GÜNEYDOĞU ASYA İSLÂM ÜLKELERİNDE TÜRK İZLERİ

GÜNEYDOĞU ASYA İSLÂM ÜLKELERİNDE TÜRK İZLERİ

1. Giriş

Güneydoğu Asya İslam ülkeleri, İslam dünyasının doğu uç bölgesinde yer alan Malezya, Endonezya ve Bruney gibi ülkeleri içine almaktadır. Bu ülkeler, yaygın olarak Malay-Endonezya takımadaları olarak adlandırılan yüzlerce ada üzerinde kurulmuştur. Coğrafi konumu nedeniyle dış tesirlere her zaman açık olan bu ülkeler, günümüzde yaklaşık 200 milyonu aşkın Müslüman nüfusuyla İslam dünyasının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bu nüfusun yaklaşık 170 milyonu dünyanın en kalabalık İslam ülkesi konumundaki Endonezya’da, geri kalanı ise Malezya, Singapur, Bruney ile Tayland ve Filipinler’in güney kesimlerinde yaşamaktadırlar. Bu ülkelerden Bruney, yarım milyon nüfusuyla küçük, fakat zengin bir Müslüman ülke iken, Singapur, Tayland ve Filipinler’de Müslümanlar nüfus oranı itibariyle azınlık konumundadırlar. Malezya’da ise Müslüman nüfus genel nüfusun ancak %52’sini oluşturmaktadır.

Asya’nın güneydoğu bölgesi, Hint yarımadasına yakınlığı dolayısıyla ilk önceleri Hint tesiri altında kalmış ve bölge insanlarının önemli bir kısmı din olarak Hinduizm’i ve Budizm’i benimsemişlerdir. Çin ile Basra Körfezi arasındaki uluslararası deniz ticaret güzergahı üzerinde yer alan bu takımadalar, VIII. yüzyıldan itibaren Müslüman tüccarların ticari faaliyetleri neticesinde İslamiyet’le tanışarak onun tesiri altına girmeye başlamıştır. Müslüman tüccarlar sahil ticaret limanlarına sıklıkla uğrayarak zamanla buralarda Müslüman toplulukların oluşmasını sağlamışlardır. XII. yüzyıldan itibaren de yavaş yavaş yerli halk din olarak İslamiyet’i seçmeye başlamış ve bu süreç birkaç asır devam etmiştir. Sahil liman kentleri çevresinde ilk Müslüman sultanlıkların kurulmasıyla da İslamiyet adaların iç kesimlerine doğru yayılarak gelişmesi hızlanmıştır.[1]

Bu arada, XVI. yüzyıl başlarından itibaren uluslararası ticari rekabetin yoğun bir şekilde yaşandığı bölge haline gelen takımadalar, Avrupalı devletlerin nüfuz ve tesiri altına girmiştir. Takımadalara giren İspanyol ve Portekizlileri, daha sonra Hollandalılar ve İngilizler takip etmiştir. Zamanla doğrudan Avrupa sömürge yönetimleri altına giren takımadaların siyasi gelecekleri de büyük ölçüde bu Avrupalı güçler tarafından şekillendirilmiştir. Dolayısıyla bölgenin en büyük ülkesi olan Endonezya, uzun asırlar bir Hollanda sömürgesi olarak kalırken, Malezya’yı da İngiltere sömürge yönetimi altına almıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında bağımsızlıklarına kavuşan bu ülkeler, hem doğunun hem de batının özelliklerini meczeden ülkeler konumundadırlar.

Bununla birlikte, aradaki coğrafi uzaklığa rağmen, Türklerle Malaylar ve Endonezyalılar arasında da tarih içinde siyasi, askeri ve ticari olmak üzere çeşitli ilişkiler kurulmuştur. Bu ilişkiler bölge halkı üzerinde derin tesirler bırakarak klasik Malay ve Endonezya edebiyatında zamanla Türklerle ilgili bazı efsane ve hikayelerin oluşmasına yol açmıştır. Türklerle ilgili bu efsanelerin bir kısmı İslam öncesi, diğerleri de İslami dönem Türk tarihine aittir. Bir kısım sözlü gelenekler ile birkaç tane Malayca vakayiname türündeki kaynak, XVI. yüzyıldaki Portekizlilere karşı Osmanlı Devleti ile Açe Sultanlığı arasındaki diplomatik ve askeri ilişkileri konu edinmekte ve bu ilişkilerin canlı bir şekilde bölge halkı arasında günümüze kadar korunmasını sağlamıştır. Osmanlı Devleti ile bölgedeki bazı sultanlıklar arasındaki benzeri bir ilişki de, XIX. yüzyılın ikinci yarısında yaşanmış ve Osmanlı halifesinden himaye talebinde bulunmuşlardır. Diğer taraftan Türk inkılabının da bölge halkı, özellikle Endonezyalı ve Malezyalı aydınlar üzerinde derin tesirler bıraktığı görülmektedir. İşte ileriki sayfalarda bu konuları kısaca ele alarak Türklerin bölge halkı üzerinde bıraktığı çeşitli izleri tespit etmeye çalışacağız.

2. Malay-Endonezya Kaynaklarında Türklerle İlgili Hikayeler

Klasik Malay ve Endonezya edebiyatında “hikayat” literatürü olarak adlandırılan eserlerde Türklerle ilgili çeşitli efsane ve hikayeler yer almaktadır. Rum, Türkistan ve Türki kelimelerinin geçtiği bu hikaye ve efsaneler, asırlar boyunca nesilden nesile aktarılan sözlü kaynaklar niteliğinde olup, çok sonraları yazıya geçirilmiştir. Bunlarda genellikle Türkistan hükümdarı ile Malay kraliyet aileleri arasında bir soy ilişkisi kurulmaya çalışılır. Bölgedeki Malay krallıkları genellikle asıllarını İslam literatüründe İskender Zülkarneyn olarak geçen büyük dünya hükümdarının sülalesine dayandırırlar. Mesela, klasik Malay edebiyatının en önemli kaynaklarından sayılan Sejarah Malayu adlı eserde, İskender Zülkarneyn’in oğlu olarak geçen Raca Arustun Şah’ın Türkistanlı bir prensesle evliliği zikredilir. Yine İskender Zülkarneyn’in büyük torunu olan Raca Pandan’ın da daha önce Türkistan’ı idare eden bir hükümdar olduğu ileri sürülür.[2] Dolayısıyla Türkistan’ı yöneten İskender Zülkarneyn’in oğulları ile Malay dünyasını idare eden Malaylı kralların aynı soydan gelen kimseler olduğu fikri işlenir.

Yine Malaya yarımadası ile Sumatra adasındaki birçok sözlü gelenekler de batının en büyük hükümdarı Raca Rum ile doğunun en büyük hükümdarı olan Raca Çin arasında da bir ilişki kurarlar. Buna göre, İskender Zülkarneyn’in Okyanuslar kralının kızıyla olan evliliğinden üç oğlu dünyaya gelir. Bunlardan en büyüğü Raca Rum olmak üzere batıya, ortancası Raca Çin olmak üzere doğuya, en küçüğü de Sumatra’da Minangkabau hanedanını kurmak üzere bu adada kalır. Efsaneye göre, Minangkabau sultanı kendisini XVIII. yüzyılda bile Rum (Osmanlı) ve Çin hükümdarlarının en küçük kardeşi olarak görmekteydi.[3]

Benzeri bir efsane de, Hikayat Marong Mahawangsa adlı bir eserde bahsedilen Kedah efsanesidir. Bunda da Raca Rum’un oğlu ile Raca Çin’in kızı arasındaki zorlu evlilik mücadelesi ve Malaylı kahraman Marong Mahawangsa’nın müdahalesi anlatılır. Efsaneye göre, Langkapuri adasında yaşayan efsanevi Vişnu kuşu Garuda, İslam literatüründe hayvanlar dünyasının babası olarak bilinen Süleyman ile bahse girer ve Raca Rum’un oğlu ile Raca Çin’in kızı arasında kararlaştırılan evliliğin gerçekleşmesine engel olmak ister. Ancak Raca Rum’un oğlu Çin prensesiyle evlenmeye karar verir. Vişnu kuşu Garuda sonunda Çinli prensesi yakalamayı başarır ve onu Langkapuri’ye getirir. Daha sonra da Rum prensini ve Malaylı kahraman Marong Mahawangsa’yı getiren donanmayı batırır ve prensesi kaçırır. Fakat Türk prensi Langkapuri’ye ulaşmayı başarır ve orada Çinli prenses ile evlenir. Bu arada Marong Mahawangsa da Türk prensinin yardımıyla Langkasuka krallığını kurar. İşte Türk prensi ile bugünkü Kedah, Patani ve Perak Malay kraliyet ailelerinin ataları kabul edilen Marong Mahawangsa arasında bir ilişki kurulmaya çalışılır.[4] Sumatra’nın kuzeybatısındaki Açe’nin iç kesimlerinde yaşayan Gayo halkı arasında da, Raca Rum’un küçük bir çocuğunun Sumatra’ya geldiğine ve yerli bir balıkçının onu burada yetiştirerek zamanla Gayo halkının atası olduğuna inanılır.[5]

Özet olarak verilen bu efsane ve hikayeler belki Malay edebiyatındaki romantik literatürün bir parçası ve hayal mahsulü hikayeler olarak görülebilir. Ancak, Rum, Türki ve Türkistan kelimelerinin geçtiği daha sahih ve tarihi bilgiler de içeren bazı kaynaklar da mevcuttur. Bu kaynaklardaki bilgiler de Osmanlı dönemi Türk tarihine ait olup, Osmanlı-Açe ilişkileri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Şimdi de onlara bir göz atalım.

3. Mahalli Kaynaklarda XVI. Yüzyıl Osmanlı-Açe İlişkileri

Türklerle ilgili mahalli kaynaklardaki bilgilerin önemli bir kısmı da, XVI. yüzyılda Osmanlı Devleti ile Sumatra adasının kuzeyindeki Açe Sultanlığı (1514-1906) arasında kurulan diplomatik ve askeri ilişkiler hakkındadır. Bu tür bilgiler de, Hikayat Acheh, Hikayat Meukota Alam ve Bustanü’s-selatin adlı eserlerde geçmektedir. Her ne kadar bu kaynaklar da, “hikayat” türü literatür gibi sonraları yazıya geçirildiği için tarihi kaynak özelliği bakımından zayıf olsalar da, içerisinde bazı tarihi gerçekleri de saklamaktadırlar. Destansı bir üslupla yazılan Hikayat Aceh ve Hikayat Meukota Alam’e göre, Osmanlı Devleti ile Açe Sultanlığı arasındaki diplomatik ilişkiler Açe Sultanı İskender Muda döneminde (1607-1636) gerçekleşmiştir. Hikayat Meukota Alam’e göre, İskender Muda Müslüman hükümdarların en güçlüsü olan Osmanlı sultanına her biri pirinç, baharat ve biber yüklü üç gemiyle birlikte İstanbul’a bir heyet gönderir. Ancak, gemi mürettebatı o kadar ağır zorluklarla karşılaşırlar ki, heyet İstanbul’a ancak üç yıl sonra ulaşabilir ve bu süre zarfında da tüm pirinçleri tüketirler, biberlerin çoğunu da kendilerine bakabilmek için satarlar. Geriye sadece lada seçupak, yani bir ölçek biber kalır. Heyet çok mahcup bir şekilde Osmanlı sultanının huzuruna kabul edilir. Osmanlı sultanı ise heyete çok cömert davranır ve onları bizzat kendisinin adlandırdığı büyük bir topla geri gönderir. Ayrıca, Osmanlı sultanı Açe’ye 12 pehlivan gönderir. Bunlar o kadar beceriklidirler ki, Açe’de büyük bir kale, saray ve hatta meşhur Gunongan’ın inşasında çalışırlar.[6]

Açe Sultanı İskender Muda zamanında derlendiği kabul edilen Hikayat Aceh’de ise, Osmanlı sultanının hastalığını iyileştirmek için kafur ve belesen yağı gibi doğuda bulunabilen şifalı bitki ve yağları aramak gayesiyle Türkiye’den Açe’ye gelen bir elçilik heyetinden bahsedilir. Heyet, Çelebi Ahmed ve Çelebi Rıdvan adlarındaki iki “çelebi”den oluşmakta ve Yemen ve Muha yoluyla Açe’ye gelen gemiyi de İstanbullu Yakut Ağa adındaki bir kaptan yönetmektedir. Açe Limanı’ndan Şehbender eşliğinde Açe sarayına gelen Türk elçilik heyetini, İskender Muda büyük bir tören ve sevinçle karşılar. İstedikleri baharat ve şifalı bitkilerle İstanbul’a geri dönen Türk heyeti, Açe Sultanlığı’nın gücü ve Açe sarayının büyüklüğü hakkında Osmanlı sultanına bilgi sunarlar. Hayretler içinde heyetin verdiği bilgileri dinleyen Osmanlı sultanı da başvezirini çağırarak dünyada iki büyük hükümdar olduğunu ilan eder ve şunu ekler:

“…eski devirlerde Allah’ın takdiriyle dünyada iki büyük hükümdar vardı; Peygamber Süleyman ve Raca İskender (Büyük İskender) … Şimdi, bizim zamanımızda da yine Allah’ın takdiriyle dünyada iki büyük hükümdar vardır: Batı’da biz en büyük hükümdarız; Doğu’da da Allah’ın yüce dinine ve O’nun Peygamberi’ne inanan Siri Sultan Perkasa (Sultan İskender Muda) en büyük hükümdardır.”[7]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ