GÜNEY ARNAVUTLUK’TA OSMANLI HAKİMİYETİ

GÜNEY ARNAVUTLUK’TA OSMANLI HAKİMİYETİ

Arnavutların, Balkan Yarımadasına en erken gelip yerleşmiş bulunan Hind-Avrupa kökenli İliryalılara dayandıkları yaygın olarak kabul edilen bir görüştür. Balkanlar’ın en eski halkları arasında zikredilen İliryalıların müstakil bir devlet olarak tarih sahnesinde görülmedikleri, daha ziyade muhtelif devletlerin hakimiyetleri altında kaldıkları belirtilmektedir. Osmanlıların bölgeyi fethetmeden önce Roma, Bulgar, Sırp, Bizans hakimiyetinde bulunan Arnavutluk, 1385-1912 tarihleri arasında Osmanlı hakimiyeti altında kalmıştır.[1] Osmanlıların bölge için kullandıkları Arvanid-Arnavut tabiri Bizanslıların Orta Arnavutluk’a verdikleri Arbania kelimesinden gelmektedir.[2] Bozbora, XII. yüzyıldan itibaren Bizanslılar tarafından yaygın olarak kullanılan bu tabirin, etnik olmaktan ziyade siyasal ve dinsel bir yapıyı temsil etmekte olup Katolik Arbonan bölgesindeki nüfusu tanımlamak için kullanıldığını zikretmiştir. Bu bölge dışında kalanlar ise Romaia, Gracei, Sklavinoi, Sclavinus, Bulgario ve Epirotlar şeklinde adlandırılmış olduklarına belirtmektedir.[3] Gerçi bölge, M.Ö. III. yüzyıldan itibaren İliryalılar ve Epirliler diye birbirinden ayrılmaktadır. İşkumbi Nehri’nin meydana getirdiği ayrımla, Arnavutluk ikiye ayrılmış olup nehrin kuzeyinde bulunan İskenderiye, İlbasan, Bezrezin / Prizren ve Dukakin’i kapsayan bölgede oturanlara Gegler, ikinci kısma teşkil eden Epiros ki Avlonya ve Delvine havalilerini kapsayan bölgede oturanlara ise Tosklar denilmiştir.[4] Bu çalışmamızda Güney Arnavutluk bölgesinin Osmanlı hakimiyetindeki Siyasi-İdari ve Sosyal yapısı üzerinde durulmuştur

A. Güney Arnavutluk’ta Osmanlı Fetihleri

Osmanlıların Avrupa’ya geçmesinden önce, ilk kez Güney Arnavutluk’a 1337 yılında Bizans İmparatoru III. Andronikos’un müttefiki olarak Aydınoğlu Umur Bey, Epir despotluğunu imparatorluğa dahil etmek üzere iki bin kişilik bir kuvvetle bölgeye gelmiştir. Umur Bey’in yardımı ile Bizans, bölgede hakimiyetini temin etmiştir.[5] Bizans için önemli bir sorun teşkil eden bu sorunun çözülmesinden, kısa bir süre sonra daha tehlikeli bir durum ortaya çıkmıştır. 1331’de Sırp asilzadelerinin desteği ile Sırp krallığına getirilmiş olan Stephan Duşan, 1340’ta Güney Arnavutluk’u hakimiyeti altına almıştır.[6] Duşan’ın bu işgal hareketin de bazı Arnavut beyleri askerleri ile ona yardımcı olmuştur.

1355’te Duşan’ın ölmesi ile Arnavutluk’taki Sırp baskısı sona ermiştir. On yıl içerisinde bütün Arnavutluk topraklarında bazısı Arnavut bazısı da Sırp kökenli feodal beyler müstakil olarak faaliyetlerde bulunmuştular. Bu feodal beylerin tamamı, topraklarını küçük prenslikler haline dönüştürerek birbirleriyle mücadeleye giriştiler.[7] Gerek Duşan’ın ölümü ve gerekse Arnavut feodal beyleri arasındaki mücadeleler, Osmanlılara bölgede etkin olma fırsatı tanımıştır. İlk defa Rumeli’ye Bizans’a yardım amacıyla geçen Osmanlılar, Arnavutluk’ta da benzer bir durumla karşılaşmıştılar. Orta Arnavutluk’ta hakim bulunan Charles Thopia, Kuzey Arnavutluk’ta hakim olan Sırp II. Balsha ile olan mücadelesinde kendisine yardım etmeleri için Makedonya’da seferde bulunan, Osmanlıları davet etmiştir. Sultan I. Murad bu yardım teklifini uygun görerek bir Osmanlı kuvvetini Arnavutluk’a Thopia’ya yardım için göndermiştir.[8] 1385’te Viyosse (Viosse) Nehri üzerinde vuku bulan savaşta II. Balsha mağlup olmuştur. Arnavutluk’taki en güçlü beyler arasında zikredilen Balsha’nın, OsmanlIların yardımı ile yenilmesi ve bu savaşta ölmesi, Arnavutluk’taki Osmanlı hakimiyeti başlangıcı olarak kabul edilmektedir.[9] Nitekim Viyose savaşından kısa bir süre sonra Arnavutluk’taki belli başlı feodal beyler; Balshalar, Thopialar, Dukakigler, Coia Zaccarialar, Musakiler, Zenebissiler, Aranitiler, Vulkaşinler ve Kastriotalar Osmanlı metbuluğunu tanımışlardır. Osmanlılar, kendilerine has fetih politikası gereğince ilk aşamada mahalli beylerin himaye edilmelerini yeterli görmüşlerdir. Osmanlıların bu himayelerine karşılık olarak mahalli beyler, oğullarını Osmanlı sarayına göndermek, ihtiyaç durumunda yardımcı kuvvet olarak Osmanlı ordusuna yardım etmek ve yıllık haraç ödemek gibi şartları yerine getirmişlerdir.[10] Böylelikle Osmanlıların fetih politikalarının bu ilk aşamasında yani hakimiyetlerini alıştırma devresinde genel bir hakimiyet teşekkül olmuştur.[11]

Osmanlıların, Arnavutluk’ta hakim unsur olarak ön plana çıkması Venedik’in tepkisine yol açmıştır. XIV. yüzyılın sonlarına doğru Arnavut sahillerinde önemli birkaç kaleyi ele geçiren Venedik, önceki yüzyıllardaki İtalyan devletlerinin politikasını devam ettirmiştir. Kuruluşundan itibaren Venedik’in başlıca geçimleri, Ana-kara ile yaptıkları tuz, balık, köle ve kereste ticareti olup gerek tuz ve kereste temini ve gerekse denizaşırı ticaretleri için Adriyatik sahili ki dolayısıyla Arnavutluk havalisi Venedik için hayati bir öneme sahip olmuştur.[12] Ne var ki ortaya çıkan Osmanlı tehlikesi, Venedik’i harekete geçmiştir. Carl Thopia’yı himaye maksadıyla bir elçisini Sultan I. Murad’a göndermişlerse de Osmanlılarla, uzun süre devam edecek olan bir mücadeleye başlamışlardır.[13]

1388’de Osmanlı ordusu, Bosna’da Ploşnik’te ağır bir yenilgi alması üzerine Balkanlar’dan, Osmanlıların atılması için başta Sırplar olmak üzere Boşnak, Macar, Eflak ve Arnavut feodal beylerinden müteşekkil bir ordu harekete geçmiştir. Osmanlı tehlikesini sona erdirmek için 1389’da Kosova ovasında yapılan savaşta müttefikler ağır bir yenilgi almışlardır. Bu münasebetle Balkanlarda, Osmanlılara karşı koyabilecek bu kuvvetin bertaraf edilmesi ile Arnavutluk’taki Osmanlı hakimiyeti devam etmiştir.[14]

Kosova Savaşı ve Bayezid’in cülusundan sonra Anadolu Beylikleri ile olan mücadele, Arnavutluk’taki harekatı, 1394’e kadar geciktirmiştir.[15] Gerçi Üsküp’te bulunan uç-beyi Paşa-Yiğit, Arnavutluk’ta bulunan mahalli beyler üzerine akınlarda bulunarak onları itaat ve baskı altında tutmuş ve memleketi hakiki manada fetih için olgun hale getirmeye çalışmıştır.[16] 1394’den itibaren Güney Arnavutluk’ta Osmanlı fetih politikasının ikinci aşamasına geçilmiştir.[17] Devlet, bu aşamada toprağı hakiki bir şekilde ve doğrudan doğruya kendi hakimiyeti altına alarak bir Osmanlı memleketi olarak kabul etmiştir. İşte bu aşamada, Güney Arnavutluk’ta bulunan Kanina ve Ergiri etrafındaki mahalli feodal beyler kovularak, Ergirikasrı havalisine yerleşen Osmanlı kuvvetleri burayı sonraki fetihleri için bir dayanak noktası olarak uç merkezi haline getirmişlerdir.[18]

1402’de Ankara Savaşı’ndan, Osmanlıların mağlup çıkmaları üzerine Arnavutluk’taki feodal beyler, Osmanlı hakimiyetiden çıkarak müstakil hareket etmeye başlamışlardır.[19] Bu sıkıntılı durumundan istifade eden Venedik ise çok geçmeden feodal beyleri kendi himayesi altına almıştır.[20] Bu ara dönemde Güney Arnavutluk’ta Semeni ve onun bir kolu olan Devoll vadisinde başkentleri Berat olan Muzakiler, daha güneyde Thopiaların akrabası olan Araniti Comnenus, Viyosse havzasını yönetiyordu. Bir dönemin önemli ismi Zenebissiler ise Korfu adası karşısındaki topraklarının büyük bir kısmını Venedik’e kaptırmışlardı.[21] Mahalli beylerin bu tutumlarına karşılık olarak Üsküp’te uç-beyi Paşa-Yiğit bölgeye şiddetli akınlar düzenlemiştir. Bu küçük feodal beyler, Paşa-Yiğit’e karşı duramamışlardır. Bunun yanında Venedik’e teslim olmak istemeyenler ise hemen her tarafta askeri garnizonlara sahip olan Osmanlılarla anlaşmayı ve böylelikle hiç olmazsa topraklarını ve itibarlarını kurtarmaya kendileri için uygun görmüşlerdir.[22]

Sultan I. Mehmed’in idareyi ele alarak mevcut kargaşayı bertaraf etmesiyle Osmanlılar, ikinci defa Arnavutluk’ta fetihlere başladılar. Mahalli beylerin, Venedik denetimi altındaki limanlara erişimini engelleyerek onları zayıf düşürme politikası içerisinde olan Osmanlılar, bu beyleri tarımsal ürün fazlasını satmak için Osmanlı toprakları dışında pazar bulamamaları için Güney Arnavutluk’ta Myzeqeja (Musachia), İşkumbi ve Devolli ve Osumi havzalarını ele geçirmişlerdir.[23] Ayrıca bu devrede Güney Arnavutluk’un önemli şehirleri Berat, Avlonya, Kanina ve Ergirikasrı fethedilmiştir.[24] Bölgenin coğrafi konumu yanında bilhassa Venedik’in müdahaleleri ile Osmanlı idaresi, mühim kargaşalık devreleri geçirmiştir. Mahalli beylerle ayrı ayrı uzlaşarak eskiden beri sahip oldukları topraklar üzerinde Osmanlı tımar sahipleri olarak bırakılmışlardır.[25] Gerçi bu uygulamadan hoşnut olmayanlar ise Venedik’in kışkırtmasıyla isyan etmişlerdir. Nitekim 1423’te Araniti ve Kastriota aileleri isyan etmişlerse de Evrenos-oğlu İsa Bey, bu isyanı bastırarak mahalli beyleri itaat altına almıştır.[26]

Sultan II. Murad, Arnavutluk’ta Osmanlı hakimiyetini daha yaygın bir hale getirmiştir. Venedik’e karşı üstünlük kuran Osmanlılar, bölgenin doğrudan kontrolünü sağlayarak tımar sistemini uygulamışlardır. Tımar sisteminin uygulaması, bölgede birtakım sorunların da ortaya çıkmasına da sebep olmuştur. Osmanlılar, bu rejim içerisinde küçük soyluları kazanmayı başardılar ise de büyük feodal beylerin hücumlarını engelleyememişlerdir. Büyük feodal beyler, tımar sisteminde büyük kayıpları olmuş ve fırsatını bulur bulmaz isyan etmişlerdir.[27] Nitekim Güney Arnavutluk’ta Viyosse havzasında Avlonya (Vlore), Kanina, Kermenika, Katafigo, Mokra havalisine hakim olan Araniti, tahrir sonrasında topraklarının bir kısmı başkalarına tahsis olunduğundan fakirleşmiştir. Bu duruma çözüm bulması için Edirne’ye kadar gelmişse de bir netice elde edememiştir. Bunun üzerine Osmanlılara karşı isyan bayrağı açan Araniti, kendisi gibi memnun olmayan beylerin de desteği ile harekete geçerek toprakları üzerindeki tımar tasarruf eden Anadolulu sipahileri katletmiştir.[28] İsyanı bastırmak için harekete geçen Arvanid Sancakbeyi Evrenos-oğlu Ali Bey, Kurveleş dağında yapılan savaşta mağlup olması, isyanın boyutunu değiştirmiştir.[29] Güney’in güçlü beylerinden Gepe Zenebissi, Ergirikasrı havalisinde, Thopia ise Draç havalisindeki köylüler ile ayaklanmaya katılmıştır.[30] Araniti isyanının bilhassa Güney Arnavutluk’ta çok kısa sürede yayılması, Osmanlı payitahtında büyük bir kaygı uyandırmıştır. Muhtemel bir Venedik yahut Macar müdahalesinden çekinen Sultan Murad, bölgenin nazik durumunu da göz önüne almış olsa gerek, bizzat Serez’e kadar gitmiş ve maiyetindeki hemen hemen bütün kapıkullarını seferber etmiştir. Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa, uç komutanları Turahan Bey, İshak Bey ve Evrenos-oğlu Ali Bey’in yaptıkları büyük bir seferle isyan bastırılabilmiştir. Bu sefer sırasında Sultan Murad bizzat Manastır’a gelerek harekatın neticesini beklemiştir. İsyan bastırılmakla beraber dağlara sığınan asilerin tamamı 1435’te Evrenos-oğlu Ali Bey tarafından etkisiz hale getirilmiştir.[31] Böylece İskender Bey’in isyanına kadar bölge huzur içerisinde kalmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ