HUN İMPARATORLUĞU İLE ÇİN’İN DOĞU TÜRKİSTAN MÜCADELESİ

HUN İMPARATORLUĞU İLE ÇİN’İN DOĞU TÜRKİSTAN MÜCADELESİ

Hunlarla Çin arasındaki Doğu Türkistan mücadelesi, o zamanlar Çin’de hükümran olan Han Hanedanlığı zamanında, yani yaklaşık olarak M.Ö. ikinci yüzyılda başladı. O dönemin birbirine hasım devletleri kimlerdir ve onların Batı bölgesi (Doğu Türkistan) için mücadele etmelerine sebep olan çıkarlar nelerdir?

Batı bölgesi veya Doğu Türkistan, doğu ile batıyı birbirine bağlayan ana köprü niteliğindedir. Eski çağlardan bu yana, “Büyük İpek Yolu” denilen önemli ticaret yolları bu bölgeden geçerdi ve Avrasya medeniyetleri arasında bütün ticari ve kültürel mübadele buradan yürütülürdü.

O dönemde Doğu Türkistan yoğun bir nüfusa sahipti ve ekonomik olarak da gelişmiş bir bölgeydi. Bu topraklarda neredeyse 34 ila 36 şehir devleti kurulmuştu. Bu devletler, değişik büyüklük ve siyasi potansiyele sahip, küçük birer kavim devletiydi. Buralarda esas olarak yerleşik çiftçiler yaşıyordu. Zhokjan, Siie, Puli, Gjuandu, Uity ve Shanshan (Şanşan) gibi bazı devletler istisna oluşturuyordu. Buraların halkı sığır yetiştiriciliğiyle uğraşıyordu. Her şehir devleti kendi hükümdarına, kendi idaresine ve devletin çıkarlarını korumak için kendi ordusuna sahipti. Örneğin, Guici’de cephe ordusu 21.076 askerden oluşuyordu, buna karşılık Hyhy’de ordu yalnızca 45 askerden ibaretti. Bu koşullar altında doğal olarak küçük devletlerin bağımsızlıklarını tam anlamıyla koruma şansı yoktu ve bu yüzden bunlar sınırlarına yakın daha büyük devletlere bağımlı olarak yaşıyorlardı. Bundan dolayı M.S. birinci yüzyılın ortalarında Şanşan hükümdarı Sjaovan, Czingue, Zhunlu ve Czjuimo adlı şehir devletlerine boyun eğdirdi. Ytjan Hükümdarı Syket ve Pishinai’yi fethetti. Cheshi’nin hükümdarı Halga- Aman, Dan-huan, Hyhy, Ytancili’yi himayesi altına aldı.[1] Büyük ve güçlü şehir devletleri arasında da ihtilaflar çıkıyordu. Milattan sonra birinci yüzyılın ilk yarısında Sogyui’nin gücünü arttırmış olan hükümdarı, Gyici, Yutjan’ı ve bir çok küçük şehir devletini hâkimiyeti altına aldı.[2]

Hunlar-3

Büyük devletlerde onlarca şehir bulunuyordu; bunlar arasında büyük ve küçük şehirler de vardı. Büyük devletlerin başkentleri (Gashi, Yan, Yuni, Ymi, Yankyui, Chzhoha-hota vb.) siyasi, ticari, dini ve kültürel merkezlerdi. Büyük İpek Yolu üzerinde bulunan bu şehirlerde büyük pazarlar kurulurdu. Bu devletlerin hükümdarları saraylarda yaşarlardı. Tapınaklar ve soyluların evleri, diğerlerinden ihtişamlarıyla ayrılırlardı. El işçiliğiyle uğraşan hünerli zanaatkârların yaşadığı bu kentlerde zanaatkârların iş yerlerinin toplu halde bulunduğu yerler vardı. Zanaatkârlar madenleri, yeşim taşını işleyebiliyorlar, seyrek dokunmuş kumaş,[3] süet deri, halılar,[4] ipekler, yünlü kumaşlar[5] ve pazen[6] imal edebiliyor ve pamuklu kumaş[7] dokuyabiliyorlardı.

Doğu Türkistan’daki çok sayıda devlet, dış politikada bölgenin çıkarlarını korumak için birleşik bir güç oluşturmamışlardı. Çinli tarihçiler haklı olarak şu gerçeğe işaret ediyorlar: Doğu Türkistan devletlerinin orduları “tek başlarına zayıftı ve orduda hiyerarşik bir yapı yoktu”.[8] Bunun neticesinde ekonomik olarak gelişmiş, zengin fakat güvenlik bakımından zayıf olan bu devletler, özellikle de Büyük İpek Yolu üzerinde kurulmuş ticaret merkezleri, süper güç niteliğindeki Hunlar ve Han İmparatorluğu gibi güçlü komşu devletler için cazip küçük birer lokma idiler.

Hun İmparatorluğu M.Ö. ikinci yüzyılın ilk yarısında gücünün doruğuna çıktı. O döneme kadar Hunlar, Doğu Türkistan’ın önde gelen şehir devletlerine boyun eğdirdiler. Hun İmparatoru Mao-tun (Mete), Han İmparatoru Vendi’ye yazdığı bir mektupta şöyle diyordu: “Loylan, Ysyni, Hycze ve onların yakınlarındaki 26 devlet hakimiyet altına alındı. Sonuçta, bunların hepsi, yay gerenlerle birlikte, şimdi tek bir aile çatısı altında birleştirildi”.[9] Göçebe Hunlar, kendilerinin üretmediği maddi nimetlerden yararlanma gereği hissettiler ve Doğu Türkistan devletlerinin içinde tarımla geçinenlere akınlar düzenlediler. Hunların batı sınırındaki prensi Doğu Türkistan’da asayişi tesis etmek için bölgeye polis görevlileri atadı. Polis görevlileri Yanki, Chagan-tyngie ile Halga-aman arasında yaşadılar ve himaye altına alınmış bu devletlerden önemli miktarda vergi topladılar.[10] Hunlar, bu devletlerin fethedilen bölgelerinde yaşayan zanaatkârları ve bir kısım nüfusu kendi ülkelerine göçe zorladılar. Örneğin, Hoyhanshy’deki Pulei devleti hakkında şu bilgi veriliyor: “Başlangıçta Pulei büyük bir devletti, fakat batı bölgesi (Doğu Türkistan) Hunlar tarafından işgal edilince, Pulei hükümdarı, Tanhu’ya karşı bir kusur işledi. ve Tanhu buna öfkelenerek, 6.000 Puleiliyi göçe zorladı”.[11]

Doğu Türkistan’ı hâkimiyeti altında bulunduran Hunlar, bölge halkının hayat tarzını değiştirmedi. Hunların hâkimiyeti geleneksel kültürde büyük değişikliklerin meydana gelmesiyle sonuçlanmadı. Dahası, Hun kuvvetlerine boyun eğen yerli halk, sabit bir oranda vergisini ödedi, fakat Hunlarla yakınlaşmak istemedi ve onların bayrağını dalgalandırmadılar.

M.Ö. 202 yılında Çin’de Han Hanedanı iktidara geldi. Han Hanedanlığı, saltanatının ilk yıllarında “dünya politikası ve Hunlarla dostane ilişki kurma” politikasını benimsedi. Han Hanedanı iktidarda durumunu sağlamlaştırdıkça kuzey sınırlarını güvence altına almak için bu asi komşusunun buralardaki hâkimiyetine son vermeye karar verdi. Han İmparatorluğu, Hunların Doğu Türkistan’daki hâkimiyetini kabul edemezdi. Doğu Türkistan, Çin’e çok değerli ve ender bulunan yeşim taşı sağlıyordu ve başka madenlerce de zengindi. O dönemde ticaretin yoğun olarak sürdürüldüğü Doğu Türkistan’ın ticaret yollarının Hunların hâkimiyetinde olması da Han İmparatorluğu’nu rahatsız ediyordu.[12]

Han İmparatorluğu’nun kurucusu İmparator Gao-di (Kaoti) M.Ö. 200 yılında Hunlara karşı askeri bir sefere çıktı. Çin ordularını bizzat İmparator Kaoti’nin kendisi komuta ediyordu. İlk muharebelerden sonra Mete, kuvvetlerini geri çekti. Çin’in, imparatorun bizzat kendisinin komuta ettiği ve aralarında muhafız birliklerinin de bulunduğu öncü birlikleri Hunları takip etti. Bu sırada Çin’in öncü birlikleri, ordunun bel kemiğini oluşturan diğer birliklerden uzaklaşmış ve onlarla bağlantılarını koparmış oldular. Hunlar tabii ki geri çekilmeyi durdurdular ve Han İmparatorluğu’nun öncü birliklerini kuşattılar (Turan taktiği). Bu birliklerin içinde imparatorun kendisi de vardı ve ordusu ona askeri yardım getiremedi. Sima Cyan bu konuda şöyle yazıyor: “Yedi gün boyunca dağlarda ve dağ eteklerinde sıkışmış olan Han’ın askerlerine ne bir askeri yardım gelebildi ne de gıda yardımı yapılabildi.” İmparatoru kurtarmanın tek yolu Hunlarla barış anlaşması yapmaktı, bu anlaşmada, hanedanlıktan bir prensesin Tanhu’yla evlenmek üzere Hunlar’a verileceği vaadediliyordu.[13] İmparator bu vaadini ancak Hunların bir çok saldırı daha düzenlemesinden sonra yerine getirdi. Ayrıca imparator özgürlüğe kavuşmak ve barışı yeniden tesis etmek için Hunlara pahalı hediyeler vermek zorunda kaldı. Bu savaştan sonra Hunlarla Han İmparatorluğu arasında 40 yıl boyunca barış hâkim oldu.

M.Ö. ikinci yüzyılın ikinci yarısında Han İmparatorluğu tekrar Hunlara karşı yoğun askeri saldırılar düzenlemeye başladı. İlk saldırı M.Ö. 127 yılında düzenlendi. Bu kez başarı kazanıldı. “Hunlar kaçtı ve artık çölden güneye kadar uzanan bölgede Hunların yöneticilerinin karargâhları kalmadı.” M.Ö. 124 ila 123 yılları arasında savaş, radikal Hunların savaş meydanına, yani Moğolistan steplerine taşındı. Han’ın ordusu, Tanhu’nun kuzeydeki karargâhını ele geçirdi ve yaklaşık 90 bin Hunu öldürdü, fakat kendisi de ağır kayıplar verdi.[14] M.Ö. 115 yılında Hanlar, fethedilmiş Hun topraklarında Czycyuan eyaletini, 111 yılında ise Şani ve Dunhyan eyaletlerini kurdular. Böylece, Çin’in Doğu Türkistan’a sızması için bir üs kurulmuş oldu ve tarım havzasında hâkimiyet kurmak için Çinlilerle Hunlar arasında rekabet dönemi de başladı.

Han İmparatorluğu M.Ö. 108 yılında, en yakın komşu devletlere, yani Doğu Türkistan’ın doğu kesiminde kurulmuş devletlere karşı askeri harekâta başladı. Bu dönemde Han Hanedanlığı, Guşi ve Loylan Devletlerine karşı düzenlenen saldırılardan zaferle çıktı. Bu askeri saldırılar sonucunda Loylan hükümdarı esir alındı ve başkent Guşi fethedildi.

M.Ö. 104 yılında Hanlar Orta Asya’da batıya doğru ileri harekâta geçtiler. Ancak Çin orduları bu saldırılarda art arda mağlubiyetler yaşadılar. Zamanın imparatoru Y-di, 60 bin askerden oluşan büyük bir orduyla yeni bir sefer düzenledi. Bu sefer, Orta Asya’da Doğu Türkistan toprakları üzerinden geçen “kuzey güzergâhından” yapıldı. Hanlara direnmeye çalışan Lintay Devleti yakılıp yıkıldı. M.Ö. 101 yılında Han ordusu, Fergana’nın kentlerini yağmaladı ve yapılan barış anlaşmasında öngörüldüğü üzere buralardan at sürülerini ganimet olarak aldı. Böylece Hunların Doğu Türkistan devletleriyle bağlantısı kesilmiş oldu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ