HUNLARDAN SONRA HUNLAR: ATİLLA’NIN ARDINDAN KARADENİZ BOZKIRLARINDAKİ HUN KALINTILARI

HUNLARDAN SONRA HUNLAR: ATİLLA’NIN ARDINDAN KARADENİZ BOZKIRLARINDAKİ HUN KALINTILARI

Hunlar, Dengizik’in 469’da öldürülmesinden önce de siyaseten dağılmışlardı ama belli yerlerde etnik yoğunluklarını muhafaza ediyorlardı. Jordanes’ten öğrendiğimize göre, daha Atilla’nın halefi ve en büyük oğlu İlek savaşta yaralanıp öldüğünde (454) Hunlar “Gotların eskiden yaşadığı yerlere” çekilmişlerdi. Onları yenen Gepidler ise bugünkü Romanya arazisini tutmuşlardı.[1] Dolayısıyla Hunların çekildiği bölgeyi en az Bucak’a kadar götürmemiz gerekiyor. Nitekim en küçük oğul olan İrnek’in halkı gidecek yer olarak Scythia Minor’un en uzak yerlerini tercih etmişlerdi ki,[2] bunu birebir Dobruca eli eşleştirmek doğru değildir. Scythia Minor Karadeniz’in bütün kuzeybatı köşesini temsil etmelidir ve bunun en doğusunda İrnek’in Hunları vardır.

Jordanes takip eden metinlerde Hunların çekildiği yeri daha kesin ifadelerle anlatır. Hunlar durumu kabullenemeyip Doğu Gotlarına saldırdıklarında neredeyse tüm birliklerini kaybettikleri ağır bir yenilgiye uğradılar ve sağ kalanlar geri dönerek “Scythia’nın, Var adını verdikleri, Danaber ırmağı yatağındaki sınır bölgesini kazanmaya çalıştılar.[3] Bu son ifade ilginçtir; adeta sınır olarak Dnyeper’de tutunmaya çalışıyorlar, yani daha doğuya çekilme ihtimalleri vardı. Bu esnada insan kayıplarının çok fazla olduğunu tahmin etmekteyiz. Daha yenilerde gerçekleşen Atilla’nın Galya ve İtalya seferlerindeki kayıplarla birlikte düşünürsek, Hunların insan kaynağının hayli azaldığını tahmin edebiliriz.

Çekilme esnasında da gerek kayıplar, gerekse dağılma yüzünden Hun kitlesi erimeye devam etti. Bazıları geride, daha dün Atilla’nın bayrağının dalgalandığı topraklarda, Macar ovasında kalmışlardı. Bunlardan biri de Sadagar boyuydu. Bağımsızlıklarını kazanan ve Bizans’ın desteğini alan Gotlar, ellerindeki arazinin yeterli olmadığı düşüncesiyle etrafa saldırmaya başladılar ve ilk olarak Sadagarları hedeflediler. “Attila’nın oğlu olan Hun hükümdarı Dengizek[4] bunu öğrenince, hâlâ üzerlerinde hâkimiyetini sürdürmekte olduğu anlaşılan ‘az sayıdaki’, yani Ultzinzures[5], Angiscirler, Bittuguribler ve Bardoribleri topladı.”[6] İkinci isim kuşkulu gözüküyor, diğerleri ise Türkçe ile açıklanabilecek isimlerdir. ‘Az sayıdaki’ vurgusu önemlidir. Zira Dengizik artık büyük ordular çıkaramamaktadır. Geride kalan soydaşlarını kurtarmak için elinden gelen tek şey, bir German kabilesini dahi dengeleyemeyecek bir orduyu ancak toplayabilmekti.

Avrupa Hun İmparatorluğu

Bugün Belgrat’ın biraz batısında kalan Bassiana şehrine gelip kuşatan Dengizik, Gotlar karşısında bir kez daha yenildi. Sadagarlara ne olduğunu bilmiyoruz, Dengizik yetiştiğinde Gotlar onlarla meşguldü. Fırsattan istifade ile kaçmış, çekilen Hunlara katılmış veya daha kuzeylere çekilmiş olabilirler. Talihi olup da bu bölgede yaşayanların yüz yıl kadar sonra gelen Avarlara katıldıklarını düşünebiliriz. Onların bir kısmının Tuna boylarında yerleştikleri düşünülür.[7]

Atilla’nın oğullarının bahtsızlığı bütün Hunların korkuya kapılıp doğu yolunu tutmaları anlamına gelmedi. Örneğin Sadagarlar bulundukları bölgede hâkim idiler. Hatta kimi Hun boylarının gittikleri yerlere zorla duhul ettikleri oldu. Örneğin “İrnek’in akrabaları Emnetzur ve Ultzindur, Dacia Ripensis’de Tuna’nın kıyısında Utus ve Oescus ve Almus’u ele geçirdiler. Sonra her yere yayılıp, Romania’nın yolunu tutular. Günümüzdeki Sacromontis ve Fossatisilerin kökünün onlara dayandığı söylenir.”[8] Burada sayılan kentler Bulgaristan’ın kuzeybatı taraflarında, Tuna boylarındadır.

Jordanes’in son cümlesi onların bulundukları yerlerde etnik birimler olarak hayatta kaldıklarını da gösteriyor. Boy düzenlerinin dağılması ve yeni yapıların ortaya çıkması her göçten sonra beklenecek bir durumdur ve yeni isimler bu safhayı temsil eder. Ki, Sacromontis ve Fossatis isimlerinin yer adı kökenli etnik tanımlamalar olduğu görülmektedir. 6. yy’daki Slavlaşma dalgasının bu toplulukları nasıl etkilediğini bilmiyoruz, lakin Slav saldırganlardan çok önce Bizans’a akına başlayan Hun-Bulgarlar Aşağı Tuna boylarına geldiklerinde onlarla temasta olmuş olabilirler. Yukarıda Dengizik’in Sadagarlarla ilişkisini ve haberleşmesini düşündüğümüzde, bu bağlantı yabana atılacak cinsten değildir.

Atilla’nın ortanca oğlu Dengizik ile küçük oğlu İrnek Tuna boylarından vazgeçme niyetinde değillerdi. Bu ikinci Got yenilgisinden sonra toparlanmaya ve daha barışçıl tarzda Bizans ile ilişkileri geliştirmeye çabaladılarsa da, olumlu cevap alamadılar. Bunun üzerine Dengizik, İrnek’in muhalefetine rağmen Bizans’a saldırdı. Priskos’a göre, Dengizik barış şartı olarak imparatordan kendi adamları için toprak ve para istemiştir.[9] Bu da dikkate alınması gereken bir cümledir, zira bütün olumsuzluklara ve yenilgilere ve tüm tehlikelere rağmen Hunların bahtlarını batıda arama çabalarını gösterir. Bu aynı zamanda Hunların, en azından Dengizik’in ordasının gözünde doğuda tutunmanın daha meşakkatli oluşunu göstermektedir. Buna daha sonra geleceğiz.

Dengizik’in bu saldırısı, beklendiği üzere Aşağı Tuna boylarına değil, yine Orta Tuna bölgesi üzerinedir. Dolayısıyla Gotların Erdel ve Eflak bölgesindeki egemenliklerinin sıkı olmadığını düşünebiliriz. Hunların da çok ümitsiz bir durumda olmadığı tahmin edilebilir. 466-467 kışında Tuna’yı güneye geçen Dengizik, çeşitli harekât, kuşatma ve haberleşmelerle iki yıl kadar buralarda dolaşır. Özellikle kuşatılan Sofya’ya yardıma gelen Bizans kuvvetlerini yenmesinin kendisini rahatlattığı anlaşılıyor. Ancak 469 senesinde Bizans’ın Trakya bölge komutanı Anagastes ile yaptığı savaşta hayatını kaybetti. Onun yanındaki Hunların dağıldığı ve Bizans’a tabi olduğu bildiriliyor.[10] Böylece, şu veya bu şekilde, Tuna’nın güneyindeki bölgede kavle alınacak sayıda Hun’un toplandığını kestiriyoruz ki, Bulgar akınları döneminde bunların rolünün olmadığını düşünmek yersiz olur.

İrnek’in Dengizik’e muhalefeti, Priskos’un belirttiği üzere iç sorunlar sebebiyledir; “Dengizik… Romalılarla savaşa girmek istiyordu. Bu karara İrnek, dâhili karışıklığı savaştan başka yana çekmek gayesiyle karşı çıkıyordu.[11] Bu gaile, ülkenin doğusundaki bir savaş hali olarak gösterilmiştir.[12] Bu savaş halinin bağlı boylar ve halkların isyanı olarak tahmin edilmesi mümkündür, ama 463 civarından itibaren Hunların yönettiği bölge doğudan gelen yeni bir topluluğun tazyikine girmişti. Bunun haberini yine Priskos vermektedir:

Aşağı yukarı bu sıralarda Saragur, Urog (Ogur) ve Onogurlar Doğu Romalılara elçiler gönderdiler. Bu kavimler Sabirlerle yapılan harp neticesinde meskûn oldukları yerlerden çıkartılmışlardı ve komşu ülkelerin topraklarını istila etmişlerdi. Sabirleri Abarlar püskürtmüşlerdi. Abarları ise okyanus kıyısında oturan ve bir yerden denizden yükselen büyük buharlarla sislerin, diğer taraftan şimdiye kadar duyulmamış pek çok yırtıcı kuşun (grifon) yaklaşmasından kaçan kavimler vatanlarından çıkartmışlardı ki, bu yırtıcı kuşların insan soyunu yiyip bitirmeden yok olmayacakları söylentisi vardı ve insanları paralıyorlardı. Bu felaketler neticesi hareketlenerek komşu ülkelere hücum ettiler. Bütün bu kavimler, hücumun şiddetinden dolayı mukavemet edemeden bulundukları yerleri terk edip kaçıyorlardı. Öyle ki, yeni bir yurt arayan Saragurlar ilerlediler ve Akatir Hunlarına rastladılar. Onları harple yenerek tabi kıldılar ve özellikle Romalıların dostluğunu kazanmak maksadıyla elçiler yolladılar. İmparator elçileri kabul etti ve hediyelerle memnun ederek geri gönderdi.”[13]

Saragurlar, yine Priskos’a göre, birkaç yıl sonra Güney Kafkaslarda İran’a karşı Bizans müttefiki olarak faaliyette bulunurlar, bu arada Ermenistan ve Gürcistan’da biraz yağma yaptıktan sonra çekilirler.[14] Bunu halkın göçünü de içeren kapsamlı bir harekât olarak alırsak, bugünkü Ukrayna arazisinin batısında yerleşmiş gözüken Akatiri (Ağaçeri?) boyuna saldırılarını açıklamak zor gözüküyor. Veya Akatir halkını biraz daha doğuya taşımak gerekecektir. Bu haberi dikkatli sorgulamalıyız. Büyükçe bir makale boyutunda yer işgal edecek bu tartışmanın ayrıntılarına girmeden konunun özüne döneceğiz. İster Akatir halkı, isterse onlardan oluşan askeri birlikler olsun, Hun mülkü doğudan saldırıya uğramıştır ve bu saldırıyı göğüsleme görevi İrnek’tedir. Sonraki coğrafi tanımlamalar Oğurların o yıllarda Don nehrinin batısına geçemediklerini göstermektedir. Hunlar ise Dnyeper’in batısında sadece ve sadece tutunmaya çalışıyorlardı. Dolayısıyla Karadeniz’in kuzeyindeki düzlükleri ve Kafkasların kuzey eteklerini Hunlar ile bağlılarının sıkıştıkları arazi olarak görebiliriz. Bunu takip eden zaman dilimi için toplu coğrafi yerleştirme yapan tek bir kaynağımız var. Jordanes iki müteakip paragrafta şunları anlatır:

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ