HAÇLI DEVLETLERİ

HAÇLI DEVLETLERİ

Dünya tarihinin en önemli olayları arasında yer alan Haçlı seferlerinin, asıl amacı siyasi olup, Avrupa Hıristiyan âleminin, XI. yüzyıldan itibaren batıya doğru ilerleyen ve Anadolu’yu yurt edinme mücadelesi veren Türkleri, Anadolu’dan atmak ve Yakın Doğu’yu kendi hâkimiyeti altında birleştirmek için gerçekleştirdiği harekettir. Papa II. Urbanus’un Clermont Konsili (18-28 Kasım 1095) esnasında yaptığı Haçlı seferi çağrısı üzerine 1096 yılında başlayan ve 1291 yılına kadar yaklaşık iki yüz yıl devam eden Haçlı seferleri içerisinde tek başarıya ulaşabilen Birinci Haçlı Seferi sırasında (1096-1099) Haçlılar, Anadolu topraklarında Urfa Haçlı Kontluğu’nu (10 Mart 1098) ve Antakya Haçlı Prinkepsliği’ni (3 Haziran 1098), Kudüs’ün zaptından sonra ise burada Kudüs Haçlı Krallığı’nı (15 Temmuz 1099) ve daha sonra da Trablus-Şam bölgesinde Trablus Haçlı Kontluğu’nu (12 Temmuz 1109) tesis etmişlerdir.

Urfa Haçlı Kontluğu (1098-1144)

Urfa Haçlı Kontluğu’nun kurucusu Baudouin de Boulogne, Papa II. Urbanus’un Clermont Konsili’nde yaptığı Haçlı Seferi çağrısıyla harekete geçen ağabeyi Godefroi de Bouillon’un kumandasındaki Lorrainelilerden oluşan ordu ile birlikte doğuda kendine bağımsız bir devlet kurma kararlılığı içinde Birinci Haçlı Seferi’ne katılmıştı.

Birinci Haçlı Seferi ana ordusuyla Anadolu’ya gelen Baudouin önce Kilikya bölgesine, ardından da Urfa hâkimi Ermeni Thoros’un Türklere karşı kendisine yardım etmesi ricasıyla gönderdiği heyetin daveti üzerine 6 Şubat 1098’de Urfa’ya geldi. Ermeni halkı tarafından coşkuyla karşılanarak, Thoros tarafından manevi evlat ve müşterek hâkimiyetle ödüllendirildi. Ancak bütün bu yaptıklarının karşılığını Thoros, bir ay gibi kısa bir sürede muhtemelen Baudouin’in de dolaylı olarak içinde bulunduğu halk isyanıyla ortadan kaldırılmak suretiyle ödedi. Bu gelişmelerden sonra Baudouin tarafından Urfa’da Doğu’da ilk Haçlı devleti kurulmuş oldu (10 Mart 1098).

Devlet kurma fikrini gerçekleştiren Baudouin bundan sonra gayesine uygun olarak çalışmaya başladı ve ilk iş olarak Antakya’yı kuşatmaya devam eden ana Haçlı ordusuna 1098 yılı Mart ve Nisan aylarında yiyecek göndererek yardımda bulundu. Musul Hâkimi Kürboğa’nın, Antakya’nın Haçlılarca ele geçirilmesini önlemek üzere düzenlediği sefer sırasında Urfa şehrini kuşatması karşısında şehri güçlendirmeye önem verdi. Üç hafta süren Urfa kuşatmasından (4-25 Mayıs 1098), surların çok iyi tahkim edilmiş olmasından dolayı bir netice elde edemeyen Kürboğa, kuşatmayı kaldırıp Antakya’ya yöneldi. Bu başarı ise Baudouin’in prestijinin artmasına katkıda bulundu. Bundan sonra Balduk’un elindeki Samsat ile Artukoğullarından Belek’in hâkimiyetindeki Seruc’u ele geçirmekle Urfa bölgesindeki otoritesini perçinleyen Baudouin, Antakya’daki Haçlı ordusundan Urfa’ya gelerek hizmetine girenleri ödüllendirerek, bunların Ermeni kızlarıyla evlenmelerini sağladı, kendisi de dul ve çocuğu olmadığı için Taphnuz adında bir Ermeni beyinin kızıyla evlendi.

Her ne kadar kendisi ve adamları Ermeni kızlarıyla evlense de aslında hep onlardan nefret ederek yaşayan Baudouin, ana Haçlı ordusundan sağladığı kuvvetlere güvenerek, yüksek makamları işgal eden Ermenileri bu makamlardan uzaklaştırmak suretiyle kendisine suikast hazırlamalarına neden oldu. Bu ihanet Baudouin’i harekete geçirdi ve suikastçilerin ileri gelenlerinin gözlerini oydurup, ellerini ve ayaklarını kestirerek çoğunu da hapse attırarak intikamını aldı.

Baudouin, 15 Temmuz 1099 tarihinde Kudüs’ün Haçlılar tarafından ele geçirilmesinden sonra, ettikleri haçlı yemini gereği hac yapmak için Antakya prinkepsi Bohemund ile birlikte Kudüs’e geldi (21 Aralık 1099). “Kutsal Mezarın Savunucusu” unvanıyla Kudüs Haçlı Krallığı’nın başına getirilen ağabeyi Godefroi de Bouillon ile görüştü ve tekrar 10 Şubat 1100 tarihinde Urfa’ya döndü. Aynı yıl Bohemund’un Danişmendli Emiri Gümüştegin tarafından esir edilmesi hadisesi karşısında Haçlı kontuna yardım etmek amacıyla küçük bir maiyyet ile Malatya’ya gitti. Ancak bu girişimi hedefine ulaşamadı. Bu seferden Urfa’ya döndüğünde Baudouin, ağabeyi Godefroi’nin 18 Temmuz 1100 tarihindeki ölümüyle yerini alması için Kudüs’e gelmesini isteyen bir heyet ile karşılaştı ve Urfa Haçlı Kontluğu’nu Antakya’da bulunan kuzeni Baudouin du Bourg’a bırakarak Kudüs’e gitmek için yola çıktı. 9 Kasım 1100’de Kudüs’e vararak kral unvanıyla yönetimin başına geçti.

Urfa Haçlı Kontluğu’nun hâkimi II. Baudouin de (1100-1118), Godefroi de Bouillon’un yanında Birinci Haçlı Seferi’ne katılmıştı. Urfa kontu olarak göreve getirildiğinde Artuklu Beyi Sökmen’in Seruc’u geri almak istemesiyle karşılaştı. Seruc’un Türk halkı Hıristiyan hâkimiyetinden kurtulmak için Sökmen’den yardım istemiş ve Sökmen de Türklerden oluşan ordusuyla Seruc üzerine yürümüştü. II. Baudouin’in Seruc garnizonunu güçlendirme çabaları sonuçsuz kaldı ve iç kale hariç olmak üzere şehir Türklerin eline geçti. Ancak II. Baudouin’in, Urfa ve Antakya’dan aldığı takviye kuvvetleriyle harekete geçmesi ve yapılan savaşta Frankların galip gelmesiyle Sökmen geri çekilmek zorunda kaldı ve Urfa kontu da Seruc’a hücum ederek şehri yağmaladı. Kaçıp kurtulabilenlerin dışında bütün Müslüman ahali öldürüldü veya esir edildi. Bu olaydan sonra Baudouin’in kontluğu esnasında vukû bulan iki önemli hadiseden biri onun evlenmesi, diğeri de kuzeni Joscelin de Courtenay’ın yanına gelmesi olmuştu.

Malatya hâkimi Ermeni Gabriel’in kızı Morphia ile evlenen II. Baudouin’in bu evlilikten Melisende, Alice, Hodierna ve Joveta adlı dört kızı oldu. 1102 yılında kuzeni Joscelin de Courtenay’ın gelişi ile de onun şahsında iyi bir yardımcıya kavuştu ve kendisine Tell-Bâşir merkez olmak üzere kontluğunun Fırat’ın batısında kalan bölgesini (Dulûk, Ayntab, Râvendân) vererek gelecekteki olaylarda büyük roller üstlenmesini sağladı.

II. Baudouin, Kudüs Kralı Baudouin de Boulogne’un isteği üzerine Bohemund’un Türk esaretinden kurtulması için çok fazla çaba gösterdi. Bohemund’un 1103 yılında fidye karşılığında kurtulması sonucu Urfa ve Antakya Haçlı devletleri müşterek olarak 1103 yılı süresince Müslüman komşu ülkelere saldırılarda bulundular. Bohemund ile Joscelin de Courtenay’ın Haleb bölgesine yaptıkları yağma akınlarına, II. Baudouin de Mardin civarındaki Müslüman topraklarına ve Rakka ovasıyla Ca’ber Kalesi’ne saldırmakla destek verdi.

Aynı tarihlerde Selçuklu Sultanı Berkyaruk ile kardeşi Muhammed Tapar arasında iktidar mücadelesi yüzünden çıkan kargaşa ve güvensizlik ortamı Türk İslâm dünyasını karışıklık ve boşluğa iterken bu durum II. Baudouin’e Müslüman topraklarına akınlar yapma ve ülkesinin sınırlarını genişletme fırsatını verdi. Bu amaç ile II. Baudouin, Doğu Müslümanları ile Suriye bölgesinin irtibatını kesmek suretiyle metbû olarak gördüğü Kudüs kralının, Filistin ve Suriye’deki büyük güçlerle sıkıştırılmasını önlemek için, iki Müslüman bölgeyi birleştiren Harran şehrini ele geçirmeyi düşündü. Aynı zamanda bu şekilde Musul-Halep bağlantısı da ortadan kaldırılacaktı. Bohemund ile birlikte harekete geçen II. Baudouin, karşısında Mardin Hâkimi Artukoğlu Sökmen ile Musul Valisi Çökürmüş’ün kumandasındaki Türk kuvvetlerini buldu. 7 Mayıs 1104’de cereyan eden Harran Savaşı’nda yenilerek kuzeni Joscelin ile birlikte esir düştü. Bu yenilgi sonunda Haçlıların doğuya doğru ilerleme umutları ortadan kalktı.

Baudouin’in esarette kaldığı 1104-1108 yılları arasında Urfa Haçlı Kontluğu, Antakya Haçlı Prinkepsliği’ne bağlandı. Bohemund, Urfa kontu esaretten dönünceye kadar şehrin idaresini yeğeni Tankred’e verdi. Harran Savaşı sonrası iki Türk emiri Sökmen ile Çökürmüş arasında yaşanan gerginlik aralarındaki anlaşmanın bozulmasıyla sonuçlandı. Bu duruma gelinmesine Harran Savaşı esnasında Sökmen’in eline düşen Baudouin ile Joscelin de Courtenay’ın Çökürmüş’ün adamları tarafından Sökmen’in çadırından kaçırılması neden olmuştu. Tüm bu olanlara rağmen Çökürmüş Urfa’yı ele geçirebilmek için mücadelesine devam etti. Ancak 19 Mayıs-2 Haziran 1104 tarihleri arasında kuşattığı şehri alamadan geri çekilmek zorunda kaldı. Böylece Urfa’nın Haçlılardan alınma ümidi iki Türk beyi arasındaki ihtilaf yüzünden 40 yıl gecikmiş oldu. Dayısı Bohemund’un Avrupa’ya gitmesi üzerine yerine geçmek durumunda kalan Tankred’in, 1104 yılı Eylül ayında Antakya’ya hareketinden sonra Richard de Salerne Urfa’nın yönetimiyle görevlendirildi. 1105 yılında Çökürmüş, 1106 yılında ise Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan’ın Urfa’yı kuşatma girişimleri sonuçsuz kaldı. Joscelin ile birlikte süren esaret hayatından önce Joscelin de Courtenay sonra II. Baudouin kurtuldu.

II. Baudouin, Urfa Kontluğu üzerindeki hâkimiyetini yeniden kurmak istediğinde elindeki gelir kaynağını vermeye yanaşmayan Tankred ve Richard de Salerne ile mücadele etmek zorunda kaldı. Belirtildiği gibi Tankred Antakya’ya gittikten sonra kendi adına Urfa’yı Richard de Salerne idare etmişti. Urfa’ya yeniden sahip olmak Baudouin’i çok uğraştırdı, ama sonunda başarılı oldu. Ancak Antakya ile dostane olarak sürdürdüğü ilişkileri zedelendi.

Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’ın emriyle hareket eden Musul Valisi Mevdûd’un, 1110 yılında başlatıp 1111 ve 1112 yıllarında devam ettirdiği Urfa kuşatmaları, Kontluğun Fırat’ın doğusunda kalan topraklarını kaybetmesine neden oldu. Bundan dolayı II. Baudouin, kaybettiği yerlerin acısını daha önce kendisine ikta olarak verdiği Tell-Bâşir ve civarını Joscelin’den geri almak suretiyle çıkardı. Musul valisi Mevdûd’un 1113 yılındaki ölümüyle Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar tarafından Musul Valisi olarak atanan Aksungur el-Porsukî’nin 1114 yılındaki Urfa kuşatması da başarısızlıkla sonuçlanınca II. Baudouin Fırat’ın batısında Ermenilerin elinde bulunan Rabân, Keysun, Gerger, Birecik gibi şehirleri zaptederek kaybettiği toprakların yerine yeni araziler bulmuş oldu.

Kudüs Kralı I. Baudoun’in, 1118 yılında ölümü üzerine yerine Urfa Kontu II. Baudouin getirildi. Kontluk kısa bir süre Birecik Hâkimi Galeran du Puiset tarafından idare edilse de, 1119 yılı Eylül ayından itibaren Joscelin de Courtenay’ın yönetimi altına girdi.

Urfa Kontu I. Joscelin’in (1119-1131), idareyi eline alır almaz Kontluğun güney bölgesine saldırması üzerine Müslüman halk, Artuklu İlgazi’ye başvuruda bulunarak Urfa’ya taarruz etmesini istedi. İlgazi, 1120 yılında Antakya Seferi sırasında Urfa önlerine geldi ve şehrin çevresini tahrip etti. I. Joscelin, 1121 ve 1122 yıllarında da akınlarını Müslümanlara karşı devam ettirdi. Ancak İlgazi’nin yeğeni Belek tarafından yakalanarak Birecik Hâkimi Galeran ile birlikte esir edildi (13 Eylül 1122). Belek’in, Urfa’yı kendisine teslim etmesi koşuluyla onları serbest bırakacağını söylemesine rağmen Joscelin bu teklifi kabul etmedi ve bunun üzerine esirler Harput Kalesi’ne gönderildi. Kendisini kurtarmaya gelen Kudüs Kralı II. Baudouin’in de Belek’e esir düşmesi, Haçlıların geleceğinin tehlikeye girmesine sebep oldu. Belek’in kalede olmaması ve Ermenilerin de kendilerine yardım etmesiyle esirler kurtuldu. Olayın duyulması üzerine çevrede bulunan Türkler derhal kaleyi kuşattılar. Kral Baudouin, I. Joscelin’i yardımcı birlikler bulması için gizlice Urfa’ya gönderdi. Bu haberi öğrenir öğrenmez Harput’a gelen Belek, kaleyi elinde tutan Kral II. Baudouin ile kalenin kendisine teslimi için anlaşmaya çalıştı, fakat kralın bu teklife yanaşmaması üzerine Belek onu tekrar esir alarak Harran Kalesi’nde hapsetti.

I. Joscelin, esaretten kurtulduktan sonra Müslümanlar üzerine saldırılarına devam etti. Belek’in 1124 yılında ölümü, bütün Haçlılar gibi onu da sevindirdi ve bundan sonra Kral II. Baudouin’in kurtulmasıyla Haçlılar tekrar bir araya gelerek Haleb’i kuşatmaya çalıştılar. Fakat bu girişim de Musul Atabeyi Aksungur el-Porsukî tarafından engellendi.

I. Joscelin’in 1131 yılında ölümü üzerine, yerine Ermeni Rupen Hanedanı’ndan Kilikya Hükümdarı I. Thoros’un kızkardeşi ile yaptığı evlilikten doğan oğlu II. Joscelin (1131-1144) geçti.

Yeni kont, babasının azim ve iradesine sahip olmamakla birlikte, Artuklularla mücadelesi, Antakya Prinkepsi Raymond de Poitiers ile başlangıçta kurduğu iyi ilişki ve bu ilişkinin Bizans İmparatoru Ioannes Komnenos’a (1118-1143) karşı Suriye Seferi esnasında birlikte hareket etme kararı verdirecek kadar güçlü olmasıyla dikkat çekiciydi. Ancak bu dostluğun zamanla bozularak düşmanlığa dönüşmesi ve Urfa’nın, Türk-İslâm dünyasının yetiştirdiği kahramanlardan biri olan, Musul ve Haleb Hâkimi İmâdeddin Zengi tarafından onun zamanında alınması döneminin önemli olayları olarak tarihe geçti.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al