İDİL BULGAR DEVLETİ’NDE SANAT (X-XIII. YÜZYILLAR)

İDİL BULGAR DEVLETİ’NDE SANAT (X-XIII. YÜZYILLAR)

Tarihi ve arkeolojik bilgilere göre İdil Bulgar Devleti, X. yy.’ın sonlarına doğru, birçok bilim adamı ve din bilimcinin yaşadığı ve eserler verdiği “klasik bir İslam” ülkesi olmuştur. Ülke içinde bütün büyük toplulukların okulları ve medreseleri bulunuyordu. Doğu yazarları “onların (yani Bulgarların) büyük bir kısmı İslâm dini mensubudur, yerleşik merkezlerinde müezzinli ve imamlı ilkokulları (medreseleri) ile camileri bulunmaktadır”[1] diye kaydedilmiştir. İslamiyet, IX. yy.’ın sonlarına doğru Türk geleneklerini değiştirmeye başlamış, putperestliği ve kültleri bâtıl inançlara dönüştürerek toplumun maneviyatını etkilemiştir. Bu zeminde, Bulgarların kendine özgü kültürü ile Türk ve Doğu kültürünün sentezi olarak dekoratif sanatlar gelişmiş ve tek bir etnopolitik birlik şekillenmeye başlamıştı.[2] Diyebiliriz ki, Orta Çağ’daki Bulgar Devleti, İslam dünyasının en kuzey ülkesiydi, onun uygarlık ilişkileri yönünü Doğu ülkeleriyle olan iletişim ve kültürel bağları belirlemekteydi. Bulgar Devleti, aynı zamanda faal bir şekilde, ticari, askerî, siyasî ve kültürel olarak, Rusya, Doğu ve Batı Avrupa’nın diğer ülkeleri, Zakavkazye (Kafkas ötesi) ve Priçernomorye (Karadeniz civarı) bölgeleriyle de sürekli olarak bağlantı halindeydi.

XIII. yy.’ın ikinci çeyreğinde, Bulgar Devleti, Moğol hanlarının istilâ ordusuyla birkaç kez savaşa girmiş, 1236’da ise yenilerek Cuçi (oçi) ulusu (Altınordu) terkibine dahil olmuştur.

İdil Bulgar Devleti’nde Sanatın Oluşumu ve Gelişmesi

X. yy.’ın ikinci yarısı-XIII. yy.’ın ilk yarısındaki parlak dönemde Bulgar kültürü çok planlı ve karmaşık bir yapıya sahipti. Bu kültürün özgünlüğü, günümüze kadar ulaşan mimarî yapıların harabelerinde ve dekoratif sanat eşyalarında izlenebilmektedir.

Şehircilik ve Mimarî

Orta Çağ uluslararası ticaretin oluşması ve gelişmesi, İdil Bulgar Devleti’ndeki şehirlerin çoğalmasını sağlamıştır. Şehircilik geleneğinin bulunmadığı bölgede şehirlerin meydana gelmesi ve gelişmesi, spesifik inceleme gerektiren karmaşık ve çok yönlü bir konudur.[3] İdil Bulgar Devleti’nin toprakları içinde yaklaşık olarak toplam 150 şehir kalıntısının bulunduğu bilinmektedir. Bulgar Devleti’nde ilk şehirlerin politik, dinî ve ticarî-zanaat merkezleri olarak 920-940 yıllarında meydana gelmeye başladığı söylenebilir. İlk şehirlerin yapısını teşkil eden unsurlar, feodal soyluların kaleleriydi. Bunlar genellikle ticarî yolların kesiştiği yerlerde meydana getirilmiştir: Örneğin, bir Bulgar şehri olan Aga-Bazar iskelesinin yakınlarındaki, Bilyar şehri Harezm’e giden kervan yolunun üzerindeydi vb. kale ve ticaret yerlerinin yakınlarında iskan ve ticarî-zanaat mahalleleri yerleşiyordu.

X-XIII. yy.’daki İdil Bulgar Devleti’nin tüm kasabalarını büyüklüğüne göre birkaç gruba ayırmak mümkündür: küçükleri (6 hektara kadar), şatolar ve “küçük” kasabalar, küçük eyaletlerin yerel yönetim merkezleridir; orta çaptakileri (6-50 hektara kadar; toplam 23) idarî ve ticarî, iktisâdî rolleri üstlenen, hakimiyetin merkezî şehirleridir; büyükleri (50 hektardan büyük), politik, dinî ve iktisâdî merkezler, yerel ve uluslararası ticaretin merkezleriyle, zanaat merkezleridir. Böyle şehirlerin sayısı 12’dir; bunlar Bilyar (800 hektar), Suvar (90 hektar), Bogdaşkin (77 hektar), Samarskaya Luka’daki Volın (100 hektar) Kama boyundaki Kaşan (100 hektar) vb.[4] Şehirlerin topografisi birbirinden farklıdır. Küçük şehirlere arazî rölyefini göz önünde bulunduran kale yapısı özgüdür; genellikle onlar nehir kavislerinde veya durumlarda inşa edilmiştir. Orta şehirlerin hepsi dere burunlarına kurulmamış ve arazî rölyefine kısmen uymuştur. Büyükleri ise bazı istisnaları hariç, hep düz plâto üzerinde kurulmuştur. Bulgar şehirleri çeşitli savunma sistemleri ile de ayrılmaktadır. Küçük ve orta şehirler, daha çok bir toprak tabyası bir hendekten ender olarak da sırasıyla çift toprak tabyası ve çift hendekten oluşan savunma sistemine sahiptir. Bununla birlikte X-XIII. yy.’lardaki tüm Bulgar şehirlerinin savunma hatları klâsik bir şemayı takip etmiştir: hendekler önce (dış tarafta), toprak tabyaları sonra (iç tarafta) bulunmaktaydı. Büyük şehirler, çok unsurlu genellikle iki istihkam kısmına ve ender olarak iki-üç hendek ve toprak tabyasından oluşan savunma yapısına sahipti. Askerî mimarînin en ünlü yapıtı olarak, dış şehir üç, iç şehir çift hendek ve toprak tabyası ile korunan Bilyar şehrini kabul etmek gerekir. Her toprak tabyası, kalenin içine doğru yükselmektedir (yani öndekinden bir sonraki daha yüksektir), bu da her üç düzeyden aynı anda düşmana karşı ok atabilmeyi sağlamaktaydı. Ne yazık ki, Bulgar kalelerinde yapılan kazı işlerinin ve kazılmış kalelerin yetersizliği (tamamı 20’den fazladır), askerî mimarînin gelişme tablosunu net olarak verememektedir; ayrıca, bazılarının iyi korunmamış olduğundan ahşap yapıların izlerini açığa çıkarmak ve askerî mimarî yapısını incelemek mümkün olmamaktadır. Ama, anıtların hemen hepsinin üzerinde yapılan incelemelerin neticesinde konunun yeterince aydınlatıldığını söyleyebiliriz. Bulgar Devleti topraklarında Rus Devleti’nde de olduğu gibi kütüklü topraklı savunma yapılarının bulunduğunu söyleyebiliriz.[5] Yazma kaynaklara göre bu tür savunma yapılarının yapımında meşe ağacı kullanılmıştır.[6]

En eski (X. yy.’ın) askerî savunma yapısı dış tarafı hendekli çittir (bu çit toprak tabyası üzerine çakılmış kazıklardan oluşmaktaydı). XI. yy.’da toprak tabyasının üzeri çit ve savaş alanıyla donanmış daha karmaşık yapılar meydana gelmeye başlamıştır. Kütüklü şehir duvarı şeklindeki savunma yapısı diğer şekillerle beraber gelişmiş daha sonra ise onları sıkıştırarak XII. yy.’ın sonuna doğru neredeyse o dönemdeki en güçlü askerî mimarî şekli olmuştur. Yazılı kaynaklarda belirtildiği ve arkeolojik araştırmaların da kanıtlandığı gibi, bazı durumlarda, dış hendekten sonra, küçük toprak tabyası veya çit şeklindeki ek savunma hatları kuruluyordu, bu da kalenin önündeki savunma alanını genişletmekle birlikte düşmanın hareketini zorlaştırıyordu. Benzeri savunma taktiği XII.-XIII. yy.’da Doğuda Kuzey Çin’e kadar olan bölgelerde yaygın bir şekilde kullanılıyordu. Doğu Avrupa’da bu dönemde, Bulgarların, genellikle Rus kuşatmalarını başarılı bir şekilde püskürtmelerinde (1183) ve Moğol Ordularına karşı direnmelerinde (1232, 1236) önemli rol oynayan bu tür savunma sistemi, belirli bir yeniliği teşkil etmekteydi.[7]

Diğer bir önemli savunma yapıtı da, savunma sisteminin önemli parçasını teşkil eden kale kuleleriydi. Arkeolojik bilgilere göre bunların ortaya çıkışı XI. yy. ve XII. yy.’ın başlarına denk gelmektedir. Bu kule şekilleri tahmini olarak, dörtgen veya sekizgen olmuştur. Kulelerin bir kısmı duvarların eğri çizgili parçalarının birleştiği yerlere yapıldığı da oluyordu, bu da düşmanları yanlamasına ateşe tutma olanağını sağlamaktaydı.

Devlet’in başkenti, XII. yy.’ın ikinci yarısından sonra, hem toprak büyüklüğü (800 hektar), hem de nüfus kalabalığı (50 bin kişi) bakımından ayrılan Bilyar şehri olmuştur (Rus tarihi belgelerinde “Ulu Şehir”), araştırmacılar, 1236’da yok olan bu Orta Çağ şehrinin kalıntılarını, günümüzdeki Bilyarsk (Tataristan Cumhuriyeti Alekseyevskiy ilçesi) köyü yakınlarında, Malıy Çeremşan ırmağının sol tarafında yerleşen Bilyarsk şehri kalıntılarıyla bağdaştırmaktadırlar.[8] Bu tarihî, arkeolojik anıt, yüzölçümüne göre, Moğol Dönemi’ne kadar ki Doğu Avrupa’nın en büyük şehri sayılabilir. Özellikle Bilyarsk şehrinin kazıları, zamanı belirtilmiş olan sanatsal eser ve günlük yaşama ait eşya buluntuları ve aynı zamanda da X-XIII. yy.’lardaki Bulgarların anıtsal mimarîsine özgü malzemeler vermektedir.

Diğer bir önemli ve muhtemelen daha eski Bulgar şehirlerinden biri de Bolgar şehri olmuştur. Bu şehrin arkeolojik kalıntıları (yüzölçümü, 380 hektar, şehir kenarlarındaki iskanlarla birlikte 600 hektar kadar olan) Bulgar şehri (Tataristan Cumhuriyeti Spasskiy ilçesi) civarında bulunmaktadır.[9] Ne yazık Moğol Dönemi’ne kadarki katmanlar henüz iyi öğrenilmemiştir fakat arkeolojik gözlemlere göre şehir X-XIII.yy.’larda yaklaşık 25 hektar alanı kapsamış (yakınlarındaki iskanlarla birlikte yaklaşık 40 hektar), kale toprak tabyası ve hendeklerle korunmuştur. Burada yaşam ve ekonomi binalarının kalıntıları ortaya çıkarılmış fakat anıtsal yapıtlara henüz rastlanmamıştır.

Yazılı kaynaklara göre Bulgar Devleti’nin ünlü şehirlerinden bir diğeri de Suvar şehridir. Bu şehrin arkeolojik kalıntıları genellikle, Kuzneçiha köyü (Tataristan Cumhuriyeti Spasskiy ilçesi) yakınlarındaki İdil nehrinin sol kolu olan Utk ırmağının sol kıyısındaki Suvarsk (Kuzneçihinsk) kasabası (yüzölçümü 90 hektardır) ile bağdaştırılmaktadır.[10] Şehrin savunma yapıtları, kerpiçten ve kütükten yapılmış olup bu anıtsal yapılar ve binaların kalıntıları açığa çıkarılmış, şehir halkının kültürünü ve günlük yaşamını niteleyen önemli malzemeler toplanmıştır.

Bolgar, Suvar, Oşel, Cuketaw, Tuhçin gibi büyük şehirler kale, iç şehir ve mahalleler gibi birkaç istihkam kısmından oluşmaktaydı. Bunların alt yapısı, sokak ve malikane sistemleri birbiriyle uyum içerisindeydi. İç şehir daha kalabalıktı, burada dinî ve kamu binaları, idarî merkezler, şehir soylularının malikaneleri ve esas yaşayış mahalleler yer alıyordu. Bulgar şehir meydanları ile ilgili araştırılmaların yetersizliği, genel şehrin alt yapısı konusunda net ve tam bir bilgi edinmemizi engellemektedir; ancak Bilyar’ın merkezinde mezarlığı, kerpiç hamamı olan cami külliyesinin yanında, zengin evlerinin ve atölyelerinin[11] bulunması, bu şehrin kendine özgü bir şehirciliğinin bulunduğunu göstermektedir.

Şehir civarlarında (veya civar mahallelerde) bir takım zanaat mahalleleri (çömlekçi, demirci atölyeleri vb.), ve yazlık evlerle kervansaraylar bulunmaktaydı. Her mahallenin kendine ait mescidi ve çoğu zaman kerpiçten yapılmış hamamı, aynı zamanda da mezarlığı vardı. Bilyar’da, şehir surlarının içinde bulunan üç şehir mezarlığından başka, merkezde caminin yakınlarında, Bulgar soylularına ait olduğu düşünülen türbe kalıntılarının bulunduğu başka bir mezarlık daha vardı.

X. yy.’ın, ilk yarısında gelişmeye başlayan, ikinci yarısında da mimarinin gelişmesiyle bu gelişmeye devam eden şehircilik, yerel yaşam için mimarlığın, inşaatın yeni malzemelerini ve yöntemlerini, aynı zamanda da İslam ülkelerinin mimarîsine özgü yeni bina tiplerini de geçerli kılmıştır.

Orta İdil’in doğası ve coğrafi özellikleri, Bulgarları ağacı temel inşaat malzemesi olarak kullanmasını sağlamıştır. Tarihî ve coğrafi olarak hemen hemen tüm Doğu geleneği Bulgarlarda inşaat işinin gelişmiş olduğunu göstermektedir.[12] Orta Çağ gezgini el-Garnati, Bolgar şehrinin “çam ağacından”[13] kurulduğunu açıkça yazmıştır; Yakut İbn Abdallah (XIII. yy.) ise öncekileri kaynak göstererek, “Bulgarlar evlerini sadece ağaçtan yaparlar, bir kütüğü diğer kütüğün üzerine koyar ve bunları birbirleriyle yine sağlam bir ağaçtan yapılmış çivilerle birleştirirler”[14] şeklinde belirterek inşaat tekniğinin detaylarından bahsetmiştir. Arkeolojik araştırmalar bu bilgileri, ağaç inşaatının bazı yöntemleri ve bazı ağaç türlerinin özel kullanımları ile ilgili bilgiler sunarak kanıtlamaktadır. Örneğin, günlük yaşayış yerleri inşaatında çam ağacı, dayanıklılık ve uzun ömürlülük gerektiren inşaatlarda (surlarda, kuyu yapımında vb.) ise meşe ağacı kullanılmıştır. Bilyar minaresinin taş temelinin altında toprağı sıklaştırmak için meşe kazıklarının kullanılmış olması çok ilginçtir.[15]

Ağaç toplumsal ve kültsel binaları yapımında da yaygın bir şekilde kullanılmıştır. X. yy.’ın başlarında İbni Fadlan, Barancar cemaatinin “ibadeti için ahşap mescidin kurulduğunu” belirtmiştir.[16] Herhalde, X. yy.’ın ortaları ve ikinci yarısı yazarları (el-Balhi, el-İstahri, el-Masudi, el-Mukaddasi) tarafından anılan camiler de ahşaptandı.[17] Bilyar’da bulunan ahşap mescit yapılarının izleri şimdilik sadece yazılı kaynakların güzel bir anlatımıyla kanıtlanmaktadır.

Ne yazık ki biz, binaların Moğol Dönemi’ne kadarki dış görünümüne ait hiçbir bilgiye sahip değiliz. Bazı anıtların araştırılma derecesi onların görsel olarak yeniden yapılandırılması sadece bazı benzerlerinin de dikkate alınması ile gerçekleştirme imkanını sunmaktadır. Bilyar’daki ahşap ve beyaz taştan yapılmış, minareli mescidi, kerpiç türbeli mezarlığı ve kerpiç hamamı içinde bulunduran cami külliyesi bu konuda bir örnek teşkil eder. Araştırılan arkeolojik kalıntılar, bu kültürü o dönemde İslam âleminin büyük bir kısmında yaygın olan sütunlu (Arap) tipe ait olarak kabul etmemiz onu İdil Bulgarlarının en eski anıtsal kuruluşlarından biri saymamızı sağlar.

Bilyar mescidi, İslam âleminin ünlü merkezlerindeki diğer bazı eski sütunlu mescitler gibi birkaç kuruluş aşaması geçirmiştir. X. yy.’ın birinci yarısında inşa edilen ahşap mescit (dikdörtgen şeklinde: 44,5 mx48-32 m) yeniden yapılandırılmıştır. XI. yy.’ın ikinci yarısından daha erken olmadığını düşündüğümüz doğu tarafına da tam bir bölüm inşa edilmiştir. (dış ölçüleri, 40,5-41,7 mx26,2 m; iç ölçüsü, 38-38,5 mx24 m; kapsadığı genel alan 912 m2); bu bölüm kare şeklinde kesişen direklerle ayrılan dört sıra (her sırada altışar direk) ve beş sahından oluşmaktadır. Mescidin içi yekparedir, bir dönemde salonların arasındaki duvar sıra halinde olan direklerle değiştirilmiştir.[18]

Bilyar mescidinin, taş binasının kuzeybatı duvarından 1,5 m. uzaklıkta müstakil bir minaresi olmuştur. Çukurlarında belirli bir derinlikte çakılmış meşeden kazıklarla pekiştirilmiş çok sağlam bir temelinin oluşu, “Bulgarların oldukça geniş” büyük minaresinin yüksekliğiyle ilgili XVIII-XIX. yy.’a ait bilgilerle kanıtlanmaktadır.[19]

Bu “çok büyük… taş yığını” XVIII. yy.’ın ilk yarısında bile şehir meydanında yükseliyordu. XIX. yy. ortalarındaki bilimsel tanımlamalar, onun temelinin iki arşın kadar yüksekliğe sahip olduğunu saptamıştır.[20] XIX. yy. yazılı kaynaklarda yer alan “temelin sekiz köşeli biçimi”, dörtlü temelden yuvarlak gövdeye sekizgen geçişten başka bir şey değildir. Minarenin temeline parça taşlar atılmış, kare şeklindeki tabanı ise muhtemelen düz yontulmuş taşlarla kaplanmıştır. Bu minarenin mimarî şekli genellikle (temelin özelliklerine göre) Zakavkazye’deki (Kafkas ötesi) deki mimariye[21] benzer şekillerde; ayrıca XII-XIII. yy.’a ait bazı Azerbaycan minarelerine göre onarılmıştır. Bunların bizim anıta olan tipolojik yakınlığı, Bilyar taş minaresinin inşasının (veya en son tadilat zamanının) XII. yy.’dan erken olmayan bir zamana ait olduğuna işaret etmektedir. Diğer benzerlikleri Anadolu şehirlerinde günümüze kadar korunmuş XII. yy. minarelerinin yapısında görmek mümkündür.[22] Onların spesifik özelliklerini, taştan küp şeklinde temel, bu temelin üzerinde sekiz genli geçiş kısmı ve uzanan yuvarlak kerpiç gövde oluşturmaktadır. Altınordu Dönemi’ndeki Bolgar şehrinin taş mimarîsi, bu şekli devam ettiren iki örnek blunmuştur: Bolgar şehrindeki, büyük ve küçük minarenin her ikisi XIV. yy.’a ait olup, Moğol Dönemi öncesi harabelerin örnek alınarak Altınordu Devleti’nin Bolgar şehrinin inşaatçıları tarafından kullanıldığı tahminini doğrular niteliktedir.[23]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ