HATTAT ŞEYH HAMDULLAH VE SULTAN II. MAHMUD’UN OK MENZİLLERİ

HATTAT ŞEYH HAMDULLAH VE SULTAN II. MAHMUD’UN OK MENZİLLERİ

Hamdullah bin Şeyh (Şeyhoğlu Hamdullah) AmasyalIdır. Güzel yazı (hat) yazmayı, ok atmayı, yüzmeyi, ok ve yay yapmayı Amasya’daki öğretmenlerden öğrenmiştir. O yıllarda (1453-11 Mayıs 1481) Amasya’da sancak beyliği yapmış olan Şehzâde Bayezid’in beğenisini kazanmıştır. Sultan Bayezid, 1481 yılında padişah olduktan bir süre sonra Şeyh Hamdullah İstanbul’da ölmüş ve Karacaahmed Mezarlığı’na gömülmüştür.

Şeyh Hamdullah’ın babası Sühreverdi Tarikatı’nın Şeyhlerinden Mustafa Dede’dir. O nedenle Hamdullah’a “Şeyhoğlu, İbnü’l Şeyh” denilmiştir. Mustafa Dede, Amasya’nın Ezine bucağına bağlı Kürtler-Kayı Köyü’ndendir. Hamdullah ilk yazı öğrenimine bu köyde başlamıştır.

Bu köyün halkı, Türkistan’da yaşarken Harezmşah Devleti’nin yıkılışından (M.1219) sonra Anadolu’ya kaçan Celâlettin Harezmşah ile Baba İlyas Horasani (d.? -ö.1259) emrinde Anadolu’ya göç ederek Amasya, Malatya, Sivas yörelerine yerleşen Türkmenlerden oluşur. Halen Amasya’ya bağlı Moramul (Bağlarüstü), Efte, Yenipazar, Ulusu, Yenice, Sevincer… halkı bu Türkmenlerdendir. Bu Türkmenlerden Ahmed Yesevi Hazretlerinin halifesi Baba İlyas Horasani’nin (d.?-1259) oğulları Şemsettin Mahmud, Muizzedin Ali, Ziyaeddin Mesud ve Muhliseddin Musa, ün yapmış kişilerdir.[1]

Yine bu Türkmenlerden Aşık Paşa, (1271-ö.4 Ekim 1332) onun da torunu Şeyh Yahya’nın oğlu Aşık Paşazâde lâkabıyla ün yapmış olan Ahmed Aşıki’dir. (d.1400-ö.1484’ten sonra)[2] Şeyh Hamdullah’ın, Türkmenistan’dan gelen özbeöz bir Türk olduğu gerçektir. Ancak Hamdullah’ın ataları gibi Aşık Paşazâde Ahmed Aşıki’nin de ataları Baba İlyas Horasani ile birlikte Amasya’ya geldikleri ve aynı yıllarda yaşadıkları halde, Ahmed Aşıki bu ünlü hemşehrisi Hamdullah’dan hiç bahsetmemiştir. Bunun tek nedeni, muhtemelen Hamdullah’ın İstanbul’a Ahmed Aşıki öldükten sonra gelmiş olmasıdır.

Şeyh Hamdullah, yeni bir stil yaratan büyük bir sanatkâr, aynı zamanda bir sporcudur. Bu yazıda onun ok atıcılığını anlatmaya çalışacağız.

Hamdullah Efendi İstanbul’a gelmeden önce Amasya’da bulunurken yazıda ün yapınca “Şeyhoğlu” lâkabıyla tanınmıştır. İstanbul’a gelip Ok Meydanı’nda menzil atıp taş dikince ve atıcılara şeyh olunca “Şeyh Hamdullah” diye anılmaya başlanmıştır. Hasan Çelebi o nedenle, Hamdullah Efendi’nin adını “Şeyh-zâde” (yk. 20b, 79a), “Hamdullah bin Şeyh” (yk. 20b), “Şeyh” (20b), “Şeyh Efendi” (20b, 27a, 27b, 28a, 79a), “Şeyh Hazretleri” (27b) şeklinde yazmıştır.

Atıcıların, “Şeyh” bilip bu lâkap ile anmalarına karşılık hat sanatıyla ilgili konularda ve saray belgelerinde yine “Hamdullah bin Şeyh katib…” şeklinde yazılıdır. Bu belgelere göre 17 Ocak 1504 (29 Receb 909) günü kendi el yazısı ile yazdığı Kur’an-ı Kerim’i padişaha sunmuş ve kendisine 7000 akçe ile “cübbe an murabba’bâ-çuka” giysi olarak verilmiştir. Bu miktar akçe o zamanki bir yeniçeri neferinin yedi senelik maaşı ve bir medrese öğretmeninin (müderris) gündeliğinin de 30-80 akçe olduğu, yine aynı yılın 20 Nisan 1504 günü (5 Zilkade 909) ünlü donanma reisi Kemal Reis’e 5000 akçe verildiği düşünülürse Sultan II. Bayezid’in Şeyh Hamdullah’a ne ölçüde bir değer verdiği anlaşılır.[3]

Bu sözümüzün gerçek kanıtı Hamdullah’ın Ok Meydanı’ndaki menzil taşının kitâbesidir. Orada da aynen şöyle yazılıdır:

Sahibü’l menzil Hamdullah ibn üş Şeyh
Re’isü’l hattatin Şeyh üramiyân
Sene 911

Bügünkü konuşma dilimize göre;

Menzil sahibi Şeyh-oğlu Hamdullah
Güzel yazı yazanların başkanı ve atıcıların Şeyhi
Sene 1505

Bu menzil taşının fotoğrafları çeşitli dergi ve kitaplarda yayınlanmıştır. Kitabeden ilk defa bahseden rahmetli Süheyl Ünver’dir. 1922 yılında Ok Meydanı’na gidip inceleme yaparak bazı menzil taşlarının, namazgah minberinin, yanındaki çeşmenin, minarenin ve yok olmaktan kurtulabilmiş tekke avlusuna giriş kapısının kara kalemle resmini yaparak 71 sayfalık kendi elyazması notlarına koymuştur. Süheyl Ünver, bu notlarının 57. sayfasında aynen şöyle yazıyor:

“Tekkenin yanında hattat Şeyh Hamdullah Efendi’nin menzil taşı vardır ki üzerinde böyle yazılıdır:”

Sahibü’l menzil Hamdullah ibn üş Şeyh
Re’isü’l hattâtin Şeyh ür ramiyân [4]
Sene 911

Mermer taştan yapılmış bu kanıt üzerindeki H 911 (1505) tarihi, bize şu konuların aydınlanmasının gerektiğini göstermektedir.

I – Ölüm tarihi. Yazılanlardan hangisi gerçek veya gerçeğe daha yakındır:

A – Gelibolulu Mustafa Ali (d.28.Nisan.1541-2 Muharrem 948-ö.1600 Cidde), Şeyh Hamdullah’ın ölümünden 70 sene sonra Bağdat’ta defterdar iken yazmış olduğu “Menâkib-i Hünerverân” isimli yapıtında aynen şöyle diyor;

“… Ama adı geçen Şeyh Hamdullah Sultan Bayezid Han bin Mehmed Han zamanında Rum’a gelüb arpalık zeâmetle otuz akçe yevmiye vazifeye mutasarrıf olup hususa merhum Sultan Bayezid Han’ın musâhib-i mahremi idi ve vezirlerine mahsus olan yakınlığını ona da gösterirdi. Mısır fatihi Sultan Selim Han zamanında vefat eyledi ve Osmanlı ülkesindeki bütün hattatlar ona duydukları saygıyı başkalarına göstermemişler ve bu hattatların çoğu onun için şöyle demişler:

“Şeyh-oğlu Hamdi hattı tâ kim zuhûr buldı”
“âlemde bu muhakkak nesih oldı hat-ı Yakut” [5]

B- Nefes-zâde Seyyid İbrahim Efendi (d.?-ö.1650) Gülzar-ı Sevab isimli yapıtında, atıcılıkta, avcılıkta, yüzmede ve bazı işaretlerle geçmişten haber vermede gayet mahir olduğunu yazdıktan sonra, yüzücülüğü için, şu abartılı hikâyeyi de anlatır:

“Ve yüzücülükte dahi o kadar iyi idi ki bir gün Sultan Bayezid, Boğazda Rumeli kıyısında bulunan kasra bir yaz günü gidip namaz kılarken (ibadet ederken) Şeyh merhum Üsküdar sahilinden görüb ve soyunub cüzdanını ağzına alıp ıslatmayıp akıntıyı geçtiğini söylerler.”[6]

C- Müstakim-zâde Süleyman Sadeddin Efendi (d. 1719-ö.1788) “Tuhfe-i Hattâtin” isimli yapıtında doğum tarihini (1437) ölüm tarihini de (1520) olarak yazıyor.[7]

D- A. Süheyl Ünver, yazdığı ve 1953 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü tarafından yayınlanan “Hattat Şeyh Hamdullah ve Fatih İçin İstinsah Ettiği İki Mühim Tıbbi Eser” isimli yapıtında şöyle yazıyor:

“Hamdullah Efendi 926’da (1519) vefat edince Üsküdar’da Karacaahmet Sultan hizasında İnâdiye’nin yamacına yol kenarına defnedilir (11) ve orası hattatlarca asırlarca ziyaretgâh olmuştur.”

“Kabir taşı, devrinin ve yuvarlak sütunu üzerine kendi şanına lâyık bir tarzda sade ve zarif bir üslûbdadır. Reyhâniceli sülüs ile:

“Re’isü’l hattatin Hamdullah”

“el ma’ruf ba bin Şeyh rahmetullahi aleyh”

ibaresi okunmaktadır (12) Nefeszâde mecmuasında onun yüz seneden fazla yaşadığı ifade edilmiştir.”[8]

“Not. 1 I. Şeyh’in 925 (1519) ve hattâ 927 (1521) de öldüğüne dair de bazı kayıtlara rastlamak mümkündür. Nitekim Süleymaniye Umumi Kütüphanesi’nde No. 3855’te bir mecmuada 925 (1519) diye yazılıdır.”

E- Süheyl Ünver’den bir sene sonra, merhum Ekrem Hakkı Ayverdi (d.1899 -ö.1984), yayınladığı “Fatih Devri Hattatları ve Hat Sanatı” isimli yapıtında, Şeyh Hamdullah’ın doğum ve ölüm tarihleri hususunda Süleyman Efendi’nin yazdığını kabul eder:

“Vefatı ‘Zayf-ı İlah’ 926 (1519) olduğuna göre bu Kur’an-ı Kerim’i yazdığından beri geçen on senenin ilâvesi ile 93 ile 99 yaşında öldüğü ve doğum tarihinin de “Tuhfe”nin kaydı gibi 1436 olmayıp 1426 veya birkaç sene evvele tesadüf etmesi lâzım gelir diye düşünüyoruz.”[9]

F- Şeyh Hamdullah konusunda, yukarıda alıntı yapılan yazarlardan daha ayrıntılı ve kapsamlı araştırma yapmış olan Yrd. Doç. Dr. Muhittin Serin de;

“.Şeyh’in vefat tarihi, kaynaklarda birbirinden farklı gösterilmiştir. Ali; ‘Mısır Fatihi Selim Han zamanında vefat eyledi.’94 diyor.”

“Tedkik ettiğimiz pek çok Kavsnâmelerde de aynı bilgiler veriliyor. Muallim Cevdet, yazmaları arasında bulunan bir risâlede: Sultan Selim Han Mısır Seferi’ne gittikleri vakitten Halep Muharebesi gününde merhum Şeyh-zade ol gün fevt olmuşlardır. Mezârı şerifleri Üsküdardadır. (95)” derken, Abdullah el-katip Tezkire-i Rumât’ta “Seyhu’r Râmiyan, Sultan Selim’in Mısır Sultanı Gavsi’yi (Gayri olacak) bozduğu gün olmuştur. (96) diyor. Mevlevi Hasip Üsküdârı Şeyh Hamdullah’ın vefat tarihini 92 (1519) olarak kaydediyor. (97)”

“Bu farklı görüşler (98) arasında Müztakimzâde’nin mütâalarını, verdiği bilgileri daha doğru kabul ediyoruz.” [10]

Yazılarından örnekler verdiğimiz bu altı araştırmacıdan yalnız Muhittin Serin, Osmanlı Devleti’nin ilk kavsnâme yazarı Bahtiyar-zade Hasan Çelebi’nin yapıtının aslını değil kopyasını okumuştur. (Hasan Çelebi’nin kendi el yazısı ile yazdığı İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde Nr. 6923’te kayıtlı olup iki yaprağı noksandır. Belediye Kütüphanesi M. Cevdet Nr. 0122’deki yazarı belirsiz kopyada iki yaprak yazılıdır, ancak sözcükler değiştirilmiştir.

Hasan Çelebi’nin yazdıkları ilk kaynak olup Şeyh Hamdullah’ın sporculuğu konusunda sonradan bilgi veren yazarlar, onun yazdıklarına abartılı bilgiler de ekleyerek Şeyh Hamdullah’ın sporculuğunu şüphe ile karşılanır duruma getirmişlerdir.

Hasan Çelebi, Şeyh Hamdullah’ın yaşlılık çağında (1485-1516) Sultan II. Bayezid zamanında sarayda ok ustası olarak bulunmuş ve Ok Meydanı’na çocukluğunda babası Bahtiyar ile gidip Sultan Fatih Mehmed ve oğlu Sultan Bayezid Dönemi atıcılarının yarışmalarını seyretmiş ve o meydanda menzil açıp ok atmış hatta savaşlara katılmış bir kişi olduğunu belirtir.

G- Hasan Çelebi’den 128 sene sonra ikinci kavsnâme olarak 1691 yılında “Tezkire-i Rımat” isimli yapıtı yazan Abdullah Efendi de; “Sultan Selim Han hazretleri Haleb altında Merc-i Rabık’ta (Dabık olacak) Padişah’ın Mısır Sultanı Gayri’yi bozduğu gün Şeyh Hamdullah merhum olup Üsküdar’da defnolunmuştur…” diyor.[11] Ama; “Üsküdar’dan kendüyü suya atup yüzerken ve yazu yazarak Saray burnu’na gelüp merhum Sultan Bayezid’la buluşmuşlardır.” gibi abartmaları yazmaktan da geri durmaz.

Sonuç olarak Hasan Çelebi’nin yazdığının doğruluğundan asla şüphe etmediğimizi söyleyebiliriz.

Şeyh Hamdullah 24 Ağustos 1516/24 Ocak 1517 tarihleri arasında 80-85 yaşlarındayken ölmüştür.

2- Şeyh Hamhullah’ın 911 (1505) yılında 68-73 yaşındayken, yıldız havasıyla 1073 kez ok atıp menzil-taşı dikmesi mümkün müdür?

Bu sorunun cevabını bulabilmek için ilk önce, Şeyh Hamdullah’ın ne zaman Amasya’dan İstanbul’a gittiğini bilmek gerekiyor Ama ne yazık ki bu konuda belge yoktur. Yukarıda yazdığımız kaynakların hepsi de bir tarih vermeden, Sultan II. Bayezid padişah olduktan sonra demekle yetinmişlerdir.[12]

Sultan Bayazid’in Amasya’da yaptırdığı cami ve külliyesi üç sene sürerek H. 891 (M.1486) yılında tamamlanmıştır.[13]

Amasya’dan yetişen son hattat Karavaiz-oğlu Osman Fevzi Olcay, kendi elyazısı ile yazdığı “Amasya Meşâhiri” isimli yapıtında, Sultan II. Bayezid’in yaptırdığı bu caminin ön kapısı üzerindeki kitâbe “Büyük üstadın eseridir” demektedir.[14]

Kapısı üzerindeki kitabeyi Şeyh Hamdullah yazdığına göre, Hamdullah Efendi İstanbul’a bu tarihten sonra gitmiş olmalıdır.

İstanbul’daki Bayezid Camisi’nin yapımına H. 906 yılı sonlarında (M. 1501 Haziran) başlanılmış ve kesintilerle yapımı dört sene dört ay sürerek (H. Rebiyülahir 911-M. Eylül-l505) tarihinde tamamlanmıştır.[15]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al