HUN KONFEDERASYONUNUN BÖLÜNMESİ VE YIKILMASI

HUN KONFEDERASYONUNUN BÖLÜNMESİ VE YIKILMASI

1. Giriş[1]

Hun (Hsiung-nu) Devleti’nin Yapısı

M.Ö. üçüncü yüzyılın sonunda, yani Büyük Şan-yü Mete’den (ya da Maodun) sonra üç yüzyıldan fazla bir süre Hunlar Çin’in kuzeyindeki topraklara hakim olarak Orta Asya’da nüfuz peşinde koştu. Katkıda bulunan diğer bilim adamları bu devletin daha erken dönemine dair tarihini ve Eski Çin Han Hanedanı ile olan rekabetini ele aldıklarından, bu makale geç dönem Han Hanedanı zamanında, yani M.S. ilk iki asra denk gelen tarih diliminde Hunların düşüşe geçişini ve yıkılışını ele alacaktır.

Bu halk ve yöneticileri hakkındaki bilgilerin büyük bir bölümü düşmanca olmakla birlikte, Çin kaynaklarından gelmektedir. Hun dilinden sadece birkaç kelime kayıtlara geçmiştir. Eski Çince yoluyla günümüze ulaşan yabancı dilden çeviri yazılara çok az güven duyulabilir. Bir Çince isim olan “Hiung- nu” (Hun) tahminen yabancı bir dilin telafuzunu yansıtmaktadır; yine de tanımlamalarda daha sonraki asırlar boyunca Avrupa’ya acı çektiren son Hunlarla bir bağlantı kurulmamalıdır.

Hun yönetimi de diğer bozkır rejimleri gibi bir aile yönetimiydi. Otorite tamamen hükümdar ailesinin ve evlilik yoluyla akraba olmuş çok az sayıdaki klanın elindeydi. Devletin ismi hükümdar ailesinden gelmekteydi, bozkırdaki diğer klanlar ve kabileler ya güç kullanma tehdidiyle ya da idarecilerin Çin’in yerleşik toplumlarından ticaret ya da savaş yoluyla elde ettiği armağanlarla boyunduruk altında tutulmaktaydı.[2]

Lattimore’un 1940’ta ileri sürdüğü gibi, Hun Devleti’nin gelişmesi Çinlilerin Qin ve Han hanedanlarının iktidarlarını pekiştirdiği sınır bölgesindeki gerilimi yansıtmaktadır. Öte yandan, bozkır halkları kuzeyde Çin İmparatorluğu’nun genişlemesinin tehdidi altındayken, aynı zamanda kırsal bölgeler de Çin mallarının sunduğu zenginlik ve lüks imkanlarının uzağındaydılar. Hun tarihinin büyük bir kısmı Çin tecavüzlerine tepkilerle birlikte, Çin mallarını ticaret ya da savaş yoluyla elde etme arzusu olarak görülebilir. Çin imparatorları kendi hesaplarına, ticaret noktalarını kontrol etmek ve yine nispeten önemi haiz olmak şartıyla, sınırın her iki yanındaki halkları ayrı tutmayı garanti altına almak suretiyle kuzey bölgeleri üzerinde hakimiyet kurma peşindeydiler. Askeri savunma ve uyarının aşikar işlevinin yanı sıra, Qin ve eski Han’ın inşa ettiği Çin Seddi bu amaçlara yönelik mükemmel bir araçtı. Surların büyük bir bölümü daha sonraki Han tarafından askerden arındırılmış ancak, halkların ayrı tutulmasına ve ticaretin sınırlandırılmasına dair politikaya devam edilmiştir.

Hun hükümdarlarının en temel sorunu Çin’in zenginliklerini elde etmek ve bu yolla diğer bozkır halkları üzerindeki otoritelerini devam ettirmekti. Bu politikalarını düzenli ticaret, resmi hediyeleşme – sıklıkla da gizli haraç- aracılığıyla ya da gerçek savaş ya da savaş tehdidiyle devam ettirmekteydiler. Bu hükümdarların iktidarları büyük oranda Çin ile olan ilişkilerine bağlıydı, devlet yapıları ise hiç de karmaşık değildi. Bununla birlikte, imparatorluk ordularının ve yönetiminin ulaşamadığı yerlerdeki nüfusu ve bölgeleri kontrol altında tutan bu yabancı devletin varlığı Çinlilerin de lehineydi. Yine de, M.S. birinci yüzyılda, Hun liderleri arasındaki bölünme ve Han sarayındaki aşırı ihtiras bu dengeleri bozarak düzensizliğe ve parçalanmaya neden oldu.

2. Çin ile Çatışma ve Sınır Savaşları (M.S. 9-45)[3]

M.S. 9’da Wang Mang imparatorluk tahtına oturduğunda, Çin yönetimi ile Hunlar arasındaki ilişkiler her iki taraf için de tatmin edici boyutlardaydı. M.Ö. ikinci yüzyıldaki çatışmalar, İmparator Wu ve Huhanxie’nin (ya da Huhanye) saldırganlığı ve masraflı seferleriyle sonuçlandı. Şan-yü (M.Ö. 59¬31 yıllarında tahttaydı) düşmanı Çiçi’ye karşı Çin desteğine minnettardı. 43 yılında, barışı sürdürmek için muhteşem bir yemin töreni düzenledi, ve bu sükunet ölümünden sonra da 30 yıldan fazla devam etti. Düzenli olarak mal ve hediye değişimleri yapılmakta, Şan-yü zaman zaman imparatorluk sarayını ziyaret etmekte ve Hunların hükümdarlık sarayında bazı Çinli kadınlarla evlilikler gerçekleşmekteydi (bu evliliklerden en şöhretlisi ise Huhanxi Şan-yü ile Bayan Wang Zhaojun’un evliliği idi). Hun sarayında anne tarafından gelen nüfuz Çin yanlısı fraksiyona yardımcı olmaktaydı, ancak “barış ve aile bağları” diyebileceğimiz heqin sistemi, Hun hükümdarlık sarayı için çok değerli ama Hanlar için çok masraflı olan, Çinlilerin maddi katkılarına bağlıydı. Fakat, büyük bir anlaşma her zaman bir sınır savaşından daha ucuzdu.

Şan-yü sürekli olarak İmparatorluk sarayını ziyaret etmekte, Çinlilerse hiç iadei ziyarete gelmemekteydi rağmen, Hunlar bu ilişkiyi eşitler arasındaki bir ilişki olarak görmekte, Çinliler de bunlara hiçbir zaman resmen vasal muamalesinde bulunmamaktaydı. Ancak, Wang Mang’ın geleneksel kavramlara dayanan başka fikirleri vardı ve bunların şiddetle takipçisi oldu. M.S. 8. yüzyılda, henüz daha Han yönetiminin kontrolünü elindeyken, yeni bir Şan-yü olan, Nengzhiyasi’yi, M.Ö. 43 yılında imzalanmış bir mukaveleyi Dört Madde Anlaşması ile ikame etme konusunda ikna etti. Bu yeni anlaşma, müttefikler arasında sadece Çin’den değil, doğuda Wuhuan’dan, Vusun halkından ve Orta Asya’nın diğer halklarından olan hainler ve mültecilerin de geri dönüşünü sağlamaktaydı. Çok şahsi olmakla birlikte, Çin geleneklerinin bir tezahürü olarak, Nengzhiyasi ismini Zhi olarak değiştirmek konusunda anlaştı: Bunun için onun rüşvet aldığı söylenmekte ve Hun terimleri için de herhangi bir değişiklik yapıp yapmadığı tartışılmaktadır. Fakat şurası bir gerçek ki, bu kabul edilebilir bir uzlaşmanın işareti idi.

Ancak, ertesi yıl, Wang Mang kendi imparatorluk yönetimini ilan edince, meseleyi daha ileriye götürmek için baskıya başladı. Şan-yü’ye Xin hanedanının boyunduruğunda olduğuna dair bir tebliğ sunuldu ve protestolara rağmen Wang Mang herhangi bir değişiklik yapmadı. Ayrıca, daha önemlisi, Çinli yetkililer Wuhuan halkına yeni anlaşmaya göre Hunlar ile daha ileri düzeyde bir ilişki içine girmemeleri tavsiyesinde bulundular. Ancak Wuhuan, kuruluşunda Şan-yü Mete’nin (Mao-tun) ilk kurbanları olmuştu, fakat artık bağlılıklarının sona erdiği iddia edilmekteydi. Hun görevlileri vergi toplamak, tacirleri ise yıllık kürk pazarına katılmak üzere gittiklerinde Wuhuanlar onlara saldırarak katlettiler. Şan-yü Wuhuanların üzerine cezalandırma amaçlı bir sefer düzenleyince de, Çinliler üzerlerindeki hakimiyet haklarını kaybetmedikleri konusunda ısrar ettiler.

O güne kadar uzlaşmacı olan Şan-yü Zhi, devletinin otoritesi ve bağımsızlığının çok açık bir şekilde tehdit edilmesiyle, (M.S. 10 tarihinde), daha önce Hanların egemenliğinde olan Orta Asya’daki Turfan hükümdarlarını boyunduruk altına almayı kabul ederek anlaşmayı reddetti. Akabinde de bir grup Çinli isyancıyı ülkesine kabul etti. Wang Mang Şan-yü’yu iktidardan düşürmek üzere bir bildiri yayınladı, kendi kukla hükümdarını atadı ancak bununla da yetinmeyip saldırıya hazırlanmak için kuzeye bir ordu konuşlandırdı. Planlananlardan hiçbiri olmadı ancak uzun barış dönemi Hunların sınır boyunca gerçekleştirdiği bir dizi saldırı ile sona erdi.

Zhi 13 yılında öldü ve Wang Mang’ın koruması altındaki Xian tahta oturdu. Wang Mang’ın daha önceden Xian’ın oğlu Deng’i öldürtmüş olmasından dolayı başlangıçta ilişkileri bozuktu, ancak karşılıklı özür dilendi ve böylece Çin yanlısı fraksiyon, Xian’ın 18 yılında ölümüne kadar nüfuzunu muhafaza etti. Xian’ın halefi Yu, başlangıçta sempatizanları hakkında çelişkiler yaşamaktaydı: Çin yanlısı gruba güvenmemekle birlikte, Çin destekli bir barışın avantajlarını da kabullenmeye hazırdı. Ancak, Wang Mang pazarlığa isteksizdi, kıdemli bürokratlarının ve danışmanlarının karşı çıkmasına rağmen, bir kez daha kendi adayını kukla Şan-yü ilan etti. Başka bir ordu daha sınır bölgesinde boşuna masraf çıkarır hale gelirken, Şan-yü Yu artık Çin’in tescilli bir düşmanıydı.[4]

23 tarihinde Wang Mang’ın hükümeti yıkıldı ve kendisi de başkenti Changan’da öldürüldü. Wang Mang’ın yıkılmasında doğuda Kızıl Kaşların isyanı ve hemen güneyde eski imparatorluk klanı Liu’nun düzenli ordularının başkaldırısının biraraya gelmesi önemli bir etken oldu. Kuzeydeki durum aslında bununla doğrudan alakalı değildi ancak, kuzey sınırında büyük bir ordu tutmayı sürdürmek Wang Mangların isyancılarla başa çıkma gücünü olumsuz etkiledi. Çin uzun sürecek bir iç savaş dönemine girerken, Liu ailesinin rakip üyeleri, Yangzi’nin kuzeyindeki tüm bölge üzerinde iktidar olmayı düşleyenlerle ve Hunlar, savaşan taraflardan bazılarına destek vermek ve imparatorluğun kuzey kumandanlıklarına saldırmak suretiyle bu karmaşadan avantaj sağladı.

36 yılında, Liu Xiu gibi son dönem Han İmparatoru Guangwu da Çin içindeki son önemli muhalifini yok ettikten sonra, Sarı Irmak’ın Ordos kıvrımı boyunca ve Sanggan vadisinde doğuya doğru ciddi bir Hun saldırganlığı ile karşı karşıya kaldı. Şan-yü tarafından desteklenen bir iktidar heveslisi olan Lu Fang, yenilgiye uğratılarak 37’de ülkeden uzaklaştırıldı. Çin kontrolü güçlendirilerek daha iyi duruma getirilmeye çalışıldı, ancak alınan önlemler daha çok müdafaaya yönelikti, sedler ve takviye edilmiş yollar sadece Tienşan sıradağlarındaki dağ geçitlerini değil aynı zamanda Kuzey Çin ovasını da korumaktaydı. Daha güneyde ve daha batıda, Fen Nehri boyunca ve Wei hattına yönelik saldırılar Chang’an bölgesini korumak için de bir dizi seddin inşa edilmesini gerektirdi. 39’da Büyük Mareşal Wu Han komutayı almak üzere kuzeye gönderildi, ancak sonuç sadece Çin’in Yanmen, Dai ve Shanggu kumandanlıklarının terk edildiğini doğrulamak oldu. 44 yılında Wuyuan da kaybedildi, Hun saldırıları epey güneyde bulunan Shandang’ı hedef alırken, Chang’an’ı da batıdan tehdit etmeye başladı. 44/45 kışında, meşhur general Ma Yuan Hunlara saldırı teşebbüsünde bulundu, ancak ağır kayıplarla yenilgiye uğradı. Bir sonraki ani saldırısında ise Hunların, sınır savunmasını bir yerinden daha delerek Changshan’a saldırdı.

M.S. 40’lı yılların ortalarında, Şan-yü Yu, büyük atası Mete’nin (Mao-tun) toprakları ile mukayese edilebilecek kadar toprağın kontrolünü kazanırken, yeniden toparlanan Han hanedanı sınır boyunda Hunların gücüyle gerektiği gibi başedemeyeceğini gördü. Ancak, 46 yılında Yu’nun ölümünü son zamanlarda Çin’de yaşananlarla mukeyese edilebilecek kadar ciddi iç çatışmalar takip etti, çok kısa bir süre içerisinde güç dengesi tersine dönerek Hun Devleti bölünme ve yıkılma sürecine girdi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ