HAZAR-BİZANS İLİŞKİLERİ

HAZAR-BİZANS İLİŞKİLERİ

Yedinci yüzyılın başlarından itibaren Hazar Türklerinin[1] güçlü Güneybatı komşusuyla uzun süreli ilişkileri oluşmaya başlamıştı. Bu ilişkiler kimi zaman dostluk kimi zaman da düşmanlık ilişkisi biçiminde olmuştur. Thomas Noonan, “Hazarların kendi siyasal çıkarlarının gereklerine bağlı kalmak suretiyle başka inançlara hoşgörü ile yaklaşma eğiliminde olduklarını ve Bizans’la bazen dostça, bazen de düşmanca ilişkiler içine girdiklerini” belirtmektedir.[2] İşte bu makalede, Hazar Türkleri ile Bizans İmparatorluğu arasındaki önemli savaşlar ve ittifak ilişkileri incelenecektir. Bütün bu ilişkiler tarihin sonraki dönemleri üzerinde büyük etki bırakmıştır.

Bizans İmparatoru Herakleiosile Hazar Hükümdarı Ziebil Arasındaki İttifak

7. yüzyılın 30’lu yıllarında Bizans İmparatoru Herakleios, Husrev II. Pervis yönetimindeki Pers İmparatorluğu’na karşı savaşa girmişti. Bizans imparatoru, Laz ve Abhazlar gibi farklı savaşçılardan müteşekkil ordusunu savaş sırasında kaybetmişti.[3] Batı Türkleri, bu olaylardan kısa bir süre önce, kendilerinden olan Hazar uyrukları ile işbirliği içinde Hazar sularını geçmiş ve Azerbaycan’a Pers- karşıtı bir sefer düzenlemişlerdi. Bu güçlü sefer, Herakleios için Hazarların Bizans’a verebilecekleri desteğin potansiyel değerini ifade etmekteydi. Movses Dasxuranci, Kafkas Albanlarının Tarihi’nde Perslere karşı Bizans’la birlikte hareket etme teklifinin Hazarlara Bizans elçisi Andreas tarafından iletildiğini yazmaktadır. Bu dönemde Herakleios Lazica’da konuşlanmıştı. 626’da Tiflis yakınlarında[4] Herakleios, Batı Türk İmparatorluğu’nun (Hazarlar bu imparatorluğun egemenliği altındaydı) yabku hakanı[5] Ziebil, ile görüştü. Nikoforos ve Theofanes’in[6] raporlarında bu görüşmenin ayrıntılarından söz edilmektedir. Ziebil ve yanındakiler imparatorun önünde eğildiler. Bu saygıya karşılık, imparator tacını kendi kafasından çıkarıp Ziebil’in kafasına koydu. Bu karşılıklı saygı gösterisini büyük bir ziyafet izledi; Herakleios Türklere mücevherler, gümüş küpeler, ipek ve altın hediye etti. Herakleios’un, 611’in Temmuzu’nda doğmuş ve aynı ayda vaftiz edilmiş Epifania veya Eudokia adında bekar bir kızı vardı. İmparatorun Eudokia’yı kendisi ile evlendireceği vaadine karşılık Ziebil 40.000 savaşçısını Bizans ordusuna yardımcı bir kuvvet olarak verme vaadinde bulundu.[7]

Türk-Bizans ittifak güçlerinin Pers kuvvetlerine doğru ilerlemesi 626’da başladı. Hazar Türkleri Perslilere karşı başarı kazandılar ve onları esir aldılar. Güney Kafkasya’da yeni yerleşim yerleri kazanan Ziebil’in Hazarları, 626’nın sonuna doğru Perslilerin ardı arkası kesilmez saldırılar düzenleyip ilerlemeye başlaması ve kışın yaklaşması üzerine gerilediler ve yurtlarına döndüler. Lakin 627’de, Pers İmparatorluğu’nun hükmettiği Tiflis’in fethedilmesine katılarak Bizans ordusuna yardım etmeye devam ettiler. Hazarların Tiflis’i kuşattığı yıllarda Gürcistan’ın Bizans karşıtı hükümdarı I. Stepen Guaramid öldü; Hazarlar 628’de I. Stepen’in yerine Gürcistan tahtına Bizans’a sıcak bakan ve paralel düşünen birini, I. Adarnase Patrikos Choseoid’i getirdiler. Aynı yıl içinde Hazarlar Derbent’e (merkezi Kafkasya’da Hazar denizi kıyısı üzerinde bir sınır kenti) saldırdılar. Hazarların yaptıkları, savaş kasırgası içinde kalmış Ermeniler ve Gürcüler üzerinde korku ve nefret uyandırmıştı. 10. Yüzyılda yaşamış bir Ermeni tarihçisi, Hazarların 627’deki Derbent saldırısını kastederek, Hazarların “Derbent ahalisinin dehşete kapılmasına neden olan korkunç, çirkin bir saldırgan sürüsü” olduğunu yazmaktadır. “Korkutucu olan özellikle okçulardı; yetenekli ve güçlülerdi, okları dolu gibi yağdırdıktan sonra vahşi kurtlar gibi çekinmeden insanların üzerine atılıyor ve onları kentin sokak ve meydanlarında acımasızca kesip katlediyorlardı.”[8] Bir Gürcü tarihçisi de Hazarların vahşî, korkunç ve kan içici olduklarını ileri sürmektedir. 627 yılının sonuna doğru Persliler Tiflis üzerinde yeniden egemen olunca Hazarlar geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu yıllarda (627-28 yıllarının), kış aylarında Tiflisliler, üzerine Batı Türklerinin hakanının nefret uyandıran resmini çizdikleri bir kabağa (Türk hakanı bir körü andıracak şekilde küçük, dar ve çekik gözlü tasvir edilmekteydi) oklarıyla atış yaparak Türklerle alay etmekteydiler.[9] Birleşik Hazar-Bizans ordusu 627’de Nineve Muharebesi’nde Persliler üzerinde kesin zafer kazandı. Hazarların, Sasani Pers Devleti’nin yıkılmasında büyük bir rol oynadığını ve imparator Husrev’in devrilmesine neden olduğunu söylemek mümkündür (onun halefi imparator II. Kavad 628’de Bizans’la barış anlaşması imzalamak zorunda kaldı).

628’de, Hazarlar çok sayıda mızrak ve kalkanlarla silahlandıktan sonra komutanlarının (shad) önderliğinde yeniden Tiflis’e yöneldiler ve kenti kısa sürede fethettiler.[10] Bu Hazar süvarileri Tiflis’te kentin görevli amirlerinin yanı sıra kadın erkek ayırmadan sıradan halkı da katlettiler. Üstelik kenti yağmaladılar; gümüş kadehler, altın işlemeli tabaklar, fincanlar ve başka değerli eşyalar çaldılar.

Bundan başka, Hazarlar Kafkas Albaniası’nın bir bölgesi olan Qabala’yı işgal ettiler.[11] Hazarlar Albanlara, kendilerine boyun eğmeleri ve Hazar Devleti’nin vasalı olmaları yönünde bir ültimatom verdiler. Albanların bunu kabul etmemesi durumunda 15 yaşın üzerindeki tüm erkekler öldürülecek ve tüm kadın ve çocuklar köleleştirilecekti. Hazarların shad’ının böyle bir şeyi gerçekleştirmesinden Albanlar şans eseri kurtuldular.[12] Bütün Alban esirler Hazarlar tarafından serbest bırakıldı. Ne var ki Hazar istilası Albania halkı için büyük kıtlığa neden olmuştu. Bu istiladan sonra Batı Türklerinin hakanı bir nüfus sayımı gerçekleştirmiş, Albania ve Gürcistan’ın maden işçileri ve balıkçılarını vergiye tabi tutmuştu (629-630 yılları).

Çhorpan Tarkan isimli bir Hazar generali 630’da Ermenistan’a karşı Hazar ordusunu komuta etti ve Pers ordusunu büyük bir hezimete uğrattı.

11. yüzyıl Gürcü tarihçisi Leonti Mroveli’nin belirttiğine göre, Gürcistan ve diğer Kafkas halkları Hazarlarla mukayesede oldukça güçsüzdüler; Kafkaslılar Hazarların güçlü ordusuna etkili bir biçimde karşı koyacak durumda değildiler.[13] Bu durumdan yararlanan Hazarlar Gürcistan ve Kafkas Albaniası üzerinde egemen oldular; müttefikleri (Bizans) Ermenistan’ı tamamen fethedince de bu ülkenin küçük bir kısmına hükmettiler.[14] Hazarlar, kazandıkları bu toprakların büyük bölümünü 630’da Ziebil’in ölümünden sonra kaybettiler. 632’de Persliler Azerbaycan’ın büyük bir bölümü ve Ermenistan’ın tamamı üzerinde kontrolü yeniden ele geçirdiler. Buna rağmen Hazarlar Kabala’yı ve Azerbaycan’ın bazı bölgelerini 737’ye kadar ellerinde tuttular. Derbent ise tamamen Hazar Devleti’ne birleştirildi.

Justinian’ın Hazar Devleti ile İlişkileri

Bizans İmparatoru II. Justinian 695’te bir isyan sonucunda tahttan indirilmiş ve Kırımn kenti Cherson’a sürülmüştü. 700-704 yıları arasında Justinian Cherson’u terk etti ve başka bir Kırım kenti olan Doros’a kaçtı. Hazar hakanı Bazir Yilbos’tan[15] sığınma istedi. Hakan onun bu isteğini yerine getirmekle kalmadı, bunun yanında Justinian’ın, Kız kardeşi ile evlenmesine izin verdi.

Kız kardeşi Justinian’la 704 yılında evlenip vaftiz edildikten sonra Theodora ismini aldı ve Hıristiyan oldu. Theodora ve kocası bir süre için Tmutorokan’a yerleştiler. Bir erkek çocukları oldu; çocuk doğduğu sırada Justinian Tmutorokan’ın dışındaydı. Çocuğa Tiberius ismini koydular. Fakat bu yıllarda (704-705) Justinian ile Hazarlar arasındaki ilişkiler gerilmişti. Tarihçi Theophanes’e göre, Bizans’ın yeni imparatoru Apsimar-Tiberius, Justinian’ın ölü ya da diri olarak yakalanıp kendisine teslim edilmesi karşılığında büyük bir armağan teklifi ile Hazar hakanının aklını çelmişti. Bunun üzerine, hakan Papatzi’ye (Hazar Devleti’nin Tmutorokan’daki temsilcisi) ve Balgitzi’ye (Kerç Balıkçısı)[16] Justinian’ı öldürme talimatı verdi.[17] Theodora hakanın bir kölesi sayesinde onun planlarından haberdar oldu ve kocasını yaklaşmakta olan hayati tehlike konusunda uyardı. Justinian uzun süre muhafızların gözetimi altında Tmutorokan’da tutuldu ama Chembolon’dan kalkan bir gemi ile Hazarlardan kaçıp kurtulmayı başardı.

Justinian 705’te Konstantinopol’e dönerek Bulgarların yardımı ile yeniden Bizans imparatoru koltuğuna oturdu. Bu arada Hazarlar Cherson’un kontrolünü ele geçirmişleri. Justinian’ın ilk işi Hazarlara karşı savaş ilan etmek oldu. Bu dönemde Cherson’u kontrol altında tutan Hazar tudun’u[18] Zoilos’tu. Justinian, Cherson’u geri almak üzere Bizans birliklerini bu kente gönderdi; sonuç olarak, çok sayıda Cherson ahalisi işkence edilerek öldürüldü, çok sayıda insan idam edildi. Tudun Zoilos ve diğer yetkililer esir alındılar ve gemiyle Konstantinopol’e gönderildiler (bir deniz fırtınası sırasında esirlerin bir çoğu hayatını kaybetti). İmparatorluk, Cherson’un yöneticisi olarak Zoilos’un yerine Elias’ı atadı. Justinian’ın ikinci bir Bizans ordusunu Cherson’a, bu defa onu tamamen yıkması için gönderebileceğini beyan etmesinden sonra, Cherson ahalisi Justinian’ın korkunç planlarını öğrenmiş oldular ve Elias’la birlikte Justinian’a karşı gelmek için Hazar hakanının yardımına başvurdular. Justinian bu şekilde, Zoilos’u Cherson’a geri göndermek zorunda bırakılmıştı. Zoilos’a 300 Bizans askeri ile eşlik edildi ne var ki, Zoilos yolculuk sırasında öldü. Hazarlar tudun için büyük bir dogh (cenaze yemeği) düzenlediler; aynı zamanda Thrakesians’ın turmach’ını ve 300 Bizans askerini kurban olarak kesip öldürdüler.[19]

Cherson halkı Justinian’ın otoritesini reddederek bir Ermeni olan Bardanes’i destekleme vaadinde bulundular. Justinian tarafından yönetilmekte olan Bizans ordusunun mensupları da taraf değiştirerek Bardanes’i desteklemeye başladılar. Gerçekte Justinian Bardanes’e bağlı birliklerin desteği ile 711’de Elias tarafından öldürüldü. Justinian’ın oğlu Tiberius da henüz altı yaşındayken öldürüldü. Dolayısıyla, Hazarya’nın 711 ’deki Cherson ayaklanmasına desteği doğrudan Justinian’ın devrilmesine neden oldu. Bu, Herakleios hanedanlığının sona ermesi demekti. Justinian’ın ölümünden sonra Bardanes imparator olarak ilan edildi ve Bardanes imparator olarak Philippikos adını aldı; böylece Hazarlar Bizans İmparatorluğu ile dostça ilişkilerini yeniden kurmuş oldular.

710 yılından itibaren Cherson kenti Hazar tudun’unun egemenliği altındaydı; 834 yılında Bizanslılar tarafından geri alınana kadar Cherson Hazarların elinde kaldı. Kentin yönetiminde pek çok sorun olmasına rağmen 9. ve 10. yüzyıllar boyunca Cherson Bizans’ın kontrol ettiği uzak bir karakol konumunda kilit noktası olarak kaldı.[20]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ