HALKA DOĞRU DERGİSİ VE MUHTEVASI

Mustafa SEVER

Yazarın şu ana kadar yazılmış 14 makalesi bulunuyor.

Mustafa_Sever-010

Giriş:

II. Meşrutiyet’in ilânından (23 Temmuz 1908) sonra, çözülme ve çökme süreci hızlanan Osmanlı Devleti’ni kurtarmak çabasıyla özellikle devrin aydınları, fikir adamları tarafından devletin kurtuluşuna çözüm olarak üç siyasî görüş geliştirilip önerilir. Bu siyasî görüşlerin ortak yanı, devletin ekonomik ve siyasî açıdan güçlenmesini, kültürel açıdan ise farklı etnisitelerin birlikteliğini tesîs etmektir. Bu siyasetlerden Osmanlılık veya Osmanlıcılık siyasetinde “herkes, din, dil, cins, sosyal sınıf farkı olmaksızın eşit vatandaşlar olarak görülüyor ve ‘Osmanlı’ olarak kabul ediliyordu.” (Uyanık 2002: 794). Fakat, özellikle Fransız İhtilâli’nden sonra dünyada gelişen milliyetçilik hareketlerinin etkisiyle, devlet denetiminin çok zayıf olduğu geniş coğrafyadaki gayr-ı Müslimlerin ve Müslümanların Batılı devletlerce kışkırtılmaları, bu siyaseti başarısız kılıyordu. Çünkü Osmanlı Devleti, kuruluşundan başlayarak hiçbir zaman sınırları içindeki insanları dil, din, yaşayış açısından zorlamamış, onları Türklük veya daha genel anlamıyla Osmanlılık anlayışıyla asimile etmeye çalışmamıştı.

Osmanlıcılık düşüncesinin başarısızlığı, başta Padişah II. Abdülhamit olmak üzere, devrin devlet ve düşünce adamlarını arayışlara yöneltir. Bu arayışlar sonucunda halifeliğin Osmanlı sultanında olmasından yola çıkarak Osmanlı sınırları içindeki tüm Müslümanları birleştirmeyi öngören İslâmcılık siyaseti ortaya atılır. Yusuf Akçura’ya göre (2002: 783) İslâmcılık yoluyla Osmanlı sınırları içindeki Müslümanlar yanında dünyadaki Müslümanlar dindeki ortaklık ile birleştirilecek, tek millet haline getirilecektir. Ancak, bu siyaset diğer yandan Osmanlı Devleti sınırları içindeki Müslümanlar ile gayr-ı Müslimleri ayrıştırıcı bir nitelik de taşıyordu. Akçura’nın verdiği bilgilere göre (2002: 783), bu siyaset gereği yapılan çalışmalarla, faaliyetlerle, Tanzimat’la birlikte oluşturulmaya çalışılan Avrupavari meşrutî yönetimden vazgeçmek, devletin tebaası arasında cins ve din ihtilâfından, içtimaî vaziyet ihtilâfından çıkarak öteden beri var olan sevişmezlik ve zıddiyetin artmasına ve bunun neticesi olmak üzere de ayaklanma ve isyanların çoğalmasına, Avrupa’da Türk düşmanlığının artmasına neden oluyordu. Zira, devir milliyetlerin ayrışma devriydi ve dinin milletleri birleştirmesi söz konusu değildi.

Osmanlıcılık’ın ve İslâmcılık’ın başarısızlıkla sonuçlanan girişimleri yanında, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Hüseyinzâde Ali, Ahmet Agayef, Mehmet Fuat, Şemsettin Günaltay gibi devrin aydınları, kurdukları derneklerde (Türk Birliği Derneği, Türk Derneği Cemiyeti, Türk Yurdu Cemiyeti, Türk Ocağı Cemiyeti) ve Genç Kalemler Dergisi, Bilgi Mecmuası gibi yayınladıkları dergilerde “mazisini unutmuş ve pür hayat ve pür heyecan duygulardan yoksun olan Türklüğe” (Uyanık 2002:795) ırk ve dil birliğinin temel alındığı bir milliyetçiliği önerirler.

25 Mart 1912’de Türk Ocağı kurulur. Bir yıl önce kurulan Türk Yurdu Cemiyeti (Kur. 31 Ağustos 1911) ile Türk Yurdu dergisi de Türk Ocağı’na katılır. Türk Yurdu dergisi çevresinde toplanan dönemin Türkçü aydınları, ülkenin içinde bulunduğu siyasî, ekonomik, toplumsal durum karşısında duydukları kaygı ve sorumlulukla hareket ederek halka yönelirler.

Halka yönelme, halka doğru gitme, bu dönem hakkında değerlendirmelerde bulunan kimi çalışmalarda[i] Rusya’da ortaya çıkan Narodnik hareketiyle ilişkilendirilir; ancak bu ilişki, “ilk aşamada belli bir anlayış, fikir akımı veya bir ideoloji haline gelecek yoğunluktan çok uzak[tır]” (Eraslan 2003: 56). Diğer yandan, halka yönelme hareketini salt Rus Norodnik hareketiyle ilişkilendirmek kanaatimizce eksik olacaktır; zira Tanzimat döneminde Batı’daki gelişmelerden haberdar olan kimi şair ve yazarlarımızın J. G. von Herder’den habersiz olduklarını düşünemeyiz. “Herder’in ‘milliyet’, ‘milli ruh’, ‘halk edebiyatı’, ‘milli edebiyat’ ve ‘milli kimlik’ konularında başvurulacak kaynak olarak ‘halk’ı göstermesi”nden (Yıldırım 1998: 43) bütün Hristiyan dünyası etkilenirken elbette Osmanlı Devleti bünyesinde bulunan Hristiyan milletler de etkilenmiş, milliyetçilik hareketlerini teşkilatlandırma ve uygulama sürecinde kendi milli devletlerini meydana getirme yönünde faaliyetlere başlamışlardır. Bu süreçte, D. Yıldırım’ın (1998: 45) işaret ettiği gibi, Osmanlı Devlet yapısını tekrar eski haline getirmek yönünde III. Selim’den başlayarak yapılan askerî, siyasî, tıbbî, teknik, eğitim, vd. düzenlemelerin Fransız uzmanlarca gerçekleştirilmesi sebebiyle aydınlarımız arasında Fransızcanın öğrenilmesi, Avrupa’da cereyan eden siyasî, felsefî, fikrî ve edebî hareketler hakkında aydınlarımızın bilgi edinmesine imkân sağlamıştır. Diğer yandan başta Fransa’ya olmak üzere Avrupa’ya giden pek çok Türk aydını da bulundukları yerlerdeki siyasetçilerle, düşünce adamlarıyla görüşmüş, onlarla bilgi alış-verişi yapmış, siyasî akımları inceleme fırsatı bulmuşlardır.

Gerek Batı’da gelişen milliyetçilik ve dolayısıyla halka yöneliş hareketlerinden gerekse Rus Norodniklerinden etkilenen Türk aydınları; Bulgarların, Sırpların, Rumların, vd. milletlerin kendi devletlerini kurmak yönündeki faaliyetlerine de müşahit olarak Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu şartları değerlendirme ve bir çıkış arama çabası sürecinde halka yönelirler. Bu yönelişin ürünlerinden biri olarak Halka Doğru Dergisi, 11 Nisan 1329/24 Nisan 1913 Perşembe günü İstanbul’da haftalık olarak yayınlanmaya başlar ve haftalık olarak bir yıl yayın hayatını sürdürür. 03 Nisan 1330/20 Nisan 1914 tarihinde son sayısını yayınlayarak yayın hayatından çekilir.

Halka Doğru Dergisi ve Muhtevası

Halka Doğru Dergisi haftalık olarak toplam 52 sayı yayınlanır. Bu 52 sayının 48’i 1913 yılında, 4’ü de 1914 yılında yayınlanır. Toplam 416 sayfadır. Her bir sayısı sekiz sayfa olarak çıkan Halka Doğru’nun 29. ve 30. sayıları 12 sayfa ve bir arada, 38. sayısı da 12 sayfa olarak yayınlanmıştır.

Dergi, Osmanlı memleketi için 12 Guruş, Rusya ve Acemistan için 2 Ruble, başka memleketler için 5 Frank, sayısı 10 Para olarak fiyatlandırılmıştır. Müdürü Celâl Sâhir’dir. İdarehânesi İstanbul’da Nuri Osmaniye Caddesinde 40 numrolu Türk Yurdu binasındadır. İlk sayıda derginin daimi yazıcıları olarak Halide Edib Hanım, Akçuraoğlu Yusuf, Ahmed Agayef, Tevfik Nureddin, Celâl Sâhir, Hüseyinzâde Ali, Hamdullah Suphi, ‛Âkil Muhtar, Abdülfeyyâz Tevfik, Ali Cânip, Ali Ulvi, Galip Bahtiyar, Kâzım Nâmî, Köprülüzâde Mehmed Fuad, Gök Alp, Mehmet Emin, Mehmed Ali Tevfik, Memduh Şevket adları belirtilir. İkinci sayıda bu adlara Aka Gündüz de katılır.

Halka Doğru’nun ilk sayısında, “Halkın Dedikleri” başlığı altında derginin çıkarılma gerekçesi belirtilir. Yazıda anlatıldığı üzere, kendilerinin tabiriyle “sekiz-on yazıcı” birlikte bir rüya görürler. Rüyayı gören bu sekiz-on kişi, devrin Türkçü aydınlarıdır. Rüyada, yeşil bir ova içinde kendilerini bulan sekiz-on aydın, burada yamalar giyinmiş, zayıf bir ihtiyar kadına rastlarlar; kadın, irili ufaklı yavrularıyla bir tarlada başak toplamaktadır. Aydınları gören kadın onların yanına gelir ve kendisini tanıyıp tanımadıklarını sorar. Aydınlar, tanımadıkları için kadından utanırlar. Kadın; halktır, millettir, ahalidir; kısacası Anadolu’dur. Yaşlı kadın, yüzlerce seneden beri kendisini aramamış, hatırını sormamış oldukları için aydınların kendisini tanımamalarına şaşırmaz ve kendisini “Ben, sırası geldikçe bütün suçları üzerine attığınız halkım. Kendi namına hüküm sürdüğünüz, hâkimiyetinin vekilleri olarak meydana çıktığınız ahaliyim, milletim.” (sayı:1, s.1) şeklinde tanıtır. Söylediği sözler, aydın ile millet arasındaki kopukluğu tasvir eder.

Kadın (millet), kendisine karşı olan ilgisizlikten dolayı aydınlardan ümidini kesmiştir ve kararını vermiştir; aydınlara “Ben kendi kendimi okutacağım, kendi kendimi ıslah edeceğim, terakkiye kendi adımlarımla gideceğim. İbtida bana bir dil, bir edebiyat lazım. Dinî, ahlâkî, iktisadî, içtimaî malumat lazım. Bunları kendi kendime edineceğim. Eski yıpranmış âletlerimi atarak yeni makineler kullanacağım. Toprak sürmeği, hayvan beslemeği, köy idare etmeği, yol yapmağı, mektep açmağı öğreneceğim. Gizli duygularımı, şuursuz mefkûrelerimi kalbimden çıkararak ortaya koyacağım. Dinimin esaslarını bularak gerçekten İslâm ümmeti olacağım. Bu işi yapmak için bu gördüğünüz aç, çıplak, sıtmalı oğullarımla, zavallı, yoksul kızlarımla çalışmağa niyet ettim. Siz de benim evlatlarım değil misiniz? Siz de yapma dileğinizi, yalancı bilgilerinizi, boş ve faydasız gururlarınızı bırakarak bana gelir, benimle çalışır mısınız? (sayı:1, s.1) diye sorar. Bu soru üzerine uykudan uyanan aydınlar rüyayı tabîr ederler. Kadın haklıdır, kendisine yardım edilmelidir. Bu yardımın bir işareti olarak haftalık bir cerîdeyi Halka Doğru adıyla çıkarmaya karar verirler.

Bu rüya ile ilgili, Halka Doğru Dergisi’ne (rüyayı görenlere) Bekçi Mustafa Baba imzalı bir mektup gelir. İkinci sayıda yer verilen mektupta Bekçi Mustafa Baba, “Rüyayı zamanında görmüş, pek de yolunda doğru yormuşsunuz. (…) Bilinmelidir ki, milletin kökü, anası, temeli halktır. Halkı, halkın duygularını düzeltmezseniz, halka doğru duygular vermezseniz bu yurt, şu harap memleket şenlenmez” (HD, sayı 2, s.11) demektedir. Bekçi Mustafa Baba, biraz mektep medrese görenlerin halktan kendilerini ayırdıklarını, üstünlük tasladıklarını, kendilerine has bir dil ve edebiyatla haşır neşir olduklarını, bir mecliste herkesten ayrı kuş diliyle konuşanlara, birbirlerinin kulaklarına fısıldayan, kaş göz işaretiyle anlaşan insanlara benzediklerini, bu sebeple halkın camideki vaizi de, köylerine gelen baytarı da anlayamadığını, ancak vergi tahsildarının “Hışşt babalık, gel bakalım, elli kuruş vergin birikmiş, hadi sökül.” (sayı:2, s.12) şeklindeki açık seçik Türkçesinin anlaşıldığını belirterek “Ah! Evet, zor… Birdenbire halka inmek, halkla senli benli görüşmek zor, pek zor; fakat zararı yok, alışırsınız… Bunları mahsus yazdım ki yazılarınızın halk tarafından can ve gönülden okunduğunu anlaya, ona göre çalışasınız. Allah yardımcınız olsun, amin!” dileğiyle mektubunu bitirmektedir. Türkçü aydınlar bu mektupla, halkın duygularının, beklentilerinin ne olduğunu ve bu yönde kendi tavırlarının ne olacağını işaret ederler. Halka Doğru dergisini çıkarma amaçlarını, ilk sayıda rüya şeklinde bir manifesto ve ikinci sayıda Bekçi Mustafa Baba ağzından bir mektup ile açıklayan Türkçü aydınlar, başta aydın zümre ile millet arasında uzun bir süreçte oluşmuş mesafenin kapatılması, kopukluğun giderilmesi, dilde kültürde birlikteliğin sağlanması, Anadolu’nun imar edilmesi gibi amaçlarla harekete geçerler; ki Anadolu’nun imar edilmesi onların nezdinde cihattır. Halka Doğru’da bu amaçlar; şiir, hikâye, gezi yazısı, tarih, sağlık, eğitim, din, bilim, iktisat, vd. yazılarında dile getirilir.

Halka Doğru’da Şiir

Halka Doğru’nun muhtevasında şiire özel bir önem verildiği görülür. 52 sayıda altmış üç dolayında şiir yayınlanmıştır. Şiir; kısa, özlü, akılda yer etme özelliği ve duygu aktarımındaki işlevselliği nedeniyle diğer edebî türlerden ayrılır. Şiirin bu özelliklerinden olacak ki Halka Doğru Dergisi’nde de en fazla şiire yer verilmiştir. Halka Doğru, Balkan Savaşları’nın başlamasından kısa bir süre sonra çıkmaya başlar. “Rumeli Türklüğü için sabrın, direncin ve tahammülün son sınırı” (Sarınay 2012: 9) olan Balkan Savaşları, Halka Doğru’nun birçok sayısında, birçok şiire konu olur. Şiirlerde en fazla Gök Alp, Aka Gündüz imzaları görülür. Ziya Gökalp, muhtevasını Türk tarih ve ülküsünün, Türklüğün temel değerlerinin, yaşanılan günlerdeki olay ve durumların oluşturduğu şiirler yayınlar. Aka Gündüz, 2. sayıda bayrağa olan sevdasını “Doğan” imzasıyla yayınladıktan sonra Rumeli’de yaşanan olayları, Bulgarların zulümlerini, Türkün hasletlerini, Anadolu’yu, Anadolu insanının durumunu, Türk aydınının Türk milleti karşısındaki durumunu, vb. konu edinir. Yayınladıkları şiir sayısına göre (üçer şiirle) Gök Alp ve Aka Gündüz’den sonra Kâzım Nâmî, Abaka ve Kocaağaoğlu Turgut gelir. Kâzım Nâmî, şiirlerinde Türk tarihinden, Türkün hasletlerinden ve bu hasletlerden uzaklaşmanın hüsranla sonuçlanacağından bahsederken Abaka, Balkanlardaki işgali ve Bulgar zulmünü konu edinir. Kocaağaoğlu Turgut ise, bir yandan romantik milliyetçi bir edâ ile Anadolu köylüsünü, çiftçiliği, çalışmayı ve bundan duyulan hazzı dile getirirken diğer yandan içinde bulunulan günlerdeki gelişmelerden duyulan bunalımı sergiler. Bu şairlerin dışında Halka Doğru’da genel olarak bir şiirle Uyanık, Mehmet Niyazi, M. Nermi, Haver, Cûdî, Ali Canib, Tomrisoğlu, İspartalı Hakkı, İzzet Ulvî, Eminoğlu Kemal, C. Sahir, Enis Behiç, M. Sadi, A. Necmettin, Fikret Ziya, Uslu Muhulu, Hayri, Rıza Tevfik, Ahmed Necmettin, Reşid F., Atilla Han, vd. adlarına da rastlanmaktadır. Bu şairlerin şiirlerinde de genel olarak Balkanlarda cereyan eden savaş, Bulgar zulmü, yaşananlara karşı öç alma duygusu, yaşanılan süreçte Türk milliyetçilerine düşen görev, birlik olma, töreye uyma, tarihten ders alma, vb. konular işlenmiştir.

Halka Doğru’da Nesir

Halka Doğru’da nesir olarak hikâyeler, iktisadî yazılar, İslâmi ve tarihî bilgiler, geleneksel Türk kültürünün özellikleri ve bu çerçevede öğütler, bilimsel yazılar, haberler, tanıtmalar ve reklamlar yer almaktadır. Hangi tür yazı olursa olsun -şiirlerde olduğu gibi- yazıların Türkçü-milliyetçi bir anlayışla, halkı ortak bir düşüncede birleştirme yönünde bilgilendirme amacıyla kaleme alındığı görülmektedir.

Halka Doğru’da Hikâye

Kâzım Nâmî, Mehmed Emin, M. Ş., Maraşlıoğlu, Nazım, Ali Su’ad, Galip Bahtiyat, Köprülüzâde Mehmed Fu’ad, İzzet Ulvi, Mehmet Rıfat, A. Kadir, Tal’at Orhan, Ahmed Necmeddin, Reşid Galip tarafından yazılan hikâyelerde güncel olaylar; Rumeli’deki işgaller, zulümler; Türklük-Müslümanlık değerleri, ilim öğrenmenin, çalışkanlığın, çağın teknolojisinden yararlanmanın, köhnemiş âdetleri terk etmenin, Türk esnafından alış veriş yapmanın, vb. önemi ve gerekliliği konu edilmiştir. Sözgelimi Kâzım Nâmî, yazdığı “Nöbet” ve “Ali Dayı’nın Hikâyesi” adlı hikâyelerinde, geleneksel Türk hayatında ocak şeklinde teşkilatlanmanın önemi üzerinde durarak Türk esnafının “ocak” şeklinde teşkilatlandığını ve bu yolla yardımlaşarak, dayanışarak varlığını sürdürdüğünü işler. Bir başka hikâyesi “Demirci”de zanaat öğrenmenin önemine vurgu yapar. Maraşlıoğlu imzasıyla yayımlanan sekiz hikâyede -ki bazı hikâyeler üç sayı (Zaruri Bir Mukayese) bazısı altı sayı (Çakır Oğlan) devam eder- Rumların, Sırpların, Bulgarların Türk insanına karşı tavırları, kalleşlikleri, nankörlükleri işlenirken başlığında “Mukaddes Kinler” ibaresi bulunan hikâyelerde (Selanikli Ayşe Hanım, Zaruri Bir Mukayese) Türk ve Müslümanlara, Türklüklerini ve Müslümanlıklarını hatırlarından çıkarmadan davranmaları, bu yönde alış-verişlerinde Müslüman esnafı tercih etmeleri çağrısı yapılır. Aynı üslupta iki hikâyesiyle Köprülüzâde Mehmed Fuad da Bulgar zulmünü konu edinir.

Halka Doğru’da İktisadî Yazılar

Halka Doğru’da iktisadî hayata dair pek çok yazıya yer verilmiştir. Abdülfeyyaz Tevfik, Maraşlıoğlu, Muhiddin, Akçuraoğlu, Ali Suad, Mühendis Faik gibi imzalara ait yazıların yanında imzasız yazılar ve “Halkı Seven”, “Doğruyu Söyler” veya “F…”, “A. Y.” gibi imzalarla iktisadî konuda yazılar yayınlanmıştır. Bu yazılarda gayr-ı Müslimlerle Türkler mukayese edilerek iktisadî hayatın nasıl geliştirileceği, köylülerin ve esnafın sorunlarının neler olduğu, bu sorunların nasıl çözüleceği, sendikalaşma ile birliğin, dayanışmanın tesis edilebileceği, yerli malı kullanmanın ve alış-verişlerde Türk esnafların tercih edilmesinin gerekliliği, yerli sanayinin gelişmesi için hammaddeyi işlemenin, mamul hale getirmenin, ticareti millileştirmenin önemi, vb. üzerinde durulur.

Bu yazılar içinde özellikle Yusuf Akçura’nın “Halka” başlığıyla yayınlanan dört yazısı (22, 23, 25 ve 27. sayılar) Halka Doğru mensuplarının iktisadî anlayışlarını ortaya koyması yönünden önem arz etmektedir. Yusuf Akçura, Halka Doğru’nun 22. sayısında “köylükte yaşayan az toprak sahibi, yahut büsbütün topraksız rençberler; sonra şehirlerde geçinen ufak esnaf ve günlükçü ameleler, ırgatlar”dan oluşan halkın geçim zorluğu içinde olduğunu, yeterli üretimin yapılamadığını, üretilen ürünlerin değerinde satılamadığını, çağa uygun araç ve malzemelerin üretimde kullanılamadığını, esnaflığın, dolayısıyla ticaretin gayr-ı Müslimlerin eline geçtiğini belirterek “Osmanlı Türklerinin İktisadî ahvali gittikçe fenalaşıyor. Bir milletin “ahval-i iktisadiyesinin” fenalaşması, muharebelerde yenilmekten, kaleler kaybetmekten daha korkunçtur. Çabuk çaresine girişilmezse, Allah etmesin, o millet ölür, kaybolur.” tespitinde bulunur. 25 sayıda Türk köylülerinin, esnaflarının devletten yardım beklemeksizin kendi güçleriyle “Ufak Borç Cemiyetleri, Çift Avadanlıkları Ziraat Aletleri Satın Alma Cemiyetleri, Mahsulâtı yahut Mamulâtı Doğrudan Doğruya Satmak Cemiyetleri, Çocuk Mektepleri, Rençper Mektepleri, Çırak Mektepleri” gibi teşkilatlanmalarla üretimde, pazarlamada iktisaden rahatlayacaklarını, tefecilerden kurtulacaklarını, araç ve malzeme temininde rahatlayacaklarını belirtir. 27 sayıda Yusuf Akçura esnaf, köylü bu teşkilatlanmaları yapabilmesi için “önüne düşüp yol gösterecek adamlara muhtaçtır. Zaten başka memleketlerde de halkın mürşidi okumuş adamlar, hocalar, muallimler, Darülfünûn talebesi filan olmuştur. Osmanlı memleketinin İslam olmayan halkı arasına o halkın büyük mekteplerde tahsil görmüş, şehadetnâme almış gençleri girerek halka mahsus cemiyetler, mektepler açtıklarını her gün görüyoruz. Halk öğrendikten sonra artık kendisi de yapabiliyor: Açılmışları devam ettiriliyor. Yeniden yeniye de açıyor; fakat başta işi başlayıp yola koyan daima okumuş adamlardır.” diyerek aydınlara, okumuşlara halka gitmeleri, halka yol göstermeleri yönünde uyarıda bulunur.

İktisadî yazılar içinde Mühendis Faik’in yazıları da ayrı bir önemi haizdir. “F.”veya Mühendis Faik imzalarıyla “Faydalı Düşünceler-Esnaf İçin Terakki Yolları” başlığında yazdığı bir dizi yazıda (sayı: 32, 34,36, 40, 42, 44), diğer ülkelerdeki çiftçilik ve esnaflıkla ülkemizdeki durumu mukayese ederek gelenekteki lonca teşkilatına benzer teşkilatlanmaların yapılmasını, çiftçilerin ve esnafların güçlerini birleştirmeleri yoluyla büyük şirketler oluşturmalarını, birikimlerini kuracakları bankada toplamalarını ve ihtiyaçlarında sıkıntısız kredi alabilmelerini salık verir. Bu çerçevede yazı yazan bir diğer yazar da Ali Suad’tır. “Bir Altının Taksimi” (sayı: 22) adlı yazısında çiftçinin, tüccarın, memurun kazançlarını nasıl değerlendirmeleri gerektiğini örneklerle açıklar. “Halk ile Konuşma”da halkın fakirliğinin sebepleri üzerinde durur ve bu hususta halkın zenginlerine büyük işler düştüğünü şu sözlerle belirtir: “Zenginlerimiz çok çalışmalı, çok çalıştırmalı, çok yer ekmeli, çok hesap etmeli, hükümete çok yardım etmeli, namusunu sakınmak için doğrulukla iş görmeğe çok dikkat etmeli, işte güçte cesaretli davranmalı, komşusunu geçmeğe ancak gayretle uğraşmalı, az sarf edip çok kazanmak yolu ne ise arayıp bulmalı, çocuklarını terbiye için çok emek vermeli, şimdiden sonra çok düşünmeli ve kendi gibi çok düşünenleri arayıp bulup onlarla uzlaşmalı, şirketler, yardımlar, işler açmalı, hileden utanarak memleketinin tam bir efendisi olmaya çok ve hem de pek çok çalışmalıdır.” (sayı: 40).

Muhiddin imzasıyla yayınlanan üç yazıda (sayı: 6, 7, 9) Osmanlı Devleti’nin geri kalma sebepleri olarak ticarete ve zanaata gereken önemin verilmediği, zamanında ecnebilere kapitülasyon denilen imtiyazların verilmesiyle ticaretin ve zanaatın ecnebiler eline geçtiği ve dolayısıyla ticaret ve zanaatta Osmanlılarda bir sınıfın teşekkül etmediği; ticarette, sanayide milli şirketlerin kurulması gerektiği, gelenekteki imece usulüyle şirketlerin kurulabileceği üzerinde durulur. İktisat konusunda yayınlanan imzasız yazılarda ise, Türk esnaftan alış-veriş yapılması, amele sandığının kurulması ve sandığın ameleler için öneminin ne olduğu, ticaretin milli ellere geçmesi yönünde gayret edilmesi, Türklerin de ticaretle uğraşarak zenginleşmeleri gerektiği, vb. konular işlenir.

Halka Doğru’da Dinî, Tarihî Yazılar

Dinî-tarihî bilgiler içeren yazılar da Halka Doğru’da önemli bir yer tutar. Ahmed Agayef, M., Maraşlıoğlu, Uyanık, Sadi gibi yazarı belli olan yazıların yanında çoğunluğu imzasız olan bu yazıların tarihî olanlarında İslâm tarihinden ve Türk tarihinden veya dünya tarihinden olaylar, kişiler anlatılmaktadır. Sözgelimi Ahmed Agayef, “Hz. Fatma’nın Kahramanlığı” başlığını taşıyan yazısında (HD, sayı 1 ve 3) Hz. Ömer’in İslamiyet’i nasıl bir olay vesilesiyle kabul ettiğini anlatır. Uyanık, içinde bulundukları gün vesilesiyle Türklerin Kurtuluş Bayramı’nı, Ergenekon’dan çıkışı anlatır. Şâdi ise, Süleyman Şah’ın Fırat’ın sularında boğulmasından sonra Osmanlı Türklerin doğan güneşin yolundan giderek altın destanlarını başlattıklarını anlatır. İmzasız yazılarda ise, Türk tarihinde yer etmiş olaylar, savaşlar, padişahlar (İlk Padişahımız, Meçhul Bir kahraman, Üçüncü Sultan Selim, Girit Fethi, Eğri Muharebesi, Kosova Muharebesi) hakkında bilgiler verilir; Deli Petro örneğinde gayr-ı Müslim devletler ve devlet adamlarının Osmanlı karşısında nasıl hareket ettikleri, Osmanlı Devleti ve devlet adamlarıyla mukayese edilerek anlatılır.

Dinî yazılara gelince, iki imza dışında diğer yazılar imzasız olarak yayınlanmıştır. M. imzasıyla yayınlanan “İslamlıkta Tevekkül” başlıklı yazıda Hz. Ömer ile bir Bedevî arasında geçen konuşmayla tevekkülün nasıl idrak edilmesi gerektiği anlatılır. Maraşlıoğlu “Gerçek Din” başlıklı yazısında “Namaz kılmak, oruç tutmak her Müslümâna farzdır; fakat Müslümânlık yalnız bu kadar mıdır ya? Eğer Müslümânlık “Elhamdülillah Müslümânım” demekle, abdest alıp namaz kılmakla, ramazanda oruç tutmakla olsa idi, ondan kolay bir şey olamazdı. Namazın, orucun yalnız ahiret için değil, dünya için lüzumu ve faydası var.” dedikten sonra İslâm’ın sözde değil işte, eylemde, uygulamada kendini göstermesiyle gerçek Müslümân olunacağını savunur. Bir başka yazısı “Ramazan Günleri”nde ise, Ramazan ayının dünyalık ve ahretlik birçok faydasının olduğunu, bu ayda nelerin yapılıp nelerin yapılmaması gerektiği üzerinde durur. “Köylülere Mev’izeler”, “Köylülere Vaazlar” veya “Köylülere Vaazlarım” başlığıyla imzasız yayınlanan yazılarda alt başlıklar kullanılarak çeşitli konularda bilgi verilmiştir. Sözgelimi bu yazıların ilkinde “Dünya Müminlerindir” alt başlığı altında “Ey mü’min kardeşlerim yeter bu gaflet! Artık uyanın, uyanın! Cenab-ı Hak dünya sa’adetlerini de, ahıret ni’metlerini de Müslümanlara vermiştir.” denilerek Müslümanların dünyaya da önem vermeleri gerektiği, gerek Hazret-i Peygamber’in ve ondan sonra da Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. ‘Osman ve Hz. Âli’nin zamanlarında ve gerekse eski padişahlarımızın vaktinde İslâmiyet’in bilindiğini, ondan şaşılmadığını, bu nedenle de zenginliğin, rahatlığın, rızk bolluğunun, kuvvet ve kudretin onlarda olduğunun üzerinde durulur. Bu dizideki diğer yazılarda da tembelliğin günah, çalışmanın farz olduğu, kazanın ve kaderin ne olduğu üzerinde durulur.

Halka Doğru’da ilmî, terbiyevî yazılar

Halka yönelmenin, halkı aydınlatmanın bir gereği olarak Halka Doğru’da çağın gelişmelerinden, Batı ülkelerindeki teknolojik gelişmelerden, halk arasında yaygın hastalıklardan ve bu hastalıklardan korunma yollarından, köhnemiş âdet ve uygulamaları terk etmenin gerekliliğinden, gelecek nesillerin terbiye edilmesinde anaların rolünden, geleneksel usullerin çağın gereklerine uygun şekilde güncellenmesinden, vb. bahseden yazılara yer verildiği görülür. Bu tür yazı yazanlar arasında Abdülfeyyaz Tevfik’i ilk başta anmamız gerekir; zira “Baba Öğüdü” başlığı altında yazdığı 15 yazının pek çoğunda terbiye konusuna yer verir. Ona göre  “Bir milletin selameti kadın ve çocuklarının terbiyesine bağlıdır.” (sayı 8). Abdülfeyyaz Tevfik, evlat terbiyesinin ailede başlayıp mekteplerde devam edeceği üzerinde durarak terbiyenin aileler için çocuklarına karşı bir görev, bir borç olduğu, çünkü toplumca yükselmenin ana etkeninin terbiye olduğu, Osmanlılığın terbiye yoluyla yükseldiği, ancak terbiyenin ihmal edilmesi sonucu bozulmanın, çöküşün başladığı tespitinde bulunur. Ona göre terbiyenin namus, doğruluk, mertlik, fedakârlık gibi temelleri vardır. Köksüz, temelsiz hiçbir şey olmaz; bu nedenle geleneksel değerler güncellenmeli, nasıl bir fidan gelişmesi için erbabınca zaman zaman budanırsa, çocuk terbiyesinde de faydalı ile zararlının tespit edilerek zararlı usullerin terk edilmesi gerekir. Çocukların terbiyesi, sıhhatleriyle de yakından ilgilidir. Bu nedenle yeme içme zamanları, uyku zamanları yönünden de çocuklar terbiye edilmelidir. Onları korkutmadan, ürkütmeden, oyundan mahrum bırakmadan, onların dilinden konuşarak terbiyeye başlanılması gerekir; ki çocukta kendine güven duygusu gelişebilsin. Hülasa, A. Tevfik’e göre terbiye usullerimiz “düzelirse bu defa (Meriç) kenarında suya düşürdüğümüz kıymetli (Hilal)i taşıyacak parmaklara yeniden kuvvet gelir. (Kızıl Elma)nın terle yoğuracağımız yüce tepelerinde tekrar göklere karışır.” (sayı 9).

Terbiyevî konudaki yazılardan biri de Hırant Hayri’nin “Türk Çocuğu Ailede Nasıl Terbiye Edilmeli?” başlığı ile yayınladığı yazıdır. Hırant Hayri, çeşitli filozofların görüşlerinden de faydalanarak çocuk terbiyesinin hangi ilkeler çerçevesinde gerçekleştirilmesi gereği üzerinde durur.

Halka Doğru’da bir yandan “Bilinecek Şeyler” başlığı altında o günün teknolojisi ile ilgili (petrol, havagazı, elektrik, elektrikli tramvay, balon, tayyare, vb. hakkında) halka bilgi veren yazıları, diğer yandan da insan sağlığı konusundaki yazılarıyla “Uyanık”ı görürüz. İnsanın anatomik yapısı, organları, bu organların nasıl çalıştığı, insan vücuduna zararlı maddeler, vb. konularda Uyanık, halkı bilgilendirme amacıyla pek çok yazı yazar. Halka Doğru’da kız çocuklarının okutulması gereği, satıcıların temizliğe riayet etmeleri veya verem hastalığının özellikleri ve ondan korunma yolları gibi ilmî terbiyevî konulardaki pek çok yazı da imzasız olarak yayınlanmıştır.

Halka Doğru’da haberler, tanıtmalar ve reklamlar

Halka Doğru’da güncel gelişmelerin, olayların haberleri, kimi ürünlerin veya dergilerin tanıtmaları, reklamları da yer alır. Sözgelimi 3. sayıdaki “Büyük Niyazi” başlığıyla verilen haberde Yunan Muhaberesi’nde, sonra Bulgar komitelerini kovalamakta büyük yararlıklar, kahramanlıklar gösteren, eski Yıldız Hükümeti’ne karşı ilk evvel silaha sarılarak Resne dağlarına çıkan bir Türk subayının Avlonya’da şehit edilmesi anlatılır.

Halka Doğru’nun yayınlandığı günlerde yayın faaliyetinde bulunan çeşitli dergiler (Şehbal, Çocuk Dünyası, İslâm Dünyası, Toprak, Yeni Fikir, vd.), kitaplar (Köy Hatibi, Çiftlik Müdürü, Türk kanı, vd.) hakkında tanıtmalar, piyasaya yeni çıkan ürünler (yeni usturalar), kimi esnaf dükkânları (İslâm Ticarethânesi, Türk Berberi) hakkındaki reklamlar yanında, 22. sayıdan başlamak üzere “Haftalık Havadis” başlığı altında güncel gelişmelerden (Rauf Bey’in binbaşı oluşu, Edirne Heyeti’nin Rusya’daki Türklerle ilişkisi, Ermeni patriğinin seçilişi, Gülhane Parkı’nın açılışı, Padişahın sağlığı, İttihat ve Terakki Kongresi, Darende İplik Fabrikası’nın kurulması, vd.) haberler verilir.

Halka Doğru’nun muhtevası hususunda, derginin kimi sayılarında yer verilen resim ve fotoğrafları da anmamız gerekir. Bu resim ve fotoğraflar, yaşanılan günlerdeki gelişmelerle, olay ve durumlarla ilişkilidir. Sözgelimi bu fotoğraflardan ilki (9. sayı), Bulgarlarla çarpışmada şehit düşen Türk subayı Amasyalı Hilmi Bey’in fotoğrafıdır. Halka Doğru’nun 9. sayısından 38. sayısına kadarki nüshalarında resim veya fotoğraf yoktur.  Bursa Türk Ocağı’nın Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıldönümünü kutlamak üzere tertip ettiği toplantıyı haber veren 38. sayının ilk sayfasında Osman Bey’in portresine yer verilmiştir. Yine aynı sayıda Osman Bey’in portresi altında “Osmanlı gençliği Bâb-ı’Âlî önünde Talat Bey’in nutkunu dinlerken” çekilmiş fotoğrafa yer verilmiştir.

Bunlardan başka Halka Doğru’da, yeni alınan ve adı “Birinci Sultan Osman” konulan zırhlı geminin (sayı:40), Sultanahmet Meydanı’nın (sayı:41), Yeni Köprü üstünde elektrikli tramvay’ın (sayı: 42), İstanbul’dan Kahire’ye uçan tayyareci Fethi ve Nuri Beyler’in (sayı:44), Budapeşte’deki Şark Eserleri Müzesi’nde sergilenen Türk el işlemelerinin (sayı:45), Said Paşa, Sadık Bey ve Fethi Bey’in (sayı: 46), Büyük şehidlerin son günleri: Fethi ve Sadık Beylerin otuz bin kişi tarafından karşılanışının (sayı: 47), Tayyareci Salim ve Kemel Beyler’in (sayı: 49) fotoğraflarına yer verilmiştir.

Sonuç

Yayınlandığı yılların siyasî, ekonomik ve toplumsal yapısının bir gereği olarak Halka Doğru’da Türk milliyetçilerinin dilde, fikirde, yaşama şeklinde millileşmeyi tesis etmek için milli şuurun, Türklük şuurunun uyandırılması yönünde bir yayın faaliyetinde bulunduklarını söyleyebiliriz. Bu yayın faaliyetinin hedef kitlesi Türk milletidir. Osmanlı Devleti için hezimetle sonuçlanan Balkan Savaşı ve bu hezimetin meydana getirdiği bunaltı, Balkan topraklarında Osmanlıya karşı geliştirilen milliyetçilik hareketleri, Türk milletinin kendine gelmesinin, aklını başına toplamasının lüzumu, Balkan milletlerinin nankörlüğü ve Türklere yaptıkları zulümler, bu zulümlere karşı intikam alınması gereği, vb. konular derginin muhtevasında ana bütünlüğü oluşturur. Milliyetçi Türk aydınları[ii], yüzyıllardır ihmal edildiğine inandıkları Anadolu’ya, Türk milletine yönelirlerken özellikle Balkan milletlerindeki (Sırp, Rum, Bulgar, vd.) uyanışı ve bu yöndeki faaliyetleri örnek gösterirler ve aydın Türk gençlerinin de aynı yolla halka yönelmelerini salık verirler. Çünkü onlara göre Türk halkının eğitilmesi, aydınlatılması aydınların görevidir.

Türk milliyetçilerinin ülkenin içinde bulunduğu siyasî, ekonomik şartları değerlendirmeleri ve yerinde tespitleri sonucu bir çıkış aramalarının sonucu olarak yayımladıkları Halka Doğru, halka yönelmede önemli bir adımdır. Bu yöndeki çalışmalar ve yayın faaliyetleri Halka Doğru kapandıktan sonra başka dergiler, dernekler aracılığıyla devam ettirilmiştir.

Prof. Dr. Mustafa SEVER

“Halka Doğru Dergisi ve Muhtevası”, Dört Kıtada Folklorun İzinde: Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu Armağanı, Aydan Matbaacılık, Ankara 2015, s.293-304.


KAYNAKLAR
♦ AKÇURA, Yusuf 2002, “Üç Tarz-ı Siyaset”, Türkler Ans. 14.c, Yeni Türkiye Yay., Ank., s. 782-789.
♦ ERASLAN, Cezmi 2003, Yakın Dönem Türk Düşüncesinde Halkçılık ve Atatürk, Kum Saati Yay., İst.
♦ SARINAY, Yusuf 2012, “Balkan Savaşları ve Sonuçları”, Türk Yurdu, sayı 303, Kasım, s. 8-15.
♦ TOPRAK, Zafer 2002, “Türkiye’de ‘Narodnik’ Milliyetçiliği ve Halkçılık (1908-1918”, Türkler Ans. 14.c, Yeni Türkiye Yay., Ank., s. 801-806.
♦ UYANIK, Mevlüt 2002, “ Osmanlı Islahatlarının Nihai İfadesi Olarak Üç Tarz-ı Siyaset ve Türkiye Cumhuriyeti’ne Etkisi”, Türkler Ans. 14.c, Yeni Türkiye Yay., Ank., s. 790-800.
♦ YILDIRIM, Dursun  1998, “Türkiye’de Folklor Araştırmalarının Gelişme Devreleri” Türk Bitiği, Akçağ Yay. Ank., s.43-60.
Dipnotlar:
[i] Mehmet Özden, II. Meşrutiyet Devri Halkçılık Düşüncesi ve “Halka Doğru” Dergisi, HÜ, Sos. Bil. Enst. Yüksek Lisans Tezi, Ankara 1985; Zafer Toprak, “Türkiye’de ‘Narodnik’ Milliyetçiliği ve Halkçılık (1908-1918”, Türkler Ans. 14.c, Yeni Türkiye Yay., Ankara, s. 801-806.
[ii] Bu muhtevadaki yazılar için özellikle Yusuf Akçura’nın yazılarına bakılmalıdır.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ