HAKAS CUMHURİYETİ

HAKAS CUMHURİYETİ

2.400 km karelik bir alana yayılan Hakasya, Yenisey ırmağının yukarı kesimindeki Hakas- Minusin havzasının batısında yer alır. Türk tarihi açısından bugünkü Hakasya toprakları, Altay toprakları gibi büyük bir öneme sahiptir. Göktürk, Uygur ve Kırgız Kağanlıklarının kurulduğu bu coğrafyada, eski Türk kültürüne ait olan bir çok tarihi eser: Göktürk alfabesiyle yazılmış yazıtlar, Türk kurganları ve balballar bulunmaktadır. Hakasların ataları olan Yenisey Kırgızlarından kalma yazıtlar en çok burada bulunmuştur.

Eski tarihin ihtişamına rağmen, Hakasya’daki bugünkü Türk varlığı çok düşük bir seviyededir. Bölgenin yoğun Ruslaştırılması ve Hakasların asimilasyonu Hakasları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya getirmiştir.

Çarlık Rusyası Zamanındaki Asimilasyon

17. asırdan başlayarak Hakasların Ruslarla karşılaşması sonucunda, Hakasların kaderi kökten değişmiş ve bölgenin Ruslaştırılma süreci başlamıştır. Rus belgelerinde ilk defa 1604 yılında Kırgızlardan bahsedilmektedir. Sibirya hanlığının düşmesinden sonra Sibirya’nın içlerine doğru ilerleyen Ruslar 1604 yılında Hakasların Kırgız boyuyla karşılaşmışlardır. Ruslar Hakas topraklarına ulaştıkları zaman, bugünkü Hakasya topraklarında aralarından federasyon kuran dört tane beylik mevcuttu: Yezer veya İsar, Altısar, Altır ve Tuba beylikleri. Bu dört beylikte de hakim unsur Kırgız boyu olduğu için Ruslar buraya Kırgız toprağı demişlerdir.[1] Beyliklerin oluşturduğu bir nevi federasyonun adı Hongoray veya Hongor idi.[2]

Hongoray topraklarına Altın Hanlar ve daha sonra Cungarya da göz dikmiştir. 17. asrın ortasında Altın Hanların baskı ve soygun politikasından kurtulmaya çalışan Kırgız beyleri Cungarya’ya yönelmişlerdir ve Hongoray Cungarya’ya vergi öder duruma gelmiştir. 1707’de I. Petro’nun emriyle Rus Kazakları Kırgız toprağına girip, ortasında Abakan kalesini kurmuşlardır. Ruslar yerlilerden kürk vergisini toplamaya başlamışlardır ve böylece Hakaslar hem Cungarlara, hem Ruslara, hem de Moğollara vergi öder duruma gelmişlerdir. 1727 yılında Rusya ve Çin arasında imzalanan Bura Anlaşması ile Rusların Hakaslar üzerindeki egemenliği kesinleşmiştir.[3]

Çarlık Rusya’sının sömürge politikası çerçevesinde Hakaslardan “yasak” denilen ve kürk cinsinden alınan verginin dışında daha birkaç tane vergi alınıyordu. Bunlar dışında, çarlığın yerel memurları üzerinde denetim ve kontrol zayıf olduğu için, bunlar görevlerini kötüye kullanıp Hakaslar üzerinde soygun rejimini kurmuşlardır. Bu çerçevede yerel yöneticiler kendi şahsi zenginlikleri için Hakaslardan ek vergiler alıyorlardı.[4]

Çarlık Rusya’sının Hakasya’da uygulanan sömürge politikasının diğer bir ayağı ise Hıristiyanlaştırma yoluyla Ruslaştırma politikasıydı. Sibirya’nın genelinde olduğu gibi Hıristiyanlaştırma politikası özellikle 18. yüzyılda yoğunlaşmıştır. Hıristiyanlaştırma vergi muafiyeti, devlet memuriyetinin verilmesi gibi yollarla sürdürülmüştür. Hıristiyanlaşan Hakaslar için Rus köylerine yerleşmek, Rus kıyafetlerini giymek zorunlu hale getirilmiştir.[5]

Hıristiyanlaştırma politikasının yürütülmesinde önemli bir rolü Ortodoks Kilisesi üstlenmiştir. Baskı ve tehditlerle toplu vaftiz etmeler düzenleniyordu. Mesela, 1876’da yaklaşık 3000 kişi yerel yöneticiler tarafından Askız nehrinin yanına gönderilmiş ve orada toplu olarak vaftiz edilmiştir. Bu tür toplu vaftiz etme faaliyetleri abes sonuçlara da yol açıyordu. Bahsedilen 3000 kişinin vaftiz edilmesi sırasında bütün erkeklere Vladimir ismi, bütün bayanlara ise Maria ismi verilmiş, kimi Hakas birkaç kez vaftiz edilmiş, kimi Hakaslara bundan dolayı birkaç farklı Hıristiyan isim verilmiştir.[6]

Rusya halklarının siyasi hayatına büyük etki eden 1905 devrimi Hakasları da etkilemiş ve Rus çiftçilerinin ardından Hakaslar da vergi ödemeyi reddetmişlerdir. 19. asrın sonundan beri gelişen Hakas milliyetçileri da harekete geçmiş ve 1905’te Kasım ayının başında Askız kasabasında toplanan Hakas milliyetçileri, yerliler, yani Hakaslar için yeni bir idarenin kurulmasına karar vermişlerdir. “Yeni Bozkır Kanun Taslağına” göre, Hakaslar üzerindeki idare çarlık otoritelerinden Hakasların kendilerine geçmeliydi. Çarlık otoriteleri devrimci hareketi kırıp kontrolü sağladığı zaman doğal olarak Hakasların bu talebini reddetmişlerdir.[7]

1908’de toprak reformunun sonucu olarak ormanlar Hakaslardan alınarak hazine hesabına geçirilmiş, Hakaslara buralarda sadece avlanma izni verilmiştir. Reformun diğer bir yansıması ise bütün Hakas erkeklerine 15 desyatin toprağının dağıtılması olmuştur.[8] Ancak Hakaslar zaman içinde tarım için elverişsiz topraklara sürüldükleri için, toprak reformunun sonucunda Hakas topraklarındaki Rus çiftçilerinin yerleşmeleri pekiştirilmiştir.

Sovyet Döneminde Hakasya

1918’de Beyaz Ordu bölgeyi ele geçirmiş, ancak Eylül 1919’da Sovyetler bölgeye girmişlerdir. Çatışmaların tamamen bitmesi ise 1923 yılını bulmuştur. Halk Milletler Komitesi başlangıçta her ne kadar ortak Oyrot (Altay)-Hakas otonom bölgesinin oluşturulmasını kabul etmiş gibi görünseler de, “böl ve yönet” politikası gereği 1923’te Altaylar ve Hakaslar için ayrı ayrı bölgeler oluşturulmuştur. Oluşturulan Hakas Ulusal Bölgesi 1925’de Hakas okruguna (bölgesine) dönüştürülmüştür.[9]

1930’da okrugların ortadan kaldırılması söz konusu olduğu zaman, Hakasya Komünistleri Stalin adına bir mektup yollayarak, Hakas okrugunun lağvedilmesi halinde, Hakasya’da milliyetçiliğin artacağını ve Hakasların Tuvalarla aynı millet oldukları için Tannu Tuva Cumhuriyetine katılmak isteyebileceğini ima etmişlerdir.[10]

Böylece 20 Ekim 1930’da Hakas Okrugu Hakas Özerk Bölgesine dönüştürülmüştür. Ancak Hakas milliyetçilerinin faaliyetleri durmamıştır. Özellikle Hakasya’da artan Rus etkisi, Hakas komünistleri arasında tepkiye yol açmıştır. Yaptıkları toplantılarda “Hakasya Ruslarsız da yapabilir” sözleri bir slogan haline gelmiştir. Bazı Hakas ileri gelenler, aynı Altay milliyetçileri olduğu gibi, Sibirya’daki Türk halklarının aynı çatı altına toplayacak bir otonominin oluşturulması için harekete geçmişlerdir. Kazakistan ile temasa geçen bu Hakas milliyetçileri yeni Hakas aydınlarından, Moskova’daki Hakas Öğrencileri Kulübü üyelerinden ve Hakas Öğretmen Kolejinden mezun olan Hakaslardan oluşmuştu.[11] Sibirya Türklüğünü birleştirmeye çalışan bu aydınlara karşı soruşturmalar 1934 yılında başlamış ve 1937 yılına bini aşkın Hakas aydın ve siyasetçisi tutuklanmıştır. Tutuklananların çoğu yok edilmiştir. Sadece 27 Kasım 1937’de bir gün içinde 137 kişi yargılanmış, 107’sine idam cezası verilirken, kalanlara kesin ölüm demek olan Stalin zamanının klasik cezası: “on yıl ağır hapis cezası” verilmiştir.[12]

Kolektifleştirme yıllarında sadece aydınlara karşı değil, Hakasların beylerine, zenginlerine, hatta orta halli insanlara karşı bile temizlik hareketi gerçekleştirilmiştir. Sibirya’nın diğer bölgelerinde de olduğu gibi, eski soylular ve zenginler, ve ayrıca Şamanlar Sovyet iktidarı açısından zararlı görülmüş, Hakasları kesinkes Sovyet iktidarına bağlamak için toplumda var olan eski ilişkileri ortadan kaldırmak gerekli görülmüştür. 1924-25 yılları arasında Hakasya’da 71 Şaman mevcuttu,[13] Sovyet iktidarı zamanında bunların çoğu sürgün edilmiştir.

Hakasya’da 1930’da kolektifleştirme başlamış, halkın malvarlıklarına el konulmuş, insanlar kolektif çiftliklerine toplatılmıştır. Kolektifleştirme sonucunda bütün Güney Sibirya’da olduğu gibi burada da açlık baş göstermiştir. Açlık özellikle hayvancılıkla uğraşan Hakasları etkilemiş, insanların ellerinden bütün geçim kaynaklarını oluşturan hayvanlar alınıp, insanlar kendi kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Açlığın sonucunda toplu saldırı ve yağma eylemleri gerçekleşmiştir.[14]

Hakas bölgesi oluşturulduğu zaman Hakasların nüfusu 47.486 kişi olup, toplam nüfusun %42.3’ünü oluşturuyordu.[15] Ancak Sovyet zamanında başlayan endüstrileşme sonucunda bölgeye büyük miktarda Rus nüfusunun akımı gerçekleşmiştir. 1926’dan 1932 yılına kadarki yedi yıl içerisinde Hakasya’nın nüfusu bu göçün neticesinde %100 olarak artmıştır. 1944 yılına gelindiğinde Hakasya’nın nüfusu 270.000’e ulaşarak, Hakasların toplam nüfus içindeki oranı %20’ye düşmüştür. Yeni gelenler daha çok bölgenin başkenti Abakan’a ve Çernogorsk, Kommunar, Saral gibi işçi yerleşim yerlerine yerleşmişlerdir. II. Dünya Savaşının sonunda bu 4 yerleşim yerinin toplam nüfusu, bütün Hakasya’nın 1926 yılındaki toplam nüfusundan daha büyüktü.[16] 1970 yılında Ruslar artık toplam Hakasya nüfusunun %78,4’ünü oluşturuyordu. 1989’a gelindiğinde ise bu oran %79,5’e eşitti.[17] Hakasya’da Rus nüfusunun bu denli muazzam artışı çoğunlukla Hakasya’daki zengin kömür yataklarından dolayı olmuştur. Altın ve diğer değerli madenlerinin de çıktığı Hakasya’nın zenginliği yerlilerin kendi topraklarında azınlığa sürüklenmelerine sebep olmuştur.

Sovyet zamanında Hakaslar üzerinde asimilasyon ve özellikle kültürel asimilasyon devam etmiştir. Bugün Hakasya’da toplumsal, siyasi ve ekonomik bütün faaliyetlerde yoğun olarak Rusça kullanılmaktadır. Sovyetler Birliği zamanında Hakasların maruz kaldığı kültürel asimilasyonun boyutları aşağıdaki verilerde açıkça kendisini göstermektedir. 1926 yılındaki verilere göre, o yıllarda Hakas nüfusunun %96’sı Hakasçayı ana dil olarak kabul ediyordu. 1989 yılında yapılan sayımda ana dilini hiç bilmeyen Hakasların toplam Hakas nüfusuna oranı %24’e çıkmıştır. Fakat Hakasçayı bilen her kes Hakasçaya tam hakim değildir. Hakas dilinin düştüğü durumu aşağıdaki rakamlar daha iyi açıklamaktadır: 1989’da Hakasların sadece %2,3’ü iş sırasında ve %3,1’i arkadaşlarıyla kendi aralarında Hakasça konuşuyordu. Hakasların sadece %2,1’i Hakasça gazete okurken, edebi eser okuyanların sayısı ise daha azdı.[18]

Sovyet zamanında Hakasçanın kullanım alanları daraltılmıştır. Rusça bilmek yüksek öğrenim ve iyi kariyer yapma açısından önemli cazibelere sahipken, Hakasça bilmek gereksiz bir meziyet haline sokulmuştur. 1956 yılında Potapov Hakasya’da mevcut olan 400 okuldan 79’unun milli okul, yani Hakasça eğitim veren okul olduğunu belirtirken, ki bu sayı okulların %20’sine tekabül etmektedir, 1960’lı yıllarda milli kültüre karşı Sovyetler Birliği boyunca gerçekleştirilen reform kapsamında bu okullar Rusça eğitime çevrilmiştir.

Hakasya’da Milli Uyanış

Güney Sibirya Türklerinin asır başındaki ortak milliyetçi arayışları ve birleşik Güney Sibirya Türklerinin devletini kurma çabaları, 1980’lerin sonundaki Güney Sibirya Türklerinin hareketlerine de yansımıştır. 1980’lerin sonunda Güney Sibirya Türklerinin ortak hareketi canlanmıştır. St. Petersburg’da Altaylar, Hakaslar ve Şorlar tarafından Sibirya Kültür Merkezi (SKM) kurulmuştur. SKM’nin kurulmasında Hakas aydınları aktif bir rol oynamıştır. SKM Güney Sibirya Türklerinin milli otonomilerinin genişletilmesi gerektiğini, sanayileşmenin sebep olduğu asimilasyonu engellemek gerektiğini ve yerli dillerin durumunu düzeltmek gerektiğini savunuyordu. Merkezin amaçlarından birisi de, Altay, Hakas ve Şor Türklerinin tarihi birliğini canlandırmak olarak belirlenmişti.[19]

Sibirya Kültür Merkezinin üyeleri çok çeşitli kesimleri temsil ediyordu. Hepsinin ortak amacı Sibirya Türklüğünü korumak ve birliğini sağlamak olmasına rağmen, kullanmak istedikleri araçlar çok farklıydı. Ilımlılar sadece RF içindeki egemenlik talepleriyle ortaya çıkarken, radikaller direk Rusya’dan ayrılmayı talep ediyorlardı.[20]

Hakasların milli uyanışında “Tun” milli hareketi ayrıcalıklı bir yere sahiptir. 1980’lerin sonunda faaliyete geçen Tun, içerisinde milliyetçi Hakasları ve milli aydınları barındırmıştır. Radikal ve ılımlı Hakas milliyetçileri aynı çatı altında toplanarak, Hakas toplumunu milli kimliğine dönüşünü sağlamaya girişmişlerdir. Tun’un Hakas köylerine düzenlediği geziler hem halkın milli uyanışını sağlamış hem de halktan kopuk olarak yaşayan aydınları Hakas halkına yakınlaştırma ve oların milli problemlere daha fazla eğilmelerini sağlamıştır.[21]

Hakasların Hakasya toplam nüfusunun ancak %10’unu oluşturmalarına ve Hakasların büyük ölçüde kültürel asimilasyona maruz kalmalarına rağmen, Hakas halkının milli uyanışı siyasi taleplere kadar uzanmıştır. Bu alandaki Hakas halkının sesini yine “Tun” duyurmuştur. Hakasların milli kimliğini korumayı ve geliştirmeyi amaçlayan Tun, yönetim organlarında Hakasların daha geniş temsilini sağlamayı da amaçlamıştır. 1990 yılında Tun’un tertiplediği Hakas Halk Kongresinde Hakas Otonom bölgesinin Krasnoyarsk krayından ayrılma ve Hakas Cumhuriyetinin oluşturulma kararı çıkmıştır.[22] Tun ayrıca, iki meclisli bir parlamento, bu parlamentoların birisinde sandalyelerin yarısını, başbakan ve Meclis başkanının Hakas olmasını talep etmiştir.[23]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ