HAREZM SOVYET HALK CUMHURİYETİ (1920-1924): KAZANILMIŞ KİMLİK, SORUNLU MEŞRUİYET

HAREZM SOVYET HALK CUMHURİYETİ (1920-1924): KAZANILMIŞ KİMLİK, SORUNLU MEŞRUİYET

Harezm Sovyet Halk Cumhuriyeti (bundan sonra Harezm Cumhuriyeti olarak adlandırılacaktır) 30 Nisan 1920 tarihinde kuruldu ve 20 Eylül 1924 tarihinde dağıldı.[1] HSHC Ocak 1920’de Bağımsız Hive Hanlığı[2] topraklarının ülkedeki mevcut rejimden hoşnut olmayan bazı Hivelilerin da yardımıyla Sovyet birlikleri tarafından işgal edilmesiyle ortaya çıkmıştır. HSHC’nin varolduğu dönem boyunca, cumhuriyetçi rejim işgalci Sovyet güçleriyle çatışma halinde oldu, yerel direnme güçleriyle savaştı, birçok siyasi ve ekenomik krizler yaşadı ve Ocak 1924’te ülke nüfusunun çoğunluğunun katıldığı bir isyan sonunda çökmenin eşiğine geldi.[3] Fakat, HSHC’nin dağılmasına aslında dış etkenler sebep oldu: Moskova ve Taşkent’teki Rus Komünist Partisi’nin (Bolşeviklerin) merkez karar kurullarının kararıyla Harezm Cumhuriyeti dağılmıştı ve cumhuriyetin nüfusu ve toprakları, yeni oluşan Özbek ve Türkmen Sovyet Cumhuriyetleriyle HSHC yönetiminin isteği dışında birleştirildi.[4]

1923 yılında ünlü Sovyet anayasası uzmanlarının fikrine göre, HSHC bir nevi “dönüşüme dönüşüm”dü.[5] Sovyet dokrininin görüşüne göreyse, Erken Sovyet siyasi sözlüğünde “Sovyet Halk Cumhuriyeti” olarak nitelendirilen, HSHC, sosyalist bir cumhuriyete dönüşme (ve bir sonraki adımda da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’yle birleşme) yolundaki bir cumhuriyetti. Fakat, HSCH’ nde uygulanan politikalar açısından yaklaştığımızda, bu çeşit bir ülkede zorla kabul ettirilen toplumsal kimlik anlayışı, tartışma konusuydu. Bütün yerel modernistler ve komünistler ülke yönetimi konusunda kendi fikirlerine sahiptiler, bu çeşit görüş çatışmaları her iki taraf açısından önemli ölçüde manevra şansı yarattığı gibi, büyük oranda belirsizliğe de yol açıyordu. Bir taraf açısından teolojik sabit bir hikaye olarak görülen bu konu, bir diğeri tarafından sonu olmayan bir hikaye olarak algılanmaktaydı.

Fakat özellikle, ülkenin dönüşümsel karakteri üzerindeki bu görüşler çatışması, HSHC’nde nasıl şekillendi? Bu soruyu cevaplamak amacıyla, HSHC’ndeki kimlik problemi ve meşruiyet krizi üzerinde durmalıyım. Bunu yaparken ilk olarak, bu konuları geniş bir tarihsel çerçevede inceleyip, sonrasında herbirini detaylı olarak tartışacağım.

HSHC’nin kimlik problemi ve meşruiyet krizini sınıflandırmak için 4 ana referans noktasının farkında olmamız gerekmektedir. Bunlardan ilki, HSHC’nin kuruluşunun eski bir rejimden gelen bir mutluluğu -sembolik siyasi ve sosyal- kastettiği gerçeğidir. Bu da monarşinin yıkılması, Hanlık ailesinin Sovyet Rusya’ya sürgüne gönderilmesi, biraz korkuyla olmasına rağmen alt sınıfın güçlendirilmesi ve Batı kurumlarının ve yönetim şekillerinin Sovyet kisvesi altında imrendirilmesiyle yapılmıştır.[6]

İkinci referans noktası, 1910-1924 yılları arasında gerçekleşen ve Hive’nin siyasi ve sosyal haritasının dönüşümüne önemli ölçüde katkıda bulunan siyasi olaylarla ilintilidir. Ülkenin sosyo-politik merkeziyetçiliğinde en önemli etkenler, 1915-1919 yılları arasında göçebe toplumun (Türkmen kabilelerinin) Hive yönetimine karşı ayaklanması ve bu ayaklanmanın şaşırtıcı başarısı ve 1918-1919 yıllarında bu isyanın lideri Cüneyd Han’ın ülkedeki yükselişi ve iktidara yürüyüşüdür. Rus işgalinden önce, göçebe Türkmen azınlık Hanlık içinde, güçlü bir askeri sınıf işlevi görüyordu; Rus idaresi altında ise Türkmenler sosyal statülerini kaybettiler, fakat 1918-1919 yılları arasında tekrar eski ayrıcalıklı konumlarına geri döndüler. Hive’nin Sovyet güçleri tarafından işgalinden sonra Türkmenlerin durumu tekrar kötüleşti. Cüneyd Han çöle geri çekildi fakat cumhuriyetin varolduğu bütün dönem boyunca, cumhuriyete ve onun koruyucusu Sovyet işgalci güçlerine karşı direnişini devam ettirdi.[7] Bu nedenle Cüneyd Han’ın devlet adamlığına ve kişiliğine değinmek, 1920-1924 arasında HSHC’nin meşruiyetini ve kimlik krizini iyi anlama açısından önem taşır.

Etkili bir grup olan modernistlerin 1910-1921 arasında güçlerinin aşamalı olarak artması ve bu gücü kaybetmeleri konusu ise, HSHC’ndeki meşruiyet ve kimlik politikalarının anlaşılması kadar merkezi ve önemli bir konudur.[8] Ülkenin ileri gelenlerinden Hüseyin Bek’in[9] önderliğinde bu grup Nisan 1917’de Hive Hanlığı’nda anayasal monarşiyi ilan etti ve bir meclis kurdu. Han’ın çevresindeki tutucu güçler tarafından mağlup edildiler, dağıtıldılar birçoğu da idam edildi. Modernistler ancak 1920’de Hive’ye Sovyet işgalci güçleriyle beraber geri dönebildiler ve cumhuriyetin temellerini attılar. Bir yıllık iktidardan sonra radikal komünist bir darbeyle yönetimden kovuldular; fakat çok daha düşük seviyedeki mevkilere rağmen ülkede faaliyetlerini devam ettirmekte ve Harezm’de komünist yanlısı hükümetlerin çatısı altında ülkenin siyasi şekillenmesinde de etkiliydiler.

1918-1924 yılları arasında Harezm’e emperyalist Sovyet devrimcilerinin müdahalelerinin kendine özgü karakterinden üçüncü referans noktası olarak söz edilebilir. 1918-1919 yıllarındaki Taşkent komünist rejimi döneminde, Cüneyd Han’ın Hive diktatörlüğü bağımsız bir devlet olarak tanındı ve (iki devlet arasında sınır çatışmaları mutad bir hadise olmasına rağmen) bir barış anlaşması imzalandı. 1919’un sonunda Moskova’nın merkezi otoritesinin tekrar kurulması arayışları neticesinde, Sovyet orduları Hive sınırını geçtiler ve Cüneyd Han’ın ordularını bozguna uğrattılar.[10] Bu işgal Hive’deki Sovyet yanlısı rejimin kuruluşunun ilk kısmını oluşturuyordu, ikinci kısım ise Moskova ve Taşkent tarafında 1920-1924 yılları arasında Harezm Cumhuriyeti’nin yaratılması ve kuruluşunun ilan edilmesi olarak nitelendirilebilir.

Ve sonuçta, dördüncü referans noktası da, Harezm’in kuruluşu sırasında cumhuriyet kavramı hakkındaki yaklaşımların özgünlüğü olmalıdır. Hive modernistlerine göre bu fikir, ilk ve öncelikli olarak monarşik despotizmin bitişine, egemenliğin halkın eline geçmesine, meclisin (parlamento) toplanmasına, seçim ve kamu haklarından ülkenin bütün nüfusunun faydalanmasına işaret etmektedir. Bu yaklaşım ilk olarak 1917 anayasal bildirgede açıklanmıştır.[11] Sovyet yanlısı rejim 1920’de tekrar yönetime geçtiğinde, cumhuriyeti Şiva’nın tekrar yapılanmasında ilk koşul olaak gördü.[12]

Fakat siyasi bir ideal olarak cumhuriyet, Harezm’deki gelişmeler hakkındaki Sovyet anlayışında her nasılsa ikincil bir yer aldı. Sovyet görüşü için iyi olan, programın yazarı Grjgorii Broido’dan öğrenilebileceği gibi radikal sosyal devrimin yerleşmesiydi. 1920 Martı’nın başlarında sıradışı bir görevin başkanı olarak Hive’ye gitmek üzere Moskova’dan ayrılmadan önce, Broido görevin amaçlarını Halkın Dışişleri Komiserliği (Bakanlığı) görevlisine aşağıdaki şekilde açıklamıştı:

Şimdi Hive’ye gidiyorum…yanıma Hive Cumhuriyeti bayrağını ve amblemini alıyorum. Bunlar özel emir üzerine hazırlandı. (burada amblemin detayı tanımlanıyor) Sovyetler’e bağlı Hive İşçi Cumhuriyeti’ni kuracağız, “Halk Mahkemeleri”ni oluşturacağız, Han’ı (boğazını) keseceğiz ve Hive burjuvasinin işini bitireceğiz.[13]

Shalva Eliava; Broido’nun üstü ve Türkistan komisyonu’nun başkanı şu şekilde devam eder:

“Her şekilde işimize başladık ve onu bitirmek zorundayız. Ve tabii ki çöküşe gitmek için, 89 ve 93 devrimlerini sırasıyla yerine getireceğiz. vb.”[14]

Radikal olarak birbirinden farklı bu görüşler ve anlayışlar arasında gidip gelmek ağır bir görev olmalıydı. Bu nedenle, ülke üzerindeki mücadele bir fikir ayrılığı yarattı ve her iki tarafın siyasi aktörlerini ülkenin harita üzerindeki nihai sınırları üzerinde uzlaşmaya zorladı.

Harezm Cumhuriyeti için toplumsal kimliğin oluşturulması, vatandaşlık, İslami kurumların işleyişi, eğitimli personelin yetiştirilmesi ve Harezm Cumhuriyetçi Hükümet’in egemenlik sahasının hazırlanması gibi temalar üzerine odaklanıldı. Bu çabanın esas merkezinde de vatandaşlık konusu vardı, çünkü vatandaşlık, özellikle Harezm polikasında üyeliğin sınırlarını belirleyen kavramdı.

İkinci önemli etkense İslami kurumları dikkate alınarak (Şiva’daki geleneksel toplumun dayanağı) yeni devlet tarafından yerine getirilen değişimin genişliği ve yönüydü. Devletin yapısı büyük ölçüde onu yönetenler tarafından tanımlandığı için, eğitimli personelin yetiştirilmesi de HSHC’nde düşünülmekteydi. Ve sonuç olarak, geçmişte Hive Hanlığı’nın Rus İmparatorluğu’na sömürge anlamında bağımlılığını akılda tutarak Sovyet Rusya’ya karşı Harezm Cumhuriyeti’nin kendine has bir egemenlik tahsis etmesi toplumsal kimliği şekillendiren en önemli etkenlerden biri olarak görüldü.[15]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al