HAREZM TÜRKÇESİ VE HAREZM TÜRKÇESİ İLE BASILAN ESERLER

HAREZM TÜRKÇESİ VE HAREZM TÜRKÇESİ İLE BASILAN ESERLER

Harezm bölgesi, Sir Derya’nın aşağı yatağıyla birlikte daha Moğol devrinden önce, Kaşgar’ın yanında ikinci bir edebî merkez olarak önemli bir rol oynamıştır. Uzun zaman siyasî bakımdan da Altınordu’ya bağlı olan Harezm ve Sir Derya’nın aşağı kesimi, kendilerini Altınordu devresinde de muhafaza etmişler, hatta Moğol akınları bile buradaki İslâmî Türk edebiyatının gelişimine engel olamamıştır. XIII. yüzyılda Harezm ve Aşağı Sir Derya’da görülen kültür faaliyetleri, XIV. yüzyılda Altınordu’nun Saray ve Kırım şehirlerine de sıçramıştır.

İslâmiyet’in ilk zamanlarında Harezm’de konuşulan dil, aslında İranî olmakla birlikte diğer İran lehçelerinden çok farklı olan Harezm lehçesi idi. XI. yüzyılda başlayan Harezm’in Türkleşmesi hadisesi, XIII. yüzyıla kadar devam etmiş ve Harezm ile ona bağlı bölgelerde yeni bir yazı dilinin kuruluşu, bu bölgenin Türkleşmesinden sonra gerçekleşebilmiştir. Harezm’in Türkleşmesinde özellikle Oğuzlar ve Kıpçaklar çok önemli bir rol oynamışlardır. Ayrıca Kalaçlar, Kimekler, Bayavutlar, Kanglılar ve birtakım göçebe Türk aşiretleri de bu hususta etkili olmuşlardır. Bölgenin Türkleşmesinde rol oynayan bu unsurlar, bölgenin kendine has lehçesini de oluşturmuşlardır. Bu lehçe, Karahanlı yazı dili ile bağlantılı ve Oğuz, Kıpçak, Kanglı ve diğer boyların lehçelerinin karışımı ile oluşmuş Harezm Türkçesidir.

XIII. yüzyılda Karahanlı Türkçesinden gelişen ve XV. yüzyılda yerini Çağatay Türkçesine bırakan bu lehçe, Karahanlıcadan teşekkül etmesinin yanı sıra, çeşitli boyların lehçelerini de yansıtması bakımından ilginç bir yazı dili olmuştur. Bu sahadaki eserlere bakıldığında bu edebî dilin farklı metinlerde farklı lehçelerin daha fazla ağırlık kazanmış şekliyle karşımıza çıktığı görülmektedir.

Harezm Türkçesinin belli başlı özellikleri şunlardır: 9’li ve y’li şekillerin bir arada bulunması (a9ır- ~ ayır, a9rıl-, bo9 ~ boy, boya-, ı9-, i9iş, ka9aş ~ kayaş, ka9gu, ka9gur-, ko9-~ koy-, ku9ug, küy-, kü9egü, u9ı-~ uyı-~ uyu-, yadag, yay-, yayıg, yayıl-vb.), birden fazla heceli kelimelerin sonundaki-E,-g seslerinin umumiyetle korunmakla birlikte, Oğuzcanın tesiriyle az da olsa düğürüldüklerinin görülmesi (körklüg ~ körklü, ku9ug ~ ku9u, türlüg ~ türlü, vb.), yükleme eki olarak-E ve -g’ye tesadüf edilmemesi, bazı yapım ekleri ile kelimenin bünyesine dahil hecelerin ve çekim eklerinin bağında bulunan-E-,-g-seslerinin karışık durumda olması (eşek, kazgan ~ kazan, kerek, kurtgar-~ kurtar-, oygan-~ oyan-, suwgar-~ suwar-, yapurgak ~ yaprak, yatgur-~ yatur-vb.), az da olsa-<->-H- değişikliğine tesadüf edilmesi (aHtar-, Hatun, oHşa-, yaHşı vb.), çok daha önce b’den dönüşmüş olan w’nin muhafaza edilmekle birlikte çok seyrek olarak v’ye veya f’ye dönüştüğünün görülmesi (çewür-~ çevür-, çewrül-, ewür-~ ewür-, ewrül-, öbke> öwke ~ öfke, seb-> sew-~ sev-~ söw-, sub> suw ~ suv, suwar-, suwgar-, suwsa-, tabar> tawar, yabız> yawuz vb.), Harezm Türkçesi için karakteristik bir durum olan düzlük-yuvarlaklık uyumundaki karışıklığa sıkça rastlanması (eksil- eksül-, eksit-~ eksüt-, kılış- kıluş-, kimnig ~ kimnüg, korkıt- korkut-, kutıl- kutul-, mülkim ~ mülküm, onlunız, sewün-~ sewin-, toku-~ tokı-, törtünçi ~ törtinçi, uzın ~ uzun vb.), gibi. Ayrıca 3. teklik ve çokluk şahıs iyelik ekinden sonra gelen yardımcı n sesinin yer yer düşmesi, geniş zamanın olumsuzu olarak -mas,-mes ekinin yaygın olarak kullanılması gibi hususiyetler de bu dönemi Çağataycaya yaklaştırmaktadır.

Bu dönemin belli başlı eserleri şunlardır:

  1. Mukaddimetü’l-Edeb

Ebu’l-Kâsım Cârullâh Mahmûd b. Omar b. Muhammed b. Ahmed ez-Zemahşerî el-Hârezmî (1075-1144)’nin 1127-1144 yılları arasında yazıp Harezm şahı Atsız b. Muhammed b. Ânûş Tigin’e sunduğu Arapça pratik bir sözlük niteliğinde olan Mukaddimetü’l-Edeb’de Arapça kelime ve kısa cümlelerin anlamları satır aralarına nüshaların büyük çoğunluğunda Türkçe ve Farsça ile, bir nüshada bunlara ilâveten Moğolca ile, bir nüshada da sadece Harezmce (İran dili) ile kaydedilmiştir.

Arapça öğrenmek isteyenlerin kolaylıkla kullanmaları için kısa cümleler ve kelimelerden ibaret bir sözlük olan Mukkaddimetü’l-Edeb, başlıca beş bölümden ibarettir: 1. İsimler, 2. Fiiller, 3. Harfler (isim ve fiil dışındaki gramer unsurları), 4. İsim çekimi, 5. Fiil çekimi. 3.-5. bölümlerin Harezm Türkçesi ile tercümesine rastlanmamaktadır.

Eserin istinsah edilmiş pek çok nüshası bulunmakla birlikte, Zemahşerî’nin elinden çıkan nüsha kayıptır. Nüshaların bir kısmında ise istinsah tarihi yoktur. Bilinen nüshaların en eskileri Harezm Türkçesi ve Farsça ile tercümeli nüshalardır. Bu nüshalar:[1]

  1. Yozgat, 396 numarada muhafaza edilen nüsha. H. 655/M. 1257’de Hârezm’de İbrâhîm b. Mahmûd Sûfî el-Mü’ezzin tarafından istinsah edilmiştir.
  2. Berlin, 66 numarada muhafaza edilen nüshanın istinsah tarihi H. 681/M. 1282’dir.
  3. Şuşter. İstinsah tarihi bilinmemekle birlikte dil özellikleri, yazı ve kâğıdından 13. yüzyıla ait olduğu anlaşılmaktadır.[2]
  4. İstanbul Üniversitesi, 114 numarada muhafaza edilen nüsha. H. 715/M. 1315’te Hârezm’de Barçkentli Mes’ûd tarafından istinsah edilmiştir.
  5. Kastamonu, 2487 numarada muhafaza edilen nüsha.
  6. Taşkent, 2699 numarada muhafaza edilen nüsha.
  7. Taşkent, 3807 numarada muhafaza edilen nüsha.
  8. Paris, 287 numarada muhafaza edilen nüsha.
  9. Damat İbrahim, 1149 numarada muhafaza edilen nüsha. H. 738/M. 1338’de Hârezm’de Saraylı Mahmûd b. Yûsuf el-Kâtib tarafından istinsah edilmiştir.
  10. Arkeoloji, 1619 numarada muhafaza edilen nüsha. H. 740-741/M. 1340-1341’de Saraylı Hibetullâh tarafından Saray’da istinsah edilmiştir.
  11. Millet, 2009 numarada muhafaza edilen nüsha. H. 749/M. 1348’de Hârezm’de Hüsâmeddîn Cendî tarafından istinsah edilmiştir.
  12. Topkapı, 2243 numarada muhafaza edilen nüsha.
  13. Topkapı, 2740 numarada muhafaza edilen nüsha. Şems Hıyvakî tarafından istinsah edilmiştir.
  14. Topkapı, 2741 numarada muhafaza edilen nüsha.
  15. British Museum, Add. 7429 numarada muhafaza edilen nüsha. H. 760/M. 1359’da istinsah edilmiştir.
  16. Rampur Saray, 3810 numarada muhafaza edilen nüsha.
  17. Hatice Turhan, 322 numarada muhafaza edilen nüsha. H. 769/M. 1367’de Kahire’de Sivaslı ‘Abdülvâhid b. ‘Abdülmecîd tarafından istinsah edilmiştir.
  18. Hacı Beşir Ağa, 648 numarada muhafaza edilen nüsha. H. 797/M. 1394’te Kahire’de Hârezmli Şems el-Hıyvakî tarafından istinsah edilmiştir.
  19. Atıf Efendi, 2768 numarada muhafaza edilen nüsha. H. 799/M. 1397’de Mûsâ b. Mürsil Şeyh Dakkak tarafından istinsah edilmiştir.

Eser üzerinde yapılan belli başlı çalışmalar:

  • İshak Hocası Ahmed Efendi. Aksa’l-Ereb fî Tercemeti Mukaddimeti’l-Edeb. İstanbul, H. 1313/M. 1895.
    • Poppe. “Eine viersprachige Zamaxşari-Handshrift. I. Das çağataitürkische Sprachmaterial.” Zeitschrift der Deutschen Morgenländischen Gesellschaft, 101 (1951), 301-332.
    • Borovkov. “Tyurkskie Glossı v Buharskom Spiske ‘Mukkaddimat al-Adab.” Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae, 15 (1962), 31-39.
  • H. Menges. “Report on an Excursion to Leningrad and Taşkent for Research in Çagataj Manuscripts.” Central Asiatic Journal, 8 (1963), 230-252.
  • H. Menges. “Report on the Second Excursion to Taşkent for Research in Çagataj Manuscripts.” Central Asiatic Journal, II (1966), 87-133.
  • “Glava o Zivotnıh v Arabskom Trude Zamahşarî (s Persidskimi i Tyurkskimi Glossami) po Stambul’skomu Spisku 655 g.h. (= 1257).” Rocznik Orientalistyczny, 30/2 (1967), 27-82.
  • Nuri Yüce. Ebu’l-Kâsım Cârullâh Mahmûd bin ‘Omar bin Muhammed bin Ahmed ez-Zamahşarî el-Hvârizmî. Mukaddimetü’l-Edeb: Hvârizm Türkçesi ile Tercümeli Şuşter Nüshası: Giriş, Dil Özellikleri, Metin, İndeks. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları 535. Ankara, 1988.
  1. Kısasu’l-Enbiyâ

Eserin müellifi, Nâsırü’d-dîn b. Burhânü’d-dîn Rabgûzî’dir. Rabgûzî eserini H. 709’da yazmaya başlamış, bir yıl sonra, yani H. 710/M. 1310’da tamamlamış ve Nâsırü’d-dîn Tok Buga’ya sunmuştur.[3]

Peygamber kıssalarını konu alan eserde başta Hz. Muhammed ve diğer peygamber kıssaları ile Harut ve Marut gibi kıssalar yer almaktadır. Rabgûzî dinî konuları edebî bir dille nakletmiş, kıssalarla ilgili Arapça ve Türkçe manzumelere yer vermeyi ihmal etmemiştir. Eserde peygamberlere ve din büyüklerine yazılmış kasidelerden ve mâni-tuyuğ şeklindeki dörtlüklerden başka, aşk, tabiat gibi konuların işlendiği manzumeler de bulunmaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ