GÜRCİSTAN KIPÇAKLARI

GÜRCİSTAN KIPÇAKLARI

Onbirinci yy.’da Karadeniz’e Türkçe konuşan yeni kavimler gelmeye başladı. Yeni gelenler, İdil ve Tuna nehirleri arasındaki geniş toprakları, Kırım bozkırlarını, Azak ve Hazar kıyılarını, aşağı İdil ve Yayık nehirlerinin ötesini mesken tuttular. Ortaçağ Gürcistanı’nı anlatan “Kartlis Tskhovreba” (Gürcistan Tarihi) adlı eserin son zeylinde denilene göre, “Peçenekler Osetlerin yakınında yaşardı… Ayrıca Jikler vardı. Yıllar sonra Peçenekler ve Jikler Türkler tarafından yerlerinden edilince Peçenekler batıya doğru gittiler, Jiklerse Abhazya sınırına yerleştiler.”[1]

Ancak yukarıda anılan kaynak bir istisnadır. Gürcüler birebir ilişkiler sayesinde bu kavmin adını çok iyi bildiklerinden, diğer tüm Gürcü kayıtları yeni gelenleri kendi adlarıyla -Kıpçak olarak- tanımlamıştır. Kıpçaklara Bizans ve Macar kayıtlarında Koman (Kuman), Slav kayıtlarında ise ‘Polovtsi’ adıyla rastlanır. Bu kavim, Gürcü kaynaklarında çoğunlukla Kıpçak olarak geçmekle birlikte, nadiren Koman adıyla da anılmaktadır. Azizlerin hayatını anlatan 12. yy.’a ait ‘Şehit David ve Konstantin’ yazıtında, anonim Gürcü yazarı ‘Komanların ülkesi’nden bahsederken, “Ki onlar Kıpçaklardır” demektedir.[2] Gürcü bilim adamı, akademisyen S. Jikia, Kıpçak adı ile 16. yy. sonu kayıtlarında ‘Guman’ olarak geçen Güney Gürcistan arasında bağ kurar.[3]

Kısa süre içinde yeni yerleşimciler yakın ve uzak komşuları için ciddi bir tehlike oluşturmaya başladılar. 11. yy’ın ikinci yarısında ve 12. yy’da Slav topraklarının otuz dört Kıpçak işgaline maruz kaldığı kayıtlıdır. Aynı kaynaklar, 12. yy’da yirmi iki Rus karşı saldırısı kaydeder.[4]

Eski Gürcü vakanüvisler Leonti Mroveli ve Juansher’in, ‘Kartlis Skhovreba’da Kıpçaklardan bahsetmesi kayda değerdir. 11. yy. ortası yazarı Leonti Mroveli’ye göre, Büyük İskender gelmeden önce Kura Nehri civarında yerleşik olan barbar kavimler, yazarın zamanında Buntürkler ya da Kıpçaklar olarak biliniyorlardı. Aynı eserin son ekinde (18. yy. elyazması), Juansher, 5. yy’ın ikinci yarısında Gürcistan’da krallık yapmış olan Vahktang Gorgasali’nin Osetler ve Kıpçaklar üzerinde egemenlik sağladığından bahseder.[5] Daha yakın geçmişteki araştırmalarda, Gürcistan tarihi kayıtlarında geçen Buntürklerin, Sakalarla (İskitler) aynı olduğu ileri sürülmektedir.[6] Fakat yukarıda bahsi geçen her iki kaynak da çelişkiler taşımakta olup, doğrulukları şüphelidir.

Çeşitli kaynaklar, Kıpçakların komşularıyla kolaylıkla iletişime geçtiğini, aradaki düşmanlıklara bakmaksızın kız alıp verdiğini belirtmektedir. Bu türden ilişkilere özellikle Ruslarla 1094, 1101, 1107, 1117, 1163, 1205 yıllarında ve tarihsiz birkaç olayda rastlanmaktadır. Ruslar daha çok kızlarını vermeye meyilli olup oğullarını verme taraftarı değillerdi. Ruslar tarafından defalarca yenilgiye uğratıldıktan sonra, 1095-1106 tarihleri arasında Kıpçakların bir kısmı Atrak önderliğinde kavimlerinden ayrıldılar ve 750 km. doğuya göç edip Osetlerin yanına yerleştiler.[7] Böylece, Kıpçaklarla güney komşuları Gürcüler arasında temaslar kaçınılmaz hale geldi.

1106’da Gürcü Kralı ‘Yeniden Kurucu’ David (1089-1125) ilk karısından boşandı ve bir Kıpçak prensesiyle, Kıpçak lideri Atrak’ın kızıyla evlendi. Daha sonra, hâlâ birleşik krallığının dışında bulunan Tiflis emirliğini kendisine katmak ve o sıralarda Gürcistan’ı egemenliği altına alan Selçuklulara karşı koymak için Kıpçak savaşçılarını ülkesine çağırdı.

Gürcü-Kıpçak ilişkilerini gösteren kanıtlar daha çok o döneme ait Gürcü kaynaklarında, örneğin ‘Kartlis Skhovreba’nın ilgili kısımlarında, öncelikle de David’in hayat hikayesinde bulunmaktadır. Arap, Ermeni, Bizans ve Macar kaynaklarında ilave bazı bilgiler bulunabilir.

12. yy’ın sonunda David, Haçlı seferlerinin başlamasını fırsat bilerek, Selçuklulara haraç ödemeyi kesti ve kendi iç meseleleriyle ilgilenmeye başladı. Gürcü kralı, reformlarını bazen Selçukluların ülkeden çıkarılması gayretleriyle birleştiriyordu. Kral David’in vakanüvisinin kayıtlarında, kral haraç ödemeyi reddettikten sonra, Selçukluların Gürcistan topraklarında -Avchala, Dighomi ve Kura Nehri’nin aşağılarıyla Rioni kıyılarında- kışı geçirme haklarından mahrum kaldığı yazılıdır.[8]

Bu iddia bir kenara bırakılacak olursa, Selçukluların buralarda kalmaya devam ettiği söylenebilir. Zira kaldıklarına dair kayıtlara pek çok yerde rastlanmaktadır. 1110 olayları anlatılırken şöyle denir: “Gachiani’ye, Kura boylarına, Tiflis’ten Barda’ya kadar lori’nin tüm kıyılarına geldiler. Buraların hepsi de kışlamak için uygun yerlerdi.”[9] Daha sonra yazar Selçukluların kışın gelip yazın dönüşlerini ayrıntılarıyla anlatmakta, “Güçleri ve sayıları büyüktü ve kimse onları yerlerinden etmeyi düşünmezdi”[10] demektedir. Rustavi’nin alınmasından sonra, vakanüvis okuyucuyu yine bilgilendirir: “Türkler kışlaklarını kaybettiler.”[11] Bunun aynısını daha sonra da görebilmekteyiz.[12]

Kral David’in vakanüvisine göre, Kıpçakların Gürcü topraklarında yerleşmesi iyi bir şeydi, çünkü ülkenin siyasi ve askeri hayatında önemli rol oynuyorlardı. Gürcistan’a ilişkin araştırmaların çogunda hakim olan görüş budur. Bu çalışmada ise, söz konusu genel değerlendirme, farklı bazı söylemlerle ve ayrıntılara ilişkin bir takım görüşlerle birlikte ele alınmaktadır.

Dile getirilecek ilk soru, Gürcistan’da yabancı yerleşimcilere olan ihtiyaca ilişkindir. 1104’te, Gürcülerin doğuda Kaheti-Hereti’yi almalarından sonra, Selçuklu orduları Ertsukhi yakınlarında David tarafından yenilgiye uğratıldı. 1110’da Gürcüler aşağı Kartli’de Samshvilde ve Dzerna’yı topraklarına kattılar; 1115’te Rustavi’yi aldılar; 1116-1117 arasında Gishi ve Kaladzori kalesini fethederek 1118’de Agarani’yi ve bir süre Ermeni Krallığı’nın da başkentliğini yapmış olan Lore’yi aldılar. Gürcü tarihçinin kayıtlarında, tüm bunların “en az askeri güçle” gerçekleştirildiği belirtilmektedir.[13]

David’in vakanüvisi bir seferinde 15.000 savaşçıdan bahseder, başka bir yerde savaş hakkında şöyle der: “Samshvilde’yi büyük ustalıkla aldılar”[14] Çatışmaların çoğuna Kral David de katılmıştır. Fakat ana hedefe henüz ulaşılamadığı anlaşılmaktadır. Türkler hâlâ Gürcü topraklarında kışlamakta ve toprak kaybetme tehlikesi hâlâ mevcudiyetini korumaktadır.

Gürcülerin Kıpçakları çağırmaları için bir neden daha vardı: Gürcü kralının o dönemdeki hırslı planı olan “daha çok, sayısız krallık fethetmek.”[15] Elindeki kuvvetler planlarını gerçekleştirmeye yetmiyordu. Aynı anda hem kralı korumayı, hem şehirleri ve kaleleri muhafaza etmeyi, hem de ‘bitmeyen’ savaşları sürdürmeyi başaramazlardı.

Kıpçakların tam olarak ne zaman geldikleri hiçbir yerde kayıtlı değildir. Ancak kabul edilen tarih 1118’dir. Gürcü akademisyen I. Javakhishvili, Kıpçakların Gürcistan’a gelişlerinin, ‘yerleşmeleri, eğitimleri ve teşkilatlanmalarının’ 1118’den 1120’ye kadar sürdüğünü ifade etmekte, Kıpçakların yaz ve kışları Gürcistan topraklarında geçirdiklerini ileri sürmektedir. İlk gelenler Kartli’ye yerleşmişlerdi. Javakhishvili, bu görüşün teyidi olarak, David’in vakanüvisinin sözlerini gösterir: “Kral Kartli’ye geldi ve ona gelen Kıpçaklara kışı geçirecekleri yerleri ve geçimlerini sağlayacak yolu gösterdi, gözetmenler atadı ve Kartli’de tüm işleri bir düzene soktu.”[16] R. Metreveli, Gürcü kralının, Kıpçakları Gürcistan’ın çevresine, Kartli’ye yerleştirmek suretiyle entegre olmalarını sağlamak istediğini belirtmektedir.[17] Bir diğer görüş de, yeni gelenlerin sınırlara yerleştirilmelerinin sebebinin, buraların hayvan yetiştiriciliğiyle uğraşan bu insanların yaşam tarzına çok uygun olmasıydı.[18] Sınırların korunmasının dışında yaptıkları başlıca şey ise, civar bölgelerin yağmalanıp soyulmasıydı. Ganimetlerin bol olması sayesinde, ülkeye ve iktidara bir sorun çıkartmıyorlardı. O dönemde çevre ülkelerin topraklarının işgalinin olağan bir olay olduğunu görüyoruz. David’in vakanüvisinin kayıtlarına göre, diğer ülkelerin elçileri sık sık hediyeler getirip barış, huzur ve “ülkelerinin Kıpçaklar tarafından tahrip edilmemesini” talep ederlerdi.[19]

Kıpçakların sınırlarda yaşadığını teyit eder bazı bulgular Ermeni araştırmacı S. Eremian tarafından yayınlanarak yorumlanmıştır. Kharich yakınlarında, Zakaria Mkhargdzeli “Ghfchak” manastırını inşa etmişti; hemen yakınlarındaysa Ghfchak köyü bulunuyordu. Kharichi’deki yazıtlarda da Kıpçaklardan bahsediliyordu. Bunların birinde Kıpçak Kubasar’ın çocuklarının adları bulunmaktadır.[20] Bugünkü Azerbaycan sınırları içinde, eskiden Gürcistan toprağı olan Saingilo’da, Kıpçak denilen bir yer ve Kıpçak isimli bir nehir bulunmaktadır.[21] Doğu Gürcistan’daki Kaheti’de yer alan, bazı uzmanların Orta Asya’daki Kıpçak merkezinin ismiyle bağlantılı olduğunu iddia ettiği Sighnagh[22] ise, Gürcistan’da 18. yy.’dan sonra ortaya çıkmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al