GUBA HANLIĞI

GUBA HANLIĞI

Bilindiği gibi 1747 yılında Nadir Şah Afşar, saray çalışanlarının suikastı sonucunda öldürülünce onun devleti dağılmış, Azerbaycan yeniden kendi bağımsızlığını elde etmişti. Fakat o zaman bazı tarihi nedenler yüzünden Azerbaycan’da tek bir devlet değil, 20 bağımsız ve yarı bağımsız hanlık ortaya çıkmıştı. Hanlıklar XIX. yüzyılın başlarına (Kuzey Azerbaycan’ın Rusya tarafından işgaline) kadar bağımsızlığını korumuş, bazıları ise bir süre Rusya ve İran’a bağlı oldukları halde bile kendi varlıklarını kaybetmemişlerdir. Hanlıklar arasında güç ve siyasi rol bakımından Guba Hanlığı’nın yeri önemlidir.

Meşhur Azerbaycan tarihçisi H. B. Abdullayev’in eseri[1] hariç bu güne kadar, Guba Hanlığı’nın tarihine ait ciddi bir araştırma yapılmamıştır. H. B. Abdullayev’in eseri de Hanlığ’ın tarihinin tamamını değil, yalnız 1750-1780’li yıllarını kapsamaktadır. Bu eser aynı zamanda eski Sovyet metodu ile yazıldığından birçok meseleye önyargılı yaklaşılmıştır. Bütün bunları göz önünde bulundurarak makalemizde Rusya ve kısmen de Osmanlı arşivlerinde bulunan materyaller, sözlü kaynaklar esasında tarihi araştırmaların müsbet sonuçlarını düşünerek Guba Hanlığı’nın tarihini genel olarak aydınlatmaya çalışacağız.

Guba Hanlığı, yarı bağımsız bir “ülke” olarak daha XVII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren mevcut olmuştur.

A. Bakıhanov’un yazdığına göre Safevi şahları, Dağıstan hakimlerinden Gaytak Usmisine mevaciple beraber Şirvan’daki bazı köylerin gelirleri ve idaresini de vermişlerdi. O dönemde usminin nesli iki kola ayrılmaktaydı, büyük kol Mecaliste, küçüğü ise Yengikent’te yaşıyordu. Bu kollar sıra ile usmilik görevini yürütürlerdi. 1670’li yıllarda iki kol arasında çekişmeler başlar. Yengikent’teki kol, diğerine üstünlük kurar ve küçük yaştaki Hüseyin istisna buradaki kolun bütün üyelerini öldürürler. Ayda Bay adlı birisi Hüseyini kurtarır ve Dağıstan’ın en büyük hakimi olan Terki Şamhalı’nın yanına götürür. Hüseyin, gençlik çağında İran’a gider, yolda bir süre için Salyan’ın Rudbar köyü’nde bir kadının yanında misafir olur ve onun kızı ile evlenir.[2]

İsfahan’a giden Hüseyn Bey uzun müddet şah tarafından kabul edilmemiştir. Hüseyin burada da Kacar neslinden Zehra Hanım adlı bir kızla evlenir. Bu nikahtan Ahmad Han doğmuştur. Eşinin aracılığıyla şah onu tanımış, yiğitliğini ve mertliğini değerlendirerek, onu Guba ve Gülhan’ın Hanlığına atamıştır.[3]

İran’da yaşarken Hüseyn Han Şii mezhebini kabul eder. A. A. Bakıhanov, Hüseyn Han’ın Hudat Kalesi’ni yaptırdığını yazmaktadır.[4] Böylece yarı bağımsız Guba Hanlığı ortaya çıkmış olur.

1689 yılında Hüseyn Han, Gaytak’a akın etmiş ve Başlı’yı ele geçirmişti. Fakat o zamanki usmi Ali Sultan, çeşitli dağlı halklardan 30 binlik ordu toplayıp Hüseyn Han’ı Guba’ya geri püskürtmüştü. Hüseyin Han 1689 yılında Guba’da vefat etmiştir.[5] Yerine oğlu Ahmet Bey geçmiştir. XVII. yüzyılın sonlarına doğru Ahmet Han, Gubalıların ve Gaytak’taki taraftarlarının yardımı ile Başlı’yı tutmuş ve kendini usmi ilan etmişti. Bir müddet sonra Ulubay usminin oğlu Ahmet Han ordu toplayıp Gubalı Ahmed Han’ı Mecalis’e geri püskürtmüştü. Ama burada Guba Hanı düşmanlarının desteği ile kendi hizmetçisi tarafından öldürülmüştür.[6]

Bazı tarihi kaynaklar ilk başta Guba hanlarının ikamatgahı olarak Hudat’ı gösterseler de muteber kaynaklar bu fikri kabul etmezler.

Rusya Büyükelçiliği’nin temsilcisi A. Lopuhin ise 1718 yılında Guba’nın hanlığın merkezi olduğunu, Gubalı Sultan Ahmed Han’ın onu saygıyla kabul ettiğini belirtir. Lopuhin, Hanın yanında 500 savaşçı olduğunu yazıyordu.[7] Tahminen bu dönemde, Sultan Ahmed suikast sonucunda öldürülür. Taraftarları, hanın oğlu Hüseyneli’yi alarak Samur’un yukarısındaki Tahir Car köyüne götürürler.[8]

Hanlığ’ın arazisi, Şirvan isyanlarının lideri Hacı Davud’un hakimiyeti altına geçmişti. 1722 yılında Rus ordularının Hazarboyu eyaletlere seferi sırasında Guba Hanlığı’nın denize yakın topraklarıyla birlikte, Hudat, Ruslar tarafından işgal edilmişti. Dağlık bölgeler ve Guba bir süre daha Hacı Davud’un hakimiyeti altında kalmıştı. Bu yüzden de Sultan Ahmed’in taraftarları dağlarda sakladıkları Hüseyneli Bey’i Rusların denetimi altında olan Hudat’a getirmiş, Rusya’nın himayesine geçmek bahanesi ile hanlığı yeniden ele geçirmek istemişlerdi.

1726 yılının sonu, 1727 yılının başlarında Guba Hanlığı Rusya’nın yönetimi altına girer ve 1718 yılında öldürülen Sultan Ahmed Han’ın küçük yaştaki oğlu Hüseyneli, Guba Hanı ilan edilir. Meşhur Azerbaycan tarihçisi H. B. Abdullayev, Guba Hanlığı’nın 1722 yılında Rusya’ya katıldığını, Hüseyneli’nin I. Petro tarafından han ilan edildiğini yazıyor.[9] Ama ilk kaynaklarlarda ise bu bilgi doğrulanmıyor. H. B. Abdullayev, bu fikrini doğrulamak için XVIII. yüzyılın 70’li yıllarında Azerbaycan’da olan Rus sayyahı, akademik S. G. Gmelin’e ve XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Guba Hanı olan Feteli Han’ın Rus sarayına yazdığı mektuba ve aynı zamanda Feteli Han’ın Rus Konsolosluğunun memuru Matveyev’le konuşmasına dayanıyor. Ama araştırmacı, Feteli Han ve elçisinin, Guba hanlarının hakimiyetini tanıdığını göstermek için, Hüseyneli’nin Guba Hanlığı’na atanmasını bilerek I. Petro gibi tarihi şahsiyete bağlayabileceklerini unutuyor. S. G. Gmelin’e gelince, o da bilgileri bu kaynaklardan aldığına göre o da hata yapabilirdi. 1722 yılında I. Petro, Derbend’e geldiğinde Hüseyneli Bey kendi adamları ile onun yanına gitmiş ve Rusya himayesini kabul etmek istediğini söylemiş olabilir (bu konuda hiçbir güvenilir kaynak yoktur). Fakat o zaman Guba Hanlığı daha resmen Rusya himayesine kabul olunmamıştı, Hüseyneli Han ise Guba Hanı olarak atanmıştı.

Resmi kaynaklar Guba Hanlığı’nın Rusya himayesine kabul edilmesinin ve Hüseyneli Han’ın Guba Hanı olarak atanmasının 1726 yılının sonu 1727 yılının başlarında gerçekleştiğini gösterir. Rusya’nın Dış Siyaset Arşivi’nde bulunan bir resmi belgede: “20 Ekim 1926’da Derbend’e gelen Gubalı Hüseyneli Bey’in, Rusya’nın himayesini kabul ederek sadakat yemini ettiği” belirtilir.[10] Hüseyneli Bey, Rusya hükümeti tarafından Guba Hanı olarak tanındı ve Hanın yaşı küçük olduğundan ona kayyumlar atandı. Afrasiyab naib, Feremez ise nazır oldu.[11] Aynı zamanda Guba Hanlığı’nın kedhuda ve aksakkalları Hüseyneli Han’a ve Rusya imperatoriçesine bağlılığını bildirdiler. Önceki hanın öldürülmesinde rolü olanlar önce yemin etmekten kaçsalar da sonunda onlar da sadakat yemini ettiler.[12]

Bilindiği gibi 1735 yılında Rusya’yla İran arasında yapılan Gence Anlaşması’na göre yeni ele geçirilen Hazar civarı vilayetler, özellikle de Guba Hanlığı’nın arazisi İran için önem arz etmekteydi.

Hüseyneli Han, İran’a görünürde itaat ediyor gibi gözükmesinden olacak ki Nadir’in Azerbaycan’a ilk seferi sırasında Şah, Salyan’ı da Guba Hanı Hüseyneli Han’a vermişti[13] ve böylece Salyan yeniden Guba ile birleşmişti.

1747 yılında Nadir Şah Afşar, yakın adamları tarafından katledildiğinde Gubalı Hüseyneli Han, bağımsızlığını tam olarak ilan etti. XVIII. yüzyılın ortalarında bazı bilgilere göre Guba Hanlığı 100 köyden oluşmakta idi.[14] Hanlık eski sınırları içinde tekrar kurulmuştu. Gülhan ve Şabran yeniden Guba’ya dahil edilmiş ve daha sonraları Feteli Han, Şabran’da kale yaptırmıştı.[15]

Guba Hanlığı’nda toprakların büyük kısmı hana ve onun aile üyelerine aitti. Bu topraklar iki kategoriye ayrılırlardı: 1) Has veya halise; Farsça temiz sözünden gelmektedir; bu toprakların gelirleri hanın ve ailesinin masrafları için harcanıyordu. 2) Divan torprakları; bu topraklar, hazineye aitti ve devlet memurlarının ve ordunun masraflarını karşılamak için kullanılırdı. Divan topraklarının bir hissesi tiyul şeklinde ayrı ayrı beylere verilirdi. Beyler hizmetlerine karşılık para almıyorlardı, ama bu toprakların vergileri onların oluyordu.

Diğer Azerbaycan hanlıklarında olduğu gibi, toprak mülkiyetinin yaygın olan bir şekli de mülk (yahud halise) idi. Mülkü almak, satmak, bağışlamak, kiraya vermek mümkündü. Guba Hanlığı’nda XVIII. yüzyılda vakıf toprakları da vardı. Bu topraklar esasen camilere ve diğer dini kurumlara verilirdi ve onlardan han hazinesi için vergi alınmazdı.

Hanlıkların ortaya çıkması sanatkarlık ve ticaretin de artması için uygun ortamı yaratmış oldu ve şehirler büyümeye başladı. Guba ve çevre bölgelerde halı dokuma tezgahları olan iş yerleri de çoğalmıştı. Bu iş yerlerinde “çiçi” diye adlandırılan halı dokunuyordu ve dış pazarlarda satılıyordu. Guba’nın iç ticareti komşu hanlıklarla, dış ticareti ise İran, Osmanlı ve Rusya ile yapılıyordu.

Hanlık’ta monarşi idare tarzı hakimdi. Bu monarşinin başında sınırsız yetki sahibi olan Han durmaktaydı.

Hanın yanında “divan” veya “han şurası” olarak adlandırılan devlet kurumu kurulmuştu. İdare etmede yüksek memurlardan vezir, sarkar-i ali (maliye işlerine bakan memur), eşik ağası (hanın iç ve dış işlerine bakan memur), amir ahur (baş seyis) ve hazinedar önemli yer tutmaktaydılar.

Hanlık’ta daimi ordu vardı. Savaş zamanında ordunun halktan toplanan askerler sayesinde artırılırdı. Yukarıda da söylendiği gibi orduya paralı askerler de alınırdı.

Hanlık idari açıdan bölgelere ayrılırdı. 1796 yılında Hanlığ’ın Guba, Rustov, Buduk, Hınalık, Şabran, Barmak, Müşkür, Sedan olmak üzere altı bölgesi vardı. Bölgelerin idaresi ile mahal beyleri veya naibler uğraşıyorlardı. Bu görev genellikle babadan oğula geçiyordu. Köyler yüzbaşı ve kendhudalar, şehirler ise kelenter ve kalebeyi tarafından yönetilirdi.

Hanlığ’ın mahkeme sisteminde şeriat mahkemesi başlıca yer tutmaktaydı ve mahkeme sisteminde hanın sınırsız yetkisi vardı.

Guba Hanlığı çok büyük olmasa da savaşlarda önemli zaferler kazanmışlardı. Nadir Şah’ın Azerbaycan’a seferleri sırasında ve feodallarla mücadelenin güçlendiği sonraki yıllarda Guba Hanlığı Azerbaycan’ın diğer hanlıklarına nazaran daha az zarar görmüştü. Guba Hanlığı’nda çok sayıda dağ kaleleri olduğundan, gerektiği zaman halk bu kalelere sığınıyordu. Guba Hanlığı arazisinde olan büyük kalelerden biri büyük yolun kenarında olan, yüksek surlarla ve hendeklerle kuşatılmış olan “Şeherçe» Kalesi idi.[16] Diğer önemli kale eski “Çırakkale” idi. Yüksek kayaların üstünde Feteli Han ev yaptırmış, sonra ise dağın eteğinde çok sayıda ev yapılmıştı. Yüzyılın sonlarında buraya 800 aile sığınabilirdi. Çırakkale’ye gizli yeraltı kanalları aracılığıyla su temin edilirdi. Kale’nin 12 kulesi vardı ve onların altından geçmek zorlaştırılmıştı. Kaleye çıkılması çok zor olan tek bir yol vardı. Kale duvarı dağın eteğinden büyük kayalarla ve eğri biçimde yapılmıştı.[17] Guba’dan Şamahı’ya giden yol üzerinde bulunan Beşbarmak’ta düşman saldırılarına karşı 500 ailenin sığınabileceği eski bir kale vardı.[18]

Hanlığ’ın arazisinin hemen her yanında bekçi mıntıkaları vardı. Defalarca düşman saldırılarına uğrayan Hanlık’ta insanlar artık savaşa alışmıştı. Marşal fon Biberşteyn bu bölgenin insanlarının savaştaki başarılarıyla ün kazandıklarını belirtmiştir.[19]

Bütün bu etkenler, Azerbaycan’ın düşman hücumlarından ve feodallara karşı mücadelesinden daha çok zarar çekmiş olan güney ve güneydoğu bölgelerindeki halkın buraya gelmelerine neden olmuştur. Bu da Hanlığ’ın ekonomik gücünün artmasına neden olmuştur. 1757 yılında Muğan Çölü’nden birçok şahsevenin Guba Hanlığı’na göçürülmesi Hanlığ’ın askeri gücünün de artmasına önemli ölçüde yardım etmiştir.[20]

Ekonomik ve askeri gücüne güvenen Guba Hanlığı, diğer hanlıkların arazilerini kendi topraklarına katmaya başladı. Guba’ya ilk katılan bölge Salyan oldu. XVIII. yüzyılın ortalarında Salyan da bağımsız hanlığa çevrilmiş, burada hakimiyeti İbrahim Rudbarlı ele geçirmişti.[21] İbrahim Han’ın hakimiyetinden şikayetçi olan Salyan feodalları gizlice Guba Hanı ile ilişki kurdular ve ondan İbrahim Han’ı hakimiyetten uzaklaştırıp, Salyan’ın idaresini başka birisine vermesini istediler. Bu istek Guba Hanı’nın Salyan’ı ele geçirmesi için iyi bir bahane idi ve 1757 yılında Hüseyneli Han’ın veliahtı Feteli’nin önderlik ettiği Guba ordusu Salyan Hanlığı’na saldırdı. İbrahim Han, kaçıp Rudbar’da saklandı.[22]

1753 yılında Hüseyneli Han vefat etdi ve Feteli, Guba hanı oldu. Feteli Han oldukça akıllı bir devlet adamı, cesur komutan ve çok yetenekli bir diplomat idi. Yürüttüğü uzak görüşlü siyaset sonucu kısa bir zamanda bütün Azerbaycan’da itibar kazandı. Çoğu hanlıkların halkının Feteli Han’a, halkı zulümden kurtaran bir şahsiyet olarak bakmaları ve ondan yardım ummaları tesadüf değildi.

Feteli Han ilk olarak büyük stratejik önemi olan Derbend Hanlığı’nı ele geçirmeyi düşündü. Arazice küçük ve nüfusu az olan bu hanlığın askeri gücü çok değildi. Diğer taraftan Derbend ahalisinin hakimiyette olan Mehemmed Hüseyin Han’dan pek hoşnut olmamaları ve Feteli Han’dan kurtuluş ummaları bu planın gerçekleşmesi için elverişli ortam hazırlıyordu. A. A. Bakıhanov, 1759 yılında Mehemmet Hüseyn Han’ın kardeşi Tahir Bey’in davranışlarına sinirlenen Derbendlilerin gizlice Feteli Han’ın yanına giderek ondan yardım istediklerini ve Feteli Han’ın ordusuyla gelerek kısa sürede Derbend’i tuttuğunu yazmaktadır. Hakimiyetten indirilen Mehemmed Hüseyn Han, Bakü’ye göçer.[23] Böylece Derbend, Hanlığın ikinci merkezine dönüşür.

Derbend’i tutmaya yardım ettiklerine göre Guba Hanlığı’nın Garadağlı, Azaglı, Naburlu, Çiçi, Babaşli ve Babali köyleri şamhala, Derbend dairesinin Malagalıl adlı bölgesiyle, Derbend vergilerininin toplanması yetkisi usmiya, pul mükafatı ise kadıya verildi.[24]

Feteli Han’ın çabaları sonucunda 1750’li yıllarda Guba Hanlığı, Salyan’ı ve Derbend’i de alarak bir hayli güçlendi. Bu hanlık Azerbaycan’da önemli rol oynamaya başladı.

Feteli Han Azerbaycan’ı deniz yolu ile Rusya ve İran’a bağlayan Bakü Hanlığı’nı yönetimi altına almak istiyordu. Bu hanlık ekonomik açıdan zengin (özellikle petrol ve tuz) idi. Bakü o zaman Hazar Denizi sahilinde en önemli ve elverişli liman şehri idi.

Feteli Han Bakü Hanlığı’nı savaş yoluyla değil, barış yoluyla kendi güdümü altına almayı başardı. Bu işte “nikah diplomasisinden” yararlandı. 1767 yılında Feteli Han, kız kardeşi Hatice Bike’yi daha Mirza Mehemmet Hanın Dönemi’nde Bakü’yü idare eden oğlu Melik Mehemmet Han’a verdi.[25] Karşılığında Bakü Hanı, Feteli Han’a bağlılığı kabul etti.[26] Devrinin akıllı kadınlarından biri olan Hatice Bike, kardeşinin tavsiyeleri ile Bakü Hanlığı’nın idari işlerine etki edip, hep Guba Hanlığı’nın çıkarları doğrultusunda çalışıyordu.

Bakı Hanlığı’nı kendisine bağımlı duruma getirdikten sonra Feteli Han, gözlerini Şamahı Hanlığı’na dikmişti. Şamahı Hanlığı hem ekonomik, hem de askeri-stratejik açıdan Feteli Han’ın dikkatini çekiyordu. Hanlık kuzeydoğudan Guba, doğudan Bakü, güneybatıdan Karabağ Hanlıkları ile, güneyde ise Kür Nehriyle sınırdı. Şamahı Hanlığı’nın merkezi olan Şamahı şehri bilindiği gibi İran Şahı Nadir Şah tarafından dağıtılmış halk yeni Şamahı olarak adlandırılan Ağsu’ya göçürülmüştü. Yüzyılın ikinci yarısında şehir yeniden inşa edilmiştir.[27]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ