İÇ AVRASYA VE TÜRKÇE KONUŞAN HALKLARIN TARİHLERİ

İÇ AVRASYA VE TÜRKÇE KONUŞAN HALKLARIN TARİHLERİ

Türkçe konuşan halkların tarihi Moğolistan’dan Akdeniz’e uzanan geniş bir bölgede oluşmuştur.[1] Bu geniş doğal ortamın ekolojisi ve coğrafyası Türk tarihini nasıl şekillendirmiştir?

Bu makalede, Türkçe konuşan halkların siyasi tarihlerinin önemli genel özelliklerini aydınlatmak için bu toprakları tanımlama konusunda bir yol önereceğim. Bu tarihin önemli bir bölümü büyük Avrasya kara parçasının “İç Avrasya” ve “Dış Avrasya” olarak isimlendirdiğim iki belirli bölgesinde yaşanmıştır. Birçok farklı Türkçe konuşan halkın tarihi İç Asya ve Dış Asya’nın belirgin doğalarıyla ve bu iki bölge arasındaki sınır toprakları arasında yaşamanın tarihi deneyimiyle şekillenmiştir. Tabii ki, bu oldukça basitleştirilmiş bir modeldir. Ancak bir karikatür unsuru taşısa da, bu yaklaşık iki bin yıllık Türk tarihinin uzun dönemdeki görünümü konusunda yararlı bir düşünce şekli olabilir.

Türkçenin en eski konuşanları İç Asya’nın kurak ve seyrek nüfuslu alanlarında yaşamıştır. Ancak en azından M. S ilk bin yılın ortasında, belki de daha önce, Türkçe konuşan grupların bir kısmı İç Asya sınırının ötesine, Dış Asya’nın daha yoğun nüfuslu tarımsal topraklarına yerleşmeye başlamıştı. Bu geçişi yapan ilk Türkçe konuşan grup Kuzey Çin’de bir hanedan kuran Tabgaçları ve belki de bugünkü Macaristan’da kısa ömürlü bir imparatorluk kurmuş olan Hunları kapsar, her iki durumda da iktidardaki hanedanlar Türkçe dilleri konuşmaktaydı. Tarihleri benzer bir seyir izleyen daha sonraki gruplar, Afganistan’da ve Hindistan alt kıtasında ilk önemli Türkçe konuşan hanedanlıkları kuran Gaznelileri ve İran’ın büyük bölümü ile Anadolu’yu yöneten ilk Türkçe konuşan hanedanlık olan Selçukluları kapsar. İç Avrasya’da bulunan Türkçe konuşan halkların tarihlerinin İç Asya’nın zorlu ekolojik koşulları ile şekillenmesine rağmen, Dış Avrasya’nın sınırlarında hanedanlık kuran gruplar kendilerini farklı ve daha zengin bir dünyada bulmuşlardır. Artık büyük tarımsal nüfusa, antik şehirlere ve eski yönetim geleneklerine sahip toprakları kontrol etmeye başlamışlardır. Bu Türk devletlerinin ve hakimiyetleri altında olan insanların tarihi İç Avrasya geleneklerinin ve Dış Avrasya’daki yönetim gerçekliklerinin bileşiminden oluşmaktadır.

Bu makalenin geri kalan kısmı İç ve Dış Avrasya arasındaki bazı önemli farklılıkları göstermeye ve her iki bölgede de Türkçe konuşan insanların tarihlerini şekillendirmiş olabilen bazı yolları ortaya koymaya çalışacaktır.

I. İç ve Dış Avrasya

1. Farklı Coğrafyalar

İngiliz coğrafyacı H. J. Mackinder’in de vurguladığı gibi Avrasya “dünya-adası” iki ana bölgeye ayrılır. Batı, güney ve doğu yönlerinde iyi sulanan Dış Avrasya’nın kıyı burunlarına, uzak batıda Avrupa’dan Mezopotamya’ya (Afrika çıkarılırsa açıkça bir burun), Hindistan alt kıtasına, Güney Doğu Asya’ya ve uzak doğuda Çin’e kadar uzanır. Bu kara parçasının merkezinde İç Avrasya’nın kuru, kıtasal “merkezi karası” bulunmaktadır.[2]

Geniş bir açıdan bakıldığında, bu iki bölge oldukça farklıdır. “Dış Avrasya’yı” çevreleyen denizler bölgeye yeterli yağmur ve ılımlı sıcaklık oranları sağlamaktadır (Daha yüksek enlemlerde olmasına rağmen Avrupa Körfez akıntısı sayesinde ısınır). Yeterli yağmur oranı, ılımlı sıcaklıklar ve yeterli güneş ışığı Dış Avrasya’nın büyük bölümünde yüksek ekolojik verimlilik yaratır. Böylece, insanlar bir kez tarım yapmaya başladıklarında, nüfus yoğunlukları görülmeye ve Dış Avrasya’nın farklı kısımlarına yayılmaya başlar. Buradaki yoğun nüfus sonrasında da şehirler, devletler ve okur-yazarlık oluşmaya başlar. Şehirleri, devletleri ve yazılı belgeleriyle bu toplumlarda modern, arşiv temelli tarih yazıcılığının ana konusu oluşmuştur. Dış Avrasya tarihi Avrasya’nın modern tarihçiliğini oluşturmuştur ve ana konuları da yeterince tanıdıktır.

Bunun aksine, İç Avrasya görece ihmal edilmiştir ve bölgenin belirleyici özellikleri daha az tanıdıktır. Bu yüzden bu makalenin geri kalan kısmında İç Avrasya’nın belirleyici özellikleri üzerinde durulacaktır.

İç Avrasya’yı gözümüzde canlandırmanın en basit yolu eski Sovyetler Birliği’nin tüm topraklarını, Moğolistan (İç ve Dış) ve Çin’in Sincan bölgesiyle beraber düşünmektir. Bu çok geniş bir bölgedir ancak onu kendi düzenlilikleri ve belirleyici tarihi ile bütünsel bir tarihi bölgeye oturtmak için üç haklı neden bulunmaktadır. 1) Bütün olarak İç Asya net şekilde tanımlanmış sınırlara sahiptir; 2) Belirli bir topografyası vardır; ve 3) Belirli bir ekolojisi vardır. Bu faktörlerin her biri İç Avrasya coğrafyasının, bölgede ortaya çıkan toplumların ve devletlerin doğasının şekillenmesinde etkili olmuştur.

İlk olarak İç Avrasya’nın doğal net sınırları vardır. Güney sınırları boyunca, Kafkasya boyunca Karpatlar’dan, Kopet Dağı ve Sincan Dağları’na, etrafı dağlarla çevrilidir. Afrika ve Hindistan alt kıtasını taşıyan tektonik plakalar ile Avrasya kara parçasının geri kalan parçasını taşıyan tektonik plakalar arasındaki uzun süren, yavaş çarpışma sonrası oluşmuşlardır. Çin ve Doğu Avrupa ile olan sınırlar boyunca, hudutlar fazla net değildir. Burada ekolojik ve iklimsel sınırlar topografya kadar önemlidir; net şekilde belirlenmiş hudutlar yerine burada Kuzeydoğu Çin ve Doğu Avrupa’nın büyük bölümünde karmaşık uç beylikleri bulunmaktadır. Ancak bu özelliğiyle, İç Avrasya’nın sınırlarını tanımlamak görece kolaylaşmaktadır.

İç Avrasya’yı bütünsel tarihi bir bölge olarak tanımlamamız için bir başka neden, içsel farklılığının büyük olmasına rağmen, bölgenin oldukça farklı bir topografyasının olmasıdır. Bir kozmonotun perspektifinden, İç Avrasya, Dış Avrasya’nın büyük bölümüne göre daha düz ve daha tek biçimlidir. Aslında, İç Avrasya dünyadaki en geniş düz alanları içerir. Doğu Sibirya’da ve Moğolistan’ın büyük bölümünde, toprak değişken ve hareketlidir ancak burada hareket için pek az topografik engel bulunmaktadır. İleride de göreceğimiz gibi bu düzlük büyük askeri ve siyasi öneme sahiptir.

Üçüncü önemli farklılık ekolojiktir. İç Avrasya’nın iklimi büyük ölçüde üç ana etkenle şekillenir: İç Avrasya’nın büyük bölümünün kuzey enlemleri, İç Avrasya düzlüğünün boyutu ve İç Avrasya’nın büyük bölümünün denizden uzaklığı. Bu farklılıklar İç Avrasya’nın ikliminin Dış Avrasya’ya göre büyük oranda daha soğuk, daha kuru olmasına neden olmuştur. Mackinder’in belirttiği gibi, Avrasya’nın “merkezi karası” Ocak ayında donan kısmıdır:

“Merkezi Karayı grafiksel açıdan birleştiren önemli bir fiziksel koşul bulunmaktadır; tümü, hatta sıcak Mezopotomya’yı yukarıdan gören İran Dağları’nın kıyısına kadar olan bölge bile kış döneminde kar altında kalır. Ocak ayının bütününde ortalama donma sıcaklıklarının göstergesi olan çizgi Norveç’in güneyindeki Kuzey Burnu’ndan, Norveç kıyılarındaki adaların içinden, Danimarka’yı geçerek, Orta Almanya’da Alplere, Alpler’den de doğuya Balkan sırasına dek uzanır. Odessa Koyu ve Azak Denizi ve Baltık Denizi’nin büyük bölümü de her yıl donar. Kış ortasında, aydan da görüldüğü gibi geniş beyaz bir kalkan tüm merkezi karayı kaplar.”[3]

Kuzey enlemleri demek daha az güneş ışığı demektir, bunun da anlamı daha az fotosentez ve daha kısa büyüme mevsimleridir. Dış Avrasya’nın büyük bölümünde ortalama yağış yıllık 100 cm.’nin üzerindeyken, İç Avrasya’nın daha yoğun nüfusa sahip güney yarısında ortalama yağış 25-50 cm. arasında değişkenlik gösterir.[4] İç Avrasya’nın kendi içinde de iklimsel değişiklikler doğuya doğru gidildikçe çoğalır. Bütünsel olarak ele alındığında, kuruluk, kuzey enlemleri ve kıtasal iklimler İç Avrasya’yı yaşanması zor bir yer haline getirir. Özellikle burada tarım yapmak kesinlikle kolay değildir, bu yüzden de İç Avrasya, Dış Avrasya’ya göre daha düşük nüfuslu bir yer olarak kalmıştır.

2. Farklı Tarihler

Bütünsel olarak ele alındığında coğrafi farklılıklar İç ve Dış Avrasya tarihlerinin binlerce yıl boyunca birbirinden farklı olmasına neden olmuştur. Aslında Avrasya tarihini bütünsel olarak tanımlayan yapısal bir özellik bulunsaydı bu sert, kuru ve düz olan iç kısım ve daha sıcak, nemli ve daha fazla yüksekliğe sahip olan modern zamanlara kadar Avrasya’nın tarımsal uygarlıklarına yurt olmuş olan bölge arasındaki önemli farklılık olacaktır. Farklılık Paleolitik dönemde bile belirgindi, erken dönemlerde de insanlar (Neanderthaller istisnadır) İç Avrasya’ya Dış Avrasya’dan daha geç yerleşmişler ve İç Avrasya’da asla sürekli yerleşimler kurmamışlardır.[5] Neolitik dönemden beri bu farklılıklar her bölgenin önde gelen yaşam biçimindeki farklılık şeklinde ortaya çıkmıştır. Son bin yıla kadar, pastoralizm ve toplayıcılık yaşam biçimi İç Avrasya’nın büyük bölümünü, tarımsal yaşam ise Dış Avrasya’nın büyük bölümünü etkisi altına almıştır. Bütünsel olarak İç Avrasya Dış Avrasya’ya göre yoğunlaşmanın çok daha zor olduğu bir bölge olmuştur. Bu yüzden yoğun nüfusu destekleyici nitelikte büyük kaynaklar yaratmak daha zor olmuştur. Örneğin 500 yılında Avrasya’da nüfus yoğunluğu ya da toprak kullanımının bir haritası Dış Avrasya’nın büyük bölümünün tarımsal topluluklar tarafından doldurulup, bu toplulukların da büyük nüfus ve birçok şehre sahip olduğunu gösterirken, İç Avrasya’nın büyük bölümünün pastoral ya da avcı/toplayıcı topluluklardan oluştuğunu, bu yüzden de az bir nüfusa ve çok az büyük kasabaya ya da şehre sahip olduklarını gösterir.

II. İç Avrasya’nın Siyasi Tarihini Şekillendiren Güçler

İç Avrasya’nın farklı coğrafyası ve ekolojisi İç Avrasya’da ulus devlet tarihinin de oldukça farklı bir şekil aldığını gösterir. İç Avrasya coğrafyası devlet oluşum süreçlerini üç yolla şekillendirmiştir. Birincisi, İç Avrasya ve Dış Avrasya arasındaki sınırları tanımlayan topografik ve ekolojik fay hatları, bu sınırların ötesinde siyasi genişlemeyi oldukça zor hale getirmiş ve bu sayede de İç Avrasya’yı oldukça farklı bir yapıya, siyasi arenaya dönüştürmüştür. İkincisi, İç Avrasya’nın büyük bölümünde doğal savunma sınırlarının olmayışı, İç Avrasya devletlerine ağır bir savunma yükü bırakmıştır. Üçüncüsü, İç Avrasya’nın sert ekolojik koşulları devletlerin sınırlı demografik ve ekonomik kaynaklarla tarım yerine pastoralizm üzerine inşa edilmesine neden olmuştur. Bu etkenler bir araya getirildiğinde İç Avrasya siyasi tarihinin Dış Avrasya’ya göre oldukça farklı olmasına yol açmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al