HAREZMŞAHLAR DEVLETİ

HAREZMŞAHLAR DEVLETİ

Hazar Denizi’nin doğusunda Ceyhan (Amû-Deryâ) nehrinin aşağı mecrasının her iki tarafında bulunan ülkeye Harezm ismi verilmiştir. Bu topraklara hâkim olan ya da idare eden kimselere ise Harezmşâh unvânı verilirdi.

Harezm adı verilen bu topraklara Selçuklular’dan önce çeşitli hânedanlar hükmetmişlerdir. Afrigîler, İslâmiyet’ten önce mevcut olup 995 yılına kadar devam etmiştir. Me’mûnîler 995-1017 yılları arasında, Altuntaş ve oğulları 1017-1041 yılları arasında hüküm sürmüşlerdir. Bizim konumuzu teşkil eden Harezmşâhlar Devleti’nin tarihi ise bundan sonra başlar. Harezmşâhlar Devleti, Harezm bölgesinde 1097-1231 yılları arasında hüküm sürmüş bir Türk devletidir. Başkenti Gürgenç’tir. Bu isim Gürgânc ya da Ürgenç şeklinde de telaffuz edilir.

Harezm bölgesi Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan (1063-1072) zamanında Selçuklular’ın hâkimiyeti altına girmiştir. Sultan Alp Arslan 1065’te çıktığı Mankışlak seferinde Harezm’i zaptederek buranın idaresini oğlu Ayaz’a bırakmıştı. Ancak bu bölge Alp Arslan ve Melikşah (1072-1092) dönemlerinde muhtemelen mahallî reisler arasından seçilen valiler tarafından idare edilmiştir.

Sultan Melikşah, Harezm gelirlerinin tasarruf yetkisini taştdârı Anuş Tegin Garçeî’ye verdi. Fakat Anuş Tegin, vali sıfatını taşıdığı halde Harezm’in idaresi fiilen Kıpçak Türkleri’nden Ekinci (İlkinci) b. Koçkar’ın elindeydi. Taht kavgaları sırasında Sultan Berkyaruk (1075-1104)’un yardıma çağırdığı Ekinci emrindeki 10.000 süvariyle Horasan’a doğru yola çıktı. Ancak 300 seçme atlısıyla Merv’e geldiğinde gece eğlenirken devrin güçlü emîrlerinden Kodan ve Yaruktaş tarafından öldürülerek kuvvetleri dağıtıldı (1097).

Bundan sonra Emîr Kodan ile Emîr Yaruktaş, Harezm’e giderek sultanın kendilerini Harezm’e vali tayin ettiğini söyleyerek bölgeye hâkim oldular. Bunun üzerine Berkyaruk Horasan valiliğine getirdiği Habeşî b. Altuntak’ı Kodan ve Yaruktaş’ı cezalandırmak üzere görevlendirdi. Habeşî b. Altuntak görevini başarıyla yerine getirerek Harezm bölgesine Taştdâr Anuştegin’in oğlu Kutbüddin Muhammed’i vali tayin etti. (1097). İşte bu tayinle birlikte Harezmşahlar hânedanı kurulmuş oldu. Selçuklular adına bölgeyi fiilen idare eden ilk Harezmşah, Kutbüddin Muhammed olmuştur. Harezmşahlar sülâlesinin atası Anuş Tegin’in Türk olduğunda şüphe bulunmamaktadır. Ancak onun hangi boya mensup olduğu tespit edilememiştir. Harezmşahlar sülâlesinin atası olan Anuş Tegin, Garca (Garşha) adlı Garcistanlı bir Türk kölesidir. Büyük Selçuklu Emîrlerinden Bilge Tegin tarafından Garcistan’da satın alınarak, saray hizmetine giren zekâ ve dirâyeti sayesinde dikkati çeken en önemli saray vazifelerinden biri olan “taştdârlık” mevkiine kadar yükselen Anuş Teğin “Yedinü’d-din” lakabını taşıyordu. Fuad Köprülü Reşîdüddîn’e dayanarak onun Oğuzların “Begdili” şubesine mensup olduğunu söylerse de İbrahim Kafesoğlu bu görüşe katılmayarak Reşîdüddîn’in kaydını destekleyecek herhangi bir ip ucu bulunmadığını kaydeder.

Kutbüddin Muhammed (1097-1128)

İsyan eden Horasan Valisi Habeşî b. Altuntak’ın öldürülmesinden sonra Horasan’a tamamen hâkim olan Büyük Selçuklu Sultanı Sencer, Kutbüddin Muhammed’i Harezm’deki görevinde bıraktı. Daha sonra Türk hükümdarlarından biri çok sayıda asker toplayarak Muhammed’in Harezm’de bulunmadığı bir sırada bu bölgeye yürüdü. Bu bölgede daha önce Harezmşâh olan Ekinci’nin oğlu Tuğrultekin, Sencer’in bulunduğu sırada bu durumdan haberdar olunca derhal Sultan Sencer’ın yanından kaçarak Harezm önlerinde bulunan Türkler’e katıldı. Harezmşâh Kutbüddin Muhammed bu durumu öğrenince, hemen yola çıktı ve olayı Sencer’e de bildirerek ondan yardım istedi. Bu sırada Nîşâbur’da bulunan Sencer vakit kaybetmeden ordusuyla onun yardımına koştu. Muhammed, Harezm’e ulaşır ulaşmaz Sultan Sencer’i beklemeden Türkler’in üzerine yürüdü. Türkler Mankışlak’a kaçtılar. Yalnız kalan Tuğrultekin b. Ekinci de Handehân’a kaçmak zorunda kaldı. Harezmşâh Kutbüddin Muhammed, babasının sağlığında Merv’de iyi tahsil görmüş, siyaset usullerini öğrenmiş, yetenekli ve âdil bir idareci olup, ulemâ sınıfının hâmisi olmuş idaresi altında yaşayan halkın hoşnutluğunu kazanmıştı. Selçuklu sultanlarına ve özellikle Sencer’e karşı her zaman sadık kalmış ve dürüst bir siyaset takip etmiştir. Bununla birlikte Harezm’deki mevkiini devamlı surette kuvvetlendirmeye, nüfuz ve kudretini arttırmağa çalışmış ve bunda da başarı sağlamıştır. Öyle ki, Kutbüddin Muhammed, Büyük Selçuklu Sultanı Sencer’in Merv’deki sarayına bir yıl kendisi, ertesi yıl da büyük oğlu Atsız’ı göndererek Harezm’in yıllık vergisini ve diğer hediyeleri takdim ediyor ve buna karşı da hükümdarın iltifâtına ve hediyelerine nail oluyordu. Hiç süphesiz Kutbüddin Muhammed, müstakil bir hükümdar değil, Büyük Selçuklular adına Harezm’i idare eden bir vâli idi. Ancak burada sülalesinin gelecekteki faaliyetlerine sağlam bir zemin hazırlamış, maddî ve manevî kuvvet kaynakları oluşturmuştur. Onun yetenekli bir idareci olması sayesinde Harezm’in büyük bir gelişme gösterdiği ve Selçuklu İmparatorluğu’na tâbi geniş ülkeler ile ticârî münâsebetlerini arttırmak suretiyle büyük kazançlar elde ettiği muhakkaktır. Adına yazılan bazı eserlerde “Kutbü’d-dünya ve’d-din”, “Ebu’l-Feth”, “Muînü emîrî’l-mü’minîn” gibi lâkaplarla anılması onun kudret ve nüfuzunun gittikçe arttığını göstermektedir. Emîr Mu’izzî’nin ona takdim etmiş olduğu bir kasîde, “Cemâle’d-din” lâkabını taşıdığını ve Sencer devrinde büyük bir itibar kazandığını anlatıyor.

Kızıl Arslan Atsız (1128-1156)

Kutbüddîn ölünce, yerine büyük oğlu Kızıl Arslan Atsız Harezmşah tayin olundu. 492 (1099) ’de doğmuş ve iyi bir tahsil görmüş olan Atsız, Sultan Sencer’in şahsî teveccühünü kazanmış olduğu için, devrin siyasî ve idarî ananelerine uygun olarak, sultanın menşuru ile bu mevkie getirilmiş idi.

Atsız, ilk zamanlarda Sencer’e karşı tam bir sadakat ile hareket ederek, sultanın çeşitli seferlerine katıldı. Bununla beraber, kendi nüfuz ve kudretini arttırmak için, Cend ve Mankışlak gibi, askerî bakımdan çok önemli merkezleri zaptettiği gibi, Seyhun nehrinin ötesindeki topraklara ilerleyerek, siyasî nüfuzunu buralarda da kurmaya çalıştı. Daha Sencer ile beraber Gazne seferine katıldığı sırada hükümdarın kendisine karşı soğuk ve şüpheli davrandığını gören ve bunu Merv sarayındaki rakiplerinin tahriklerine bağlayan Atsız’ın, daha o zamandan metbuuna karşı sadakatinin sarsıldığı anlaşılıyor. Fakat bunu Atsız taraftarlarının Harezmşah’ı haklı göstermek için ileri attıkları bir bahane olarak kabul etmek daha doğrudur. Atsız’ın, Sencer’in iznini almadan, giriştiği Cend ve Mankışlak seferi sultanı kızdırdı.

Kendisine tâbi olan ve İslâm dini uğrunda kâfirler ile cihad eden bu saha Müslümanlarının kanlarını döktüğü için Atsız’ı suçladı. Atsız, bu fırsattan yararlanarak, bağımsızlığını ilan etti. Selçuklu memurlarını hapsetti ve mallarına el koyduğu gibi, Horasan’a giden yolları da kapattı. Bu sırada Belh’te bulunan Sencer, topladığı kuvvetli bir ordu ile, Harezm üzerine yürüdü (1138). Atsız kendi kuvvetlerini Hezâresp kalesi civarında toplayarak, çevresindeki araziyi su altında bırakmak suretiyle, Sencer ordusunu çöllerden dolaşmaya mecbur etti. 15 Kasım’da meydana gelen savaşta önemli bir kısmı putperest Türkler’den oluşan Atsız’ın ordusu ağır bir mağlubiyete uğradı. 10.000’den fazla zayiat ve birçok esir verdi. Esirler arasında bulunan Atsız’ın oğlu Atlıg hemen öldürüldü. Atsız ‘ın kaçamayan kuvvetleri affedilerek, Büyük Selçuklu ordusuna katıldılar. Sencer Harezm’in idaresini kızkardeşinin oğlu Süleyman b. Muhammed’e vererek, o devir geleneğine göre, vezîr, atabeg ve hâcib gibi, memurlardan oluşan bir dîvân kurduktan sonra, 1139’da başkenti Merv’e döndü.

Harezm’de uzun yıllardan beri alışılagelmiş düzenin bu askerî harekât ile birdenbire değişmesi, halkı memnun etmedi. Yeni kurulan askerî idarenin halka kötü muamelesi de durumu tamamen sıkıntılı bir hale sokuyordu. Sarsılmaz bir iradeye sahip olan Atsız’ın faaliyetleri de buna eklenince, Süleyman ve adamları Harezm’i terketmek zorunda kaldılar. Böylece Atsız yeniden hâkimiyetini kurdu. 1140’ta Buhara’ya karşı yaptığı bir seferi başarıyla sonuçlandırmasına rağmen, Mayıs 1141’de Sencer’i, yeniden metbû olarak, tanıdı. Fakat bu durum çok sürmedi; Eylül 1141’de Sencer’in Kara Hıtaylar’a karşı Katvan’da uğradığı ağır mağlubiyet üzerine Atsız, bir kaç ay önceki sadakat yeminini bozarak, bağımsızlığını ilan etti ve Selçuklu nüfuzunun sarsılmasından fazlasıyla yararlanmak üzere, hızla Horasan’a yürüdü. Ekim ayı başlarında (1141) Serahs’a geldi. Şehir adına âlim ve zâhid bir kişi olan Ebû Muhammed ez-Zeyyadî, Harezmşâh Atsız’ı karşıladı ve ona ikramlarda bulundu. Bundan sonra da Büyük Selçuklu Sultanı Sencer’in başkenti olan Merv üzerine hareket etti. Burada halk tarafından Atsız ile görüşmek ve onu karşılamak üzere seçilen İmam Ahmed el-Baherzî Atsız’ın yanına geldi. Atsız, emirlerine ve şehre göndereceği adamlarına asla muhalefet edilmemesi şartıyla halka emân vermeye râzı oldu. Ancak bir süre sonra Fakîh Ebu’l-Fazl el-Kirmânî’nin başkanlığında Merv’in ileri gelenlerini yanına çağırdığı sırada şehirde bir huzursuzluk ortaya çıktı. Harezmşâhın memurlarından biri öldürüldü ve bu olaydan sonra hâdise daha da büyüdü. Harezmşâh Atsız’ın adamları şehirden kovularak şehrin kapıları kapatıldı. İçerdekiler müdafaaya hazırlandılar. Ancak bu fayda vermedi. Atsız zorla şehre girdi (21 Ekim 1141) ve kendisine karşı oluşan muhalefeti organize ettiği anlaşılan eş-Şerif Ali b. İshak ile yardımcılarını ve halktan birçok kimseyi kılıçtan geçirdi. Şafiî fakihi İbrahim el-Mervezî, âlim Ali b. Muhammed b. Arslan gibi kimseler katledilenler arasında idi. Bununla beraber Harezmşah Atsız, Ebu’l-Fazl el-Kirmânî, Ebu Mansûr el-Abbâdî el-Mervezî, filozof Bahâüddîn Ebu Muhammed el-Hirakî gibi değerli şahsiyetleri de Gürgenç’in manevî ilimler yönünden itibarını arttırmak maksadıyla beraberinde Harezm’e götürmüştür.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ