere göre daha hür bir ortamda yaşamıştır. Özellikle yakın çevresi İstanbul’daki yabancı elçi ve uzmanlarla ilişki içine girmiştir. Özel doktoru Lorenzo şehzadeye kitap ve gazete taşıdığı gibi Fransız elçiliği ile haberleşmesini de sağlamıştır.[17] Selim’in dönemin Fransız kralı XVI. Louis’e gönderdiği mektupları ise o sırada Amedi Kaleminin başında bulunan Ebubekir Ratip Efendi kaleme almıştır.[18] Fransız kralı ve hariciye nazırına yazdığı mektupları yine yakın çevresinden İshak Bey ilgili şahıslara ulaştırmıştır. Burada ilgi çekici olan nokta Fransa’ya giden İshak Efendi’ye Selim’in “Avrupa ahvalini, harp tekniğini ve donanmasını tetkik etmesi” tavsiyesinde bulunmasıdır. Şehzadenin mektuplarında konumuz açısından önemli olan iki vurgulama vardır. Bunlardan birincisi III. Selim’in ileride yapacağı reformlar konusunda Fransa’nın yardımını talep etmesidir. İkinci husus ise yeni dış politika anlayışı ile ipuçları veren ifadelerdir. Selim mektuplarında Osmanlı’nın en büyük düşmanı olarak kabul ettiği Rusya’ya karşı Fransa’nın desteğini istemektedir ki bu da tahta geçince uygulamaya koyacağı “denge politika”sının ifadesinden başka bir şey değildir.[19]

III. Selim padişah olduktan sonra reform programını biçimlendirmeden önce yapılacak ıslahatlar konusunda devrin önde gelen şahsiyetlerinden bu konuda layihalar hazırlamalarını istemiştir.[20] Hazırlanıp III. Selim’e takdim edilen layihalarda bir fikir birliği olmamakla birlikte ağırlık noktasını askeri reformlar oluşturmaktadır. Ancak diğer alanlarda yapılması gereken ıslahatlara da sınırlı biçimde de olsa yer verilmiştir. Hemen belirtmemiz gerekir ki geçici elçi olarak Avusturya’ya gönderilen Ebubekir Ratip Efendi’nin hazırladığı ve bu ülkenin askeri ve sivil idaresi hakkında bilgiler veren Sefaratnamesi de reform programının temel kılavuzlarından olmuştur.[21] III. Selim ıslahat programını hazırlamak üzere on kişiden oluşan bir komisyon kurmuş ve bu komisyondan hem layihaların hem de Ebubekir Ratip Efendi’nin raporunun dikkate alınmasını talep etmiştir.[22]

III. Selim Nizam-ı Cedit programı çerçevesinde askerî, idarî, iktisadî alanlarda reformlar yapmıştır. Bunların incelenmesi konumuzun kapsamı dışında kalmakla beraber diplomasi reformu ve Batılılaşma politikası açısından önem taşıyan noktalara ve sonuçlarına kısaca değinmekte yarar vardır.

III. Selim devrinde askeri alanda yapılan ıslahatlar üç başlık altında toplanmıştır. Mevcut askeri ocakların ıslahı, Avrupa usulünde asker yetiştirilmesi, askeri teknik müesseselerin ıslahı. Askerî ve teknik müesseselerin ıslahı projesi dönemin Batılılaşma politikası açısından büyük bir önem arzetmektedir. III. Selim topçuluk, istihkam, denizcilik ve bunlara yardımcı bilimlerde eğitim sağlayan yeni askerlik ve denizcilik okullarına ağırlık vermiş, 1794 yılında Mühendishâne-i Berri-i Hümayunu kurmuş, daha önce kurulan Mühendishâne-i Bahri-i Hümayun’da ise yenilikler yapmıştır. Bu okullara ve kurumlara İngiltere, İsveç özellikle de Fransa’dan uzmanlar, mühendisler ve hocalar getirtilmiş, ilk kez Fransızca zorunlu dil olarak kabul edilmiş, Kara Mühendislik okulunda 400 ciltlik bir kütüphane kurulmuştur.[23]

Askeri reformları gerçekleştirebilmek için Batıdan alınan destek önemli sonuçlara yol açmıştır. Her şeyden önce bu dönemde Osmanlı ülkesinde sayıları hızla artan askeri danışman ve teknik adamların toplumdan soyutlanması imkânsız hale gelmiş, bunlar toplumda erimek yerine maaşlı yabancılar olarak kalmışlar, özelliklerini korumuşlardır. Böylelikle bir yandan Batılılar nüfusun bütün katmanlarını anlama ve yakınlık kurma çabası içine girerlerken, öte yandan da Osmanlı insanı ilk kez “garip kafirlerin” tavırlarını yaklaşım tarzlarını ve dünya görüşlerini merak ederek bilgi sahibi olmaya çalışmıştır.[24] Ayrıca, Batıdan alınan destek (özellikle Fransa) yeni bir sosyal unsurun da ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu öğrenim, okuma ve kişisel temasla Batı uygarlığının birçok yönüne aşina olan, en az bir Batı dili (genellikle Fransızca) bilen kara ve deniz kuvvetlerinde çalışan gençlerden oluşan bir toplumsal tabakadır.

Bu sosyal grup Batıyı yeni ve daha iyi metodlar öneren bir rehber olarak kabul etmiştir. Batı kültürünün heyecanla dolu öğrencileri çok geçmeden Batının matematik ve balistikten daha fazla sunacak şeyleri olduğunu fark etmişlerdir. Fransızca bilmeleri de onlara ders kitaplarının dışında başka şeyler okuma imkanı vermiş ve bu kitapların bir kısmını kendi okullarının kitaplıklarında bulabilmişlerdir.[25] Askeri alandaki reformlar bir alt başlıkta değerlendireceğimiz üzere diplomasi reformuyla birleşince askeri anlamdaki Nizam-ı Cedit rejim ya da sistem olarak Nizam-ı Cedit anlayışı haline gelmeye, Batı uygarlığının farklılıkları sezilmeye başlanmıştır. Lâle Devri’nde başlamış olan Batılılaşma çabaları, III. Selim’le birlikte kısa vadeli sonuçlarını vermiştir.

Nizam-ı Cedit programı çerçevesinde idari alanda yapılan ıslahatlar da Osmanlı diplomasi teşkilatını doğrudan etkilemiştir. Bu amaçla diplomasi teşkilatında personel sayısının azaltılması için bazı önlemler alınmış,[26] işe alınacak memurların nitelikleri konusunda belli kurallar getirilmiş[27], işe girmede ilk kez objektif usuller kabul edilerek sınavla işe girme ilkesi benimsenmiştir.[28]

III. Selim’in reform ve Batılılaşma politikasını sonuç kısmında ayrıntılı olarak değerlendirecek olmakla birlikte burada kayda değer şu düşünceyi belirtmekte yarar vardır. III.Selim’i 17. yüzyıl ortasında merkezi otoriteyi yeniden kurmuş olan Köprülüler zamanından beri uygulana gelen reform teşebbüsleri ile 19. yüzyıl Tanzimat reformları arasında, geçiş döneminin bir şahsiyeti olarak ilgi çekici kılan şey, onun amaçlarına ulaşmak için Avrupalı uygulamaların kabulünün hazırlanması konusunda, yaptıklarının kapsamı ve Batı ile Osmanlı yönetici seçkinler sınıfı arasında iletişim kanallarını açma şeklidir.[29]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al