HAZARLAR

HAZARLAR

Hazarların tarihi üzerine yapılan çalışmalarda, bu insanlarla ilgili olarak okuyucuyu yanlış yönlendirebilecek pek çok hatalı yorum ve çözülmemiş problem hâlâ karşımızda durmaktadır. Bu durum, Hazarlar üzerine araştırma yapan tarihçilerin, bütün tarihsel olguları doğru olarak kavrama olanağı vermeyen sınırlı sayıda kaynak üzerinde çalıştıkları gerçeğiyle açıklanabilir. Böylelikle, Avrupalı tarihçiler genelde Hazar Hanlığı ile ilgili olayları ele alan, ancak ondan öncesi veya sonrasındaki olayları vurgulamayan Bizans ve Yahudi kaynaklarını kullanmışlardır. Aynı şekilde Rus tarihçileri de Hazarlar üzerine pek çok şey yazmakta, ancak hepsi de Kiev’li keşiş Nestor’un eseri “Povesti Vremennikh Let”i kullanmaktadırlar. Hayatında hiç Hazar görmemiş olan bu adam, Hazarlar yok olduktan tam yüz elli yıl sonra Bizans tarihçelerinden yararlanarak onlar hakkında yazı yazmıştır. Bu nedenle, pek çok değerli Suriye, Ermeni, Gürcü, İran ve Arap kaynağı ne Avrupalı, ne Rus, ne de Türk tarihçileri tarafından kullanılmıştır. Hazarların Tarihi[1] gibi temel bir eser yazmış olan Rus tarihçi M. Artamonov tarafından Hazarlar hakkında bazı ek bilgiler bulundu ve bunlar ancak 20. yy.’ın ortalarına doğru kullanıldı. Ne var ki, mevcut nice kaynaktan yararlanmamış olan bu yazar da, sonuç olarak bazı gerçeklere ulaşamamıştır. Bu nedenle bugün, pek çok tarihi malzemeyi gözler önüne serme ve Hazar tarihine yeni bir bakış ortaya koyma gereksinimi bulunuyor. Bu makalenin yazarlarının tam olarak amacı da budur.

Hazarlar Kimdir?

Ne Avrupa’daki, ne de bir başka yerdeki tarih literatürü Hazarların etnik kökeni hakkında güvenilir bir kanıt ortaya koyabiliyor. Tarihin bu çözülmemiş probleminin ardındaki gerçek, tarihçilerin “Hazar” kelimesini kullandıklarında, kendine has bir milletin varlığına işaret etmelerine dayanıyor. Aslında böyle bir millet hiç var olmadı. Hazarların çağdaşı olan yazarlar bile bu gerçeği dile getirmişlerdi. Ancak sonraki tarihçiler bir şekilde kullandıkları kelimelere fazla dikkat etmediler. Örneğin, Hazarların çağdaşı olan Arap seyyah ve coğrafyacı İbn Havkal, “Hazara gelince, bu isim, başkenti İtil olan ülkeye verilen isimdir” der ve daha ileride şöyle açıklar: “Bu ne bir milletin ne de bir halkın ismidir”.[2] İstahri de “Hazar, iklimin adıdır” der. Eserinin Farsça tercümesinde ise bir ekleme yaparak, “Başkentine İtil denilen bölgenin adıdır”[3] der. Bekri yaklaşık olarak aynı ifadeyi tekrar etmiştir: “Hazar o ülkenin adıdır”.[4] Kaşgarlı Mahmud kendinden öncekilerin ifadelerini tasdik eder şekilde yazar: “Hazar, Türklerin yaşadığı yere verilen isimdir”.[5] Dolayısıyla, çağdaşları “Hazar” ismini dile getirdiklerinde, bir etnik gruba ya da bir millete değil, sadece belli bir bölgeye ve mecazi olarak o bölgede yaşayan insanlara işaret etmişlerdir.

Aslında isim, Hazar Denizi’nden gelmektedir. Farsça konuşanlar ve aynı zamanda bu denizin civarında ya da bölgedeki adalarda yaşayan insanlar, bu denizi Hazar Denizi diye adlandırırlar. Önceleri, denizin kuzey kıyılarına sürekli değişen göçebe kabilelerin yerleştiği zamanlarda, Hazar bu bölgede görülen bütün göçebelerin ismiydi. Bu nedenle tarihsel anlamda “Hazar” sözcüğü, aynı noktada Hazar bozkırlarını yurt edinmiş olan çok çeşitli göçebe ya da yarı-göçebelerin ismidir. Eski çağlarda “Hazar”, Hazar Sakalarına ve Sarmatlarına verilen addı. Farsça yazılmış olan epik şiir “Şehname”de M.Ö. 450’li yıllarda Şah Lorasp zamanında, Hazarların Transkafkasya’ya yaptıkları bir akından söz edilir. Antik Gürcü kaynakları ise Hazarların Güney Kafkasya’yı işgalinden ve Milattan önce 7. yy.’da Torgomesyanlarla yaptıkları savaşlardan bahseder.[6] Milattan sonraki ilk çağlarda “Hazar”, Dağıstanlı Sarmatyanlara bağlı bir boyun adı oldu, -Barsiller ya da Basllar. Ermeni kaynakları bu Hazar-Barsiller’den ilk olarak ikinci ve üçüncü yüzyıllarda söz eder. Horenli Musa ise onlardan önce 193 ve daha sonra 213 yıllarında bahseder. “Ermenistan Tarihi”nde, Ermeni Çar Vakharşak’ın hükümdarlığı sırasında, “Hazar ve Basl güruhlarının birleşip Djor Geçidi’nden geçtikleri ve o tarafta dağıldıkları” söylenir. Movses Kagan katvatsi ve “Agvan Tarihi”, Şatsur’un hükümdarlığı sırasında (M.S. 309-380) ve ayrıca 552’de Hazarların Ermenistan’ı işgal edişinden bahseder. Aynı zamanda Şah I. Kavad zamanında (482-531) Hazarların Djurzan (Gürcistan) ve Arran’ı (Azerbaycan) fethettiklerine dair kanıtlar da vardır.

Barsiller Avrupa’da Akatsir takma adıyla bilinen Savir ve Hun kavimlerine katıldıktan sonra Hazarya’da ortaya çıktılar. Önceleri, daha kalabalık olmalarından dolayı Savirler daha etkin bir rol üstlendiler. Ancak sonraları Hun-Hazarlar adıyla bilinen Hunlar daha sık akınlar yapmaya başladılar. Derken Batı Göktürk Hanlığı Hazar bölgesinde ortaya çıktığında, Göktürk-Hazarlar ön plana yerleşip Savirlerin yerini aldılar ve Transkafkasya’ya yönelik akınları sürdürdüler. 11. ve 12. yy.’lar boyunca Hazarlar ya da Deşt-i Hazar, aynı bölgeye akınlar yapan Hazar Kıpçaklarının adı oldu. Modern Çağ’da (18-20. yy.’lar) ise Hazarlar, Hazar Denizi’nin doğu kıyısına yerleşmiş olan etnik Moğolların adı oldu. Hazaretti diye de bilinen bu grup sonraları Afganistan’a ve Doğu İran’a doğru yöneldi (Bu Hazarlardan oluşan ve sayıları yüzleri bulan bazı küçük gruplar, Sovyetler Birliği’nin 1926 nüfus sayımına göre, Hazar Denizi’nin doğu kıyısını kapsayan kayıtlarda hâlâ görülmekteydi). Sonunda Hazarların adı, göçebeler yerleşik hayata geçtikten sonra Hazar bölgesinde anılmaz oldu. Yine de Azerbaycanlılar bugün bile Hazar ismini, Hazar Denizi’ndeki balıkçılar ve karşı kıyıda/adada oturan, farklı diller konuşan insanlar için kullanmaktalar. Dolayısıyla nesiller boyunca tarihçilerin zihnini kurcalayan gizemli Hazar halkının, daha iyi araştırıldığı takdirde, asal olarak farklı diller konuşan, Hazar Denizi’nin kuzeyinde farklı dönemlerde yaşamış olan çeşitli göçebe ve yarı-göçebelerden oluştuğu anlaşılacaktır.

Geçmişte yaşamış bir çok farklı Hazar’ın var olmasına karşın, bilimsel yazın sadece M.S. 650’den 965’ye kadar varlığının sürdürmüş olan Hazar Hanlığı’ndaki yerleşimcileri bu isimle anmaktadır. Ancak bu Hanlık’ta yaşamış olan yerleşimcilerin bile farklı diller konuştuğu, Hun-Hazarlar, Göktürk-Hazarlar ve Yahudi Hazarlar olmak üzere üç farklı etnik gruptan geldiği artık biliniyor. Bu nedenle Hazar Hanlığı tarihine geçmeden önce, Hazar bölgesinde ortaya çıkan Hun-Hazarlar ve Türk-Hazarların tarihine bir göz atalım (Yahudi Hazarların ortaya çıkışı konusunu daha sonra ele alacağız).

Hun – Hazarlar

Hun-Hazarların kökeni Orta Asya’ya, özellikle eski Çin kaynaklarında Hunnu ya da Syunnu diye bilinen Kuzey Hun kavmine dayanır. Milattan sonraki ilk dönemlerde Hunlar, Çinlilerin baskısıyla batıya doğru gitmek zorunda kaldılar. Batıya, Avrupa’ya doğru hareket etmelerinden sonra Çin sınırına bir daha hiç dönmediler. Sayıca küçük, ama son derece savaşçı olan bu kavim, Avrupa yolu üzerinde daha başka göçebe kabileleri de kendi bünyelerine katarak ilerlediler ve “Büyük Kavimler Göçü” diye bilinen hareketi başlatmış oldular. İlk olarak Batı Sibirya’dan geçerken büyük bir kabile sayılan Savir ya da Sabirleri aralarına aldılar. Ugor dili konuşan ve Sibirya’nın doğal yerleşimcilerinden olan bu grup, bugünkü Macarların atalarıydılar. Böylece Hun adıyla bilinen güçlü bir ikili ortaklık oluşturdular. Aral Denizi civarından geçerken, Çincedeki adı Kangyuy olan daha geniş bir Türk kavmiyle birleştiler. Bunlar daha sonra Bolgar, Balkar ve Bulgarların atası olacaklardı. Uralların ve İdil’nın güneyinden geçerken dilleri Farsça olan bir Avar kavmini, Don Nehri’nin aşağı taraflarındayken de yine Farsça konuşan bir Alan kavmini içlerine kattılar. Bunlar bugünkü Ossetlerin (Ossetinler) atasıydı. Beş kavimden oluşan bu ortaklık Hun genel adı altında birleşti ve 370’lerde Orta Avrupa’yı işgal ederek Avrupalıları neredeyse bir yüzyıl boyunca dehşete sürükleyecek olan grubu meydana getirdi. Türklerin grubu en kalabalık kavim olduğundan, bütün Hun boylarının de baş komutanı oldu. Bütün Hun kavimlerinin başına geçen bu Türk yöneticilerden bir tanesi de iktidarı zorla alıp önceki lideri öldüren meşhur Attila’ydı. Sonraları kavim içi çatışmalar çıktığında, Avrupalılar Attila’nın oğullarının ordularını yenmekte zorlanmadılar. Böylece bütün Hunlar, Batı ve Orta Avrupa’dan sürüldü.

Hun birliği Doğu Avrupa’da iken tamamen çözüldü. Alanlar, Kuzey Kafkasya’daki anavatanlarına dönen ilk grup oldu. Avarlar kendi Trans-İdil bölgelerine döndülerse de bir süre sonra tekrar Avrupa’ya gittiler. Türkler ise daha küçük gruplara bölündüler (Utikur, Kutikur, Kotrigur, Onogur ve diğerleri). Bunlar Azak Denizi civarında tekrar birleşene kadar aralarında savaşmaya devam ettiler. Sonra Büyük Bolgarya adı verilen geçici devletlerini kurdular. Bu sırada “Büyük Kavimler Göçü”nün ateşleyicileri olan ve Avrupalılar tarafından Akatsir olarak tanınan Hunlar ve Savirler doğunun içlerine, Hazar Denizi bozkırlarına doğru dağıldılar ve orada Hazarlar ya da Hun-Hazarlar adını aldılar. Bu olaylar 5. yy.’ın sonu, 6. yy.’ın başı arasında meydana geldi.

Burada, Hazar topraklarında, Hunlar uzun bir süre kalırken, müttefikleri Savirler Türk Hanlığı’nın yayılmasından dolayı fazla kalmadılar. Hazar’dan ayrıldılar ve dağıldılar. Bundan dolayı Madior adı verilen büyük boyları Orta Avrupa’ya yöneldi ve bugünkü Macaristan toprakları üzerine yerleşti. Savirlerin Suvarlar adıyla bilinen ortanca boyu ise sonraları Bulgarlara katılacakları Orta İdil bölgesine ilerlediler. Sayıca daha küçük olan boylar Kafkasya’da, Kura ile Aras arasında, sonraları diğer Kafkas halklarıyla kaynaşacakları yerde kaldılar. Bundan ötürü Hazar Kağanlığı’nın kuruluşuna kadar asal olarak Hazar bozkırlarını kontrol altında tutanlar Hazar ve Hun-Hazarlar oldu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ