III. BÖLÜM: TÜRKÇÜLÜK DÂVÂSI ve EVRELERİ

III. BÖLÜM: TÜRKÇÜLÜK DÂVÂSI ve EVRELERİ

Önce de belirtildiği gibi, Türkçülük Dâvâsı’na İstanbul Sıkıyönetim Mahkemelerinde bakıldı. Dâvâ, I. Sıkıyönetim Mahkemesi, Askerî Yargıtay ve II. Sıkıyönetim Mahkemesinde, üç evreli olarak görüldü.

1. Sıkıyönetim Mahkemesi evresi

Türkçülük dâvâsının ilk evresi, dört ay süren, onlarca kişinin sorgulandığı işkenceli bir sorgulama sürecinden sonra, 07 Eylül 1944 Perşembe günü İstanbul I. Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başladı. Dâvâ Tophane’deki bir yapıda görülecekti. Mahkemenin başkanı Tümgeneral Yusuf Ziya Yazgan, duruşma yargıcı Yarbay Cevdet Erkut, üçüncü üye ise Albay Galip Kaan’dı. İddia makamında ise, işkenceli sorgulama sürecinin ünlü savcısı Kâzım Alöç bulunuyordu.

Mahkemeye sunulan dâvâ dosyasında, yer alması olağan belgelerden başka, daha önce İçişleri Bakanlığı’nca kurulan ve başkanlığını, ne hikmetse, Hasan-Âli Yücel’în yaptığı Kurulun hazırladığı bir rapor da bulunmaktaydı. Dâvâ dosyasına konulması istenerek, İçişleri Bakanı Hilmi Uran’ın imzasını taşıyan bir yazı ile Sıkıyönetim Komutanlığına gönderilen bu raporda, milliyetçi-Türkçü yayınlara karşı alınacak tedbirler belirleniyor, milliyetçi-Türkçü olarak bilinen 47 kişinin de adı listeleniyordu. Belgenin, açılan dâvâ ile ilgisini anlamak güçtü. Ancak onun, duruşmalar sırasında ihtiyaç duyulacak “yeni sanıklar” için ipucu sağlamak ereği ile ve H.-Â. Yücel’in telkini ve işbirliği ile hazırlandığını tahmin etmek güç değildi. Listenin, tanınan veya hepsi de ilerde önemli devlet görevleri ve hizmetleri üstlenecek olan bu kişilerin Mahkemeye jurnal edilmesi anlamı taşıdığı açıktı.[1] Rapor, aynı zamanda Yücel’in Türkçülük düşmanlığını gösteren tipik bir belge idi.

Soruşturmalar sonunda 26 Türkçünün mahkemeye verilmesi kararlaştırıldı. Fakat 3’ünün dosyası ayırıldığı için dâvâ 23 sanıklı olarak başladı. Son soruşturma kararındaki sıra ile, duruşmalara alınan sanıklar şunlardı:

Zeki Velidî Togan (10.01.1890-26.07.1970), Hasan Ferit Cansever (1891-29.06.1969), Hüseyin Nihal Atsız (12.01.1905-13.12.1975), Alparslan Türkeş (25.11. 1917-­04.04.1997), Nejdet Sançar (01.05.1910-21.02.1975), Fethi Tevetoğlu (31.01.1916­-27.11.1989), Orhan Şaik Gökyay (16.07.1902-02.12.1994), Reha Oğuz Türkkan (1920­), Hüseyin Namık Orkun (1902-23.03.1956), Sait Bilgiç (01.07.1920-13.08.1988), M. Zeki Özgür (Sofuoğlu, 24.07.1922- ), İsmet Tümtürk (06.06.1916-26.02.1998), Hikmet Tanyu (09.01.1918-07.02.1992), Hamza Sâdi Özbek (01.03.1914-06.11.1971), Muzaffer Eriş (26.01.1915-02.03.1996), Cebbar Şenel (01.07.1922-07.02.1995), Nurullah Barıman (1919-2006), Cihat Savaşfer ( ? – ? ), Fazıl Hisarcıklı (1919­-01.09.1973), O. Yusuf Kadıgil ( ? – ? ), Fehiman Altan (Tokluoğlu, 1922- ), Cemal Oğuz Öcal (1913-1971), Saim Bayrak (1916- ? ),[2] [Sanık olması öngörülen fakat Almanya’da bulundukları anlaşılan Doğu Türkistanlı Nuriman Karadağlı ve eşi Ahmet Karadağlı‘nın ile adresi bilinmediği için kendisine ulaşılamayan Heybetullah İtil’in dosyaları ayırılmıştı. H. İtil, duruşmalara ve sanıklar arasına daha sonra, 24. sanık olarak, katıldı.][3].

Duruşmanın ilk gününde, Savcı Kâzım Alöç’ün “Son Soruşturma Kararı”nı okumasından sonra, basın mensuplarına, bu kararın eklendiği, Türkçüleri suçlayan bir “resmî tebliğ” dağıtıldı. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’nca çıkarılan bu tebliğde;

“Irkçılık-Turancılık gayretleriyle gizli ‘cemiyet’ kurarak, millete ve vatana karşı hıyanet hareketine teşebbüs ettiklerinden dolayı, tahkikatları mevkufen yapılan şahıslar hakkında alınan son tahkikat kararı umumî efkâra, ayniyle arzolunur.”

deniyordu. Dâvâya başlanırken sanıkları, peşin olarak suçlayan bu belge, dâvâ gelişim ve sonucunun nasıl olacağını açıkça gösteriyordu. Bu tebliğe bağlı karar ise;

“Teşkilâtı Esasiye Kanununun ana vasıflarını ihlâle ma’tuf ırkçılık, Turancılık gayesiyle gizli cemiyet kurarak faaliyet ve harekete geçtikleri anlaşılan eşhas hakkında Örfî İdare Komutanlığınca yapılan tahkikatta;

Bugünkü rejimimize ve vatandaşlarımızın hakikî milliyetçilik hislerine aykırı umdeleri ve bu umdelere varmak için gizli cemiyetleri, faaliyet programları, teşkilât ve propaganda organları, hattâ muhaberelerini gizli tutmaya ma’tuf şifre ve parolaları olduğu, memleketin muhtelif mıntıkalarında ve bilhassa her çeşit terbiye müesseselerinde masum gençlerin milliyetçilik, vatanseverlik duygularını istismar ederek kendilerine taraftar toplamak ve bu suretle hükümeti devirerek hedeflerine ulaşmak için devamlı ve sistemli bir faaliyet sarfettikleri ve memlekete zararlı ideolojilerini tahakkuk ettirmek yolunda muhtelif gruplar halinde çalıştıkları anlaşılmıştır.

Memleketin emniyeti aleyhine bu gizli cemiyetleri kendi maksatlarına göre tevcih etmek isteyen yabancı teşekküller de hareketsiz kalmamış ve bu suretle içten beliren fesat ve hiyanet hareketlerinde dış unsurların tesir ve müdahalesi de görünmüştür”

girişinden sonra, sanıkların dâvâya dayanak olduğu ileri sürülen düşünce ve eylemleri, her birine ayrılan alt bölümlerde açıklanmış, ardından da verilmesi istenen cezalar belirtilmişti (Müftüoğlu, 1977: 118-166).

Kimliklerin belirlenmesi ve “son soruşturma kararı”nın okunması ile bitirilen ilk oturumu izleyen dâvâ sürecinde, savcı ve mahkeme başkanı ile sanıklar arasında sıkça, sert tartışmalar yapıldı. Bu arada, hepsi de Tophane’deki, daha önce asker sanıkların bulunduğu Askerî Cezaevine getirilmiş olan Türkçülerin, aynı semtteki, mahkeme salonunun bulunduğu yapıya, süngülü jandarmalar arasında götürülmesi de vahim ve sıkça yinelenen işkencelerdi (Tanyu, 1950: 9.). 66 oturum süren bu dâvâda, çetin sorgulama ve savunmalardan sonra, 29 Mart 1945 Perşembe günü verilen kararla, Prof. Dr. Zeki Velidî Togan, Hüseyin Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Nurullah Barıman, Cihat Savaşfer, Nejdet Sançar, Dr. Fethi Tevetoğlu, Alparslan Türkeş, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal’a 10 yıla kadar uzanan değişik hapis ve sürgün cezaları verilmiş, öteki sanıklar aklanıştı.

Askerî Yargıtay Evresi

Bunun ardından dâvâ Askerî Yargıtay’a taşındı. Yüksek Mahkeme 1. İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nin bu kararını “usûl ve esas yönünden” bozdu; tutuklu sanıkların hemen salıverilmesini ve dâvânın 2. Sıkıyönetim Mahkemesinde görülmesini kararlaştırdı Bu karar, 26 Ekim 1945 günü, yıldırım telgrafı ile İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığına bildirilerek tutukluların hemen salıverilmesi sağlandı. Böylece, kimi Türkçüler için 1 yıl beş buçuk ay süren çileli zindan hayatı sona erdi.

Askerî Yargıtay’ın 87 sayfa tutan kararında, her sanığın durumu ve kendisine yöneltilen suçlamalar ayrı ayrı değerlendirilerek, onların her biri için ayrı aklama kararı verilmesi öngörülüyordu.

2. Sıkıyönetim Mahkemesi evresi

Türkçülük dâvâsının 2. Sıkıyönetim Mahkemesi’ndeki duruşmalarına 26 Ağustos 1946 Perşembe günü başlandı. Mahkemenin başkanı Tümgeneral Yaşar Yeniceoğlu, duruşma yargıcı General Şevki Mutlugil ve üye Yarbay Ömer Köprülü idi. Hâkim Yüzbaşı Mehmet Ünlü de savcı olarak bulunuyordu. Duruşmalara, ilk soruşturma kararı ile dosyaları ayırıldığı için 1. Sıkıyönetim Mahkemesince yargılanamayan ve Almanya’dan yurda dönmüş bulunan Nuriman-Ahmet Karadağlı çifti de “sanık” olarak katıldı. Duruşmalar boyunca, zamanın İstanbul Valisi Lütfi Kırdar’ın da aralarında bulunduğu birçok yeni tanık da dinlenildi. 31 Mart 1947’deki son duruşmada, “bütün sanıkların beraatine” karar verildi.

2. Sıkıyönetim Mahkemesi’nin bu kararı Adlî Âmirlikçe temyiz edilmiş ise de Askerî Yargıtay bu isteği ret ederek Mahkemenin kararını onaylamış, ardından gelen “tas-hihi karar” isteği de kabul edilmemişti. Böylece, pek çok sıkıntılara ve çilelere mal olan tarihîdâvâ Türkçülerin, dolayısıyla Türkçülüğün aklanması ile son buldu. 

Bu sonuç, elbette, dâvâyı “icat eden” ve onu Türkçülere zulüm için bir âlet olarak kullananları, özellikle de Cumhurbaşkanı İnönü’yü ve Maarif Vekili Yücel’i, hiç memnun etmedi. İnönü, bundan kaynaklanan kızgınlığını, bu karardan sonraki, belki de özellikle yaptığı bir Askerî Yargıtay ziyaretinden, Mahkemenin başkanı ve kendisinin kırk yıllık arkadaşı olan Orgeneral Ali Fuat Erden‘in odasına uğrama nezaketini göstermeden ayrılarak ortaya koymuştu. Zaten, Erden Paşa ile Askerî Yargıtayın öteki üyeleri Tümgeneral Kemal Alkan ve Tuğgeneral İsmail Berkok, kısa süre sonra emekliye ayırıldılar (Müftüoğlu, 1974: 197-201). Yücel ise, o yenilginin öcünü, aklanan öğretmenlerin işlerine dönmesini engelleyerek aldı.


Kaynak:
Necmettin SEFERCİOĞLU
3 Mayıs 1944 ve Türkçülük Dâvâsı
TÜRK OCAKLARI ANAKARA ŞUBESİ

[1] Bu rapordaki Türkçülerin adlarına ilişkin liste için, bk. V. Ek
[2] Bugün, o sanıklardan yalnızca Sofuoğlu, Tokluoğlu ve Türkkan hayattadır. Kendilerine Tanrıdan sağlıklı ve uzun ömürler dileriz.
[3] Heybetullah İtil’in 24. sanık olarak Tophane Cezaevinde bulunduğu Orkun, 8 (24.11.1950), 9. s’daki, tutuklular arasında bir yarışmaya ilişkin anıda adı verilen katılanlar listesinde açıkça görülmektedir. Bu bakımdan, dâvâda yargılananların sayısı, genelde kabul edilenin aksine, 23 değil, 24’tür. İtil, dâvâya sonradan katılmıştır.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ