HAREZMŞAHLAR VE DOĞU ANADOLU

HAREZMŞAHLAR VE DOĞU ANADOLU

Harezmşahların atası Anuştegin, Türk asıllı bir memlûk olup Sultan Melikşah’ın taştdarı idi. Anuştegin’in tahsisatı (yıllık geliri) Harezm bölgesinin gelirlerinden verilmiştir. Daha sonraları Anuştegin’in oğlu ve torunları, Harezm bölgesinin idaresiyle görevlendirilmişlerdir. Bu münasebetle bunlara Harezmşah denilmiştir.

Sultan Sancar’ın ölümüyle Büyük Selçuklu Devleti yıkılmıştır (1157). Selçuklular’ın yıkılmasından sonra Harezm ve çevresindeki ülkelere Harezmşahlar hâkim olmuşlardı. Selçuklular’ın birer valisi durumundaki Anuştegin oğulları, devletin yıkılışından sonra bağımsız hale gelerek, Selçuklular’ın mirasçısı gibi bir politika izlemişlerdir. Zamanla güçlenen Harezmşahlar, doğuda Moğolistan’dan batıda İran’a kadar genişlemişlerdir.

Harezmşahlar, İl-Arslan’dan (1156-1172) itibaren batıda nüfuz ve hâkimiyetlerini yayma hususunda ısrarlı olmuşlardır. O sıralarda Irak-ı Acem ve Azerbaycan, Irak Selçuklu Devleti’nin nüfuz ve hâkimiyetindeydi. Irak-ı Acem’de bazı mahallî hükümdarlar, Azerbaycan’da da İldenizli Atabegliği hâkim idi. Harezmşahlar bunlarla mücadele ede ede Irak-ı Acem’e hâkim oldular. Irak Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından (1194) sonra Azerbaycan’a ve Halifelik topraklarına kadar uzandılar. Harezmşah Alâeddin Muhammed, 1217 yılında yaptığı batı seferinde İldenizli atabegi Muzaffereddin Özbek’i kendisine tâbi kıldı. Özbek, hakim olduğu bütün bölgelerde (Azerbaycan, Arran, Şirvan hudutlarına kadar Kafkaslar) hutbe ve sikkeyi Alâeddin Muhammed adına okutmayı kabul etti. Bunun üzerine, Harezmşah, Gürcü kralına gönderdiği tehditkâr mektupta, bundan böyle Özbek’in ülkesinin Harezmşahlar Devleti’nin bir parçası olduğunu, bu nedenle oralara hücumdan sakınılması gerektiğini bildirdi. Bu suretle Harezmşahlar’ın nüfuz ve hâkimiyet sahası, Moğol istilâsından önce, Gürcistan’a ve Doğu Anadolu’da Selçuklu sınırlarına kadar uzanmış oluyordu.

Harezmşah Alâeddin Muhammed, diğer İslâm ülkelerini ve bu arada Halifelik Devletini kendi imparatorluğuna bağlamak emeli besliyordu. O, bütün Azerbaycan ve Anadolu’yu ele geçirmek için hareket üssü yapmak amacıyla Tiflis’e yürümek, sonra Suriye ve Mısır ülkelerini de ele geçirmek tasavvurunda idi. Harezmşah’ın bu niyeti adı geçen ülkelerde ciddi endişeler yaratmıştı. Ancak Alâeddin Muhammed, bu tasavvurlarını gerçekleştiremedi. Ülkesini istilâ edip devletini yıkan Moğollar önünden kaçarken, Hazar Denizi’nde sığındığı bir adada öldü (Aralık 1220).

O sıralarda Yakın ve Orta Doğu’da yer alan şu devletler Harezmşahlar’ın çağdaşı ve komşusu idiler: Abbasî Halifeliği, Begteginliler, Moğol İmparatorluğu, Salgurlular, İldenizliler, Gürcü Krallığı, Eyyubîler, Anadolu Selçukluları.

Harezmşah Alâeddin Muhammed’in büyük oğlu Celâleddin Mengüberti, babasının ölümünden (Aralık 1220) sonra başkent Gürgenç’e döndü. Fakat Moğolların takip ve hücumlarına uğrayarak, sonunda Hindistan’a kaçtı (25 Kasım 1221). Moğol hücumları sırasında kaçıp dağılan emîr ve askerlerinden bir kısmı Hindistan’da onu bularak yanında yer aldılar. Celâleddin, iki yıldan fazla kaldığı Hindistan’da maceralı bir gurbet hayatı yaşamıştır. Sonra, Irak-ı Acem’de hâkim bulunan kardeşi Gıyaseddin Pirşah’ı tasfiye ederek yerine geçmeyi tasarladı. Bu amaçla, mevcudu beş altı bin civarında olan adamlarıyla Hindistan’dan çıkarak Irak-ı Acem’e geldi (1224 yılı başları).

Gıyaseddin Pirşah, ağabeyini durdurmak için ordusuyla harekete geçti. Ancak Celâleddin, adamlar göndererek, acındırmalı (aslında iğfal edici) sözlerle onu teskin edip askerlerini dağıtmasını sağladı. Gıyaseddin’in emîr ve askerlerinden bir kısmı Celâleddin’in tarafına geçtiler. Zayıflayıp çaresiz kaldığını anlayan Gıyaseddin, Celâleddin’e itaat etmek zorunda kaldı.

Celâleddin Mengüberti, kardeşi Gıyaseddin’i itaat ettirdikten sonra, İsfahan’da sultanlığını ilan etti. Babası Alâeddin Muhammed ve kardeşi Gıyaseddin’in emîrlerinden kendisine katılanlara yeni görevler ve iktalar verdi. Mahallî hâkim ve idarecilere de menşurlar verdi. Takip eden aylarda da Horasan, Mazenderan ve Irak-ı Acem ülkelerinin hâkimleri gelip Celâleddin’e itaatlerini arz ettiler. Celâleddin de, hâkimiyet ve tâbiiyetine giren ülkelere vezirler, nâipler, valiler atadı. Bu suretle, babasının ölümünden sonra ve kendisinin yokluğunda (Hindistan’a kaçtığı sıralarda) bozulan düzeni, hükümet otoritesini ve toplumun huzurunu az çok sağlamış oldu.

Sultan Celâleddin, Hindistan’dan İran’a dönerken, Kirman ve Fars eyaletlerinden geçip Halifelik hükümetinin yönetiminde bulunan Huzistan’a gelerek, 621 (1224) kışını burada geçirdi. Harezmşah Alâeddin Muhammed ile Halife en-Nâsır Lidinillah (1180-1225) arasında anlaşmazlıklar vardı. Celâleddin de Halife Nâsır’ı, Moğolları Harezmşahlar üzerine gelmeleri için teşvik ve tahrik ettiği gerekçesiyle daima itham etmiştir.

Sultan Celâleddin’in, Halifelik topraklarına genel bir taarruza geçmeden önce gönderdiği öncü kuvvet, Halifelik ordusunu bozguna uğrattı. Celâleddin bundan sonra Halifelik hükümetine elçi göndererek, Harezmşahlar’a yardımcı olunmasını talep etti. Sultanın niyetini bilen halife, talebi reddetti. Bunun üzerine harekete geçen Celâleddin, Tuster ve Basra kasabalarını kuşattıysa da ele geçiremedi; bölgeyi yağmalattı. Halifelik ordusunun yaklaşması üzerine bölgeden çekilerek Bağdat’a yöneldi. Ancak buradaki müdafaa hazırlığını görünce kuşatmaktan vazgeçti. Dakuka halkının Harezmlilere hakaretler edip direnmeleri üzerine burayı zorla ele geçirip yağma ve tahrip ettirdi. Amanla teslim olan Bevazic kasabasından vergi alarak buraya bir şahne atadı.

Celâleddin, üzerine gelen Halifelik ve Erbil Atabegliği ordularını mağlup etti. Daha sonra buralardan Azerbaycan tarafına gitti. 1225 yılını Azerbaycan ve Gürcistan’da geçirdi. Aynı yıl Halife Nâsır öldü (5 Ekim 1225). Yerine ez-Zahir Biemrillah halife oldu. Halife Zahir ile Sultan Celâleddin birbirlerine karşılıklı elçiler göndererek ilişkileri iyileştirmek istediklerini bildirdiler. Ancak halife Zahir ertesi yıl (1226) ölmüş ve Celâleddin’in de bundan sonra Halifelikle doğrudan bir ilişkisi olmamıştır.

Güney Azerbaycan’a giren Celâleddin, halkının istek ve daveti üzerine Meraga’yı ele geçirerek idaresine aldı. Burada bir süre ikamet eden Sultan, şehri imar ettirdi, halkın meseleleri ve ihtiyaçlarıyla ilgilendi (1225 yazı).

Harezmşah Celâleddin, Meraga’da bulunduğu sırada, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad ile Suriye’deki Eyyubî meliklerine mektup ve elçiler göndermiştir.

Celâleddin, Meraga’dan sonra Tebriz’e doğru hareket etti. Bu sırada Azerbaycan’a, İldenizliler’den Atabeg Muzaffereddin Özbek (1210-1225) hâkim idi. Özbek, Celâleddin’e elçi göndererek, kendisine tâbi olacağını bildirdi. Ancak, İldenizli ülkelerine de hâkim olup buralarda bir hükümet kurmayı düşünen Celâleddin, bunu reddetti. Meragalılar gibi Tebriz halkı da Özbek’in idaresinden memnun değildi. Tebrizliler, şehri idaresine alması için Celâleddin’i teşvik ettiler. Celâleddin de Tebriz üzerine yürüyerek şehri kuşatmaya aldı. Atabeg Özbek şehri terk ederek Gence’ye çekildi.

Başlarına gelecekleri anlayan halk, Özbek’in şehirde kalan hanımıyla da anlaşarak, teslim olmaya karar verdiler. Bu şekilde Celâleddin fazla zorlanmadan Tebriz’i ele geçirerek (25 Temmuz 1215) kendisine başkent yaptı. Böylece, Kirman, Fars, Irak-ı Acem ve Azerbaycan’ı hâkimiyetine alarak, başkenti Tebriz olmak üzere, Büyük Harezmşahlar Devleti’nin devamı niteliğinde yeni bir hükümet tesis etmiş oldu. Aşağıda görüleceği üzere, Celâleddin, Doğu Anadolu’da bazı şehir ve kaleler ile bölgeleri de hâkimiyetine alacaktır.

Atabeg Özbek taraftarlarının isyanını bastıran (1225) Sultan Celâleddin, Tebriz’de bir süre kaldı. Bu arada, Atabeg Özbek’in karısı Melike Hatun’un teklifi ile, onunla evlendi. Melike Hatun, kocası Özbek’in ettiği bir yemini bozması nedeniyle nikâhlarının bozulduğunu, bu münasebetle Celâleddin’le evlenebilecek durumda olduğunu bildirdi. Şahitlerin ifadeleri ve Tebriz kadısının hükmü üzerine buna inanan Sultan, teklifi kabul etti. Celâleddin düğünden sonra Hoy, Selmas ve Urmiye şehirleri ve mülhakatını Melike Hatun’a ikta etti.

Celâleddin’in gelmesi üzerine Atabeg Özbek Tebriz’den Gence’ye çekilmişti. Daha sonra Celâleddin, Gence ve çevresini zapt ettirmek üzere o tarafa ordu gönderince, Özbek, Nahçıvan’daki Alıncak Kalesi’ne sığındı. Ülkesinin Celâleddin tarafından zaptına ve karısının da onunla evlenmesine çok üzülen Özbek, Alıncak Kalesi’nde hastalanıp ölmüştür (1225). Özbek’in ölümüyle İldenizliler’in siyasî varlığı da sona ermiştir.

Gürcüler, Harezmşah Celâleddin Mengüberti’nin Azerbaycan’a geldiği tarihe kadar Müslümanlarla sık sık savaşmışlar, Erzurum ve Ahlat’a kadar uzanan hücumlar yapmışlar ve Türk- İslâm beldelerini yağma ve tahrip etmişlerdi. Son olarak 1225 yılında İldenizliler’e yenilmeleri üzerine, savaş hazırlıkları yaparlarken, Celâleddin’in Meraga’ya geldiği haberini aldılar. Bunun üzerine, İbnü’l-Esir’e göre, komşuları Atabeg Özbek’e, aralarında anlaşma yapmayı ve Celâleddin’e karşı birlikte mücadele etmeyi teklif etmişlerdir. Yine İbnü’l-Esir, atabeglik taraftarlarının, Tebriz’de isyana girişirken Atabeg Özbek’in Gürcülerle birleşip Celâleddin’e saldıracağını da hesap ettiklerini yazmaktadır. Ancak Celâleddin olup bitenlerden haberdar olunca, iki taraf anlaşıp birleşmeden bölgeye vardı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ