GÖKTÜRK KİTABELERİNDE TÜRK DİNİ İNANCININ İZLERİ

GÖKTÜRK KİTABELERİNDE TÜRK DİNİ İNANCININ İZLERİ

Sekizinci asırda Batı Göktürkleri tarafından dikilen Göktürk Kitabeleri, Türklerin siyasi tarihine ışık tutan en önemli belgelerdendir. Kitabeler, eski dönemlere ait derli toplu bilgiler verdiği için araştırmacılar tarafından önemli bir bilgi kaynağı olarak görülür. Kitabeler sadece tarihsel anlamda değil sosyolojik, dini hayat hakkında da bazı bilgileri içerir. Hatta kitabelerin Tanrıcılık ya da Tengrizm denen eski tük inancının ana kaynağını oluşturduğu söylenebilir (Güngör, 2013: 64).

Toplumlar tarihin çeşitli dönemlerinde dinlerini değiştirebilir. Bu değişim kimi zaman dinin kendi içinde yaşadığı değişiklikler olarak karşımıza çıkarkenbazen de toplumlar diğer toplumların etkisi ya da zoruyla dinlerini değiştirebilir. Bu değişim süreçlerinde dini inanç ya da ritüellerin tamamının yenileriyle değiştirildiğini söylemek mümkün değildir. Böyle durumlarda toplumlar bir yandan yeni inanç sisteminin esaslarını yaşamaya başlarken bir yandan da eski inanç ve uygulamaları yeni inancın içinde yeni formlarla yaşatmaya devam eder.

Tarihsel süreçte Türkler, Gök Tanrı inancından Budizm, Maniheizm, Hıristiyanlık ve İslamiyet’e kadar pek çok din ve inanç sistemini kabul etmiştir. Bununla birlikte kabul edilen yeni dinin içinde eski gelenek ve uygulamalar, yeni formlar ile yaşamaya devam eder. Bu yazıda kitabelerin yazıldığı dönem olan sekizinci asırda Türklerin dini inancını hangi aşamada olduğunu tespit edilmeye çalışılacaktır.

1. Kitabelerin Yapı Olarak Önemi

Göktürk Kitabeleri, bilindiği üzere, taş sütunlar üzerine kazınmıştır. Taş, insan için kendi kırılgan ve geçici yapısını aşan bir gücün temsilidir. Bu yüzden de sadece Türkler için değil, neredeyse bütün medeniyetler için kutsallık barındıran bir maddedir. Sertliği, kalıcılığı her zaman insanların dikkatini çekmiştir (Eliade, 2003: 222; Sarıkçıoğlu, 2002: 16). Kitabelerin yazıldığı taşlar kaplumbağa şeklinde bir kaideye sahiptir. Ayrıca Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarının üst kısmında da kurttan süt emen bir çocuk tasviri bulunur (Alyılmaz, 2003: 14). Kaplumbağa uzun ömürlü olduğu için Türklerde kutsal kabul edilir. Çin ve Hint mitolojilerinde kaplumbağa, yeri taşıyan hayvanlardan birisidir. Buna benzer bir inancın Türlerde de olduğu kabul edilir. Kurttan süt emen çocuk tasviri ise Göktürklerin Bozkurt destanına gönderme yapar.1 Kitabelerin taş olmasını ve kaplumbağa şeklinde bir kaideye sahip olmasını sonsuzluğa uzanan bir zaman anlayışının izleri olarak değerlendirmek mümkündür.

2. Kitabelerde Tanrı’nın Konumu

Tengri, kitabelerdeki en önemli kelimelerden biridir. Gerard Clauson bu sözcüğün aslen fiziksel gökyüzü anlamında kullanıldığını ancak sonradan Tanrı anlamını da kazandığını belirtir (Clauson, 1972: 523b). Roux’a göre ise eski Türklerin nesnel gökyüzü ile bir Tanrı olarak gökyüzü arasında ayrım yapıp yapmadıkları belli değildir. Bu sebeple de kitabelerde geçen, gökyüzü ile yerin yaratıldığı bölümde sadece iki kozmik bölgenin mi yoksa aynı zamanda Tanrıların da mı kastedildiği bilinememektedir (Roux, 2011: 127; Ögel, 1998: 147). Her ne kadar gök ile Tanrı arasında bir ilişkinin varlığı inkar edilmese de Türklerin önce göğü kutsal bir nesne olarak kabul edip sonradan göğe Tanrısallık atfetmeleri ya da antropomorfik bir Tanrıyı ya da Tanrıları sonradan gökyüzüne çıkarmaları konusundaki bilgilerimiz konuyu netleştirecek düzeyde değildir (Bayat, 2007: 41). Eliade’ye göre ilkel insan için gök, kutsal olmadan önce de aşkındı, izleyende dini duygular uyandırıyordu. Bu aşkınlık karşısında insanlar zamanla göğün bizzat kendisini kutsal kabul etti (Eliade, 2003: 62). Buradan yola çıkarak Türklerin önceleri göğü kutsal kabul ettikleri, daha sonra ise gökteki bir Tanrıya inanmaya başladıkları söylenebilir.

Türk düşüncesinde Gök ile Tanrı arsındaki ilişki gibi Tanrı’nın kendisi de tartışmalı bir konudur. Türklerdeki Tanrı inancı üzerine çalışan araştırmacılardan bazıları Türklerde monoteist bir inancın olmadığını, çok tanrılı bir inancın olduğunu savunurken (Esin, 1978: 90) bazıları tek Tanrılı bir inancın varlığını savunur. Aynı şekilde Tanrı konusunda bazı araştırmacılar Türklerde Tanrı, soyut bir algılanış biçimidir derken bazıları da bunu somutlaşmış Tanrı olarak kabul eder (Bayat, 2007a: 221). Söylenenlerde de anlaşıldığı üzere kitabelerde yer alan Tanrının tam bir portresini çizmek pek mümkün görülmemektedir. Bununla birlikte onun bazı niteliklerinden bahsedilebilir. Bunlar; yaratıcılık, koruyuculuk, hakimlik ve cezalandırıcılıktır (Dallos, 2004: 67). Ancak bunlardan daha önemli bir husus vardır ki o da Tanrının milli bir Tanrı olduğudur. Kitabelerdeki adıyla Tengri, milli bir Tanrının tüm özelliklerine sahiptir. Metinler onun yabancı halkların değil Türklerin Tanrısı olduğunu belirtir. Tengri, her şeyden önce bir imparatorluk Tanrısıdır. O’nun tarafından gönderilen hükümdar, O’nun temsilcisi, O’nun benzeri veya O’nun gölgesidir (Roux, 2002: 115, 129). Tanrının milli bir Tanrı olduğu metinlerdeki bazı ifadelerde de açıkça bellidir. İleride de görüleceği gibi bazı durumlarda Tanrı dünyaya müdahale ederek Türklerin düşmanları karşısında galip gelmesini sağlar.

Abidelerin ortaya koyduğu dini anlayışın merkezinde, en etken varlık olarak Tengri görülür. Ancak konu insanlara yardım etme olduğunda yegane varlık, Tengri değildir. Bazı yerlerde zikredilen Yer-su ve Umay gibi varlıklar da insanlara yardım etme açısından Tengri’den sonra ortaya çıkan ikincil varlıklar olarak göze çarpar. Göktürk Kitabeleri, Umay hakkında bilgi veren en erken belgelerdir (Çoruhlu, 2011: 40). Bayat’a göre Türk mitolojisinin en eski katmanında doğumla ölümü bir arada tutabilecek ve ilklik, başlangıç olma gibi vasıflara cevap verecek nitelikte olan Yer Ana, zaman içinde çeşitli etkiler ile Yer-Su, Ötüken, Umay gibi kültlere dönüşür (Bayat, 2007b: 13). Yazıtlarda Umay, insanlara kut veren, iyilik yapan yardımcı bir ruh olarak görülür. Kitabelerde Umay şu şekillerde karşımıza çıkar:

Tengri Umay ıduk yirsub basa birti erinç.2 Bu cümle araştırmacılar tarafından şu şekillerde çevrilmiştir:

“Tanrı Umay İlahe, mukaddes yer, su üzerine çökü verdi her halde (Ergin, 2001: 77)”;

“Tanrı, Umay kutsal yer, sular (bizim için onlara) gaflet verdi (Orkun, 2011: 113)”;

“Galiba, Tanrı Umay, kutsal Yer ve Su (ruhları bize) yardımcı oluverdiler (Tekin, 1994:16,17).

Parçada geçen iki varlık ve bu varlıkların sıfatları göz önünde bulundurulduğunda Umay’ın yer-su’lara göre daha önemli olduğu söylenebilir. Çünkü Umay, Tanrı ile yer-su’lar ise ıduk ile sıfatlanmıştır. Dolayısıyla Umay için sadece kutsal bir varlıktır şeklinde bir yorum yapmak yeterli olmayacaktır. Göktürk devri için Umay’ın aşkın bir varlık görünümünde olduğu söylenebilir. Umay’ın eril veya dişil bir varlık olduğunu gösteren açık bir emare yoktur. Ancak Kül TiginYazıtı’nda kağanın “göğe benzer” olduğu gibi Hatun’un da Umay’a benzerliğinden söz edilmesinden hareketle onun dişiliği ve üretici kült olduğu söylenebilir (Taş, 2011: 59). Nitekim hemen her araştırmada Umay dişi bir varlık olarak değerlendirilir.

Umay ile ilgili diğer bölüm şu şekildedir:

Umay teg ögüm katun kutınga inim kül tigin er at buldı.3 Bu cümlenin çevirisi şu şekildedir:

“Umay gibi annem hatunun devletinin küçük kardeşim er adını aldı”(Ergin, 2001: 21);

“Umay misali annem Hatun’un kutu sayesinde, kardeşim Kül Tigin erkeklik adını elde etti” (Tekin, 2010: 33);

“Umay’a benzeyen annem hatunun taliine küçük kardeşim Kül Tegin er adını aldı” (Orkun, 2011: 44).

Burada Umay bir benzetme aracı olarak kullanılır. Anne Hatun, kut vermesi ya da yardım etmesi açısından Umay’a benzetilmektedir. Bu da Umay’ın en önemli niteliğinin kut vermek olduğunu göstermektedir.

Umay gibi Yer-Su’lar da kitabelerde mitolojik dönemden kalma izler olarak görülür. Türk mitolojisinde Yer-Su, gök ve yerin bizzat kendisidir. Bu sebepleYer-Su kültü ya da inancı duygusal değil, gerçek bir kozmik anlayıştır. Yer-Sular, ataların himayesindedir ve korunan kutsal mekan özelliği taşır (Bayat, 2007b: 40, 41). Yer-Su, Türk uygarlığında mitolojik vatan anlamını taşır. Bu iki kavram birleşerek vatanı da içine alan mitolojik bir inancı oluşturmuştur (Seyidov, 1996: 265). Eski Türkler için bir yerin vatan olabilmesi için yer ve sularına birlikte sahip olmak gerekiyordu (Erdemir, 2011: 823). Kitabelerdeki ıduk Yir-Sub, Mitolojik Ana’nın sonraki telakkisi olup somutlaşmıştır ve Türklerin yaşamış oldukları yerler anlamına gelir. Kitebelerde Yer-Su’lar “Eçümüz apamız tutmış yirsub idisiz bolmazun tiyin Az budunug itip yaratıp”4 (Ecdadımızın tutmuş olduğu yer, su sahipsiz olmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip [Ergin, 2001: 15]) örneğinde fiziksel yerin kendisi olarak görülür. Burada Yer-Su’lar, bizzat kendileri olarak değil atalar vasıtasıyla bir önem kazanır. Vurgu Yer-Su’lara değil atalaradır. Yani o topraklar kendilerine atalarından kaldığı için boş bırakılmamalıdır. Burada fiziksel yerin kendisi olarak bahsedilen Yer- Su’lardan kitabelerin başka bir yerinde ise kutsal varlıklar olarak bahsedilir. Yer-Su’ların kutsal varlıklar olarak anıldığı yerlere şu bölüm örnek olarak gösterilebilir:

Üze Tengri ıduk yirsub [eçimka]gan kut taplamadı erinç. Tokuz Oguz budun yirinsubınıdıpTabgaçgaru bardı.5

“Üstte Tann, mukaddes yer, su amcam kağanın devleti kabul etmedi olacak. Dokuz Oğuz kavmi yerini, suyunu terk edip Çin’e doğru gitti (Ergin, 2001: 49);

“(Bu hareketi) yukarıdaki Tanrı, (aşağıdaki) kutsal Yer (ve) Su (Ruhları ile) amcam hakanın ruhu tasvip etmedi hiç şüphesiz. Dokuz Oğuz halkı yerini yurdunu terk edip Çin’e doğru gitti(Tekin, 2010: 63)”;

“Yukarıdaki Tanrı ve mukaddes yer, sular [amcam] hakanın taliine yar olmadılar. Dokuz Oğuz kavmi yerlerini, sularınıbırakıp Çin’e doğru gittiler” (Orkun, 2011: 65, 66).

Bu bölümlerde Yer-Su’lar fiziksel yer olarak değil o yerlerin koruyucuları olarak geçer. “Eçümüz apamız tutmış yirsub idisiz bolmazun tiyin Az budunug itip yaratıp” cümlesinde Yer- Su’lar atalar vasıtasıyla önem kazanan mekanlardı. Burada ise tazim gösterilmesi gereken kutsal varlıklardır. Yani önemleri bizzat kendilerinden kaynaklanır. Burada Yer-Su’lar sadece dünyadaki belirli mekanların koruyucu güçleri olarak geçmez. Aynı zamanda insanların hayatları üzerinde iradeye de sahiptirler. Yukarıdaki Tanrı ve yeryüzündeki Yer-Su’ların hoşnut olmadığı bir durumdan ötürü Dokuz Oğuz beyleri yurtlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Yani insanlar sadece Tengri’ye karşı değil Yer-Su’lara karşı da sorumludur.

Yukarıdaki parçalarda da görüldüğü üzere kitabelerde birbirinden farklı üç varlık (Tengri, Umay, Yer-Su) göze çarpar. Kitabelerde geçen bu ve buna benzer kavramlardan hareketle bu dönem Türk inanç yapısında bazı belirsizliklerin olduğu söylenebilir. Tek Tanrılı inançların en önemli özelliği her şeyin tek bir Tanrı tarafından gerçekleştirilmesidir. Burada ise Umay ve Yer-Su gibi ilahi varlıklardan söz edilir. Kitabelerin herhangi bir yerinde Umay ve Yer-Su’ların Gök- Tengri tarafından yaratıldığına dair bir işaret yoktur. Bununla birlikte mevcut metinlerden hareketle Türklerde bir panteon inancının da olduğunu söylemek mümkün değildir.

Kitabelerdeki en tartışmalı konulardan biri de zaman Tanrısı meselesidir. Kitabelerde bu konuyla ilgili metin şu şekilde geçer:

Öd tengri yaşar. Kişi oglı kop ölgeli törümiş.6

“Zamanı Tann yaşar insanoğlu hep ölmek için türemiş (Ergin, 2001: 27)”;

“Zamanı Tann takdir eder; kişioğlu hep ölmek için türemiş (Orkun, 2011: 52)”;

“Zaman Tanrısı buyurunca insanoğlu hep ölümlü yaratılmış (Tekin, 2010: 39)”.

Bu metindeki Öd Tengri kavramından yola çıkan bazı araştırmacılar Türklerde bir zaman Tanrısının olduğunu kanıtlamaya çalışırken bazıları ise bu durumu kesinlikle reddeder ve cümlenin yanlış okunduğunu iddia eder. Örneğin Emel Esin “Türk mitolojisinde Evren, hem göksel mekanın hem de zamanın simgesi olmaktaydı. Bu kozmolojinin gereği olarak gök Tanrısının zaman ilahı (öd tengri) kavramını da içerdiği sonucu çıkmaktadır” (Esin, 2001: 43) diyerek bir Zaman Tanrısı’nın varlığını kabul eder. Aynı şekilde Roux da “Büyük Tanrının muhtemelen özel tezahür biçimleri olan birçok tali Tanrının varlığı bilinmektedir. Bunlar özellikle zaman Tanrısı (Öd Tengri) ve Yol Tanrısı (Yol Tengri)’dır” (Roux, 2011: 127) diyerek bu konudaki fikrini belirtir. Gökhan Yılmaz ise Türk düşüncesindeki zaman mefhumunu detaylı olarak incelediği “Erken Dönem Türk Düşüncesinde Zaman Kavrayışı” adlı makalesinde Türklerde Zaman Tanrısının olmadığını savunur. Bize göre de Türkler için bir zaman Tanrısının olma ihtimali çok zayıftır. Hem kitabelerin genelinde hem de sonraki dönemlerde zaman Tanrısına işaret edebilecek bir inanç ya da uygulama yoktur. Aksi takdirde böyle bir inancın izlerinin sonraki dönemlerde de bir şekilde izlenebilmesi gerekirdi.

3. Tanrının Dünyaya Müdahaleleri

Kitabelerin birçok yerinde Tanrı’nın dünyaya müdahale ettiği görülür. Bu açıdan bakıldığında kitabelerdeki inanç sisteminde Deus Otiosus yani yarattığı Dünya’dan elini çekmiş, olanlara karışmayan bir Tanrının varlığından bahsetmek pek mümkün görülmez. Çünkü eski Türkler, Tanrı’nın iradesinin her şeyin üstünde olduğuna inanırdı. Göktürklerde Tanrı, her şeye egemendir. O, Türk ulusunu hem korur hem de yoldan, yani kağanın buyruğundan çıktığı zaman cezalandırır. Aynı zamanda, verdiği cezayı da bağışlar. (Yıldırım, 1998: 103). Bu da göstermektedir ki dönemin inanç sisteminde dünya Tanrı’nın müdahalesine açıktır.

Kitabelerde Tanrı bazen Türklerin zor durumda kaldığı zamanlarda müdahalede bulunur. Bazen de Kağan olma sürecinde bizzat aktif rol oynar. Tanrının dünyaya müdahale ettiği bölümlerden bazıları şunlardır:

Üze tengri asra yir yarlıkaduk üç[ün.. ,]7

“Üstte Tanrı, altta yer bahşettiği için” (Ergin, 2001: 61);

“Yukarıda gök aşağıda da yer lutfettiği için” (Tekin, 2010: 47).

Roux’a göre Tengri yarlıkaduk içün ve tengri yarlıkazu ifadeleri hatalı olarak, “gök ona destek olduğunda” veya “göğün lütfu olarak” şeklinde çevrilmiştir. Roux bu ifadeleri “çünkü ilahi bir buyruk vardı” şeklinde çevirmeyi tercih eder. Ona göre -dük içün biçimlerinde basitçe nedeni belirtmek söz konusu değildir; tam tersine, fiil veya nesneyi etkileyen bir müdahaleye işaret edilmesi söz konusudur (Roux, 2002: 122). Türklerde hükümdarlık gök ile ilişkili olarak kişiye verilir ve hükümdar her zaman bunun farkındadır. Dolayısıyla yapılan savaşlar, kazanılan zaferlerde ya da mağlubiyetlerde hep bu göksel iradenin bir müdahalesi bulunur. Kitabelerin başka yerlerinde de “Tengri yarlıkaduk içün” ya da “Tengri küç birtük içün” gibi ifadeler mevcuttur. Roux’un bakış açısıyla bunları yorumladığımızda Kağanların başarısının arkasında Tanrı’nın yardımı görülebilir. O, Türklerin adı sanı yok olmasın diye onlara hükümdar gönderir, bu hükümdarların da düşmanlar karşısında zafer kazanmasını sağlar. Dolayısıyla Türklerin, düşmanlarına karşı kazandığı zaferler hep Tanrı’nın yardımı ile olur.

Tanrının müdahalede bulunduğu yerlerin en önemlilerinden biri hükümdarın seçilmesidir. Kitabelerde hükümdarın seçilmesi şu şekillerde anlatılır:

Tengri teg tengride bolmış Türk Bilge Kagan bu ödge olurtum.8 Bu cümlenin çevirileri şu şekildedir:

“Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağan’ı bu zamanda oturdum” (Ergin, 2001: 3);

“(Ben) Tanrı gibi (ve) Tanrıdan olmuş Türk Bilge Hakan, bu devirde (tahta) oturdum” (Tekin, 2010: 21);

Göğe benzer gökte (mevcut) olmuş Türk Bilge hakan bu zamanda [iktidar mevkiine] oturdum. (Orkun, 2011: 22).

Türklerin, tarih boyunca kendilerini göğe bağlamaya çalıştığını söylemek mümkündür. Türkler, ecdatlarının, silahlarının, atlarının, koruyucularının gökten indiğine inanırlardı (Bayat, 2007a: 173). Kitabelerde hükümdarın seçilmesi Tanrının bizzat müdahalesiyle gerçekleşir. Bu, hükümdar olan kişinin gücünü meşrulaştırma yollarından biridir. Yani hükümdar Tanrısal bir müdahaleye maruz kalmış, kutsal bir güçle donatılmıştır. Bu durumda gücünü gökten alan hükümdarın emirleri de Tanrı emri gibi anlaşılmalıdır. Bir anlamda gökte tek bir Tanrı’nın olması gibi yeryüzünde tek bir hükümdar olmalıdır (Roux, 2002: 59). Göktürk çağında kağanlık ile insanın ve kainatın yaratılışı arasında açık bir bağ olduğu inancı etkinliğini korur (Yıldırım, 1998: 119). Göktürkler, kağanlarını göksel hükümdarlar olarak nitelendiriyorlardı (Esin, 2001: 21). Onlara göre Tanrısal irade olmadan hükümdarlar var olamazdı. Gerçekte hükümdarlar “O’na benzer”, “O’ndan gelmekte” ve “O’nun tarafından atanmaktaydı (Roux, 2002: 116). Gökhan Yılmaz bir makalesinde meşruiyetin gökten gelmesi ile ilgili olarak şunları söyler:

Eski Türk devletlerinin yapılanmasında, maddî şartlar kadar, geçmişten taşınan devlet geleneğinin ve din ile mitolojinin de etkin birer rol oynadıkları bilinmektedir. Bir siyasî iktidarı kurmuş olmak değil, ancak meşruiyetini gerekçelendirebilmek varlığının güvencesi olabilir. Söz konusu dönem için bunu yapmanın iki yolu vardır: Bu gerekçe, yaratılışa ve türeyişe ilişkin var olan köken efsanelerinden devşirilir veya bu amaçla köken efsaneleri ihdas edilir. (Y ılmaz, 2006).

Yukarıdaki parçada da görüldüğü üzere Türk tanrısı devletin meşruiyet kazanmasında sosyolojik açıdan etkin bir role sahiptir.

Hükümdar ile Tanrı arasındaki ilişkiyi gösteren diğer parça da şöyledir:

Tengri Teg Tengri yaratmış Türk Bilge Kagan.9

“Tanrı gibi Tann yaratmış Türk Bilge Kağanı (Ergin, 2001: 55)”;

“Tanrı gibi, Tanrıca (tahta oturmuş)Türk Bilge Hakan (Tekin, 2010: 69);

“Göğe benzer gök tarafından yaratılmış Türk Bilge [Hakan[” (Orkun, 2011:70).

Bu ifadelerde Kağan’ın seçilmesine dair doğrudan bir ibare yoktur; ancak hükümdarın yaratılışının doğaüstü olması kağanlığı meşrulaştırmaya yönelik bir cümledir. Kitabelerde geçen bu ifadeler üzerine oldukça fazla yorum yapılmıştır (Bkz. Şen, 2009). Bu yorumlar genel olarak Bilge Kağanın durumu ile ilgilidir. Bazı araştırmacılar Bilge Kağanı göksel bir varlık olarak görürken bazıları bunu reddetmektedir. Ceval Kaya ise bu ibareyi daha farklı bir şekilde yorumlar. Kaya’ya göre metnin tercümesi “Tanrı gibi nizam yaratmış Türk Bilge Kağan” şekline olmalıdır (Kaya, 2012). Bu yoruma göre bilge Kağan’ın bir kutsallığı yoktur. O, Türk düşüncesinde var olan dünyaya nizam fikrinin kişileşmiş halidir.

Kitabelerin bir başka yerinde hükümdarın seçimiyle ilgili şu ifadeler geçer:

Üze Türk Tengrisi Türk ıduk yiri subı ança itmiş. Türk budun yok bolmazun tiyin kangım İltiriş Kaganı göğüm ilbilge Katunug tengri töpüsünde tutup yügerü kötürmüş erinç.10 Metnin çevirisi şöyledir:

“Yukarıda Türk Tanrısı, Türk mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiş. Türk milleti yok olmasın diye babam İltiriş Kağanı, annem İlbilge Hatunu göğün tepesine tutup yukarı kaldırmış olacak” (Ergin, 2001: 13);

“Yukarıda Türk Tanrısı (ve) Türk kutsal yer ve su (ruhları) şöyle yapmışlar: Türk halkı yok olmasın diye, halk olsun diye babam İlteriş Hakanı (ve) annem İlbilge Hatunu göğün tepesinden tutup (daha) yükseğe kaldırmışlar muhakkak ki” (Tekin, 2010: 27);

“[Fakat] yukarıda Türk Tanrısı, Türkün mukaddes yeri suyu böyle tanzim etmiş[mukadder eylemiş]: Türk kavmi yok olmasın diye, millet olsun diye babam Elteris hakanı, annem Elbilge hatunu Tanrı tepesinde tutup yukarı götürmüş” (Orkun, 2011: 34).

Yukarıdaki ifadelerde Tanrı’nın ve diğer kutsal varlıkların Türk halkının yok olmasını engelledikleri görülür. Burada geçen “tengri töpüsünde” ifadeleri genel olarak Ergin ve Tekin’in yorumladığı şekliyle alınmıştır. Buna göre İlteriş Kağan ve İlbilge Hatun göğün tepesine çıkarılmıştır. Aynı metinler Dursun Yıldırım tarafından ise farklı bir şekilde yorumlanır. Yıldırım’a göre bu ibare Tanrı, onları tepesinden tutup yukarı çıkarmış ve kağan olarak geri indirmiş şeklinde çevrilmelidir. Zira buradaki ilişki Tanrı ve kağan arasında bir ilişkidir (Yıldırım, 1998: 105). Çünkü Köktürk çağında kağan adayı, ancak Tanrı iradesiyle kağan olabilir ve bu da onunla ilişki kurmak için yapılan Yagış/kurban kesme töreni ile gerçekleşebilirdi (Yıldırım, 1998: 117). Burada da Tanrı, kağan olma sürecinin içinde aktif bir şekilde bulunur. O, İlteriş Kağanı ve İlbilge hatunu tepelerinden tutup yukarı çıkarır. İlteriş Kağan yere tekrar indiğinde artık normal bir insan değildir. Göğün de yardımıyla kağan olmuştur.

Sonuç

Dünyadaki inanç sistemlerinin tarihsel seyrine bakıldığında ilkel-mitolojik inançlardan sistemleşmiş dinlere doğru bir yol izlediği görülür. Türklerin de inanç tarihi bu yolda bir gelişme gösterir. Bununla birlikte bu tarihsel seyir içinde geçiş dönemleri diyebileceğimiz dönemler mevcuttur. Bu geçiş dönemlerinde inanç bir yandan eski dönemlerin izlerini taşırken bir yandan da yeni inanca entegre olur. Bu entegre oluş sırasında meydana getirilen eserlerde eski ve yeni dönemin izleri görülür.

Göktürk kitabeleri yukarıda da belirttiğimiz gibi bir geçiş dönemi eseri niteliği taşımaktadır. Kitabelerde bir yandan Türk mitolojisinin izleri görülürken bir yandan da sistemleşmiş bir inanca geçişin ilk izleri görülür. Umay, Yer-Su gibi ifadeler mitolojik dönemin izleridir. Gökte var olduğuna inanılan bir tek Tanrı ise sistemleşmiş inanca ait ifadelerdir.


Serkan DERİN

Arş. Gör. Ardahan Üniverstesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı,

El-mek: serkanderin261@hotmail.com

Kaynak:

Turkish Studies, International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 9/9 Summer 2014


KAYNAKÇA
♦  ALYILMAZ, C. (2003). Bugut Yazıtı ve Anıt Mezar Külliyesi Üzerine. Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Derigisi 13, 11-22.
♦  BAYAT, F. (2007). Türk Mitolojik Sistemi 1-2. İstanbul: Ötüken Yayınları.
♦  CLAUSON, G. (1972). An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish. Oxford: ClarendonPress.
♦  ÇORUHLU, Y. (2011). Türk Mitolojisinin Ana Hatları. İstanbul: Kabalcı Yayınları.
♦  DALLOS, E. (2004). Shamanism or Monotheism? Religious Elements in the Orkon Inscriptions. Shaman, 12, 63-84.
♦  ELİADE, (2003). Dinler Tarihine Giriş. Çev. Lale Arslan. İstanbul: Kabalcı Yayınları.
♦  ERDEMİR, Hatice PALAZ (2011). “Eski Türklerde vu Ve Su Ulaşımı/Water and Water Transportation in Ancient Turks” TURKISH STUDIES -International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic-, ISSN: 1308-2140, Volume 6/2 Spring 2011,turkishstudies.net, DOI Number : 10.7827/TurkishStudies.2271, p. 819­836.
♦  ERGİN, (2001). Orhun Abideleri. İstanbul: Boğaziçi Yayınları.
♦  ESİN, E. (1978). İslamiyetten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslama Giriş. İstanbul: Edebiyat Fakültesi Matbaası.
♦  ESİN, E. (2001). Türk Kozmolojisine Giriş. İstanbul: Kabalcı Yayınları.
♦  GÜNGÖR, H. (2013). “Türk Dünyasında Dini ve Politik Bir Fenomen Olarak Tanrıcılık=Tengriyanstvo/Turkish World Religious and Political Phenomenon Tengrısm=Tengriyanstvo” TURKISH STUDIES – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic-, ISSN: 1308-2140 Volume 8/9, Summer 2013, turkishstudies.net, DOI Number: 10.7827/TurkishStudies.5402, p. 63­70,
♦  İNAN, (2006).Tarihte ve Bugün Şamanizm. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
♦  KAYA, C. (2012) Köktürkçe “tenri teg tenri yaratmış” İbaresi Üzerine. Uluslararası Türk Dili Kurultayı, 24-28 Eylül. Ankara. Türk Dil Kurumu.
♦  ORKUN, H. N. (2011). Eski Türk Yazıtları. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
♦  ÖGEL, B. (1998). Türk Mitolojisi 1-2. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
♦  ÖNER, M. (2004). “Yarlık Sözü Hakkında” TİKA 1. Uluslararası Türkoloji Sempozyumu. Ukrayna.
♦  ROUX, P. (2011). Eski Türk Mitolojisi. Çev. Musa Yaşar Sağlam. Ankara: Bilgesu Yayınları.
♦  ROUX, P. (2002). Türklerin ve Moğolların Eski Dini. Çev. Aykut Kazancıgil. İstanbul: Kabalcı Yayınları.
♦  SARIKÇIOĞLU, E. (2002). Din Fenomenolojisi. Isparta: Süleyman Demirel Üniversitesi Yayınları.
♦  SEYİDOV, M.A. (1996). “Eski Türk Kitabelerindeki Yer-Sub Meselesi” Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi C. 18. S. 29. ss. 259-265.
♦  ŞEN, S. (2009) Orhon Yazıtlarına Geçen Tengri Teg Tengride Bolmuş Türük bilge Kagan ve Tengri Teg Tenrgi yaratmış türük Bilge Kagan İfadelerinin Yeni Bir Yorumu. 1. Uluslararası Uzak Asya’dan Ön Asya’ya Eski Türkçe Bilgi Şöleni. Afyonkarahisar. 251­259.
♦  TEKİN, T. (1994). Tunyukuk Yazıtı. İstanbul: Simurg Yayınları.
♦  TEKİN, T. (2010). Orhon Yazıtları. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları,
♦  TAŞ, İ. (2011). Türk Düşüncesinde Kozmogoni-Kozmoloji. Konya: Kömen Yayınları,
♦  YILDIRIM, D. (1998). Türk Bitiği. Ankara: Akçağ Yayınları.
♦  YILMAZ, G. (1995). Erken Dönem Türk Düşüncesinde Zaman Kavrayışı. Kutadgu Bilig. 7.
♦  YILMAZ, G. (2006). Siyasî İktidarın Meşrûiyet Gerekçelerinden Biri Olarak Köken Miti Ve Efsânevî Soylar. Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları. 10, 79-105.
♦  YILMAZ, G. (2010). Türk Devlet Felsefesinin Kökenleri: Erken Dönem Türk Düşüncesinde ‘Devlet’ Kavrayışı. Turan. 10, 79-137.
Dipnotlar:
1⇒Türklerdeki “Kurt” inancı ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Ögel, Bahaeddin (1998), Kurt ve Türkler, Türk Mitolojisi, C.2 (111-126). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
2 ⇒Tonyukuk Yazıtı İkinci Taş Batı Yüzü 3.
3 ⇒ Kül Tigin Yazıtı Doğu Yüzü 31.
2 ⇒ Kül Tigin Yazıtı Doğu Yüzü 19 ve Bilge Kağan Yazıtı Doğu Yüzü 16.
3 ⇒ Bilge Kağan Yazıtı Doğu Yüzü 35.
4 ⇒ Kül Tigin Yazıtı Kuzey Yüzü 10.
4 ⇒ Kül Tigin Yazıtı Doğu Yüzü 19 ve Bilge Kağan Yazıtı Doğu Yüzü 16.
5 ⇒ Bilge Kağan Yazıtı Doğu Yüzü 35.
6 ⇒ Kül Tigin Yazıtı Kuzey Yüzü 10.
7 ⇒ Bilge Kağan Yazıtı Kuzey Yüzü 10.
8 ⇒ Kül Tigin Yazıtı Güney Yüzü 1 ve Bilge Kağan Yazıtı Kuzey Yüzü 1.
9 ⇒ Bilge Kağan Yazıtı Güney Yüzü 13 ve Bilge Kağan Yazıtı Doğu Yüzü 1.
10 ⇒ Kül Tigin Yazıtı Doğu Yüzü 11.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ