I. DÜNYA SAVAŞI’NDA İRAN AVŞARLARI VE TÜRKİYE (1914-1917)

I. DÜNYA SAVAŞI’NDA İRAN AVŞARLARI VE TÜRKİYE (1914-1917)

A. İran Avşarları Hakkında Genel Bilgiler

Bu makalede öncelikle İran Avşarları hakkında genel bilgiler verilecek, bilâhare savaş öncesinde İran’daki Avşar nüfusu ve yerleşimleri ele alınacaktır. Son olarak da mevcut kaynaklar ışığında Avşarların Osmanlı Devleti ile ilişkileri ve Osmanlı Devleti’nin de Avşarlar üzerindeki politikaları değerlendirecektir. Değerlendirmeler yapılırken Birinci Dünya Savaşı’nda İran’ın genel durumu, Avşarların özel şartları ve savaş ortamı gözden uzak tutulmayacaktır. Bu çalışmanın amacı öncelikle Türk boyları içerisinde önemli bir yer tutan Avşarların tarihinin bir kesitini aydınlatmaktır. Zira, Avşarların tarihi hakkında bilinenler son derece sınırlıdır. Özellikle de Birinci Dünya Savaşı ve Avşarlar konusunda hiçbir çalışma mevcut değildir. Bu makale söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Böylece Osmanlı Tarihi’nin Birinci Dünya Savaşı genelindeki özel bir boyutu da irdelenmiş olacaktır.

Oğuzların Bozok kolundan olan Avşarlar XI. asırdan itibaren İran’a yerleşmeye başlamışlardır.[1] İran Avşarlarının en büyük kısmını Anadolu’dan İran’a göç eden Avşar boyları oluşturmaktadır. İran Avşarları çeşitli bölgelerde yaşamakta ve ayrı ailelerin idaresinde bulunmaktadırlar. Bu da daha çok onların İran’a farklı zamanlarda göç etmiş olmalarından ileri gelmiştir.

Akkoyunlu ve Safavi Devletlerinin Türk göçebe topluluklara dayanması dolayısıyla Avşarlar da Anadolu’dan İran’a göç eden topluluklar içerisinde oldular. Halep Türkmenlerinden olan Gündüzlü Avşarlarının önemli bir kısmı ile yine Halep Türkmenlerinden Alplü Avşarlarından bir grup bu dönemde İran’a gitmiştir. XV. yüzyıl sonlarında Akkoyunlular zamanında Anadolu’dan İran’a yoğun bir Avşar göçü oldu. 1501’de Safavi Devleti kurulduktan sonra da İran’a yeni Avşar oymakları geldi.

Kuh-Giluye Avşarları Mansur Bey ve torunları idaresinde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’dan başlayarak Safavi hükümdarı Şah Abbas dönemine kadar Kuh-Guliye vilayetini idare ettiler. Ancak, Şah Abbas Kuh Guliye’de bulunan Araşlu Avşarlarını Horasan, Huvar, Rey ve Simnan taraflarına sürdürdü. Araşlu’dan büyük bir kolun daha sonra Urmiye bölgesindeki boydaşlarının yanına gittiği görülür. Böylece Kuh-Guliye Avşar yurdu olmak vasfını kaybetti.

Alplü Avşarlarının Şah Abbas devrinde İran’a gelmiş olmaları pek muhtemeldir. Çünkü Şah Abbas devrinden önce İran tarihlerinde onların adına rastlanmıyor. İmanlu Avşarına gelince, bu oba Türkiye’deki Dulkadırlı bölgesinde yaşayan büyük İmanlu Avşarının bir koludur. Bu kolun da Şah Abbas devrinde gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Öte yandan Anadolu’da başlayan Celali ayaklanmaları yüzünden pek çok oymağın İran’a gidip Şah Abbas’ın hizmetine girdiği de bilinmektedir.

XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarında, yani Nadir Şah’ın siyasi sahnade görünmek üzere bulunduğu sıralarda Avşarların dağılışı şöyle idi:

  1. Urmiye Avşarları: Urmiye Gölü’nün batısında Selmas ile Uşnu arasında yer alan Urmiye şehri ve civarında yoğun olarak yaşıyorlardı. Burada ilk defa İmanlu Avşarları yerleşmişti. Bu oymağın bir kolu sonradan Kasımlu adını taşıdı ki bu ad Şah Abbas devrinde İmanlu Avşarı’nın başında bulunan Kasım Sultan’dan gelmektedir. Urmiye Avşarlarının diğer oymakları Gündüzlü ve Araşludur. Bunlar Urmiye’ye Kuh-Guliye’den gelmişlerdi. Araşlu’dan çıkan Mahmutlu oymağı da Urumiye’de yaşamaktadır. A. Dupre’nin ifadesine göre Urmiye Avşarları Kasımlu ve Araşlu adlı iki kola ayrılmakta, bu kollar da Karaçlu, İmamlu, Davudlu, Usallu, Kılıçlu, Gani Beglü, Kileli, Tutmaklu, Adaklu, Kara Hasanlu, Ali Beklü, Terzilü, Şah Baranlu, Yeherlü, Kuh-Giluyeli gibi obalardan meydana gelmektedir.
  2. Hamse Avşarları: Hamse Kazvin ile Zencan arasındaki idari bölgenin adıdır. Bu idari bölgenin merkezi Zencandır. Avşarlar bu bölgede Kazvin’in güneybatısından başlayarak Sayınkale ve Sultaniye’ye kadar uzananyerlerde ve kuzeydeki yukarı Tarum ve Aşağı Tarum’da ve hatta Halhal çevresinde yogun bir şekilde yaşamakta idiler. Bunlara genellikle Hamselü Avşarlar denilmiştir. Hamselü Avşarlarının çoğunun Eberlü oymağından olduğu bilinmektedir. Yine XVIII. yüzyılda adı geçen Kutulu Avşarlarının Hamse Avşarlarından olması mümkündür.
  3. Kirman Avşarları: Burada Şah Tahmasb’dan beri Avşarlar yaşamakla beraber Kirman Avşarları siyasi bir güç olamadılar. Kirman Avşarlarının hangi oba ve boylardan meydana geldiği bilinmemektedir. Bunlar Tahmasb zamanında Horasan’dan Ferah bölgesinden gelmiş olabilirler.
  4. Horasan Avşarları: Şah Tahmasb zamanında Horasan’da Herat’ın güneyindeki Ferah bölgesi Avşar beyleri tarafından idare edilmişti. Fakat daha sonra buradaki Avşarların ne oldukları bilinmemektedir. Kirman bölgesine gitmiş olmaları muhtemeldir. Asıl Horasan Avşarları Şah Abbas’ın Kuh-Guliye’den Ebiverd sınır bölgesine sürdüğü Gündüzlü ve Araşlu oymaklarına mensup obalar idi. Şah Abbas Kuh Guliye’de bulunan Araşlu Avşarlarını Huvar, Rey ve Simnan taraflarına sürdürmüştü. Araşlu’dan büyük bir kolun daha sonra Urmiye bölgesindeki boydaşlarının yanına gittiği görülür. Anlaşıldığına göre Nadir Şah’ın adını duyurduğu günlerde bu adlar ortadan kalkmış ve onların yerini Köse Ahmedlü ve Kırklu almıştı. Nadir Şah’ın da Kırklı obasına mensup olduğu bilinmektedir.
  5. Diğer Avşar Yerleşimleri: Ayrıca Huzistan’da Gündüzlü Avşarları, Kuh-Guliye’de Gündüzlü ve Araşlu avşarları ve Fars’da Kazerun bölgesinde çok daha az nüfuslu Avşar oymakları vardır. İran’da XVIII. yüzyılın ilk çeyreğindeki bu Avşar dağılışı daha sonraları pek büyük bir değişikliğe uğramamıştır.

İran’daki Avşarların ilk defa siyasi bir güç olarak ortaya çıkmaları XII. yüzyıla dayanır. Biz onları başlarında Yakup Bey bulunduğu halde bu yüzyılın ilk yarısında Huzistan bölgesinde Salgurlu Beyliği ile mücadele ederken görüyoruz. Avşarlar Yakup Bey’den sonra Avşar Beyi olan Şumla zamanında Huzistan’da bir beylik kurmaya muvaffak oldular. Huzistan’daki Avşar Beyliği 1155-1195 yılları arasında hüküm sürdü. Kırk kadar kaleye hükmetti. Beylerden bazılarının para kestirdiği de bilinmektedir.[2]

İran Avşarlarının siyasi alanda en etkili oldukları dönem Nadir Şah dönemidir. Nadir Şah 1736’da Safavi egemenliğine son vererek Avşarlılar hakimiyetini kurdu. Hz. Ebubekir, Ömer ve Osman ile Hz. Aişe’ye sebbolunmasını (sövüp-sayma, ilenme) yasakladı. Ayrıca Nevruz’un kutlanması ve diğer bazı adetlerin İslamiyet’e aykırı olduğu görüşünü egemen kıldı. Nadir Şah İran’da böylece Şiiliğin mutedil bir kolu olan Cafariliği hakim kılmış oldu. İran’da Avşarlıların idaresi Nadir Şah’ın 1747’de öldürülmesinden sonra da devam etti. Avşarlıların egemenliğine 1804’de Zendler tarafından son verildi.[3]

B. Birinci Dünya Savaşı Öncesinde İran Avşarları

Makalemizin asıl konusu İran Avşarlarının Birinci Dünya Savaşı döneminde Türkiye ile ilişkileri olduğundan, Avşarların savaş başlamadan önceki durumları hakkında ayrıca bilgi vermeyi gerekli görüyoruz. Zira, değişen zaman içerisinde bulunulan coğrafyalar ve kabile adlarında küçük de olsa bazı değişiklikler meydana gelmiştir.

İran’ın bütün bölgelerine dağınık ve düzensiz olarak adacıklar halinde serpilmiş olan Avşarların ana hatları ile yaşadıkları yerler şöyle tarif edilebilir: Rumiye Gölü’nün kuzeybatı kıyıları, Hamse Eyaleti’nin güney kısmı, dağlık bölgelerden Hemedan ve Kirmanşah Vilayetlerinin sınırları ki burada Esedabad yöresinde yoğundular. Huzistan, Fars ve Kirmand’da çok sayıda bulunuyorlardı. Bocnurd’un güneyi ile Sebzevar ve Nişapur arası, Cüveyn’in kuzeyi ve Kirman’ın güneyi ile Sircan, Melâyir, Devletabad, Abade, Kengaver, Miyane, Goçan havalisinde de kalabalık olarak yaşamaktaydılar. Ayrıca Tebriz, Zincan, Kazvin ve Şiraz bölgelerinde de pek az ve aşiretler halinde yaşıyorlardı.[4] Kazvin’in güneybatısında 97 köylük Avşar adlı bir kaza daha bulunuyordu.[5] Lord Curzon’un ifadesine göre Rumiye nüfusunun büyük bir çoğunluğu Avşarlardan oluşmakta idi.[6]

İran Avşarları pek çok boya ayrılırlar. Bunların önemlileri şunlardır: Gündüzlü, Beykişilu, Köklü, İmanlu, Kırklu, Haydar-Muhammedşahlu, Seyifkulu Ouladi, Cahan-Karişahlu, MollaTahirlu, Sultan Alilu, Mirikutlu, Ata-Uşağı, Pir Muratlu, Celâlilu, Aşraflu, Kasımlu, Mircanlu, Kamerbazlu, Gamazlu, Ustaculu, Eberlu, Araşlu, Alplu, Imırlu, Usalu, Avşar Uşağı, Beğeşlü, Papalu, Celâyir, Köse Ahmedlu, Kuh-Gilulu, Kör Hasanlu, Tevhidlu, Bedirlu, Kutulu, Tekelu. Ayrıca Ağaçeri oymakları içerisinde de Avşarlar bulunmaktadır.[7]

İran’daki Avşar nüfusuna gelince 1881 yılı kayıtlarına göre İran’daki Avşarların Rumiye’de 25.000, Hamse’de 10.000, Kazvin’de 5.000, Hemedan’da 7.000, Huzistan’da10.000, Kirman’da 6.000, Horasan’da 8.000, Fars’ta 8.000 ve Mazenderan’da 5.000, çadır olmak üzere toplam 91.000 çadırdır.[8] Çadır başına ortalama 5 nüfus kabul edilse bu tarihlerde İran’daki Avşar nüfusunun 455.000 olduğuna hükmedilebilir. 1958 yılı Avrupa kayıtlarına göre ise İran’daki Avşarların toplam nüfusu 400.000 olarak gösterilir.[9]

Birinci Dünya Savaşı’na rastlayan yıllarda Avşarlar yerleşik hayata geçme mücadelesi içerisinde idiler. Yarı göçebe bir hayat sürüyorlar, yaylak ve kışlaklara sahip olarak gruplar halinde yaşıyorlardı. Kısmen de yerleşik hayata geçmiş durumda idiler. Rumiye, Hamse, Esabadat yöresinde yaşayanlar artık tamamen yerleşik bir hayat yaşamakta idiler. Avşar Uşağı oymağı da yarleşik hayata geçen boylardandı.[10] Zamanımızda İran Avşarlarının hemen hepsi yerleşik hayata geçmiş, kendi tabirleriyle tat olmuşlardır.[11] Geçimleri ziraat, hayvancılık ve halıcılığa dayanan Avşarlar genellikle Şii mezhebine mensupturlar. Aralarında nadiren Sunni unsurlar da yer almaktadır. Şah İsmail tarafından itimad telkin eder bir kuvvet olarak Horasan Eyaleti’ne yerleştirilen Avşarlar arasında ise hiç Sunni unsur bulunmaz.[12] Avşarları anlatırken İran musikisinde bulunan Avşarî makamına değinmemek mümkün değildir. Burada Avşarların kültür ve sanat yönünü bulabiliyoruz.[13]

1. Birinci Dünya Savaşı Sırasında Osmanlı-İran İlişkilerine Bir Bakış

İran 1907 İngiliz-Rus Anlaşması ile Rusya ve İngiltere arasında nüfuz bölgelerine ayrılmıştı. Buna göre, Güney İran İngiliz, Kuzey İran da Rus nüfuzuna verilmiş, Merkezî İran ise her iki devletin de etki alanı dışında tutulmuştur. Görülüyor ki Birinci Dünya Savaşı başlangıcında İran Devleti tam bağımsız bir durumda değildi. İran Devleti her ne kadar savaş başladığında bîtaraflığını ilân etmiş ise de topraklarının hasım güçlerin mücadelesine sahne olmasına engel olamamıştı.

İran toprakları Osmanlı, Alman-Rus, İngiliz mücadelelerine sahne olmuştur. Bu mücadeleler bazen birer birer, bazen de ikişer ikişer gruplar halinde cereyan etmiştir. Hatta müttefik olan Osmanlılar ile Almanlar arasında da ortak bir İran politikası mevcut olmadığından İran’da gizliden gizliye bir Türk-Alman rekâbeti[14] de sürüp gitmiştir.

Almanya bu mücadelede millî politikalar güden grup ve fırkaları destekler görünerek yer tutmaya çalışırken Osmanlı Devleti islâmcılık politikası ile İran’a yaklaşmayı uygun gördü. Aslında Almanya’nın politikası da İslâmî söylemleri tamamen reddeden bir politika değildi. Almanlar zaman zaman Rus ve İngilizlere karşı İslâmiyetin hamisi rolünü oynamakta idiler. Nitekim Wassmuss gibi kendisini hacı, hoca ilân eden,[15] Von Kardrof gibi Muharrem Taziyesi’ne katılarak göstermelik göz yaşı döken[16] Şii müctehidlerin ellerini öpen,[17] Acem kıyafeti ile dolaşıp Müslüman olduğunu ilan eden[18] Almanların İran’daki propoganda faaliyetleri de bu dönem İran’ı ile alakadâr olan herkesce bilinir. Ancak Almanlar, Osmanlı nüfuzunda bir İslâmcılık politikasını reddediyor ve İran Müslümanları ile Osmanlı Müslümanlarının kaynaşmalarına engel olmaya çalışıyorlardı.

Bu yüzden Almanlar İran’da Osmanlı Devleti’ni dışlayarak iş görmek istediler. Daha Osmanlı Devleti’nin savaşa dahil oluşundan önce bir Türk-Alman ortak projesi olarak hazırlanan ve Afganistan’a geçme görevi verilen Rauf Bey Heyet-i Seferiyesi henüz Bağdat’a gelmeden Almanların ihtirasları ve ölçüsüz hareketleri neticesinde hiçbir iş göremeden dağıldı.[19]

Bundan sonra Rauf Bey bir kısım kuvvet ile İran üzerinden Afganistan’a geçmeye çalışırken Almanlar da Türklerden ayrı olarak başka bir heyetle Afganistan’a ulaşma gayreti içerisine girdiler.

Rauf Bey hem İran Devleti yetkililerinin hem de İran’da faaliyet gösteren Alman konsolos ve subaylarının karşı koymaları neticesinde Kirind’den geri dönmek zorunda kaldı.

Ataşemiliter Ömer Fevzi Bey’in önerisiyle Rauf Bey Heyet-i Seferiyesi’ndeki subayların İran ordusunun çekirdeğini oluşturmak üzere İran emrine verilmesi İranlılara bir öneri olarak sunuldu. Bu öneriye göre Heyet-i Seferiye’nin nizami birlikleri de İranlıların emrine verilebilecekti. Rus esaretinden kurtularak Tahran’a firar etmiş olan subaylardan da bu amaç için yararlanılabileceği Ömer Fevzi Bey’e bildirildi.[20]

Osmanlı subaylarından Mülâzimi Evvel Kâzım Bey’in de dahil olduğu Alman Binbaşısı Niedermayer başkanlığındaki heyet ise Rus ve İngiliz nüfuz bölgelerinden geçerek tebdili kıyafet ile zahmetli ve maceralı bir yolculuktan sonra 22 Ağustos 1915 tarihinde Afganistan’a ulaşmayı başardı. Niedermayer ve heyeti Afgan Emiri ile irtibata geçti.

Öte yandan Almanlar İran’da büyük paralar harcayarak milis kuvvetleri toplamışlar, Ataşemiliter Kont Kanitz’in organizasyonunda İran jandarmalarını da yanlarına çekerek Ruslarla ciddî bir mücadeleye girmişlerdi. Bu tarihlerde Osmanlı Devleti Kuzey İran’daki bu mücadelelerde geri plânda, sanki, Almanya’nın gölgesinde imiş gibi görünüyordu.

Rusların 7 Kasım 1915 tarihinde Tahran’ı tazyik etmeye başlamaları üzerine Almanya’nın Tahran Büyükelçisi Prens Reuss ve Kont Kanitz’in teşviki ile Demokrat Partisi’nin ve İran milliyetçilerinin liderleri Tahran’dan ayrılarak Kum’a hareket ettiler[21] ve burada Kasım 1915 sonlarında Defâ’-i Millî Komitesi’ni kurdular. Milliyetçilik yönü ağır basan Defâ’-i Millî Komitesi’nin kurulması İran’da artan Alman nüfuzunun bir sonucu olarak değerlendirilebilir.

İran’daki Türk diplomatları Defâ’-i Millî Komitesi’ni ve Almanları eleştiren raporlarını zaman zaman İstanbul’a gönderdiler. Çünkü Türk yetkilileri İran siyasetinde Almanların gölgesinde kalmanın rahatsızlığını yaşıyorlardı. Tahran Ataşemiliteri Ömer Fevzi Bey de 16 Ekim 1916 tarihi itibariyle VI. Ordu Kumandanlığı’na bu konuda bir rapor gönderdi.[22]

Diğer taraftan Almanların General Baratov kumandasında ileri harekâta geçen Rus kuvvetleri karşısında tutunamaması ve peşpeşe alınan mağlûbiyetler neticesinde Kont Kanitz’in intihar ettiğini görüyoruz. Ancak Almanların mağlûbiyetleri Osmanlı Devleti’ni de etkiledi ve Osmanlı-İran sınırında Rus tehlikesinin belirmesine sebep oldu. Bunun üzerine İran işlerini de organize etmek yetkisi ile Goltz Paşa, Enver Paşa tarafından VI. Ordu Kumandanlığı’na getirildi. 5 Aralık 1915 tarihinde Bağdat’a gelerek görevine başlayan Goltz Paşa İran’daki Türk ve Alman güçlerinin Ruslara karşı birlikteliğini ve organizasyonunu sağlayacaktı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ