HACIEMİROĞULLARI BEYLİĞİ

HACIEMİROĞULLARI BEYLİĞİ

Hacıemiroğulları kendilerinden önce Türk toprakları olan Tokat’ın kuzeyi ve Mesudiye ile, kendilerinin Türk topraklarına kattığı Ordu, Giresun, Samsun’un doğusu ve Trabzon’un batısında hüküm sürmüş, Orta Karadeniz Bölgesi’nin büyük bir bölümünü Türk vatanı yapmış bir Türk beyliğidir. Bu beylik, ağırlıklı olarak Selçukluların bölgeyi fetih için sınır boyuna yerleştirdiği Oğuzların Çepni boyuna mensuptur.

Tarihî kaynaklarda ismi Bayramoğulları Beyliği ya da Hacıemiroğulları Beyliği olarak geçmektedir. Bu ikili adlandırmaya sebep olan düşünce, beyliğin kurucusunun tam olarak belirlenememesinden kaynaklanmaktadır. Beylik, F. Sümer’e göre Bayram Bey,[1] Y. Yücel’e göre ise Bayram Bey’in oğlu Hacı Emir İbrahim Bey tarafından kurulmuştur.[2]

Bu beylik hakkında derli toplu herhangi bir kaynak yoktur. İlgili bilgiler; çevre beyliklerin kısmen yazılmış tarihleri,[3] Trabzon Devleti saray tarihinin kaydedilen bölümleri,[4] Trabzon (Giresun) ve Ordu ili tahrir defterleri,[5] günümüze ulaşabilen tarihî eserler ve sözlü rivayetlerden elde edilebilmektedir. Son derece sınırlı olan bilgiler, bu beylik hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmamızı engellemektedir.

Hacıemiroğulları, köken bakımından Danişmendliler’e dayanmaktadır.[6]

Danişmendliler, Malazgirt Savaşı’ndan (1071) hemen sonra tarih sahnesinde yer alan; Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat, Kayseri, Malatya, Gümüşhane ve yörelerinde hâkimiyetini sürdüren ilk Anadolu Türk beyliklerindendir. Ağırlıklı olarak Orta Anadolu’da yerleşmiş olmakla beraber Türkiye’nin kuzeyinde de mücadeleler vermişlerdir. Bu bölgede etkili olabilmek için başkentlerini Sivas’tan Niksar’a taşımışlardır. Danişmend Gazi tarafından bazı yörelerde Karadeniz sahillerine yaklaşılmış,[7] zaman zaman da geri çekilmek zorunda kalınmıştır.

Danişmendliler, Mesudiye’nin 6 km. kuzeydoğusunda bir sınır kalesi yapıp yöredeki sınırları bu kale vasıtasıyla konrol etmekte idiler. Anadolu Selçukluları, 1178 yılında bu beyliğin varlığına son vermiştir. Dânişmendli topraklarında yaşayan Çepnilerin bir bölümü Selçuklular tarafından Çanakkale ve Balıkesir civarında iskân ettirilmiştir. Burada iskân ettirilenler daha sonra Karasıoğulları Beyliği’ni kurmuştur.[8]

Anadolu Selçuklu Devleti XIV. yüzyılın başlarında yıkılmış, 1335 yılında Moğol-İlhanlı devrinin de sona ermesiyle Anadolu’da Beylikler Dönemi başlamıştır.

Danişmendlilerin Orta Karadeniz Bölgesi’ndeki mirasçıları olan Çepni Türkmenleri, bu yörede iki beylik kurmuştur. Bunların biri Danişmenlilerin de merkezi olan Niksar’da kurulan Taceddinoğulları Beyliği,[9] diğeri ise merkezi Danişmendlilerin sınır kalesinin bulunduğu Mesudiye Kaleköy’de teşkilatlanan Hacıemiroğulları Beyliği’dir.[10]

Pek çok tarihî kaynak Orta Karadeniz Bölgesi’nde yapılmış olan etkinlikleri Selçuklulara bağlamaktadırlar. Halbuki Selçukluların bu yörelerde, Trabzon’un birkaç kez kuşatılması hariç, plânlı bir hesabı olduğuna dair bir delile rastlanmamıştır. Yöredeki mücadeleler bölgeye yerleşmiş serhat beyleri arasında olmuştur.

Trabzon Rumları 1277’de Çepni Türklerinin elinde bulunan Sinop’a denizden saldırıda bulunurlar. Çepni Türkleri, Rumları yenilgiye uğratırlar.[11] Bu savunmaya katılan Çepnilerin Hacıemiroğulları ile ilgisinin olup olmadığı bilinememektedir. Fakat bu bölgede yaşayan Türklerin daha sonraki yıllarda Ünye tarafına doğru kaydıkları ve Bayram Bey’in idaresine girdikleri tahmin edilmektedir.[12]

Çepniler 1297’de Ünye’yi fethetmişler, doğuya doğru ilerleyerek Trabzon’a akın düzenlemişlerdir.[13] Fakat bunların Hacıemiroğulları ile ilgisi bulunup bulunmadığı bilinememektedir.

Beylikle ilgili elimize ulaşan ilk bilgi Trabzon Devleti İmparatoru II. Aleksios’un 1301 yılı Eylül ayında Giresun’a karargâh kurarak komşu Türk beyini yenilgiye uğratmasıdır.[14] Kaynaklarda bu beyin adı okunamamıştır. Bryer, Küçük Ağa olabileceğini belirtmiştir. Fakat bu bey, Ünye’de bir kale yaptıran[15] ve hâlâ aynı isimle bilinen Genç Ağa olmalıdır.[16]

İlhanlıların yıkılmasından sonra, alt yapısı hazır olan Hacıemiroğulları Beyliği’nin temelinin Bayram Bey tarafından atıldığı, hatta kurulduğu anlaşılmaktadır. Bazı kaynaklarda Bayramoğulları Beyliği[17] olarak geçmesinin sebebi budur. Bayram Bey’in başarılı bir asker, etkili bir yönetici olduğu anlaşılmaktadır. 1455 yılında tutulan Ordu ve yöresi tahrir defterinin ismi Vilayet-i Bayramlu me’a İskefsir ve Milas’tır.[18] Bu, yörenin isminin Bayram ili/memleketi olduğu manasına gelmektedir. Bugünkü Perşembe ilçesinin eski ismi Niyabet-i Satılmış-ı Bayram’dır. Yine bu defterde Bayram Danişmend, Bayram Gazi, Bayram Gazilü, Bayramşah, Bayramşah-ı Küçük, Bayramlu isimli köyler mevcuttur. Giresun’un doğusunda yer alan Vilayet-i Çepni’ye ait 1515 yılında tutulan tahrir defterinde de Bayramoğlu isimli bir nahiye bulunmaktadır.[19] Bütün bu yer isimleri büyük ihtimalle Bayram Bey ile ilgilidir.

Bölgedeki Türkmenler müstakil beylik hâline geldikten sonra sürekli Trabzon Rumlarıyla mücadele içerisinde olmuşlardır. Mesudiye’den sık sık hareket ederek Doğu Karadeniz Dağları’nın zirvesinden doğuya doğru akınlar düzenlemişlerdir. Bu dağlar üzerinde bulunan, ne zamandan ve kimlerden kaldığı belli olmayan çok sayıdaki toplu mezarlar muhtemelen yörede yüzyıllar boyunca süren mücadelelerin ürünüdür.[20]

Bayram Bey, 1313 yılında Trabzon Rumlarına ait bir pazar yerini basmıştır. Pazar yeri hakkında bilgi yoktur. Bu baskının sonucunun ne olduğu da bilinememektedir.

Bayram Bey, 1332 yılında çok sayıda askerle Hamsiköy’e kadar gitmiş, fakat büyük kayıplar vererek geri dönmek zorunda kalmıştır.

1335-36’da İlhanlılarda iç savaş başlamış, bunun üzerine Anadolu’nun her tarafında Türkler serbest kalmıştır. Bunun sonucunda beylikler bağımsız hâle gelmiştir.

Akınlar daha sonraki yıllarda da devam etmiş, Türkler uygun yerlerde iskân edilmiştir. Fırsat buldukça Harşit Irmağı, Aksu Irmağı, Melet Irmağı, Bolaman Irmağı vadilerinden sahile doğru yerleşerek ilerlemişler ve yurt tutmuşlardır. Dolayısıyla Orta Doğu Karadeniz Bölgesi’nin fethi sırasında, büyük mücadeleler Canik Dağları’nın zirvesinde gerçekleşmiştir. Canik Dağlarının kuzeyinde, Trabzon’a yapılan seferler hariç, büyük savaşlar olmamış, ordu biçiminde teşkilâtlanmış Hacıemiroğlu Beyliği halkı, bölgeyi iskân ederek fethetmişlerdir.

Hacıemiroğulları Beyliği’nin bilinen faaliyetlerinden biri de 1348 yılında Trabzon’a yapılan saldırıdır. Hacıemiroğulları; Erzincan Valisi Gıyaseddin Ahi Eyne Bey, Bayburt Valisi Rikabdar Mehmet Bey, Akkoyunlu Beyi Turali, Suriye’deki Türkmen beylerinden Bozdoğan Bey ile Trabzon’u üç gün kuşatmışlar, bu şehri alamadıkları gibi kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalmışlardır.[21]

Pek çok Türk beyinin bir araya gelerek rahat bir şekilde Trabzon’u kuşatmaları ve kolayca geri çekilmeleri dikkate alınırsa, daha 1350’lerde Trabzon Rumlarının çok dar bir çerçeveye sıkıştıkları anlaşılmaktadır.

Bayram Bey’in ne zaman öldüğü belli değildir. Mezarı büyük bir ihtimalle Mesudiye ilçesine bağlı Kaleköy’deki harap durumdaki kümbetlerin birinde olmalıdır.

Bayram Bey’den sonra beylik idaresini Hacı Emir İbrahim Bey almıştır. Onun 1357 yılında Canik Dağlarının eteklerinden Maçka’ya kadar sefer düzenleyişi, hakkında tarihe geçmiş ilk bilgiler sayılabilir.

Hacı Emir İbrahim Bey, 1357-58 yılında Trabzon Rum Devleti İmparatoru I. Basilious’un kızı Theodora ile evlenmiştir.[22] Bu evlilik Trabzon Rumlarının ayakta kalabilmek için çevre beyliklerle iyi geçinme ve Trabzon’u elde tutabilme gayretlerinin bir ürünüdür. İmparatorluk ailesi bu yolu hep açık tutmuş, aynı amaç uğruna Akkoyunlu Beyi Kutlu Bey ve Taceddinoğulları Beyi Taceddin Bey’e de kızlarını vermişlerdir.

Trabzon Rumlarını yöneten Komnenos Ailesi 1357’de Hz. İsa’nın doğumunu Giresun, Işıklar Bayramı’nı da Yosunburnu’nda kutlarlar. Kutlamalar sırasında Yosunburnu’nda çıkan olayda on dört Türk öldürülmüştür. Bu, Türklerin o tarihlerde sahile ulaştıklarını işaret etmesi bakımından dikkat çekicidir.

Hacı Emir İbrahim Bey, 1358’de Maçka ve çevresine bir akın düzenler, akından bol miktarda ganimet elde ederek döner. 1361’de Giresun’a da bir saldırıda bulunmuştur, fakat başarı elde edememiştir.

1380 yılında, Harşit Irmağı’nın kenarında, denize yaklaşık 5 km. uzaklıkta bulunan Bedroma Kalesi’nden[23] 600 Rum atlısı güneye doğru hareket edip Türklerin kışlaklarına saldırıda bulunurlar. Pek çok Türkü öldürüp ellerinde bulunan Rum esirleri kurtarırlar. Ayrıca daha önce Vakfıkebir’de Türklerin eline geçen gemilerini geri alırlar.

Hacıemiroğulları bir yanda Trabzon Devleti ile mücadele ederken diğer yanda da batı komşusu Taceddinoğulları Beyliği ile savaşmaktaydı. Taceddinoğulları Beyi Taceddin Bey’in gözü, Hacıemiroğulları Beyliği’nin topraklarında idi. Sınırlarını genişletmek için fırsat gözlüyordu. Bu durum Hacıemiroğulları ve Kadı Burhaneddin tarafından bilinmekteydi.

Hacı Emir İbrahim Bey, 1387 yılında ciddî bir hastalığa yakalanır, hayattan umudunu kesip ölümü beklemeye başlar. Devleti idare konusunda en münasip kişi Hacı Emir İbrahim Bey’in oğlu Süleyman Bey idi. Hacı Emir Bey akrabalarını ve devletin ileri gelenlerini yanına çağırıp Emirlik makamına oturacak kişiyi sağlığında seçmek istediğini söyler. Bu şekilde ölümünden sonra oğulları arasında çıkacak iktidar kavgalarını önlemiş, kavgalardan dolayı Emirliğin bir kargaşaya sürüklenmemesini sağlamış olacaktı. Emirliği, oğlu Süleyman Bey’e bırakır. Devletin ileri gelenleri bu durumu uygun bir karar olarak görür. İyileşse bile Emirliği tekrar geri almak için talepte bulunmayacağını, geri kalan ömrünü ibadetle geçireceğini bildirir. Beyliğin ileri gelenleri buna sevinip Süleyman Bey’e bağlılıklarını bildirirler.

Bir süre sonra Hacı Emir İbrahim Bey tekrar iyileşir. Emirliğin oğlunda olmasına tahammül edemez ve geri almak ister. Baba oğul arasındaki Emirlik mücadelesi onları düşmanlık derecesine kadar getirir. Süleyman Bey direnince Hacı Emir İbrahim Bey, kendisine bağlı komutanlarla silahlı harekete geçer. Böylece ortaya çıkmasından endişelendiği iç savaşa kendisi sebep olur.

Süleyman Bey, Taceddin Bey’in üçüncü kez topraklarına saldıracağını anlayınca dostu Kadı Burhaneddin’den yardım ister. Kadı Burhaneddin, Taceddin Bey’i ikaz etmek için elçisi Şeyhülislam Şeyh Yar Ali’yi elçi olarak gönderir. Taceddin Bey, Hacıemiroğullarına saldırmama konusunda elçiye söz verir.

Hacıemiroğulları Beyliği’ndeki iç kargaşayı bir fırsat sayan Taceddin Bey, Kadı Burhaneddin’in elçisi daha Sivas’a ulaşamadan, 24 Ekim 1386 tarihinde Hacıemiroğulları Beyliği’nin topraklarına yaklaşık 12.000 atlı ile saldırır. Daha saldırır saldırmaz Taceddin Bey ve beş yüz atlı askeri savaş meydanında ölür. Ordusu dağılır, Taceddinoğulları büyük kayıplar vererek geri çekilir.

Kadı Burhaneddin, Hacıemiroğulları Beyliği’ne saldırıda bulunan Taceddinoğulları’na: “Onların atalarından miras kalmış mülküne göz dikip düşmanlık ve kavga yolunu tutmuş, dostluk ve kardeşlik haklarını çiğnemişsin” şeklinde bir mektup gönderir. Sonra da ordusunu alarak Taceddinoğulları Beyliği’nin başkenti Niksar’a gelir. Burayı alıp kendi topraklarına katar. Süleyman Bey yakınlarından birini Niksar’a Kadı Burhaneddin’e gönderip bağlılıklarını bildirir. Kadı Burhaneddin de bunun üzerine İskefsir Kalesi’ni ve Reşadiye’nin bir bölümünü alıp 1386 yılında Hacıemiroğulları Beyliği’ne bağışlar.[24]

Taceddin oğlu Mahmud Çelebi, Kadı Burhaneddin’in huzuruna gelerek af diler. Taceddinoğlu Mahmud Bey ile Süleyman Bey, Kadı Burhaneddin’in huzurunda saldırmazlık anlaşması yaparlar.

Kadı Burhaneddin Niksar’da bu işlerle ilgilenirken Erzincan Emiri Mutahharten’in Sivas’a saldırmak için hazırlık yaptığı haberini alır. Kadı Burhaneddin de bu defa Süleyman Bey’den yardım ister. Süleyman Bey ordusuyla beraber yardım için Sivas’a gelir. Emir Mutahharten saldırıdan vazgeçip geri döner.[25]

Hacı Emir İbrahim Bey’in ismi Taceddinoğulları’nın saldırısından sonra hiç geçmez. Taceddinoğulları’nın saldırısına Süleyman Bey karşı koymuştur. Kadı Burhaneddin olaylardan sonra kendisine muhatap olarak Süleyman Bey’i almış, anlaşmaları onunla yapmıştır. Bütün bunlar Süleyman Bey’in Emirliği kalıcı olarak 1386 yılında aldığını göstermektedir.

Hacıemiroğulları Beyliği’nin en parlak dönemi Hacı Emir oğlu Süleyman Bey zamanında olmuştur denilebilir. Yaklaşık yüzyıl süren Ordu ve Giresun yöresinin fethedilmesi bölgede yaşayan Türk halkı açısından olumlu bir biçimde onun zamanında sonuçlanmıştır. 1380 yılında ordusuyla beraber sahile inerek Ordu ve yöresini bir daha değişmemek üzere Türk vatanı hâline getirmiştir.

Bölgenin tamamen fethinden sonra beylik merkezi de değiştirilmiştir. Daha önce Mesudiye’nin Kaleköyü’nde bulunan beylik merkezi, bugün Ordu ili şehir merkezinin yaklaşık dört kilometre güneydoğusunda bulunan Eskipazar’a taşınır. Adı geçen yerdeki mezar taşları, cami ve çevresinde bulunan harabeler bu dönemden kalmadır. Ayrıca Eskipazar çevresindeki arazinin bizzat beylik idarecilerine ait olduğu bilinmektedir.

Süleyman Bey, 1393-94 yılında Osmanlıların tarafına geçer. Kadı Burhaneddin bu duruma sinirlenip Canik üzerine yürür. Burada yeni bir kalenin inşasına başlayıp tehdit edici bir tavır takınır. Bu durum karşısında bölgedeki Türkmen Beyleri Emir Süleyman Bey, Mahmud Bey ve Savcı Bey, Kadı Burhaneddin’e karşı ittifak yaparlar.

Fakat bu ittifak çok kısa bir zaman sonra dağılır.[26]

Süleyman Bey’in en önemli faaliyetlerinden birisi de Giresun’u fethetmesidir. O, daha önce Türklerin eline hiç geçmemiş Giresun Kalesi’ni 1397 yılında fethettiğini Kadı Burhaneddin Ahmed’e yazdığı bir mektupta bildirir. Kadı Burhaneddin bu haber üzerine ülkesinde nöbetler çaldırıp şenlikler düzenler. Ayrıca bir tebrik mektubu gönderir.[27]

Kadı Burhaneddin, 1398 yılında Akkoyunlular tarafından öldürülünce, Süleyman Bey yakın bir dostunu ve güçlü bir müttefikini kaybetmiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ